Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içtiğim çayda
hiç şeker yok.
bir farkı da yok.

*

şöyle bir bakıyorum omzumun üstünden
ardım kaplanmış hep
kiraz çiçekleriyle.

*

bilmiyordum adını
hiçbir çiçeğin! -ve böylece
yok olup gitti bahçem.

*

vurmaya çalıştım sivrisineği
ama kaçırdım.
nedir buna sebep olan?

*

haiku okurken
mutsuz oluyorum,
meçhul olana özlem duyuyorum.

*

geçip gitti işte
bir yıl daha! -ve dünya
hiç değişmedi.

*

kiraz ağacı:
ilk aradığım şeydi,
şu eski bahçemdeki.

eski masam:
ilk aradığım şeydi,
şu soğuk evimdeki.

biricik günlüğüm:
ilk aradığım şeydi,
şu masamdaki.

annemin ruhu:
ilk bulduğum şeydi,
şu salondaki.

*

bıraktım artık traş olmayı
yine de aynada bakınca kendime
terk etmiyor beni bakışlarım.

*

boşlukta
kendi tarafıma yattım
soluğum benim burnumdur.

*

on beşinci katta
bir köpek kemiği kemiriyor,
taksilerin acı frenleri duyuluyor.

*

çatının üstünde yükseliyor ay
ve bahçede solucanlar  oynaşıyor
işte böyle bir evi kiraladım ben!

*

oturmuşum yarım bardak çayla
batıyor güneş dağların ardında
yapacak hiçbir şey yok.

tek bir kelime bile yok! tek bir!
sinekler benim adıma her şeyi diyor,
ve geri kalanı da rüzgar söylüyor.

konuyor bir sinek burnuma
ama ben buddha değilim ki
bunda bir aydınlanma göremem!

kızıl ağacın gövdesinde
sineğin gölgesi
konmuş çamın gölgesine.

bir saat geçiyor gün doğalı
bir kez bile olsun buddha gelmiyor aklıma!
dönüyorum çekildiğim inzivaya geri.

*

mum ışığı boyuyor tütsüyü maviye,
dizler ağrıyor, insan acıkıyor.
her an çalabilir çan -patates ve ekşi kaymak için.

mindere vuruyor gün ışığı
tabaklar ve çatallar şangıdrdıyor,
ben asla aydınlanamayacağım!

*

hiç kendini gördün mü
sadece nefes alan
bir kafatası olarak?

*

dağ rüzgarı bir nefes gibi esiyor,
sis birikmiş çamların üstünde.
bense yirmi gündür aynı minderde oturuyorum.

*

cama konan böceğin
şeffaf kanatlarına bakınca
karlı dağlar görünüyor.

*

"disiplin bu, tam da bu!"
sarı karanfiller açmış
çadır ışığı altında.

*

oysa her şey iyi başlamıştı
ama sonra süzüldü göz yaşlarım
felçli sağ yanağımdan.


*

ahmaklık nedir mi?
dolanıyor bir gece güvesi
çadır direği etrafında.

*

çamların ardında doğuyor güneş
ve bir güve kanat çırpıyor
geçmek için yığılı odunları.

*

sıska, kırmızı yüzlü, sivilceli oğlan
dikilmiş bir başına dakikalarca
dondurma kamyonuna bakıyor.

*

önce düşüyor soluk erguvanlar
ardından kuru yaprakları izliyor onları
ve odasında ölüyor babam -kanserden.

*

buddha öldü
ve geriye
koca bir boşluk bıraktı.

Kaynak
Ne sürer dağa tırmanmak?

Kırk yıl. Esmerdir yerli klavuzlar
ufak tefek, yürekli, kaypak.
Rüşvet almazlar.

Kuzey yüzünü mü
önerirsiniz?

Kaş çatıyor
bütün yüzler; seçin öyleyse. Seyyahlar
kendi yolculuklarını anlatırlar, sizinkini değil.
Basılacak sağlam yerleri saklamaz buz.
Kayaları okuyun. Onlar sözü yaşar.

Ve zirvede?

Durursunuz.

Derler ki buradan görülebilirmiş
şehir.

Bilmiyorum.

Aşağı bakarsınız. Garip gelir
yukarı bakmıyor olmamak; emin olamazsınız
ne gördüğünüzden.
Kimisi Şehir bu der; başkaları
daha uzak bir Âlem sezer. Klavuzlar döner.
Omuzlayın çantanızı, giyin ceketinizi.
Buradan aşağı ne bir iz var,
ne bir amaç, ne bir yol, ne de yollar.
Akşamın o uçsuz bucaksız inişinde,
o altın renkli pusun ta içinde,
bir kıpırtı, bir ışıltı belki: Dalgalar mı,
kuleler mi, tepeler mi? Uzak, uzak.
Değişti kayaların dili.
Bilirdim bir zamanlar ne dediklerini.

