Richard Dawkins etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Richard Dawkins etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Unbelievers, Richard Dawkins ile Lawrence Krauss'un bir araya gelip, inançsızlık üzerine düzenlediği konferanslarının hem öncesinin hem sonrasının hem de konferanslardaki önemli konuşmaların bir araya getirilmiş halidir.

Belgeselin henüz başında, din ve bilimin "gerçek" veya "hakikat" olarak adlandırılan "şey"e ne denli yaklaşabildiğini tartışan ikili, kendi görüşlerini aktarabilmek için farklı program ve etkinliklere katılıp, orada iki taraflı konuşma ve tartışmalara katılmak üzere seyahate başlıyorlar.

Dawkins, bir tarafta inançsız birinin, diğer tarafta ise inançlı birinin oturduğu, tartışmayı yürüten sunucunun ise sürekli araya girerek iki tarafı da "eşitleştirdiği" konuşmaların, hiç de sağlıklı olmadığını düşünüyor. Bunun üzerine, sadece kendilerini ifade edebildikleri ve böylece dertlerini daha rahat anlatabilecekleri bir iş yapmaları gerektiğine karar veren Dawkins, Krauss ile birlikte bir dizi konferans düzenlemek için kolları sıvıyor.

Belgeselde de izlenebileceği gibi, onlarca konferansa ve programa katılan ikili, gerek beraber gerekse de tek tek, inançsızlığın savunucusu haline geliyorlar. Yorucu tempoya rağmen, buna değdiğini düşünmeleri, yükselen dini görüşün yanında böyle aktivitelerin yapılması gerektiğini söylemeleri, hiç kuşkusuz, haklılık payı içermekte.

Bununla birlikte, dünyanın en büyük ateizm etkinliğinden de bölümler içeren belgesel, kimi zaman ciddi bir şekilde inanca darbe indirirken, kimi zaman da esprili bir dille mizahi bir eleştiri getiriyor.

2013 yapımı olan bu belgesel, inançsızların sayısının hiç de az olmadığını görmek ve derli toplu biçimde tanrı ve din eleştirisini tekrar etmek adına önem taşımaktadır. Sam Harris, Daniel Dennett, Ayaan Hirsi Ali, Stephen Hawking, Michael Shermer, Werner Herzog, Eddie Izzard, Woody Allen, Ricky Gervais, Cameron Diaz gibi kişilerin inançsızlık üzerine düşünceleri ile tanrı ve din üzerine eleştirilerine yer veren belgesel, inancın farklı zihin ve düşüncelerce eleştirilmesini göstermesi açısından da gayet kayda değer bir iş yapmaktadır.

Aşağıdaki alıntılar Piktobet'ten yapılmıştır, çeviriyi ise GarajımdakiEjder gerçekleştirmiştir. Bize de yüklemeyi yapmak düştü.

Lawrence Krauss: Soru sormadan hakikate ve cevaplara ulaşmanın bizi hiçbir yere götürmediğinin farkına varmak bilimin sağladığı özgürleşmenin sonucudur. 
Richard Dawkins: Bilim harikulade bir şey. Bilim çok güzel bir şey. Din harikulade bir şey değil, güzel bir şey de. Din ayağımıza dolanıyor. Dinde yanlış olan daha pek çok şey var fakat ben en çok gerçekle, gerçeğin güzelliğiyle gerçeğin şiirselliği olan bilimle ve dinin bilimsel bir açıklama gibi görülmesiyle ilgileniyorum. Rakip bir bilimsel açıklama ama fazlasıyla ruhsuz, fazlasıyla sıkıcı ve fazlasıyla değersiz. Hatalı da. 
Lawrence Krauss: Bilimsel keşifler tarafından inancımızın tehdit edildiğini düşünmektense inançlarımızı gerçekliğin kanıtlarına uyarlamaya zorlamamız gerektiğinin farkına varmalıyız, tam aksini yapmak yerine. 
Richard Dawkins: Herkesin dini tartışmayacak kadar nazik olması gerektiği konusunda uzlaşıya varmayın. Din tartışma dışı bir konu değildir. Din, yasak bölge değildir. Din, evrene ilişkin, doğruluklarının ispat edilmesi gereken, meydan okunması gereken ve gerekirse küçümsenerek alay edilmesi gereken belirli iddialarda bulunur. 
Lawrence Krauss: Bana göre en güçlü ve hayat verici düşünce şu: Evrenin varlığına işaret ettiği için, bilim ondan hoşlansak da hoşlanmasak da daha fazla önem kazanırken bizler daha önemsiz hale geliyoruz.
İyi seyirler!

