Emil Michel Cioran: Kendini İmha Etmenin Kaynakları

Hiç yorum yok:
Kategori:
Omuzlarımızın ve düşüncelerimizin üzerinde ağır yüklerle bir hapishanede doğmuşuz; kesip atma imkanı bizi bir sonraki gün yeninden başlamaya teşvik etmese, tek bir günün bile sonunu getiremezdik... Bu dünyanın prangaları ve solunmaz havası her şeyi elimizden alır, kendimizi öldürme özgürlüğü hariç; bu özgürlük de, bunaltıcı ağırlıkların üstesinden gelen bir kuvvet ve gurur verir bize.

Kendi hükmünü mutlak olarak elinde bulundurmak ve bunu kullanmamak... Bundan daha esrarengiz bir yetenek var mıdır? İntiharın mümkün olduğu tesellisi, soluksuz kaldığımız o mekanı sonsuz bir alana çevirir. Kendimizi yok etme fikri, buna ulaşma yollarının çokluğu, kolaylığı ve yakınlığı sevindirir ve ürkütür bizi; zira kendimiz hakkında geri dönüşsüz bir şekilde karar verdiğimiz o hareketten daha basit ve korkunç bir şey yoktur. Tek bir anda bütün anları ortadan kaldırırız; bunu tanrı bile yapamazdı. Fakat palavracı iblisler olduğumuzdan sonumuzu erteleriz: Özgürlük gösterişinden, kibrimizin oyunundan nasıl vazgeçebilirdik ki?..

Beynimiz ve Biz -23 (Kadındaki Çekicilik / Bel-Kalça Oranı)

Hiç yorum yok:
Kategori:





Bilirsiniz, ülkemiz televizyon kanallarında, sayısı giderek azalmakla beraber “evlenme programları” devam ediyor. Karşı cinsler, belli bir konuşmadan sonra, eğer birbirlerini izdivaç için uygun bulmamışlarsa şu tabiri kullanırlar: “elektrik alamadım”. Elbette ki kişiler arasında gidip gelen elektronların diğer bir ifadeyle bir elektrik akımının söz konusu olmadığını biliyoruz. Karşı cinslerin, birbirlerini etkilediği veya etkilemediği dolayısıyla “elektrik aldım” veya “elektrik alamadım” şeklindeki benzetme/metaforlarla tanımlamaya çalıştığı şey ne olabilir? Kişiler birbirlerini henüz on-on beş dakika gördüğü halde, karşı tarafın kişiliğine dair bir bilgiyi, kendi kişiliğine uygun olup olmadığını, bu kadar kısa zamanda elde etmesine yardımcı olan bu mekanizmanın kökeni nedir? Yoksa, kişiler, bir tür beğeni kalıplarını, evlenme programına gelirken kafalarında beraber getiriyor olabilirler mi? Bu tür kalıplar, çocukluğumuzdan itibaren yaşadıklarımızla şekillenen, irademizin de etkisiyle beynimize nakşettiğimiz şemalar veya önyargılar mı? Yoksa, bundan da öte bir şey mi? Bu etkide rol alan faktörlerin hepsini değil ama bir tanesini bu yazımızla paylaşalım.

Elias Canetti: Ölüm Üzerine

1 yorum:
Kategori:
Ölümü sanki yokmuş gibi işlemek. İçinde her şeyin sanki kimse ölümden haberdar değilmişcesine yürüdüğü bir topluluk. Bu insanların dilinde ölüm kelimesi yok; ama bilinçli bir tanımlama da yok. İçlerinden biri bile yasaları ve özellikle bu ilk yazısız ve ağza alınmamış yasağı çiğnemeye kalkarak ölümden söz edecek olsa, bunu başaramayacak, çünkü bunun için, başkalarının anlayacağı bir kelime bulamayacak. Hiç kimse gömülmüyor ve hiç kimse yakılmıyor. Hiç kimse bir cenaze görmemiş. İnsanlar yok oluyor, kimse nereye gittiklerini bilmiyor, bir utanç duygusu onları ansızın uzaklaştırıyor; yalnız olmak günah sayıldığından, orada bulunmayan hiç kimsenin adı anılmıyor. Çoğu zaman geri geliyorlar, biri yeniden orada olduğunda seviniyorlar. O uzakta oluş ve yalnızlık zamanı, hesap vermek zorunda olunmayan kötü bir rüya olarak sayılıyor. Bu tür seyahatlerden, gebeler çocuk getiriyorlar, kendi kendilerine doğuruyorlar, doğum sırasında evde ölebilirlerdi. Çok küçük çocuklar bile ansızın yola çıkar kaybolurlar.