Ne sürer iniş?

Ursula K. Le Guin
Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, Everest
Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim? 
Kitaplar yalnız kralların adını yazar. 
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı? 
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan, 
kim yapmış Babil’i her seferinde? 
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar 
altınlar içinde yüzen Lima’nın? 
Ne oldular dersin duvarcılar 
Çin Seddi bitince? 
Yüce Roma’da zafer anıtı ne kadar çok! 
Kimlerdir acaba bu anıtları dikenler? 
Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri? 
Yok muydu saraylardan başka oturacak yer 
dillere destan olmuş koca Bizans’ta? 
Atlantik’te, o masallar ülkesinde bile, 
boğulurken insanlar 
uluyan denizde bir gece yarısı, 
bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden.
Hindistan’ı nasıl aldıydı tüysüz İskender? 
Tek başına mı aldıydı orayı? 
Nasıl yendiydi Galyalılar’ı Sezar? 
E bir aşçı olsun yok muydu yanında? 
İspanyalı Filip ağladı derler 
batınca tekmil filosu. 
Ondan başkası ağlamadı mı? 
Yediyıl Savaşı’nı 2. Frederik kazanmış? 
Yok muydu ondan başka kazanan? 

Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı. 
Ama pişiren kim zafer aşını? 
Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam. 
ama ödeyen kimler harcanan paraları? 

İşte bir sürü olay sana 
Ve bir sürü soru.

Bertolt Brecht
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

Kaynak
-Cezayir Kurtuluş Savaşı'nda ölenleri anarak-

Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,
bir mektup yazıyorum size,
bilmem vaktiniz var mı
okumaya bu mektubu.

Az önce verdiler elime
askerlik kâğıtlarımı,
savaşa çağırıyorlar beni,
diyorlar yola çık en geç çarşamba akşamı.

Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,
dövüşmeye hiç istek yok içimde,
insancıkları öldürmeye gelmedim ben,
gelmedim ben bu yeryüzüne.

Sizi kandırmak değil niyetim,
ama söylemeden de edemem,
savaş ahmakların işi,
hem insanlar ondan hanidir bıktı.
Neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?

Bugün barbarlar geliyormuş buraya.

Neden hiç kıpırtı yok senatoda?
Senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar?

Çünkü barbarlar geliyormuş bugün.
Senatörler neden yasa yapsınlar?
Barbarlar geldi mi bir kez, yasaları onlar yapacaklar.

Neden öyle erken kalkmış imparatorumuz,
şehrin en büyük kapısında neden kurulmuş tahtına,
başında tacı, törene hazır?

Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların başbuğunu karşılamaya çıkmış imparatorumuz.
Bir de koca ferman hazırlatmış
ona rütbeler, unvanlar bağışlayan.

İki konsülümüzle yargıçlarımız neden böyle
işlemeli, kırmızı kaftanlar giyinip gelmişler?
Neden böyle yakut bilezikler, parlak,
görkemli zümrüt yüzükler takınmışlar?
Ellerinde neden böyle altın,
gümüş kakmalı asalar var?

Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların gözlerini kamaştırırmış böyle takılar.

Ünlü konuşmacılarımız nerde peki,
neden herzamanki gibi söylev çekmiyorlar?

Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onlar pek aldırmazlarmış güzel sözlere.

Neden bu beklenmedik şaşkınlık, bu kargaşa?
(Nasıl da asıldı yüzü herkesin!)
Neden böyle hızla boşalıyor sokaklarla alanlar,
neden herkes dalgın dönüyor evine?

Çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi.
ve sınır boyundan dönen habercilere göre,
barbarlar diye kimseler yokmuş artık.

Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?
Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza.

Konstantinos Kavafis
Barbarları Beklerken
pencereden giren mehtap
bu evde hırsız var
mehtapta
pencerede oturmuş
beni görüyorum

kapıyı çalsam
içerden ben çıkacağım
içerden çıkacak beni
ne kadar görmek istiyorum

penceredeki beni uyandırmalıyım
içerde hırsız var
içerdeki hırsızın
ben olacağımdan korkuyorum

Kaynak
Bir biz ikimiz varız güzel, öbürleri hep çirkin.
Bir de bu terli karanlık.
Sonra bir şey daha var mutlak ama adını bilmiyorum.
Nereden başlasam sonunda o ışıkla karşılaşıyorum:
Yarı çıplak utanmaz bir kadın resmini aydınlatıyor.
Akşam oluyor ya, bir türlü inanamıyorum.
Oturmuşlar iri yapılı adamlar esrar çekiyorlar.
Daha bir aydınlık olsun diye içtikleri su
Sarı topraktan testileri güneşte pişiriyorlar.