Hayyam

Ruh, ölümden sonra yaşam, günah ve Tanrı'nın amacı gibi fikirler, binlerce yıldır insanlığın düşünme şekline etki etmiştir. Dini inanç ve gelenekler ise, yaşamlarımızın içine sinmiş ve kabullenilmiş durumdadır.

Sex, Death and the Meaning of Life (Seks, Ölüm ve Hayatın Anlamı) adlı bu belgesel serisinde, evrimci biyolog Richard Dawkins, dini geride bırakırsak neler olabileceği üzerine bir sorgulama yapıyor. Mantığın ve bilimin, dinin hayatımızda önemli bir yer kaplayan ruhani yönlendirmesinin yerini alıp alamayacağını inceliyor. Acaba bilim ölümle yüzleşmemizi sağlayabilir mi? Ya da, doğruyu yanlıştan ayırt etmemizi veya hayatımıza bir anlam bulmamızı sağlayabilir mi?

İlk bölümün çevirisini tek başıma, ikinci bölümün çevirisini Apatheia ile birlikte yaptık. Üçüncü bölümü çevirisini ise bizden bağımsız olarak felis agnosticus yaptı. Herkese şimdiden keyifli seyirler!

Bölüm 1: Günah

Bir Tanrı bizi izlemiyorsa, neden iyi olalım?

İlk bölümde, Richard Dawkins 'günah' kavramını ele alıyor. Eski dini kuralların, neyin iyi ve kötü olduğunu belirleyip belirleyemediğini ve bilimin bize iyi olanı bulmada yardımcı olup olamayacağı üzerinde duruyor.

Hristiyan anlayışında yetişmiş dindarların katı ahlak yapılanmasındaki yalanlar ve suçluluk duygusu üzerinde duran Dawkins, daha sonrasında, Müslüman gelinlerin plastik cerrahi ameliyatla tekrar bekaretini kazanması örneğini ele alıyor. Bu örnekler neticesinde, bir dine mensup olmanın, kişinin iyiliği veya ahlaklılığı üzerinde bariz bir etki yaratmadığını hatta kimi yönlerden olumsuz yönde etki ettiğini göstermeye çalışıyor.

Peki, bilim ve mantık bizlere ahlak hakkında ne sunabilir? Lemurları, tango dansçılarını inceleyip, eşcinsel hakları savunucusu Matthew Parris ve bilim insanı Steven Pinker ile görüşmeler yapan Dawkins, ahlakın derinlerine inerek, ahlakın aslında evrimsel geçmişimizin bir yansıması olduğunu, bugünkü ahlaksal yapımızın dini kaynaklardan ziyade, bilimsel bir açıklaması bulunduğunu belirtiyor.

Ritüelleri, cinsel kur yapmayı, iğrençliği ve tabuların etkisini araştırdıktan sonra, evrimsel bakımdan mantığımızın ve empati yeteneğimizin gelişmesi ile hayatta kalabilen türler olarak, git gide daha ahlaklı olmamızın bilimsel bir açıklamasını sunuyor bizlere.


Bölüm 2: Ölümden Sonra Yaşam

Bu bölümde, Richard Dawkins, bilimin bizlere ölüm hakkında neler söylediğini inceliyor.

Dawkins, Hindistan'daki Hindu cenazelerinden New York'daki genetik laboratuvarına uzanan bir yolculuk yapıyor bu bölümde.

Sinirbiliminin, evrimin ve genetiğin son teorilerini birleştirerek, neden ölümden sonra bir yaşam olmasını arzuladığımızı açıklamaya çalışan Dawkins, yaşlanmanın evrimi üzerinde duruyor ve insan genetiğinin atalarından bizlere ve bizden gelecek nesillere miras kalacak gerçek bir ölümsüzlük sembolü olduğunu irdeliyor.

Motor-nöron hastalığı yüzünden ölümü bekleyen bir Hristiyan ile konuşan Dawkins, daha sonra 105 yaşındaki bir borsacının anılarını dinliyor ve DNA'nın yapısını çözen James Watson ile bir görüşme yapıyor.

