Erdoğan Aydın: İslamiyet ve Bilim

13 Yorum
İslamiyet ve BilimErdoğan Aydın'ın 4 ciltlik eseri olan İslamiyet Gerçeği'nin ikinci kitabıdır. '92 yılında Turan Dursun Araştırma ve İnceleme Ödülü alan bu eser, İslamiyet'e dışarıdan bakarak onu ele alıp irdelemeye çalışmış ve özellikle eksik ve hatalı taraflarını ortaya koymayı hedeflemiştir. 4 cildin tamamını adı şöyledir:
  • Kur'an ve Din: İslamiyet Gerçeği -1
  • İslamiyet ve Bilim: İslamiyet Gerçeği -2
  • İslamiyette Ahlak ve Kadın: İslamiyet Gerçeği -3
  • İslamiyetin Ekonomi Politiği: İslamiyet Gerçeği -4
İslamiyet ve Bilim adlı bu ikinci kitap, İslamiyet ile bilim arasındaki ilişkinin boyutunu ve derinliğini irdeleyerek başlar.* Özellikle 'bilimsel yaklaşım' ve 'felsefi yordam' üzerine yoğunlaşarak, teologların da görüşlerine yer verdiği bu girizgah kısmında, İslamiyet'in egemenliğinde olunan yer ve zamanda bilime karşı nasıl bir tavır takınıldığı incelenmektedir.

Kitabın daha sonraki bölümlerinde ise madde madde Kur'an'ın bilimsel olduğu iddia edilen kısımları ele alınmakta, bunların nasıl ve neden yanlış olduğu irdelenmektedir. Bunun yanı sıra, Kur'an'ın evrene dair algısı da incelenmektedir: Evrene, yeryüzüne, gökyüzüne dair görülerinin, ilkel dönemdeki görü ve algılardan farklı olmadığı belirtilmektedir. Bununla birlikte, günlük doğa olaylarının ve canlı yaşamının Kur'an içinde nasıl algılandığı incelenmekte ve eksik tarafları gösterilmektedir.

Bir fikir vermesi açısından İçindekiler bölümünü buraya eklemekte fayda görüyorum:
  1. İslamiyet Bilimden Yana mıdır?
  2. Bilim ile Din Arasındaki İlişki
  3. İslamiyet'in Egemenliğinde Bilim ve Felsefenin Yükselişi ve Çöküşü
  4. Felsefi Düzeyde Bilim ile Dinin İlişkisi
  5. Kur'an'a Göre Evrenin ''Yaratılışı"
  6. Kur'an'da Gök Algısı ve Gerçek
  7. Evrenin Genişlemesi ve ''Yaratılış" Rivayeti
  8. Yer ve Göğün Başlangıçtaki İlişkisi
  9. Kur'an'ın Yer Merkezli Evren Anlayışı ve Gündüz Gece Algısı
  10. Kur'an'a Göre Dağlar ve Sabit Dünya Algısı
  11. Kur'an'a Göre Güneş, Ay, Gezegenler, Meteorlar ve Gölge
  12. Rüzgar ve Yağmura İlişkin Kur'an'ın Yaklaşımı
  13. Denizler ve Gemilere İlişkin Kur'an'ın Yaklaşımı
  14. Bitkilerin Üremesi Sorununda Kur'an'ın Yaklaşımı
  15. Kur'an ve Hayvanlar Dünyası
  16. Kur'an'da Kalp, Ruh ve Bilimsel Gerçekler
  17. Kur'an'da İnsanın Yaratılışı ve Bilimin Mantığı
  18. Kur'an'da Doğum Olayı ve Gerçek Durum
  19. Hastalıklar Sorunu ve Kur'an'ın Mantığı
  20. Sonuç: Kur'an Bilimle Mantıksal Bir Karşıtlık Oluşturmaktadır
Kur'an'da çeşitli şifre veya zorlama yorumlarla bilimsel mucize aramak yerine, Kur'an'ın içinde apaçık duran bilimsel yaklaşım ve bilimsel değerlendirme yanlışlığını ve bunun doğal sonucu olan, özellikle Orta Doğu'da hüküm süren İslamiyet'in -aslında Kur'an'a sadık kalarak- nasıl ilerlemeye ket vurduğunu görebilmek gerekmektedir. Bu anlamda, İslamiyet ve Bilim önemli bir kaynaktır. Özellikle Kur'an'daki ahlaki argümanları tartışmaya açmak yerine, Kur'an'ın jeolojik, kozmolojik, biyolojik olarak nasıl hatalı emir ve söylemler içerdiğini belirtmesi çok önemlidir.

Tarafsızlığını koruyarak (ya da sağlayarak) kitabı okuyan kimsenin, İslamiyet hakkında yeni ve kayda değer bir bakış açısı yakalayacağından pek kuşku duymuyorum.

