Kişisel Görüşleriniz ve Düşünceleriniz

Kişisel görüşleriniz ve düşünceleriniz adlı önceki sayfada çok fazla yorum birikmesi sebebiyle, son yorumlara ulaşmak biraz zor oluyordu. Bu sebeple, yeni bir başlık açmış bulunuyorum. Bu açılan, üçüncü 'kişisel görüşleriniz ve düşünceleriniz' başlığıdır. Önceki ilk ikisi arşiv mahiyetinde blogda durmaktadır, onlara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Önceki başlıklarda bulunan uyarılar aynen geçerlidir.

Bu başlık altında (yorum gönder kısmında) belirtmek istediğiniz kişisel görüşlerinizi veya düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz. Bunun yanı sıra değinilmesini istediğinizin bir konuyu belirtip veya aklınıza takılan ya da benim aklıma takılması gereken bir soruyu sorabilirsiniz. Kısacası diğer bölümlerden bağımsız bir çeşit iletişim olanağı sağlayan bir başlık olarak görebilirsiniz bu başlığı.

Blog içerisinde görünmesini istemediğiniz  görüş ve düşüncelerinizi bana iletmek isterseniz tanrivarmi@gmail.com adresini kullanabilirsiniz. Ancak temennim, bu başlık altında görüş ve düşüncelerin belirtilmesidir, zira bu şekilde,  sizinle aynı görüş ve düşüncede olanlara ulaşma olanağı artmaktadır. Ayrıca mail adresini dini savunmak üzere tartışma amaçlı kullanılmaması rica olunur.

Yukarıdakilere ek olarak iki yeni durum mevcuttur blogda. İlk olarakyorum yaparken bir "ad, rumuz veya nick" seçilmesi rica olunur. Tamamen karışıklığı önleme amaçlıdır; özellikle devamlı olarak blogda yorum yapanların böyle bir kullanıcı adı seçmeleri, iletişimin sürekli olmasına da fayda sağlayacaktır.

İkinci olarak, artık her yoruma ayrı ayrı yanıt verebilme seçeneği bulunmaktadır. Önceki durumda  tüm yorumlar sırasıyla alt alta görünmekteyken, şimdi direkt olarak hangi yoruma cevap vermek istiyorsanız, o yorumun altındaki "Yanıtla" seçeneğine tıkladıktan sonra (ve üst paragraftaki ricayla birlikte, bir kullanıcı adı belirledikten sonra) yorumunuzu bırakabilirsiniz. Bu şekilde daha düzenli ve sağlıklı bir sohbet sürdürülebileceği kanısındayım.

Son olarak, blog içerisinde yorum yazdığınız herhangi bir başlığa başka biri yorum yaptığında haberdar olmak isterseniz, yorum formunun (yorumunuzu yazdığınız alttaki pencere) sağ altında bulunan "E-posta yoluyla abone ol" linkine tıklayabilirsiniz. Bunun için bir Google hesabınızın olması gerekmektedir.  Ayrıca istediğiniz zaman, yine aynı yerde bulunan (ama yalnızca abone olduktan sonra görünen) "Aboneliği iptal et" linkine tıklayarak yorum aboneliğinizi iptal edebilirsiniz.

Aforizmalar / 21

"İnsanlar ancak dinin gerçek olduğunu doğrudan kanıtlamaktan umut kestiği zamandır ki, onun sözümona yeni-moda bir anlamda 'gerçek' olduğunu kanıtlamaya koyulmuşlardır."
-Bertrand Russell

"Her yeni gerçeğin ortak kaderi, sapıklık olarak başlayıp batıl olarak bitmesidir."
-Thomas Henry Huxley

"Vicdan, iç sesimizin, birilerinin bizi görüyor olabileceği hususunda uyarmasıdır."
-Henry Louis Mencken

"Nihai yargılamayı bekleme. O, her gün gerçekleşiyor."
-Albert Camus

"Öfke, zehri içmek ve diğer insanların ölmesini beklemek gibidir."
-Carrie Fisher