Dawkins, ölümünün kendisini duygusal olarak rahatsız ettiğini ifade etse de, gerçek her ne kadar zor ve acı olsa bile, onunla yüzleşilmesi gerektiğini belirtiyor.

Son olarak, belgesel için genom haritası çıkartılan Dawkins, böylece Dünya'da genom haritası çıkarılan az sayıdaki kimselerden biri oluyor ve genindeki belirtilere göre, muhtemelen hangi hastalıklardan ölebileceğini öğreniyor.


Bölüm 3: Hayatın Anlamı

Bir ateist, her sabah uyanmak için nasıl bir sebep bulabilir?

Bu soru ile yola çıkan Richard Dawkins, dini inancı bir köşeye atarak, hayatını anlamlandıracak olan üzerine bir arayışa giriyor.

Las Vegas'ın kumarhanelerinden Himalayalar'daki Budist rahiplerin tapınaklarına uzanan bu yolculukta, Dawkins, dindar olan ve dindar olmayan kimselerin hayatlarına nasıl bir anlam kattıklarını inceliyor.

Var oluşumuzun içindeki şansı ele alıyor, Hindistan'daki "karma" yüzünden belli bir kaderi yaşamak zorunda olan insanlarla görüşüyor ve doğal felaketleri yaşamış yerleri ziyaret ediyor.

Bizlere neler olduğuna kayıtsız kalan bir evrende, hayatımızı nasıl anlamlı bulacağımızı araştırıyor Dawkins.

Son olarak, yedi yaşından beri ateist olan komedyen Ricky Gervais ile karşılıklı konuşan Dawkins, anlamın, bir şeyler üreterek doğabileceği üzerine fikirlerini bildiriyor.

Dawkins'e göre, bilimsel sorgulamanın insanı hem huşu içinde bırakan hem de onda merak uyandıran bir yanı var. İnsan genomunun karmaşıklığının veya Higgs Bozonu'nun görkeminin, insanın evreni anlamaya çalışması ve her sabah uyanması için yeterli olduğunu söylüyor.

Jonathan Miller, 2003 yılında "Atheism, a Rough History of Disbelief" (Ateizm, İnançsızlığın Kısa Tarihi) adlı belgesel çekimine başlamıştır. Ancak bu süreçte çok fazla röportaj yapılmış ve belgesel süresini aşan birçok konuşma neredeyse çöpe gidecekmiş. İşte tam bu noktada BBC tüm bu konuşmaların boşa gidemeyecek kadar değerli olduğuna karar vermiş ve 2004 yılında ortaya The Atheism Tapes belgeseli çıkmıştır.

Jonathan Miller, toplam 6 bölüm olan bu belgeselde, ateizm felsefesi ve düşüncesi üzerine biyolog Richard Dawkins, filozof Daniel Dennett, teolog Denys Turner, oyun yazarı Arthur Miller, felsefeci Colin McGinn ve Nobel ödüllü fizikçi Steven Weinberg ile röportajlar yapmıştır. Denys Turner haricindeki diğer beş isim ateisttir ve ilk beş bölümde bu isimlerle ateizm üzerine düşünceleri hakkında konuşmalar yapılmakta ve bunu takip eden teizm eleştirilerine yer verilmektedir. Son bölümde teolog Denys Turner ile yine ateizm hakkında konuşulmakla birlikte, teistik bir bakış açısıyla ateizm ele alınmakta; daha doğrusu, Jonathan Miller ile Denys Turner birbirleriyle karşıt görüşlerini tartışma havasına girmeden paylaşmaktadırlar.

İlk beş bölümde, genel olarak işlenen ateizm hakkındaki fikirlerin yanısıra, her bir isimin kendi alanıyla ilgili deneyimlerine, yaşadıkları olaylara, kimi zaman kendi hayatlarına ve neden ateist olduklarına, ateizm için yapılan eleştiriler hakkında neler düşündüklerine, dini ve tanrıyı nasıl değerlendirdiklerine ilişkin yoğun ve bir o kadar da samimi bir sohbet geçmektedir. 