Son olarak kitabın arka kapağını alıntılamak istiyorum:

İslam tarihinde dinin bilimle çatışma örnekleri, Hıristiyan tarihi ile kıyaslanmayacak kadar sınırlıdır. Bu durum diğer dinlerden ayrımla İslamiyetin bilimle uyuştuğu iddiasına gerekçe yapılmaktadır. Bununla da yetinilmemekte, Kur'an'ın ifadeleri ile bilimsel bulguların örtüştüğüne ilişkin yaygın iddialar üretilmektedir.

Peki ama İslamiyetin, bilimin felsefesi ve bulgularıyla örtüştüğü iddiası doğru mudur gerçekten?

İslamiyet Gerçeği'nin bu ikinci cildi, söz konusu iddiaların, hem felsefi ve tarihsel düzlemde tamamen yanlış olduğunu, hem de bilimsel bulgularla Kur'an'ın yargıları arasında tam bir karşıtlık olduğunu tek tek örnekleriyle göstermektedir.

* Elimde bulunan İslamiyet ve Bilim adlı kitap Tüm Zamanlar Yayıncılık tarafından yayımlanmıştı. Daha sonra Kırmızı Yayınları tarafından yeniden derlendi bu eser ve yeniden basıldı. Buraya eklenen kitap da Kırmızı Yayınları tarafından derlenmiş baskısıdır. İki kitap arasında içerik yönünden çok büyük bir fark yok; yalnız, Tüm Zamanlar Yayınclık'ın yayımladığı kitap biraz daha geniş içerik yönünden. İlk göze çarpan ise, ahiret inancının bilimselliği adlı bölümün Kırmızı Yayınları'nda bulunmuyor oluşu. İfade ve üslup yönünde ise çoğunluğu aynı olsa da kimi durumda ifadeler biraz sertleşmiş, kimi durumda yumuşamış. Toparlayacak olursam, zaten Erdoğan Aydın'ın da kendi düzenlemesi ile basılan bu son düzenlemeyi içiniz rahat bir şekilde okuyabilirsiniz.

13 yorum:

  1. Kitaptan bir alıntı :
    "İnsanın doğa üstünde kurduğu egemenlik, bilimin gelişmesiyle
    paralel bir süreçte, yani doğanın yasalarının bir bir
    keşfedilmesiyle gerçekleşmişken -ve bu süreç insan olarak
    hayvandan üstünlüğümüzün biricik belirleyici sonucuyken-,
    dinin dogmaları bu insansal yeriyi bize sunmaktan uzaktır.
    Onun, doğanın yasalarını kavramaya, daha ötesi kendisinin
    yarattığı iddiasına rağmen bu yasaları bildiğine ilişkin en küçük
    bir ipucu olmadığı gibi, insanlara kitaplarında böylesi bilgiler
    vermerniştir. Onun bilim diye bir derdi de olmamıştır;
    çünkü din kitapları insanı, doğaya hükmetsin, onu üretsin diye
    değil, sadece "öbür dünya"ya hazırlanırken belirlenmiş kurallar
    çerçevesinde iyi bir "kul" olarak yaşasın diye yaratılmış
    bir canlı olarak görürler. Oysa bilim, tamamen bu dünyaya özgü,
    yaşam üzerinde egemenlik kurmanın yöntemidir. Bu işlevsel
    zıtlık nedeniyledir ki bilim ile din daha en temelde karşıtlık
    içindedirler."
    Sayın Erdoğan Aydın'ın daha ilk baştaki önermesi/fikri yanlış. "Kuranın ve diğer kutsal kitapların, doğa olaylarını ayrıntılarıyla açıklayan, bilimsel bir kitap olması gerektiği fikri/önermesi" ile yola çıktığı için, amacından çok uzaklara düşmüş. Kutsal kitaplar, "suyun kaynama derecesini bize söyleyemiyor" demek çok komik.
    Kutsal kitapların neden böyle bir amacı olsun ki.
    Hadi diyelim tanrı bütün doğa olaylarının arka planlarını bilimsel olarak (yani gözleyebileceğimiz şekilde) bize bildirdi.
    O halde yaşamanın ne heyacanı kalır ki.
    Bırakın biraz korkalım, sonra keşfedelim, sonra önlem alalım, araştıralım, hayattan tad alalım.
    Dini yanlış değerlendiriyorlar.
    Dinin amacı bilimsel keşif değil.
    İnsanı şu dünyada huzurlu ve mutlu kılmak.
    Nereden geldiğini ve nereye gittiğini bilirsen, rahat ve mutlu olursun.
    Sonra istediğini keşfet, araştır, tanrı elini mi tutuyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katılmasam da, bence kendi içinde saygı duyulması gereken bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum. Ben sadece söylediklerinin içinden tek bir cümleyi cımbızla çekip, ayrı bir tartışma konusu çıkarmak istiyorum.

      Dinler insanları bu dünyada huzurlu ve mutlu kılabilmiş midir kendi tarihleri boyunca?

