Douglas Adams etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Douglas Adams etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Otostopçunun Galaksi Rehberi ve Dirk Gently serilerinin yazarı, bilim kurgu ve mizahın en önemli isimlerinden biri olan Douglas Adams'ın ölmeden kısa bir süre önce bu gösteri, insan, evren, yaşam ve evrim ile ilgili muazzam ve eğlenceli pek çok nokta barındırıyor. Keskin zekasıyla nesli tükenmekte olan hayvanlara dair anılarından ve gezintilerinden bahseden Adams, konuşması ilerledikçe kelimenin tam anlamıyla noktaları birleştiriyor ve insanın evrimsel açıdan geldiği noktayı, tanrı ve dini inanışları nasıl icat ettiğini ve bunun sonrasında Dünya'ya nasıl davrandığını olabilecek en mizahi şekilde anlatıyor.

Blogda daha önce yer verdiğimiz "Dünya Bizim İçin Yaratılmış Olmalı" başlıklı yazının ana temasını Adams'ın kendi ağzından dinlemek sanıyorum ki evreni ve insanı anlamaya çalışan, hele ki bilim kurgu meraklısı kimseler için oldukça değerli olsa gerek.

Bir tanrı olduğuna gerçekten inanmıyorum -hatta bir tanrının olmadığına ikna oldum. Onun var olduğuna dair etrafta en ufak bir kanıt bile görmüyorum.

(...)

Başka bir takım insanlar nasıl olup da bildiğimi iddia edebildiğimi soruyorlar. "Bir tanrı(nın var) olmadığı inancı, tıpkı bir tanrı(nın var) olduğu inancı kadar mantıksız, kibirli vs. bir yaklaşım değil mi?" diyorlar. Buna yanıtım birçok nedenden ötürü hayır olacaktır. Birincisi, bir tanrı olmadığına inanmıyor değilim. Bunun inanıp inanmamakla ne alakası var, anlamıyorum. Dört yaşındaki kızım yeri kirletenin kendisi olmadığını söylediğinde buna inanırım ya da inanmam. Ben adalete ve dürüst oyuna inanırım. Ayrıca İngiltere'nin Avrupa Para Birliği'ne üye olması gerektiğine de inanıyorum. İşin uzmanı olan biriyle etkin bir şekilde tartışabilmek için uzaktan yakından ekonomist sayılmam ama bildiğim az bir şey, güçlü bir önseziyle de birleşerek bana kuvvetle bunun doğru seçenek olduğunu söylüyor. Kolayca yanılıyor olabilirim ve bunu biliyorum. 

Bu saydıklarım bana inanmak sözcüğünün meşru kullanımları gibi geliyor. Bununla birlikte, mantıksız kavramları, mantıklı sorulara karşı koruyan, dış kabuk görevi yapan bu sözcüğün sorumluluğunu yüklenmek durumunda olduğu pek çok fesatlık olduğunu düşünüyorum. İşte bu yüzden tanrı(nın var) olmadığına dair bir inanç beslemiyorum; tanrı(nın var) olmadığına ikna oldum.

Douglas Adams,
Kuşkucu Somon, sf. 185-187
Anlatacaklarım gerçek bir insanın başına gelmiş, gerçek bir olaydır ve söz konusu olan insan da benim. Bir trene yetişmeye çalışıyordum. Olay 1976’nın Nisan ayında İngiltere, Cambridge’de meydana geldi. Gara erken gelmiştim ve trenin kalkmasına daha zaman vardı. Kendime, bilmecesini çözmek için bir gazete, bir fincan kahve ve biraz kurabiye almaya gittim. Sonra bir masaya oturdum.

Sahneyi gözünüzün önüne getirmenizi istiyorum. Bunu kafanızda net bir şekilde canlandırmanız çok önemli. Masa, gazete, bir fincan kahve ve bir paket kurabiye. Karşımdaysa takım elbiseli, çantalı, son derece normal görünüşlü bir adam oturuyordu. Tuhaf bir şey yapacak gibi görünmüyordu. Bununla birlikte şöyle yaptı: Ansızın öne doğru eğildi, kurabiye paketini aldı, yırtarak açtı, içinden bir tane aldı ve yedi.

Şimdi, bunun, İngilizler için hiç de kolayca başa çıkabilecekleri bir durum olmadığını söylemeliyim. Bizim geçmişimizde, yetişme tarzımızda ya da eğitimimizde, güpegündüz kurabiyelerimizi çalan biriyle nasıl baş edebileceğimizi gösteren hiçbir şey yok.

Burası Güney Los Angeles olsaydı, ne yapacağınızı bilirdiniz. Hemen silahlar çıkar, helikopterler gelmeye başlardı, CNN falan, bilirsiniz işte… Neyse, ben sonunda her sıcakkanlı İngiliz’in yapacağı şeyi yaptım; görmezden geldim. Gazeteme bakmaya devam ettim, bir yudum kahve içtim, bulmacanın bir satırını çözmeye çalıştım. Ama bir şey yapamadım ve düşündüm; şimdi ne yapacaktım?