Atheism Tapes'i diğer birçok belgeselden ayıran yanı, belgesel boyunca söz konusu fikri destekleyecek kanıt sunmaktan ziyade, o fikrin sahibi insanların nasıl düşündüklerini görmemizi sağlamaları. Nitekim dindar toplumlarda ateizm ve ateistler hakkındaki önyargılar ve bunun da ötesinde, bu fikre ve bu fikri kabul edenlere karşı bir yabancılık hali söz konusudur. Bu belgesel ile hem bu aşılmaya çalışılmış hem de hali hazırda inançsız olan insanların, kendileri gibi inançsız olan ve mesleki bakımdan da ön plana çıkmış kişileri kendi cümleleriyle ve salt bir biçimde inanç üzerine sohbet ederken izleme fırsatı yaratılmıştır.

İlk 3 bölüm ile 5. bölümün çevirisi bana aittir. 4. bölümü Kuttemur ile; 6. bölümü ise Kuttemur ve Mutlukedi nickli arkadaşlar ile birlikte çevirdik. Her bölüm 30 dakikadır. Keyifle seyretmenizi dilerim.

1. BölümColin McGinn 


2. BölümSteven Weinberg


3. BölümDaniel Dennett


4. BölümArthur Miller


5. BölümRichard Dawkins


6. BölümDenys Turner

Türkçe'ye "Aklın (Mantığın) Düşmanları" olarak çevrilebilecek, Richard Dawkins'in hazırlayıp sunduğu bu belgeselin ilk bölümünde batıl inançlar ele alınıyor. Astrolojiden falcılığa bir çok batıl inanca dayalı olan ve insanların maddi manevi her türlü birikimine zarar veren ama zararsız gibi görünen bir çok "iş dalı" irdeleniyor. Hiçbir bilimsel temeli olmayan ve hatta kendi içinde dahi tutarlılığı bulunmayan bu batıl inançların insanı nasıl köreltebileceği gözler önüne seriliyor.

İkinci bölümde alternatif tıp adı altında yapılan, deneysel olarak yararlılığı ispatlanmamış, hatta hiçbir faydasının olmadığı ortaya çıkarılan bir takım uygulamaların üzerine gidilmekte ve insanların neden tıp gibi sağlam bir bilim alanı varken böylesi sağlık getirmeyecek sözde tedavi yöntemlerine yöneldiği araştırılıyor.

Belgeselde de dendiği gibi: "Açık fikirli olalım ama beyinlerimizi kaybedecek kadar da değil."

Hayyam

1. Bölüm


2. Bölüm
"Bu seri, belki de şimdiye kadar insan zihninde ortaya çıkan en güçlü fikir hakkında. Fikir, doğal seçilim yoluyla evrim. Ve onu düşünen dahi Charles Darwin'di. Ben bir biyoloğum ve Darwin tüm kariyerim boyunca bana bir ilham kaynağı oldu. Onun başyapıtı "Türlerin Kökeni Üzerine", 150 yıl önce yayınlandı. Ve dünyaya bakışımızı ve onun içindeki yerimizi sonsuza kadar değiştirdi. Darwin'in yaptığı şey, tüm yaşamın karmaşıklığını ve çeşitliliğini tam olarak açıklamaktan hiç de az değildir. Hal böyleyken, herhangi birinin şu ana kadar sahip olduğu en basit fikirdir.

Bu seride, sizi, evrimin herhangi bir dinsel hikayeden çok daha zengin ve göz alıcı bir hayat görüşü önerdiğine ikna etmek istiyorum. Bu benim tanrıya inanmama sebeplerimden biri. Size, Darwin'in, gözlerimizi dünyamızın olağanüstü gerçekliğine nasıl açtığını göstermek istiyorum."

Richard Dawkins'in hazırladığı Charles Darwin’in Dehası adlı bu üç bölümlük belgesel Darwin'i ve evrimi bugünkü mikrobiyolojik ve genetik bilimin geldiği boyutuyla aydınlatıyor. Ayrıca evrim üzerine yaptığı bu bilgilendirici sunumuyla herkesin anlayabileceği bilimsel bir üslupla karşımıza çıkıyor.

1. Bölüm: Life, Darwin and Everything



2. Bölüm: The Fifth Ape



3. Bölüm: God Strikes Back

Kör Saatçi; (İngilizce: The Blind Watchmaker, 1986, Norton & Company, Inc. New York) Richard Dawkins'in evrimsel gelişmeyi basit örneklerle modellendirerek anlattığı TÜBİTAK tarafından yayınlanan popüler-bilim alanında yer alan önemli ve kült kitabı.