      Sil
    2. Sayın Bilal,

      Kitabın tamamını okumadığınızı varsayıyorum. Çünkü kitabın ilerleyen bölümlerinde, Kur'an'ın sadece bilimsel suskunluğu değil; ileri sürdüğü bilimsel iddiaların geçersizliği ve yanlışlığı üzerinde duruluyor.

      Peki Kur'an'ın bilimsel iddiasından ne anlamalıyız? Gördüğüm üzere, kitaptan alıntıladığınız kısmı da doğru anlamamışsınız. Erdoğan Aydın, dinin bilimsel verileri teker teker sunması gerektiği fikrini savunmamış, ama dinin, evrene, canlılığa ve bunların işleyişine ilişkin ileri sürdüğü bir fikir varsa, bunun mutlak surette doğru olması gerektiğini söylemiştir. Bu bağlamda, Kur'an'da hazır halde bilimsel verileri bulmayı zaten ummamalıyız, ama evrene dair bir şey söylemişse, bunun, günümüz bilimsel verileriyle karşılaştırmalı ve doğruluğunu veya yanlışlığını saptayabilmeliyiz.

      Bana göre, İslamiyet'in hak din olmadığının, yani batıl olduğunun en büyük kanıtlarından biri, Kur'an'ın içinde geçen iddiaların, bugünkü bilimsel perspektifte bir karşılığının olmamasıdır. Kitap için yukarıdaki tanıtım yazısını yazarken, kitaptan çeşitli örnekler vermek istedim, ama bunun, kitaba haksızlık etmek olacağını, çünkü kitabın kendi içinde Kur'an'ın bilimsel eksikliğini ve hatalarını çok güzel ve sistemli bir şekilde ifade ettiğini düşündüm.

      Bu sebeple, sizi biraz daha tarafsız olmaya davet ediyorum. Bunu söylerken, önceki yazdıklarınızı da baz alıyorum, zira İslamiyet'i irdelemekten ziyade savunma amacı güttüğünüz ortada, ve böyle bir durum içerisinde sağlıklı bir sorgulama yürütülemez.

      Tabii ki amacınız bir sorgulama sürecine girmek değil de, bizleri 'aydınlatmak' ise bir şey diyemem.

      Öte yandan, Sayın Tatmaca'nın sorduğu soruda gayet kayda değerdir.

      Sil
    3. Sayın Tatmaca;

      "Dinler insanları bu dünyada huzurlu ve mutlu kılabilmiş midir kendi tarihleri boyunca?" demişsiniz :
      Herhangibir dine inanan insanların çoğunluğu oluşturduğu toplumların, daha uzun ömürlü olduğunu söyleyebilirim. Buna kanıt olarak, yakın tarihten kısa ömürlü S.S.C.B. ile, uzun ömürlü kutsal Roma imparatorluğunun toplumsal yapılarını karşılaştırmak yetecektir. Endülüs v.b. gibi daha da sayılabilir...
      Bireysel mutluluk bazında da, intihar vakalarında, inançsız insanların oransal olarak, dindarlara fark attığı gerçeğini örnek gösterebilirim.
      Saygılarımla...

      Sil
    4. Sayın Hayyam;

      Hani sitenizde diyor ya hep : "Bunlar da ilginizi çekebilir"
      Diyorum ki : "Yirmibeş yıl ateist yaşamış olan ben de ilginizi çekebilirim..."
      "Bu sebeple, sizi biraz daha tarafsız olmaya davet ediyorum. Bunu söylerken, önceki yazdıklarınızı da baz alıyorum, zira İslamiyet'i irdelemekten ziyade savunma amacı güttüğünüz ortada, ve böyle bir durum içerisinde sağlıklı bir sorgulama yürütülemez.Tabii ki amacınız bir sorgulama sürecine girmek değil de, bizleri 'aydınlatmak' ise bir şey diyemem." demişsiniz :
      Bir ateist müslüman olarak islamiyeti savunmam doğru olmaz mı sizce ? Siz nasıl ki bir ateist olarak agnostizmi savunuyorsanız...
      Siz islami bir olguyu ele alıp, olumsuz eleştiride bulununca irdelemiş ve sorgulamış oluyorsunuz ama, ben olumlu eleştiride bulununca irdelememiş ve sorgulamamış mı oluyorum ? İllede olumsuzluk isnad etmek zorunda mıyım ?
      Sizi aydınlatmak için önce sizin karanlıkta olduğunuzu varsaymam gerekir, aydınlatmak gibi bir niyetim yoktu, ama siz beni aydınlatabilirsiniz...
      Burada fikir alışverişinde bulunuruz sanmıştım.
      Kişisel sataşmalar zaman kaybından başka bir işe yaramaz.
      Site sahibi olarak asıl ben sizi tarafsızlığa ve hoşgörüye davet ediyorum.
      Erdoğan Aydın'ın kitabının tamamını okudum.
      Merak ederseniz, kitaptaki iddialar hakkındaki görüşlerimi sizinle ve diğer takipçilerinizle paylaşabilirim.
      Tabiiki bana biraz katlanmanız gerekebilir, kusuruma bakmayın, cahilliğime verin.
      Saygılarımla...