Sonunda düşündüm ki, bunun için hiçbir şey yapmayacaktım. Sadece harekete geçmeliydim; kendimi zorladım ve paketin gizemli bir şekilde daha önceden açılmış olduğunu farketmemiş gibi yaptım. İçinden bir kurabiye çıkardım. Bu onu kendine getirir, diye düşündüm. Ama hayır getirmedi. Çünkü bir iki dakika sonra yine aynı şeyi yaptı; bir kurabiye daha aldı. İlk seferinde konu etmemiş olmak, ikinci sefer konuyu açmayı daha da zorlaştırıyordu. “Afedersiniz, elimde olmadan dikkatimi çekti de…” Yani, olmuyor.

Böylece bütün paketi bitirdik. Bütün paket dediysem, zaten yalnızca sekiz kurabiye vardı, ama bana sanki bir ömür sürmüş gibi geldi. O bir tane daha aldı, ben bir tane, o bir tane aldı, ben bir tane. Nihayet bittiğinde ayağa kalktı ve yürüyüp gitti. Yani, aslında hemen öncesinde anlamlı anlamlı bakıştık ve sonra gitti. Derin bir nefes alıp rahatladım, arkama yaslanıp oturdum.

Bir iki dakika sonra tren yaklaştığında, kahvemin kalan kısmını yudumladım, gazetemi aldım. Ve altından kurabiyelerim çıktı.

Bu hikayede özellikle hoşuma giden şey şu: Son çeyrek yüzyıldır, son derece sıradan bir adamın İngiltere’de bir yerde tamı tamına aynı hikayeyle ortalarda dolaşıyor olduğunu bilmemin verdiği duygu. Aramızdaki tek fark, onun hikayenin son ve en önemli bölümünü bilmiyor olması.

Douglas Adams
Kuşkucu Somon, Kurabiyeler
Din, merkezinde bazı fikirler barındırır ve biz bunları kutsal ya da mübarek diye adlandırırız ya da benzer terimler kullanırız. Bu, şu anlama gelir: "İşte hakkında kötü söz söyleme izninizin olmadığı bir fikir ya da bir kavram; tek kelimeyle, bu yasaktır." Peki, neden olmasın? Çünkü yasaktır!

Eğer birisi sizin onaylamadığınız bir partiye oy verirse bu konuda onunla istediğiniz kadar tartışmakta serbestsiniz; herkes bir görüş bildirecek ama bu kimseyi rencide etmeyecektir. Eğer birisi vergilerin artması ya da azalması gerektiğini söylerse bu konuda da yorum yapmakta özgürsünüz. Ancak diğer yandan, birisi "Bir Sebt günü ışık düğmesine dokunmamalıyım." derse ona şöyle dersiniz: "Buna saygı duyarım."

Neden Muhafazakar Parti'yi ya da İşçi Partisi'ni, Cumhuriyetçileri ya da Demokratları, şu ya da bu model ekonomiyi ya da Windows yerine Macintosh'u desteklemek tamamen meşrudur da kainatın nasıl meydana geldiği ve onu kimin yarattığıyla ilgili bir fikir beyan etmek yasaktır? Kutsal meseleler olduğu için mi?

Meseleyi mantıklıca irdelediğinizde, böylesi fikirlerin diğer fikirlerle çekişebilmesi adına en az onlar kadar serbest olmamasının bir nedeni yoktur; tabi eğer söylenmemeleri gerektiğini aramızda bir şekilde kararlaştırmadıysak.

Douglas Adams
Aletler, bizim amaca yönelik düşünmemize, nesneler yapmamıza, bize daha iyi uyacak bir dünya yaratabilmek için bir şeyler yapmamıza olanak sağlamıştır. Şimdi mutlu bir alet yapma gününün ardından, çevresini incelemekte olan ilk insanı hayal edin. Etrafına bakıyor ve onu çok mutlu eden bir dünya görüyor:

Arkasında içinde mağaralar olan dağlar -dağlar önemlidir, çünkü gidip mağaralarda saklanabilir, yağmurdan korunur ve ayılar ona ulaşamaz- önündeyse orman -içinde kabuklu yemişler, böğürtlenler ve lezzetli yiyecekler olan- vardır. Yakından geçen nehir suyla doludur -su içilebilir, içinde teknesini yüzdürebilir, türlü çeşitli işler yapabilir. İşte kuzen Ug, görünüşe göre bir mamut yakalamış -mamutlar çok önemlidir, etlerini yiyebilir, postlarını giyebilir, kemiklerini silah yapmak için kullanıp başka mamutlar yakalayabilirsiniz.

Demek istediğim bu müthiş bir dünya. Ama bizim ilk insan düşünüp taşınacak bir vakit bulmuştur, kendi kendine der ki, "Peki, içinde bulunduğum bu dünya ilginç bir yer."

Sonra kendi kendine onu arkadan vurabilecek, bütünüyle anlamsız ve yanıltıcı bir soru sorar. Doğası gereği, böyle biri olarak evrimleştiği ve böyle düşünerek geliştiği için bu soruyu sorar.