İsmi 18. yüzyıl tanrı bilimci William Paley 'in o dönemde çok bilinen bir kitabına referans olarak kullanılmıştır. Paley kitabında bu tür tartışmalarda sık kullanılan saat analojisine başvuruyor, çünkü saat complex (karmaşık) yapıları anlatmak için iyi bir model. 

Paley eğer yürürken yerde bir saat görseydiniz bunun karmaşık bir mekanizma olduğunu ve bir tasarımcı tarafından önceden tasarlandığını düşünürdünüz ama insan gibi karmaşık yapıların neden önceden tasarlanıldığını düşünmüyorsunuz diyerek bu tasarımcının üstü kapalı bir biçimde tanrı olması gerektiğini iddia ediyor. Dawkins de buna cevap olarak mutasyon, birikimli seçilim gibi mekanizmalarla çalışan evrimin önceden planlanamayan bir süreç olduğuna dikkat çekerek bu saatçinin ileriyi göremeyeceği ve planlayamayacağı için kör olması gerektiğini savunarak kitabına Kör Saatçi adını verir.

Ve bunu da yaptığı bir programla açıklamaya çalışır ki kendisi yazıldığı gibi bir bilgisayar programcısıdır, bu program kendiliğinden biyomorph adı verilen şekiller oluşturan bir programdır. Doğada binlerce gen kullanan canlılara karşın bu programda oluşan şekillerin kullandığı gen sayısını 9'la kısıtlar, her oluşan yeni biyomorfla bir önceki biyomorf arasında sadece +1 veya -1 gen farkı vardır. Dawkins bilgisayarda tesadüfi olarak oluşan şekilleri incelerken ortaya çıkan bir şekli gözden kaçırır ve yeniden aynı şekle ulaşmak ister ama bunu bir türlü başaramaz. "Programı kendim yazdığım halde, nasıl çalıştığını bildiğim halde ben aynı şekle bir daha ulaşamıyorum." diyerek, doğadaki gelişmelerin de böyle olduğunu bir sonraki adımın nasıl olacağının, evrimin ne yöne gideceğinin önceden asla kestirilemeyeceğini söylüyor.

Dawkins bize doğadaki tüm her şeyin bir anda ve önceden tasarlanmış bir şekilde ortaya çıktığı, gelişime kapalı, durağan bir modelin tersine her şeyin kerte kerte, adım adım, basit den karmaşığa doğru ilerlediği, sürekli gelişen, hareketli bir gelişme modeli sunuyor. Ona göre insanın evrimi tahayyül edememesinin en büyük nedeni beynimizin küçük niceliklerle çalışmak üzerine evrimleşmesi ve için işin içine milyonlarca yıllık süreçler girince affallayıp kalmasıdır.

İzlemek İçin Tıklayın
Videonun Metni
(Video, metnin en altında bulunmaktadır...)

Canlı yayımlanan etkileşimli bir açık oturumda soru sorma şansına sahip olduğunuz "Sorular ve Cevaplar"ı izliyorsunuz. Sıradaki sorumuz seyircilerden geliyor. Hamzah Qureshi'den...

Soru: Benim sorum Prof. Dawkins'e. Ateizmin hiçbir anlamda mutlak ahlaka sahip olamayacağını düşünürsek, bir ateistin doğru ya da yanlışı ayırt edebilmesi, ateistlerin sertçe karşı çıktıkları türden akıldışı bir inanç sıçraması (içinden geldiği gibi inanma) değil midir?

Cevap: Mutlak ahlakın neleri kapsadığını dindar bir kişi açıkca söyleyebilir; zina yapanları taşlamak, irtidat edeni (İslam'da dinden çıkmak) öldürmek, Şabat günü çalışanı cezalandırmak... Dinsel temelli tüm bu şeyler mutlak ahlakla ilgilidir.