      Sil
    5. Sayın Bilal,

      Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, uzun zamandır birebir tartışmalara girme isteğimi kaybettim. Bu, tamamen kendimi tekrar etmek gibi geliyor artık bana. Blogun ilk yıllarında bunu her seferinde bıkmadan usanmadan yapıyordum ama zamanla insan bunun mantıklı bir hamle olmadığını anlıyor. Teker teker bireylerle konuşarak -zaten bir yere varmayacağı belli olan- mevzuları aydınlatamayız. Ayrıca bu, ne bireysel ne de toplummsal anlamda bir fayda sağlamaz.

      Sizin iyi niyetinizi tabii ki anlıyorum, ama 'önceden ateisttim, şimdiyse müslüman oldum, o yüzden iki tarafı da biliyorum ve tarafsızım' şeklindeki bir görüşte olmanızı ve bunu sürekli kendi adınıza -objektifliğinize- kanıt olarak sunma çabanızı anlayamıyorum. Hayatım boyunca yeri geldi ateistler ile fikir ayrılığına düştüm, yeri geldi müslümanlar ile hemfikir oldum; sizin kendinizi bir etikket altında sunmanıza gerek yok. Fikrinizi belirtirsiniz ve ona göre bir ussal yargılama yaparız bizler.

      Misal, SSCB ile Roma İmparatorluğu örneğini vermişsiniz ve intihar oranlarından bahsetmişsiniz. Bunun, önceden ateist olmanızla ve sonradan müslümanlığa dönmenizle bir ilgisi yok. Bu, bir muhakeme gücünün göstergesidir. Neden 'kısa ömürlü' SSCB'yi örnek almayı seçtiniz de onunla üç aşağı beş yukarı aynı yönetim anlayışı içinde olan 'uzun ömürlü' Çin'i seçmediniz? SSCB'nin dinsiz komünist yapısı sizce komünist hareketin başarısızlığının esas sebebi miydi? Veya Roma İmparatorluğu'nun erkini uzun yıllar sürdürmesi, onun yönetiminin teokratik yapılanmasının bir eseri miydi, yoksa dini gücü kullanarak kendisine askeri ve mali çıkar elde etmesi ayakta durmasın asıl sebebi miydi? Bu iki devleti karşılaştırmak, gerçekten de tarafsız bir şekilde, dinlerin ne kadar faydalı olduğunu bize sunacak mıdır?

      Mesela şu an ateist nüfusu fazla olan ülkelerin hem genel IQ ortalamasının hem de refah düzeyinin, dindar olan ülkelere göre çok daha yüksek olduğu yapılan araştırmalar ile ortadadır. Ben tutup, bunu örnek göstererek dinsizliğin, ya gelişmiş zeka ortamında ortaya çıkan elit bir düşünce akımı olduğunu ya da dinin ancak geri kalmış ülkelerde kendine yer edinebildiğini söylersem, ne kadar doğru bir din tartışması yürütmüş olabilirim?

      Düşünce yapınızı eleştirmemdeki en büyük etken de işte budur. Belli bir örnek veriyorsunuz ancak bu, ne yeteri kadar tarafsız ne de yeteri kadar konuyla ilintili. Böyle demem hoşunuza gitmemiş anladığım kadarıyla ve beni de tarafsız olmamakla suçlamışsınız (Bir de beni ateist olarak değerlendirmeniz var, ona sonra geleceğim). Yalnızca İslamiyet'e karşı olumsuz bir eleştiride bulunulursa, onun tarafsız olduğunu sandığımı söylemişsiniz. Oysa blog yorumlarında defalarca İslamiyet'in baştan ayağa kötü olmadığını, içinde güzel şeyler de olduğunu, ama bunun yeterli olmadığını, çünkü içinde kötü ve sağlıksız düşünce biçimlerinin olduğunu ve ayrıca, dinlerin genel olarak topluma kötü etki ettiğini, çünkü fanatikliğe sebep olduğunu ve kendinden olmayanları ötekileştirmeye meyilli olduğunu belirttim (İşte bu yüzden yorumlarda fikir belirtmeyi külfet olarak görüyorum, çünkü hiçbir etkisi olmuyor, klasik önyargılı yaklaşımlarla tekrar bana sil baştan aynı konular geliyor önüme).