"Bir deha olmak çok zaman gerektirir. Orada burada uzunca bir süre hiçbir şey yapmadan oturmalısınız. Fakat, gerçekten de hiçbir şey yapmamalısınız."
-Gertrude Stein

"Aptal bir adam, kendinden utanacağı bir şey yaptığı zaman, onun, yapması gerektiği bir görev olduğunu söyler."
-George Bernard Shaw

"Hiçbir şey yapmamanın bile bir yolu yordamı vardır." 
-Samuel Beckett

"Uygarlığın insanlarda duyguların çeşitlerini çoğaltmaktan başka bir işe yaradığı yok."
-Fyodor Dostoyevski

"Eğer düşüncelerinde ve yaptıklarında gerçekten ciddiyse, her insan azizdir."
-Hermann Hesse

"Düşüncelerimizi yayan araçlar, düşünmemizi engellemeye çalışıyordu."
-Italo Calvino

"Gittikçe birörnek insan olmaktaydılar; üstelik bunu iyi insan olmanın gereği sayıyorlardı."
-Afşar Timuçin

"Zaman, doğanın her şeyin aynı anda olmasını engelleme yoludur."
-Woody Allen

"Tanrı beni, geceleyin kendisini taklit etmem için yarattı."
-Fernando Pessoa

"Yalnızca barbarlar kendilerini savunabilir."
-Friedrich Nietzsche

"Yıkıma doğru giden her şey maddedir; gerçekten tin olan şey yıkıma doğru gitmez."
-Marquis de Sade

Beynimiz ve Biz -13 (Ahlaki Yargılarımız Değiştirilebilir Mi?)


Bu makaledeki konumuz, Rebecca Saxe’ın kendisini bilim dünyasında öne çıkaran bir çalışması üzerine. Rebecca Saxe, Massachusetts Institute Of Technology (MIT) Beyin Bilimleri Bölümünde, Bilişsel Nörobilim üzerine çalışan bir doçent. Ayrıca, beyin üzerine araştırma yapan McGovern Enstitüsü’nün de bir üyesi. Kendisi daha çok, sinir ve sosyal biliş alanlarındaki çalışmalarıyla tanınıyor.

Beynimizde bir alan var ki, bu alanın görevi; karşımızdakinin ne düşündüğünü anlamaktır. Bu alan, beynimizin sağ tarafında ve sağ kulağımızın biraz üzerinde bir yere denk geliyor. Hemen söyleyelim ki, bu alan, mantık problemlerini çözerken kullandığımız bir yer değil. Burası kısaca RTPJ olarak adlandırılmış (Right Temporo Parietal Junction). Diğer bir ifadeyle, “sağ temporo-parietal kavşak”. Bu şekilde isimlendirilmesinin sebebi, adı geçen alanın beynimizin sağ yarıküresinde bulunması ve yine beynimizin bölümlerinden olan temporal ve parietal alanların birleşim yerinde bir kavşak alanda bulunmasındandır. 

Konumuza geçmeden evvel, altı-yedi yaşına gelene kadar çocukların beyin yapısında bu alanın henüz gelişmediğini, yapılan başka deney ve araştırmalarla gösterildiğini ifade edelim. Bizim buradaki yazımız, yetişkinler üzerine yapılan bir araştırma olacaktır.

Rebecca Saxe, anılan çalışmasında, aşağıdaki iki ayrı senaryoyu kurgulayarak, araştırmaya katılan deneklerin bu senaryolar karşısında ne tür tepki vereceklerini ölçmeye çalışmıştır.