Mutlak ahlaka ihtiyacım olduğunu düşünmüyorum. Dikkatlice üzerinde düşünülen, yargılanan, tartışılan, ele alınan ve nerdeyse diyebilirim ki akıllı tasarım temelli(!) bir ahlak istiyorum.
Hayatın hammaddesi: İnsan DNA'sının mikrokobik resmi
Richard Dawkins, 1976'da yayımlanan "Gen Bencildir" adlı kitabında evrimin itici gücünün genler olduğunu açıkladı. Bencil gen kavramı, bilim dünyasında yanlış anlamalara ve karmaşaya yol açtı. Güçlü, ama yanlış anlaşılmaya yol açabilecek bir metafor. Bencil genler kavramının gelişimini inceliyoruz...

1976 yılında Oxford Üniversitesi'nden genç bir öğretim üyesi, insanların gerçek doğası ile ilgili rahatsız edici iddialar ortaya attı. "Bizler, hayatını sürdürmeye çalışan makineleriz" diyordu, "Gen denilen bencil molekülleri korumaya programlanmış robotlardan farkımız yok."


Son yüzyılın en ünlü bilim kitaplarından birinin önsözünde yer alan bu sarsıcı cümle, yazarını uluslararası üne kavuşturdu. Richard Dawkins, şu sırada Oxford Üniversitesi'nde profesör ve muhtemelen Darwin'in evrim kuramının en etkili savunucusu.
İngiliz uyruklu yazar, evrim kuramcısı ve Oxford Üniversitesi'nde zooloji profesörü olan Richard Dawkins, pek çok popüler bilim kitabı yazmış ve pek çok televizyon programına katılmış tutkulu bir ateizm savunucusu olarak ünlendi.

2006'da yayımladığı ve anında ateizmin resmi yayınlarından birine dönüşen The God Delusion (Tanrı Yanılgısı) adlı kitabında tanrının varlığı ve dinlerin gerekliliği için öne sürülen geleneksel savlara karşı çıkmış ve ateist bir dünya görüşünü savunmuştur.

Root of All Evil? (Tüm Kötülüklerin Kaynağı) belgeselinde ise Dawkins, tek tanrılı dinlerin temsilcileriyle söyleşiler yaparak, öncelikle dünyayı kasıp kavuran terör olaylarının ve savaşların arkasında dinsel inançların bulunduğunu göstermeye çalışıyor. Tek tanrılı dinlerin tüm kötülüklerin kaynağı olup olmadığını sorguladığı belgeselde Dawkins, dinsel bilgiyle bilimsel bilgi arasındaki yaşamsal farklara değiniyor. Ateizm ile dinin karşılaştırmasını yaparak, dinin psikolojik ve toplumsal etkilerinden bahsediyor.

İzlemek İçin Tıklayın...

Videonun Metni

İnsanlar sık sık bana, "eğer şempanzelerden geldiysek, neden hala şempanzeler var" diye soruyorlar. Aslında şempanzelerden gelmiyoruz. İki tür de 6 milyon yıl önce şu noktada yaşamış olan bir Ortak Ata'dan geliyor. Bu Ortak Ata daha sonra iki dala ayrılıyor; biri biz insanlara, diğeri ise şempanzelere ayrılıyor. Bu dal daha sonra bonobolara ve şempanzelere ayrılıyor. Hepimiz kuzeniz, şempanzeden gelmiyoruz.

Daha uzak akrabalarımız gorillerdir, bizler ve şempanzelerle Ortak Ata'yı paylaşırlar. Bu da gorillerle, insanlar ve şempanzeler arasındaki ortak Ata. Yani insanlar ve şempanzeler gorillerle akraba olan doğal bir gruptur, gorillerin kuzenleridir. Tüm bu hayvanlar Afrikalı insansı maymunlardır. Afrikalı insansı maymunlar; goriller, insanlar, bonobolar ve şempanzelerdir. Tüm Afrikalı insansı maymunlar, orangutanlarla Ortak Ata'ya sahiptirler. Orangutanlarla Ortak Ata buradadır.

Bunların tamamı büyük insansı maymunlardır. Yani büyük insansı maymunların tümü birbirleriyle kuzendir. Büyük insansı maymunlar arasında, Afrikalı insansı maymunlar daha yakın kuzenlerdir. Afrikalı insansı maymunlar arasında ise; insanlar, bonobolar ve şempanzeler daha yakın kuzenlerdir. Bütün bunların arasında ise; bonobolar ve şempanzeler birbirlerine en yakın kuzenlerdir.