Bir korkuyorum yalnız kalmaktan, bir korkuyorum,
Gündüzleri delice çalışıyorum geceleri kadınlarla yatıyorum.

Sonra birden büyümüş görüyorum ağaçları
Kısrakları birden yavrulamış
Havaları birden güneşli.

Kadınlarla yattığım yetse ya,
Bir de kadınlarla yattığıma inanmam gerekiyor.

Hoşlanmıyorum.

Turgut Uyar
Dünyanın En Güzel Arabistanı, Kan Uyku
I

Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup
Bunu kendine üç kere söyledi
Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar
O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım
Ben, yani Yakup, her türlü çağrılmanın olağan şekli
Daha hiç çağrılmadım
Biri olsun "Yakup!" diye seslenmedi hiç
Yakup!
Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım
Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim
Ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım
Sonra bir güzel yıkanayım da.
Ben size demedim mi.

Evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum
Sanki böyle niye ben oradan geliyorum
Telaşlı, aç gözlü kurbağalara
Bakmaktan
Bilmiyorum
Bilmiyorum, bilmiyorum
Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? Hayır, Yakup
Bazen karıştırıyorum.
Gidilebilse, ne çok iz kalıyor geride.
"Belki zaman", diye düşünüyor adam:
"Zaman eksiltebilir birikeni". Oysa ne
zaman, ne de ona benzer şeyler - ona
benzer şeyler? - silebiliyor mekana
sinenleri. Eşyalar değiştirilse de, yeni
badana yaptırılsa da değişmiyor ağrının
kurduğu sıra: Değişmiyor çünkü sokak
adları, değişmiyor şehirler ve insanlar,
dünden bugüne inatla yürüyen inatçı
mantık: Her mevsim, her dolunay,
yağmurlar, bahar aldatmacaları,
her kuyu, her kule, her balkon,
kadehler, mumlar, köpükler,
her kırmızı, her siyah, her gri,
her uyku, her düş, her uyanış
- yer etmişse - aynı çiviyi isteyen
bir delikte tıpatıp zonkluyor.
"Zaman da değil", diyor adam,
kimse yokken, yüksek sesle.
Yeni bir iz kalıyor orada, o an.

Enis Batur
Kaynak
Haiku, bugün tüm dünyada meşhur olan geleneksel bir Japon şiir türüdür. Dünyanın en kısa şiir türü sayılır.

En önemli Haiku şairleri arasında Matsuo Bashō (1644-1694), Yosa Buson (1716-1783), Kobayashi Issa (1763-1827) ve Masaoka Shiki (1867-1902) gösterilebilir. Bashō öğrencileriyle Haikai şiirini yenilemiş ve ona ciddi bir edebiyat saygınlığı kazandırmıştır. Shiki modern Haiku'nun kurucusu sayılır. Aynı zamanda Haiku kavramının (Haikai veya Hokku karşısında) yerleşmesini sağlayan da o olmuştur.

Japon Haiku'ları çoğunlukla 5-7-5 ölçülü üçlü kelime öbeklerinden oluşup kelimeler sütun halinde yan yana sıralanır. Haiku'nun vazgeçilmez bir unsuru da somutluğu ve halihazıra olan bağlantısıdır. Bilhassa geleneksel Haikular Kigo ile mevsimlere imada bulunurlar. Temel özellikleri olarak okuyanın kendi tecrübesiyle tamamladığı bitmemiş, açık metin karakteri de gösterilebilir. Metinde her şey söylenmezken duygular nadiren isimlendirilir ve bunların şiirde yer alan somut şeyler ve bağlamdan çıkarılmaları lazım gelir.

Modern Haiku ekolleri tüm dünyada sadece geleneksel şekilleri değil, aynı zamanda bazı metin biçimlendirme kurallarını da sorgulayıp yeni yollar bulmaya çalışıyorlar.
tanrı sen ne kadar güzelsin
bir hiç olarak
ormansın belki bilmiyorum
belki ormanda bir ağaçsın şuncacık
bir pazartesi günüsün
insanları dupduru edemeyen
bütün karayollarında ve demiryollarında
gider gelirim bütün dünyada
ama biliyorum Kırşehir'de mezarsın
bir kilisesin Kapadokya'da
sözgelimi yumurtada zarsın
ustasın sabahları yapmada
en katı yoklukları koyarak insanın içine
akşamüstlerinde biraz gaddarsın
sular ve zamanlar kararırken

ne yapalım
bari bağışlayalım birbirimizi.