      Sil
    6. Kur'an'ın evrene karşı ilkel ve ataerkil bakış açısı ortadadır. Bu durum, modern ahlak çerçevesinde kötü olarak adlandırılabilir. Ama biri tutup da bunları, 'o zamanın şartları' diyerek veya 'simgesel anlatım' diyerek aklamaya çalışınca, bırakın da onu tarafsız olmamakla suçlayayım. Kur'an'da apaçık bir biçimde geçen Adem'in çamurdan yaratılma hikayesinin bile (ki bu hikaye de İslamiyet'ten önceki dinlerden aktarılmadır), simgesel olduğu ifade edilerek, aslında evrimle hiç çelişmediği söylenerek, o döndemde insanlara evrim anlatılamayacağı için bu genel hikaye anlatıldığı belirtilerek savunulduğunu gördüm ben. Belki size göre bu da bir iddiadır ve tarafsız olarak değerlendirilebilir, ama benim tarafsızlıktan genel anladığım şudur: Biri eldeki verileri kullanarak bir sonuca ulaşmaya çalılıyorsa, o tarafsızdır; ama biri, bir sonuca gidecek yolu biliyor ve eldeki verileri o sonuca nasıl gidilebileceğine göre değerlendiriyor ise taraflıdır.

      Bu bakımdan, Kur'an'ın açık bir biçimde ilkel olan yanlarını (ki bu açıklıktan da kastım, orta zekalı, makul ve dürüst kimsenin anlayabileceği açıklıtır; ayrıca Russell'in uyguladığı rasyonalizmin de bu ilkel yanları değerlendirmede işe yarayacağını belirtmek isterim) savunan kimselere tarafsız diyemiyorum. Ama bu, müslümanlar tarafından gerekleştirilen her türlü kötü davranışı İslamiyet'e yıkmayı doğru bulduğum anlamına da gelmiyor. Misal, iki gün önce Sivas Katliam'ının yıldönümüydü. Bu konuyla ilgili bir de belgesel paylaştım; orada, Sivas'taki kıyımın dinin suçu olduğunu belirttim mi, veya şimdiye dek İran'daki veya Suudi Arabistan'daki İslami rejimin, asıl İslam olduğunu söyleyip, İslamiyet'in ne kadar da berbat bir din olduğunu söyledim mi? Şayet internette biraz araştırma yaparsanız, bulabileceğiniz en tarafsız dinsiz sitenin de burası olduğunu göreceksinizdir. Elbetteki bu, benim tamamen tarafsız olduğum anlamına da gelmemelidir ve gelemez de. Aksini iddia etmek absürt olur zaten. Nitekim bir birey olarak ve yıllardır bu konu üzerine araştırmalar yapıp ufak tefek şeyler karalayan biri olarak vardığım sonuçlar var ve bu sonuçlar çerçevesinde -fanatik bir düzeyde kesinlikle olmamak şartıyla- tutunduğum bir taraf var; ama bu, sanıyorum ki her insanda olan ve olağan karşılanması gereken düzeydedir (Bu noktada sizin taraflılığınızı da benimki gibi bir durumda sayabilirdim ama şimdiye kadar gördüğüm kadarıyla, bundan biraz daha fazla bir taraflılığınız söz konusu).

      Sayın Erol'ün Beynimiz ve Biz adlı makaleleriyle birlikte, benim de naçizane yadıklarım ve bloga taşıdıklarımla asıl amaçladığım, sorgulamayı başaran ve araştıran kimselere kaynak olabilmektir. Hiçbir diretmenin haklı olabileceğini düşünmüyorum. Ve dinlerin -özellikle İslamiyet'in- bu diretmede bulunduğu ortada (Bu noktada aklınıza 'senin dinin sana, benim dinim bana' gibi ayetler gelebilir ama Kur'an'ı bir bütün olarak ele aldığınızda, bunun adeta bir 'cımbızlama' olduğu pekala görülebilir). Ama bu demek değildir ki, İslamiyet'i bir anda kökünden kazımalıyız ve müslüman olan herkesi gerici olarak adlandırıp ötekileştirmeliyiz. Bu, zaten birey olarak amaçlarımıza ters düşer (Yine internette bunu apaçık ve hayasızca yapan ateist sayfaları bolca bulabilirsiniz).

      Sil
    7. Biraz uzattım ama bu açıklamanın gerekli olduğu kanısındaydım, zira daha önceki Sayın Cem Bozan ile yaptığınız tartışmada, benim kimi açıklamalarımı 'komik' bulduğunuzu belirtmiştiniz. Sanırım bu, böyle bir açıklamayı da gerekli kılıyordu; çünkü her ne kadar blog içerisindeki yorumlarda kendimi anlatsam da sizin okumadığınız ortada (ki okumanız da mümkün olmayabilir, bunu anlayışla karşılayabilirim, zira binlerce mesaj bulunmaktadır blogda). Ama başka bir tartışmanın orta yerinde, tartışmanın tarafı olmayan birinin fikirlerini 'komik' bulduğunu ifade eden birinin, tutup da 'kişisel sataşmalar'dan yakınmasını pek makul bulmuyorum. Buradan sözünüze alındığım gibi bir sonuca varmayın, sadece pratik muhakeme yetinizin de yeterince tarafsız olmadığını göstermeye çalıştım.

