Beynimiz ve Biz: Yenilik ve Muhafazakarlık

Yorum Yok
HER beyin yeniliğe, değişikliğe, yeni bakış açısına, farklı fikirlere vb. kavramlara açık değildir. Bunun kökeninde genetik faktörlerle beraber yetişme, yetiştirilme şeklimiz büyük önem arz etmektedir.

Doğduğumuzda sadece beynimizdeki sinir hücreleri diğer adıyla nöronlarla doğmayız. Aynı zamanda bu nöronlar arasında mevcut milyarlarca hatta trilyonlarca bağlar, bağlantılarla (dandrit ve akson) doğarız. 

Büyüdükçe yaşadığımız ortam, çevremizdeki kişilerin öğretilerinin etkileri bize ya yeni düşünce, yeni bakış açılarına yönlendirerek mevcut nöronlarla bağların korunması hatta bu yolda yeni bağlantıların meydana gelmesi şeklinde olur ya da sadece belli kısıtlanmış yönlerde düşünce ve davranışlara yönlendirip mevcut bağlantıların budanmasına (kullanılmayan bağlantıların geri dönüşü olmayacak şekilde kopmasına) neden olur. Başka türlü söylemek gerekirse beyin, aynı düşünce etrafında nöronal örgüsünü örer ve çeşitli düşüncelere kendisini kapatır veya düşünsel çeşitlilik adına yeni nöronal bağlar kurarak sorgulamaya zemin oluşturur.

Nihayetinde, yetişkin olduğumuzda (20-25 yaşlarda) neredeyse ve özellikle karar aldığımız, düşündüğümüz, analiz yaptığımız, akıl yürüttüğümüz, alnımızın arkasında bulunan ve adına prefrontal korteks denilen kısım oluşmuş olur. Diğer söylemle, belirtilen yaş aralığına kadar, düşünen beyindeki nöronal gelişmeler ve bağlantılar devam eder. Beynimizin bu bağlantı yapılanması aynı zamanda kişilik dediğimiz davranış ve düşünce kalıplarımızı da oluşturur. Artık, genetik faktörleri de eksik etmeyerek, yetişme şekline (beynimizdeki bağlantılar) göre muhafazakar, mevcut kural ve değerleri koruyan ve değişmesini istemeyen bireyler oluruz veya yeniliğe, farklı fikirlere, değişikliğe, sorgulamaya açık bireyler haline geliriz. İşte bütün mesele budur.

Peki doğa bunu neden öngörmektedir? Herkesin farklı, yaratıcı, yenilikçi, değişik fikirlere sahip olduğu bir topluluk daha iyi değil midir? Buna verilecek cevap, sadece muhafazakar kişilerden oluşan bir topluluğun olması kadar, her bireyin yenilikçi olması pek de iyi değildir diyebiliriz. 

Mesele sadece yenilik veya değişik fikirleri ortaya koymak değildir. Beyin aynı zamanda bu fikirlerin savunması için bireye duygusal baskı yapar. Çünkü ister muhafazakar olsun ister yenilikçi olsun, beyin için temel istek, hayatta kalabilmektir ve bunu da fikirlerini savunarak yapar. Aslında savunduğu kavram, fikirlerinden öte, var oluşudur. Fikirleri kabul görmeyen birey, aşağılanmış demektir ki, bu, kişinin varlığı için bir tehdittir. Bunu algılayan yer de beynimizde her iki yarı kürede bulunan ve adına amigdala denilen badem şekli ve büyüklüğündeki iki adet oluşumdur.

Buradan da anlıyoruz ki her iki durum da çatışmalara neden olur. Zaten bu nedenledir ki en yenilikçi bir şirkette bile davranış, düşünce ve plan, program akışlarını organize edecek (değerler birliğini sağlayan) bir adet genel müdür veya tepe yöneticisi bulunur. Aksi halde her yenilikçi fikrini savunmaya çalışan kişiler arasında yukarıda da ifade edildiği gibi çatışma kaçınılmaz olur, fikirler faydalı olacaksa bile ortaya olumlu bir sonuç çıkmayabilirdi. Bu çatışmadan kaçınmak isteyen kişiler de bu defa, zaten muhafazakarların ortaya koyduğu değerleri kullanır, politik olur veya Asch'ın uyma davranışına tabi olurlar.

Buna karşılık sadece muhafazakar kişilerden oluşan bir topluluk aynı değerlere sahip olduğu ve bu değerleri korumak, savunmak adına o topluluğun "bir arada" bulunması (aidiyet, mülkiyet vb. temel kavramlar) anlamında devamında çok önemli temel bir argüman oluştururken, değişen çevre şartlarına uyum sağlayamayan, statik düşünce ve bunun getirdiği davranışlarla (gelenek-görenek, örf-adet, inanış vb.) kalıcı olmayan belki de yok olması ile sonuçlanan olan bir topluluğa da neden olabilir.

İşte bu temel iki nedene bağlı olarak, ortak değerler (gelenek-görenek, örf-adet, inanış vb.) bir topluluğun dağılmadan birliğini sürdürürken, yenilikçiler ve bu dinamik beyin yapısında olanlar, yeri geldiğinde mevcut değerlere de karşı çıkarak değişiklikleri gerçekleştirmeye çalışır. Bu yenilikler bazen yıllar öncesinden fikir sahibinin ortadan kaldırılması (İtalyan filozof ve astronom Giordano Bruno) veya engellenmesi ve bu fikrin doğruluğunun, takipçileri ile zaman içinde anlaşılması şeklinde olabileceği gibi, fikir sahibinin bizzat kendisi (Einstein) zamanında da olabilir.

Sonuçta muhafazakar beyin yapısı, topluluğu bir arada tutarken, yenilikçi fikir ve bakış açılarına sahip olanlar ise topluluğun değerlerini yavaş yavaş (belki de yüzyıllar içinde)  veya günün anlayışına uydurarak kalıcılığında rol oynayacaktır.

Özet olarak söylenebilir ki, yetişme şeklimize bağlı olarak beynimizdeki nöronlarla ve bağlantılarla ilgili  oluşan kişiliğimizin etkisiyle, bazen denge sağlayarak bazen de bir tarafın diğeri üzerine etkisi daha fazla olacak şekilde (kilise baskısı veya rönesans dönemi örnekleri gibi) muhafazakar ve yenilikçi bakış açısı arasındaki bu çatışmalar daha uzun yıllar devam edecek gibi görünüyor.


Erol 

0 yorum:

Yorum Gönder