Turgut Uyar
Kaynak
Her savaşın ardından
birileri ortalığı temizlemeli.
Az buçuk bir düzen
kendiliğinden kurulmaz

Birileri temizlemeli kürekle
yollardaki döküntüleri
ki ceset dolu arabalar
devam edebilsin yollarına

Birileri tıkanıp kalacak elbet
çamurlarda ve küllerde
parçalanmış koltuklarda, cam
parçalarında
ve kanlı bezlerin arasında

Birileri kütükleri bulup
dayamalı duvarlara
pencerelere cam takmalı
kapıları geçirmeli menteşelere

Kendiliğinden olmaz bunlar,
fotoğraflarda
yıllar, yıllar alır.
Tüm kameralar şimdiden
başka bir savaşa gitti.
Uzundur gece,
uzundur, ölemeyen
adam için, uzun süre
yalpa vurur çıplak bakışları
sokak lambalarının altında,
içkili soluğuyla körleşen gözleri
ve tırnaklarının altındaki et kırıntılarının
kokuları, uyuşturmaz her zaman, Tanrım,
uzundur gece.

Beyazlaşmıyor saçlarım,
çünkü ben, makinelerin rahminden çıktım
sürünerek, çamkatranı pembe bir çizgi
çekmiş alnıma ve saç örgüsüne,
saçlarda karbeyazı boğulmuş. Ama ben,
büyük reis, yürüdüm onçarpıyüzbin
ruhluk kent boyunca ve ayaklarım,
onçarpıyüzbin soğumuş barış çubuğunun sarktığı,
deri kaplı gökyüzünün altında kırkayaklar gibi
kaynaşan ruhlara bastı. Çoğu kez
meleklerin huzurunu istedim kendime,
bir de dostlarımın çaresizlik çığlıklarıyla
dolmuş av bölgelerini.
bir şey yapılması gerektiğini ve de hemen
çoktan biliyoruz
ama daha erken olduğunu bir şey yapmak için
ama artık geç olduğunu bir şey daha yapmak için
çoktan biliyoruz

ve işlerimizin yolunda olduğunu
ve bunun böyle süreceğini
ve bunun anlamı olmadığını
çoktan biliyoruz

ve suçlu olduğumuzu
ve suçlu oluşumuzda bir suçumuz olmadığını
ve elimizden bir şey gelmeyişinde suçlu olduğumuzu
ve bunun bize yettiğini
çoktan biliyoruz

ve belki de ağzımızı tutmanın daha iyi olacağını
ve ağzımızı tutmayacağımızı
çoktan biliyoruz
çoktan biliyoruz

ve kimseye yardım edemeyeceğimizi
ve bize kimsenin yardım etmeyeceğini
çoktan biliyoruz
Ağaca bakar -görmez ağacı- kendini görür.
Yola bakar -görmez yolu- kendini görür.

Yukarı bakar -yıldızlar var gökyüzünde-
Görmez; kendini görür.

Ve aynaya bakar -görmez kendini-
Selâm verir.

Zahrad
Kaynak
I.
Yazılan, geceleyin, deli bir anı yaşarken, "Ah, şu anda bunları kaleme alabilseydim,"
dedikten sonra gelen hevesin yağmaladığı düşlem kırıntılarından arda kalanların
gündüz satışa sunulmuş halidir.
Yazılan, asla yaşanan değildir.
Yaşanan, o andır. Yazıldığı anda, o an geçmiştir.
Yaşanan o an ile yazılanın zaman boyutları aynı değildir.
O an yazılana geçemez.
Yazılan, yaşananın bir izdüşümüdür, ondan ipuçları taşır.
Yazılan, yaşananın kitabesidir.

Yaşanan gelir önce, sonra yazılır.
Tersini söyleyen de vardır. Mümkündür.
Tersi, düşlemi gerçek sanmaktır.
Tüm zaman ve mekanları ben'e hapsetmektir.
Ben, düşleme dar gelir.
Öyle düşlemden ben'e yar olmaz.
Öyle olursa, yaşanan yazılanın kitabesi olur.

Okuyan, kitabeyi okur.
Yazan, bunu yaşadığından ancak öyle emin olur.

Yazmak, bu yüzden trajiktir.

