Mike Leigh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mike Leigh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mike Leigh'in yazıp yönettiği Naked benim açımdan gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biridir. Ancak elbette ki bu 'en iyi film' kıstasını açmakta fayda var: Film, toplumsal değerleri simgeleştirerek önümüze sunmaktadır ve filmin kahramanı olan Johnny bu toplumsal değerlere aykırı olan, bir açıdan nihilist bir açıdan anarşist yapıda olan biridir.

Film boyunca birtakım olaylar gerçekleşir ve bunlar simgeleştirildiği için birçok kişi için anlamsız görünür. Örneğin; ev sahibi olmadığı halde evde oturan kadınlar tarafından ev sahibi sanılarak, eve gizlice girmiş olmasına rağmen, evde istediği gibi dolaşan zengin adam bununla yetinmez ve hatta kadınlara tecavüz eder. Burada günümüz mülkiyet anlayışına sağlam bir eleştiri getirilmektedir. Zira, kadınlara tecavüz eden adam hiçbir hakkı olmamasına rağmen ev sahibi olduğunu düşündürtmekte ve sırf kadınlar o adamı ev sahibi olarak değerlendirdiği için onun kendi hayatları üzerinde haklara sahip olduğunu kabul edip, içselleştirmektedirler.
Senaristliğini ve yönetmenliğini Mike Leigh'nin yaptığı 1993 yapımı Naked, anlamların buhar olup yitirildiği noktada; yalnızlık, hayata karşı duyulan öfke ve 20. Yüzyılın sonunda insanoğlunun yüz yüze kaldığı “Dead End” – çıkmaz sokağın bir özetidir adeta.

Film, Manchester'da, gece dar bir ara sokakta, bir kadına tecavüz eden filmin kahramanı Johny'ye tedirgin edici bir kamera hareketi ile birlikte hızla yaklaşarak açılır. Bu sahne üzerinde biraz durmak istiyorum. Filme zaten bütünüyle hâkim olan nihilistik bir tutum var. Bu sahne filmin ana fikri mahiyetinde… Burada olay yerinden hızla uzaklaşarak bir kaç plan boyunca sürekli koşan Johny'yi izleriz. Burada ki, maruz kalınan gerçekliğe tahammül edememe hissi film boyunca devam edecektir. Ayrıca film, sonda da aynı açılıştaki gibi Johny'nin ortamı terk ederek hızla uzaklaşmasıyla kapanacaktır. Çünkü filmin sonunda Johny için hiç bir şey çözülmüş olmayacaktır.

Film, “kültür ve uygarlık” kavramlarının nihayetinde esas şiddet üreten olgulara dönüşmüş olduğunu ve zamanın ruhunun bireye işkence eden ve bireyi sürekli olarak çevresindeki dünyadan ve en başta kendinden kaçmaya zorunlu kılan bir yapıya bürünmüş olduğunu anlatmaktadır. Yönetmen bu düşüncesini, çoğunlukla, Johny karakterini şehrin karanlık ve pis sokaklarında gezintiye çıkararak ifade eder. Johny, Manchester’dan kaçarak Londra’ya gelir ve Londra sokaklarında ki gezintisi sırasında türlü insanla muhatap olur. Bu insanların hepsi sorunlu insanlardır. Hepsinin farklı dünyaları vardır ancak ortak olan şey hepsinin acı çekiyor olmalarıdır. Tüm bu insanlar, şehir hayatının üretmiş olduğu manevi şiddeti farklı biçimlerde hisseder ve farklı biçimlerde ifade ederler. Başka bir sahnede Johny, eski sevgilisinin ev arkadaşıyla sevişirken kızı hırpalamaya başlayınca, kızın cevabı: “Seni anlıyorum, Johny.” olur.