Senaryo 1
Grace ve arkadaşı yeni açılan bir kimya fabrikasının tanıtım turuna katılmışlardır. (Senaryonun kimya fabrikasında geçmesinin sebebi, senaryoya konu olan malzemenin böyle yerlerde kolay bulunacağı düşüncesidir.) Grace ve arkadaşı bir kahve molası vermek isterler. Orada bulunan bir otomattan (kahve-çay makinesi) birer kahve alırlar. Ancak, kahveleri için şekerin olmadığını görürler. Bunun üzerine Grace, arkadaşına orada beklemesini, etrafta bir yerden şeker bulup döneceğini söyleyerek arkadaşının yanından ayrılır. Grace, fabrikada şeker ararken bir laboratuvara girer ve orada bir kavanoz görür. Kavanozun üzerinde “Ölümcül Zehir” yazmaktadır. Ancak, kavanozun üzerinde zehir yazıyor olsa da, birisi yanlışlıkla kavanozun içine “toz şeker” koymuştur ve Grace’in bundan haberi yoktur. Grace’in amacı, arkadaşını zehirlemektir. Kavanozdan bir miktar toz şekerini, “zehir niyetine” alarak, elinde kahve fincanı ile kendisini (Grace’i) bekleyen arkadaşının yanına döner. Grace, arkadaşını zehirlemek maksadıyla, beraberinde getirdiği ve zehir sandığı toz şekeri, arkadaşının kahvesine koyar. Arkadaşı kahveyi içer. Tabii ki, beklendiği üzere (kahveye konan, zehir değil de şeker olduğu için), Grace’in arkadaşı ölmez. Zaten arkadaşı da hiçbir şeyin farkında değildir. 

Senaryo 2
Senaryonun bu kısmında ise yukarıdaki senaryoda, molada olduğu gibi, Grace yine, arkadaşının kahvesine şeker bulmak için kimya fabrikasında dolaşmaya başlar. Grace bu defa da bir laboratuvara girer. Laboratuvarda bir kavanoz görür. Kavanozun üzerinde “toz şeker” yazmaktadır. Ancak Grace’in bilmediği bir şey vardır ki, birisi yanlışlıkla kavanozun içine toz şekere benzeyen “ölümcül zehir” koymuştur. Ve bu senaryo gereği, Grace’in, arkadaşını öldürmek gibi bir düşüncesi yoktur. Grace, kavanozun içindekini, üzerindeki yazıdan dolayı “toz şeker” sanmaktadır. Grace, beraberinde getirdiği ve toz şeker sandığı zehri, arkadaşının kahvesine koyar. Arkadaşı kahvesini içer ve ölür. 

İki senaryoyu özetlersek, birinci senaryoda Grace, arkadaşını zehirlemek maksadıyla zehir sandığı toz şekeri arkadaşının kahvesine koymuş, ancak arkadaşı beklendiği üzere ölmemiştir. İkinci senaryoda ise, Grace, toz şeker sandığı zehri, arkadaşının kahvesine koymuş ve arkadaşı ölmüştür. Daha açık söylemek gerekirse birinci senaryoda bir “kasıt” varken, ikinci senaryo, bilmeden yaşanan bir “kaza”dır.

Italo Calvino: Görünmez Kentler

Bu noktada Kubilay, şöyle bir soruyla Polo'nun sözünü kesiyordu ya da kestiğini hayal ediyordu, ya da Marco sözünün kesildiğini hayal ediyordu:

"Hep başın arkaya dönük mü ilerlersin sen?" ya da "Gördüğün şey hep geride kalan mıdır?" ya da daha doğrusu "Yalnız geçmişe mi senin yolculuğun ?"

Bütün bunlar, aslında Marco Polo anlatabilsin ya da anlattığını hayal edebilsin ya da anlattığı hayal edilebilsin ya da nihayet kendi kendisine, aradığının hep önündeki bir şey olduğunu ve söz konusu geçmiş bile olsa, bunun, o yol aldıkça, adım adım değişen bir geçmiş olduğunu anlatmayı başarabilsin diyeydi, zira yolcunun geçmişi, tamamlanmış bir güzergâha göre değişir: Her geçen günün üzerine bir gün daha eklediği yakın geçmiş değil, çok daha uzak bir geçmiştir bu. Her yeni kente geldiğinde yolcu, bir zamanlar kendisinin olduğunu artık bilmediği bir geçmişini bulur yeniden: Artık olmadığın ya da sahip olmadığın şeyin yabancılığı, hiç senin olmamış yabancı yerlerin eşiğinde bekler.