II.
Yazan, yazmakla yeniden yaşayamaz yaşadıklarını.
Yaşananı yazmaya çalışırken yazan, düşleme yelken açar.
Düşlem onu yaşamayı göze alanı çok sever. Bırakmaz.
Yazan, düşleme girmekten hoşnuttur, ister, çok da korkar.
Bir başka bedenle birleşmek gibidir de ondan.
Böyle çoğalır, çoğaldıkça birleşir kendisiyle, bütünleşir.

Ben'e hapsolmadan yaşanmazsa düşlem, karabasan olur.
Yazan, düşleminde düşer, düşer.
Böyle parçalanır, parçalandıkça yiter gider.
Yazan, düşlemde yitip gitmeyi sever.
O düşlemde yaşadığını sanır.
Sanmak onun yaşantısı olur.
Olmak,
yazdıklarıyla
yaşadıkları arasına sıkıştığından,
yoktur.

Zaman boyutlarını örtüştürmeye,
zaman oklarını kesiştirmeye umarsızca çalışır.
Bu yazanı trajik kılar.
Yazılan, trajik olmayabilir.
Olabilir, ama öyle olmayabilir.

Yazmak, bu yüzden, traji-komiktir.

III.
Elde kalan boş bir saman kağıdını
doldurmak kolaydır.

Zor olan, dolu bir saman kağıdını
gecenin bir deli vakti yaşamaktır.

Yaşanan, ancak böyle ölümsüzleşir.
Zaman, ancak böyle yakılır.
Ölüm, ancak böyle yaşanır.

Yazmak, bu yüzden...

Kaynak
"Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın."

Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.
Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın
aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde.

Konstantinos Kavafis
Kaynak
Ben tanrıyım.
Bunu henüz hiç kimseye söylemedim.
Çünkü bazen tereddüt ediyorum; ama ben tanrıyım.

Ben tanrıyım.
Yüzerken insan kalabalıkları içinde
Soyunuk ve yarım kalmış
Soyunuk ve yalanlara boğulmuş.

Ben tanrıyım; ama hiç kimse bilmiyor bunu.
Bilmesin hiç kimse senden başka.
Hatta sen de bilme.

Tanrıyım ben
Ve zamanı daha geçen gün başlattım.
Dünyaya şeklini ben verdim.
Uzayın duvarlarını havaya ben uçurdum.

Ben tanrıyım ve bazen öyle değilmişim gibi davranmayı severim.
Özellikle acı çektiğim zaman.
Özellikle keyfim yerinde olduğu zaman.
Özellikle de bir uçak soğukkanlılıkla denize düşerken.

Ben gerçekten de bir tanrıyım.
Tek tanrı.

Bir ipe dizili tek boncuk.
Bir bacadan içeri süzülen tek kırlangıç.
Bir şiirdeki tek mısra.
Ve tek bir bilekteki kesik gibiyim.

Tanrı olduğumdan eminim ama
Aksini söylüyor bana bazen düşlerim.

Korkut Kabapalamut
Kaynak
kanunları var onların, kararnameleri var.
kaleleri var nazilerin ve zindanları.
(sosyal dernekleri falan haydi bir yana)
yargıçları var ve de gardiyanları
bol ücretli ve her şeyi yapmaya hazırlar.
bütün bunlar neden peki?
ne sanırlar, bizi avuçlarının içine mi alacaklar?

görürler yakında, yok olmazdan önce
bunların hiçbiri bir işe yaramayacak.
ama hiçbiri.

gazeteleri var onların, kitapları var.
hiç konuşturmamak isterler bizi.
(politikacıları falan haydi bir yana)
papazları var ve de profesörleri.
bol ücretli ve her şeyi yapmaya hazırlar.
bütün bunlar neden peki?
gerçeklerden bu kadar çok mu korkarlar?

görürler yakında, yok olmazdan önce.
bunların hiçbiri bir işe yaramayacak.
ama hiçbiri.

topları var onların, tankları var.
makineli tüfekleri var ve el bombaları.
(ss kıtaları falan haydi bir yana)
gestapoları var ve de askerleri.
az ücretli ve her şeyi yapmaya hazırlar.
bütün bunlar neden peki?
düşmanları bu kadar da mı güçlü onların?

görürler yakında, yok olmazdan önce.
bunların hiçbiri bir işe yaramayacak.
ama hiçbiri.

bir şey mi olacak sanırlar güvenmekle bunlara?
düşenler bu payandaya sarılır oldum olası.
gelecek bir gün ama, belki de yarın...
görecekler bir işe yaramadığını bunların.
bağıracaklar o zaman avaz avaz: durun! durun!
artık ne top korur onları o gün, ne para...

Kaynak