      Bir de son olarak beni ateist olarak etiketlemeniz var. Yine defalarca blogda belirttim bu görüşümü, tekrar belirteyim; Kesinlikle bir agnostiğim. Tanrının var ya da yok olduğunu insan aklı bilemez. Tanrı fikri bir hipotezdir; ki bu Tanrı'dan kastım Aristotelesçi veya Spinoza'nın sunduğu Tanrı modelidir. Bu hipotezi destekleyen hiçbir kanıt yoktur. Yine de tutup biri buna inanabilir. Ama bence bu mesnetsiz bir inanç olur. Ama hipotezi destekleyen hiçbir kanıt bulunamadı diye de, bu hipotezin mutlak surette yanlış olduğunu söyleyemeyiz. Bu bakımdan pozitif ateizm de teorik olarak fazla fanatik bir yaklaşımdır. Ama bu noktada, Allah ile Tanrı fikrinin ayrımına varmalıyız: Allah, Muhammed'in kendisiyle iletişim kurduğunu iddia ettiği bir Tanrı'dır. Tarih boyunca öne sürülen Tanrı'lardan biridir. Özellikleri bizzat Muhammed tarafından -gelen vahiyler üzerine- şekillenmiş ve daha sonra Kur'an adı altında bu vahiyler toplanmıştır. Dolayısıyla, Muhammed'in ortaya attığı hipotez olan Allah'ın ahlaki ve bilimsel birçok görüşü vardır. Bunları Kur'an'da bulabiliriz. Bir de bu Tanrı modeli olan Allah'ın vahiy ile iletişim kurma ve din yollama gibi çeşitli aktiviteleri ve hatta Ay'ı ikiye bölmek gibi mucizeleri vardır. Bizler, makul insanlar olarak Kur'an'daki Allah'ın emirlerine bakıp, bunun ilahi olmadığını, eksik ve hatalı olduğunu, yani insan düşüncesinin ürünü olduğunu görüyoruz; vahiy ilişkisinin ve insanları en yüce varlık mertebesinde sayarak din gönderme amacının uygun olmadığı sonucuna insanlık tarihini araştırarak varabiliyoruz ve ileri sürülen mucizelerin hiçbir delilinin olmadğını görebiliyoruz. Bu bakımdan, Allah'ın, bizim başta varsaydığımız Tanrı modeli olmadığını, yani apaçık bir biçimde, bu baştaki olabilirliği olan Tanrı fikrinin insani bir yansıması olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, bir Tanrı varsa bile, bu Tanrı'nın Allah olmadığını söyleyebiliyoruz.

      İşte bunu komik buluyorsunuz ama büyük ihtimalle gerçek bu. Yani Allah, başarısız bir hipotezdir ve insanların tarih boyunca uydurduğu Tanrı modellerinden biridir. Ama bu, bir yaratıcının veya yaratıcıların olmadığı anlamına gelmez. Açıkçası bunları komik bulmanız da ilginçtir, çünkü 25 yıl ateist olduğunuzu iddia etmişsiniz, bunları bu şekilde kabul etmeden nasıl ateist oldunuz çok merak ediyorum. Sanırım gençlik dönemlerinizde denk düşen, Tanrı'yı umursamama dönemine ateizm adını takmışsınız ama bence ateizm biraz daha ciddi bir düşüncedir. Gerçi Antony Flew'nun 'Yanılmışım, Tanrı Varmış' diye bir kitabı vardır, belki okumuşsunuzdur. O bile tumturaklı bir şekilde bu adı seçmesine rağmen, yıllardır süregelen teistik argümanlara dayanarak ateistlikten vazgeçtiğini söylemiş, yeni bir şey ekleyememiştir. Sanki yıllardır ateizmi savunurken bu veriler ortada hiç yokmuş da, bir anda aydınlanmış gibi. Belki de benim anlamadığım uhrevi bir kavrayış zerk ediyordur beyinlere, kim bilir...

      Sil
    8. Her neyse, artık beni ateist olarak nitelendirmenizin yanlışlığına vardığınızı umarım. Gerçi benim için çok da fark etmiyor, nitekim felsefi tutumumu bir kenara bırakacak olursak, bir Tanrı'nın olduğunu da sanmam. Ama bu göörüşümü özellikle tartışırken, tartışmanın içine sokmamaya da özen gösteririm. Burada önemli olan, benim, kendim hakkımda yanıldğımı bana göstermeye çalışmanız. Bu da en az, benim, size karşı yönelttiğimi varsaydığınız 'kişisel sataşma' kadar nahoştur.