Bir kente girer Marco; bir meydanda, birinin, geçmişte kendisinin olabilecek bir yaşamı ya da bir ânı yaşadığını görür; çok zaman önce, zamanın içinde durmuş olsaydı, ya da çok zaman önce, bir yol sapağında, saptığı yola değil de onun tam karşısındakine sapsaydı ve uzun zaman dolaştıktan sonra dönüp o meydandaki o adamın yerinde durmuş olsaydı, orada, o meydanda o adam değil, kendisi olabilirdi şimdi. Marco, bu gerçek ya da kuramsal geçmişinin dışındadır artık; duramaz; kendisini bir başka geçmişinin, ya da bir olasılık, geçmişte onun olası bir geleceği olmuş ve şu anda bir başkasının şimdisi olan bir şeyin beklediği bir başka kente kadar devam etmelidir yoluna. Yaşanmamış gelecekler geçmişin dallarıdır yalnızca: Kuru dalları.

"Bütün bu yolculuklar geçmişini yeniden yaşamak için mi?" diye sordu bu noktada Han. Şöyle de sorabilirdi aslında: "Bütün bu yolculuklar geleceğini yeniden bulmak için mi?" Şöyle cevap verdi Marco: "Başka yer, negatif bir aynadır. Yolcu sahip olduğu tenhayı tanır, sahip olmadığı ve olmayacağı kalabalığı keşfederek." 

***

Yalan sözlerde değil; şeylerdedir.

***

Yaşamda bir an geliyor, tanıdığın insanlar arasında ölüler canlılardan çok oluyor. Ve beyin başka yüz hatlarını, başka ifadeleri kabul etmeye yanaşmıyor: rastladığı bütün yeni yüzlere eski izlerin damgasını vurup her birine en uygun maskeyi buluyor.

***

Her iyiler kentinin tohumunda bir kötü tohum gizli; iyi olmanın verdiği güven ve gurur bu tohum: gereğinden fazla iyi olduklarını iddia edenlerden de iyi olmak. Çünkü bu güven ve gurur, kin, rekabet, misilleme gibi duygulara dönüşecek, kötülerden küçük intikamlar alma gibi doğal bir arzu, onların yerinde olma ve aynı şeyleri onlara yapma tutkusu haline gelecektir.

***

Biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil; eğer bir  cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. İki yolu var acı çekmemenin: Birincisi pek çok kişiye kolay gelir: Cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek, ikinci yol riskli, sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek.

Italo Calvino
Görünmez Kentler

Konstantinos Kavafis: Barbarları Beklerken

Neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?

Bugün barbarlar geliyormuş buraya.

Neden hiç kıpırtı yok senatoda?
Senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar?

Çünkü barbarlar geliyormuş bugün.
Senatörler neden yasa yapsınlar?
Barbarlar geldi mi bir kez, yasaları onlar yapacaklar.

Neden öyle erken kalkmış imparatorumuz,
şehrin en büyük kapısında neden kurulmuş tahtına,
başında tacı, törene hazır?

Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların başbuğunu karşılamaya çıkmış imparatorumuz.
Bir de koca ferman hazırlatmış
ona rütbeler, unvanlar bağışlayan.

İki konsülümüzle yargıçlarımız neden böyle
işlemeli, kırmızı kaftanlar giyinip gelmişler?
Neden böyle yakut bilezikler, parlak,
görkemli zümrüt yüzükler takınmışlar?
Ellerinde neden böyle altın,
gümüş kakmalı asalar var?

Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların gözlerini kamaştırırmış böyle takılar.

Ünlü konuşmacılarımız nerde peki,
neden herzamanki gibi söylev çekmiyorlar?

Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onlar pek aldırmazlarmış güzel sözlere.

Neden bu beklenmedik şaşkınlık, bu kargaşa?
(Nasıl da asıldı yüzü herkesin!)
Neden böyle hızla boşalıyor sokaklarla alanlar,
neden herkes dalgın dönüyor evine?

Çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi.
ve sınır boyundan dönen habercilere göre,
barbarlar diye kimseler yokmuş artık.

Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?
Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza.

Konstantinos Kavafis
Barbarları Beklerken
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...