      Son olarak, kitap hakkındaki görüşleriniz varsa tabii ki ekleyebilirsiniz. Konu altlarındaki yorum kısmını açık bırakmamın sebebi de budur: Herkes açılan konuya ilişkin katılan veya karşı çıkan görüşlerini ekleyebilsin. Ama sırf benim için yapıyorsanız bunu, yani 'okuduğunuz kitabı anlamamışsınız, şöyle şöyle yanlışlar var içinde, gelin size anlatayım' diye düşünüyorsanız, bence yapmayın. En başta da dediğim gibi, böyle uzun ve yorucu tartışmalar bir işe yaramıyor. Gelgelelim, böylesi konularda da kısa kesmek mümkün olmuyor; tartışılan konular o kadar derin ki, ister istemez uzadıkça uzuyor (Misal bu tartışma).

      Tabii ki hakkınızı da yemeyeyim: Bu blogda şimdiye dek yüzlerce kişi yorumda bulundu. Ne mutlu ki, teistik tarafta olanlar, genel itibariyle seviyeli tartışma üslubunu güttüler ve siz de bunlardan birisiniz. Ancak yine de, tamamen küfürlerle ve saldırılarla yorum yapan teist birçok kişi de oldu. Zannımca onların yaptığı, İslamiyet'in imajına zarar vermekten başka da bir işe yaramıyordu. Her ne kadar fikirlerimiz uyuşmasa da, taraflı veya tarafsız, makul ussal seviyede ve kafi ahlaki çerçevede tartışabilen insanlara karşı her zaman büyük saygım vardır: Misal, İhsan Eliaçık veya Edip Yüksel de bunlardan ikisidir. Siz de, en azından bu safta yer alıyorsunuz ve fikirlerimizin uyuşmaması bu yüzden beni hiç de rahatsız etmiyor.

      Çok uzattım, yeter.

      Saygılarımla.

      Sil
    9. Sayın Hayyam;
      Değerli zamanını bana ayırdığın için teşekkür ederim.
      Sana yıllardır yaptığın tekrarları yaşattığım için üzgünüm.
      Nasıl bir bıkkınlık yaşadığını da anlayabiliyorum.
      Bu sebeple yazdıklarına cevap yazmıyorum.
      Yoksa günler geçer, laf bitmez.
      Belki de bu yüzden sitedeki yeni yazıları okuma fırsatı bile bulamadım.
      Hayata ve olaylara çok farklı açılardan bakıyoruz.
      Kişisel saldırı olmadan, kendimizi ve bakış açımızı anlatabilirsek ne mutlu bize diyor ve bu bahsi burada kapamak istiyorum.
      Sitenizi zaman buldukça takip etmeye devam edeceğim.
      Yine, yeniden görüşmek dileğiyle...

      Sil
    10. Sayın Bilal,

      Rica ederim, zamanım çok değerli olduğu için değildi serzenişim; yıllardır süregelen ve sizin de büyük bir olgunlukla kavradığınızı gördüğüm -aynı şeyleri sürekli tartışmanın verdiği- yorgunluk hasıl olduğu içindi. Bir de bu mevzuları yazarak tartışmak çok çetin oluyor. Nitekim tek bir cümlede bile açıklanması gereken onlarca konu ortaya çıkıyor ve şayet sağlıklı bir tartışma olacaksa, onlarca sayfayı buluyor yazılanlar.

      Her neyse, ilgi ve alakanız için teşekkür ederim. Daha önce de söylediğim gibi, ve sizin ve Sayın Tolga'nın da belirttiği gibi, önemli olan insanlığımızı unutmadan belli tartışmaları sürdürebilmemizdir. Fikirlerimiz çok başka olabilir, ama bu, birbirimize düşman olmamız gerektiği anlamına da gelmez.

      Saygılarımla. Esen kalın.

      Sil
  2. Sevgili Bilal

    Asıl ismim Tolga, profil isminde görünmüyor, sana isminle hitap ederken kendi ismimi de belirtme gereği duydum. Hayyam'ın yazdıklarını da okudum ve söylemeyi istediğim şeylerin büyük kısmına yer vermiş kendi argümanlarının içinde. Ben yine de kendimce bir özet geçeyim:

    En çok intihar vakasının yaşandığı ülke İsveç diye biliyorum. Ateist oranının en yüksek olduğu yer de orası. Kendi felsefi çıkarımlarımla bu istatistikleri bilmeden önce de; insanları metafiziksel aidiyetlerden uzaklaştıran farkındalıkların, yerlerine konacak birer hayat felsefesi konulmadığı sürece onları yaşamdan koparabileceği sonucuna varmıştım. Yine de insanlar herhangi bir yaratıcı fikrine sığınmadan, alternatif felsefi bakış açılarıyla varoluşlarını bir güvence hissi altına alabilirler. Paralel düşüncelerde olduğumu gördüğüm tüm filozof, psikanalist ve diğer bilim adamlarının yazınlarında bu amaca hizmet ettiğini gördüğüm en büyük dayanak noktası 'hiçlik' fikridir. Bu fikrin, muhfazakar bir aileden yetişmiş eski bir 'mecburi' Müslüman olarak bana; daha önce hiçbir dini ritüelin vermediği bir huzur ve güç kaynağı oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

    Tabii ki bu dönüşümü geçirdiğim süre içerisinde insanları intihara sürükleyen etkenlerle ben de yüzleştim. Fakat yine de, bir insanın kendi hayatına son verme isteğine, her neye mal olursa olsun yaşamaya çalışma isteğinden daha fazla saygı duyuyorum. Kendimi de fiziksel anlamda kendime yetemeyeceğim noktaya gelirsem eğer, kendi hayatıma son verebilecek bir psikolojiyle beslemeye çalışıyorum yapabildiğim kadar. Bunların yanında, her ne kadar kendilerini öldürmeyi sevseler(!) de yaşadıkları sürece her anlamda en yüksek yaşam kalitesine sahip olan halklar da yine bu halklar oluyor. Senin bahsettiğin dini yaşamın daha yoğun yaşandığı uzun soluklu toplumlar; yüzyıllardır dini, bir yaşam felsefesinden ziyade; politik ve ekonomik idealleri uğruna halkları yönlendirdikleri bir motor olarak kullanıyorlar. Şu an Dünya'nın büyük bölümünde ve kendi ülkemizde de yaşıyor olduğumuz şey tam olarak bu diye düşünüyorum.

    Halkların yaşam süresinin uzunluğuyla, insanların huzur düzeyi arasında bir bağlantı kurma fikri ise bana çok mantıklı gelmedi açıkçası. SSCB örneği dinsel bir yaşam şeklinden ziyade siyasi bir ideolojiye işaret eder ve Hayyam'ın belirttiği gibi Çin gibi bir tersi örneği de mevcuttur. Kaldı ki ben SSCB'nin senin argümanlarını besleyen bir kanıt olmadığı gibi, Çin'den de kendime bir destek buluyor değilim. Zaten iki benzer yönetim biçiminin yaşam süresi arasındaki bu tutarsızlık, bu argünmanın bizim tartışma konumuza bir dayanak oluşturmayacağı sonucuna ulaştırıyor bizi otomatik olarak.

    Ben kişisel olarak ''Tanrı var mı?'' tartışmasını; semavi dinleri ve onların kendi tanrılarını tamamen devre dışı bırakarak; ateist bir his ve agnostik bir mantıkla yapma taraftarıyım. Sahip olduğumuz bilgiler ve mantık düzeyi kesin cevapları bulmaya yetmese de bu tartışmaları bu üslupla yapabilmenin hazzını bize yaşatacaktır. Şu an tam olarak hissettiğim budur..

    Teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Tolga;
      "Halkların yaşam süresinin uzunluğuyla, insanların huzur düzeyi arasında bir bağlantı kurma fikri ise bana çok mantıklı gelmedi açıkçası." demişsin :
      Bir ülkenin insanları huzurluysa, kurdukları devleti yıkmaya çalışmazlar demek istemiştim. Tüm devletler içerden yıkılmıştır. Adaleti sağlayamayan devletler yıkılmaya mahkum olmuşlardır. SSCB'yi özel ateist bir devlet denemesi olduğu için örnek vermiştim. Çin'in maoizmi de ha keza benzer bir rejimdi ama bugünün Çin'i aynı rejim değil diye biliyorum. Bir de Çin bize uzak, bilgi sahibi olmak özel çaba gerektiriyor, oysa Rusya yakınlığı sebebiyle sürekli medyada ve önümüzde.
      1923'te kurduğumuz laik devletimiz de adaleti sağlayamadığından dolayı, içeriden yıkılma aşamasındadır. Ama yine de SSCB'den daha uzun ayakta kaldı. M.Kemal, Lenin'den daha akıllıymış :)

      Ateistlerin huzuru bulamadığı için intihar eğilimli olduğunu reddetmiyorsun herhalde. Ayrıca ben ruhsal/duygusal çöküş intiharlarından bahsediyorum. Fiziksel bitkinlikten dolayı intiharlar için, ötenaziyi uygun görüyorum.

      "Hiçlik" fikri çok itici geliyor bana.
      Yok olacaksam, neden var oldum ki...Varlığım sebepsiz mi yani ?

      Din bir yaşam felsefesi/yaşam tarzıdır.Hani egemen güce bağırıyoruz ya : "Yaşam tarzıma dokunma/karışma/müdahale etme"
      Yani dinime dokunma diyoruz.
      Laikler kendi dinlerine dokundurmak istemiyorlar.
      Biz hıristiyan hukuku ile yönetiliyoruz, islam hukuku ile yönetilmek istemiyoruz diyorlar.
      Neyse , bu konular uzar gider, sen bana yazarsın, ben sana yazarım, bıkkınlık verir. Hayyam haklı, selamlar...

      Sil