* * *

Çok kolay ölünüyor. Aslında çok daha güç ölmeliydi insan.

* * *

Hayatın en cesur yanı, ölümden nefret etmesidir, ve bu nefreti silen dinler hor görülmeye layık ve zavallıdırlar.

İlk Sentetik Maya Kromozomu

Hiç yorum yok:
Kategori:
Amerikalı bilim insanları labaratuvar ortamında ilk sentetik maya kromozomunu üretti. Mayanın 16 kromozomunun ilkinin üretilmesi, sentetik biyoloji alanında bir dönüm noktası sayılıyor. Daha önce sadece bakteri gibi daha basit organizmaların sentetik DNA'ları üretilmişti.

Mayanın ise insanlarla ortak 2 bin geni olduğu biliniyor. Bilim insanlarının son araştırmalarındaki tercihlerinin bir diğer nedeni de mayanın ekmek ile bira üretiminde kullanılması ve gelecekte de endüstriyel alanlarda kullanılma potansiyeli.

ABD'nin California eyaletinde bir şirket sentetik biyolojiyi kullanarak farklı bir maya türü üretmişti. Söz konusu maya türü, başlıca sıtma ilacı olan artemisini üretebiliyor. Sentetik maya kromozomlarının gelecekte aşı ve sürdürülebilir biyoyakıt üretiminde kullanılması umuluyor.

Sansür ve Devlet

1 yorum:
Kategori:
Bu makalede sansürün bir toplumu nasıl etkilediği ve olmadığı -ya da devletin yetki alanı içinde olmadığı- düşünüldüğünde ne gibi sonuçlar doğuracağı sorgulanmıştır. Dünyadan sansür örnekleri verilmiş ve yönetimlerin sansürü bir araç olarak nasıl kullandıklarından kısaca bahsedilmiştir. Yönetimlerin kendilerine evrensel ya da toplumsal ahlak kurallarını belirleme görevi atfetmeleri sonucu yasaklanmış eserler veya kendi meşruiyetlerini sağlamak amacıyla şeffaflıklarını ortaya koyabilecek kapasitedeki eleştirileri nasıl bertaraf ettikleri, tarihsel ve güncel örnekler ışığında incelenmiştir. Sansür olmadığı takdirde toplumların nasıl şekilleneceği merak konusu olmuş ve araştırma sorusu haline getirilmiştir. Araştırma sorusu yeterince net ve daha önce işlenmiş -cevaplanmış- bir konu olmadığından literatür taramasında ‘sansür tarihi’ veya ‘basında sansür’ gibi başlıklar çerçevesinde kavramsallaştırılmaya gidilmiştir. Literatür taraması ve rasyonalite ışığında, araştırma sonucu, muhtemel hipotezler ortaya çıkmıştır. Ampirik bir inceleme mümkün olamayacağı için, akıl yürüterek ve tarihsel örnekleri inceleyerek rasyonel çıkarımlar yapılmaya çalışılmıştır. Araştırma süresince, sansürün önemi vurgulanmış ve yanlış ellere geçtiğinde nasıl bir silah haline gelebileceğinden bahsedilmiştir. Yine araştırma sorusu ışığında, sansür olmasaydı, yani toplumların üzerine doğrultulmuş bir silah olmasaydı, sanat eserleri, politik eleştiriler, mizah ve basın-yayın organlarının tutumu ne kadar değişikliğe uğrardı, ya da demokrasi kavramı toplumlarda daha mı farklı yeşerirdi, bunun gibi sorular irdelenmiştir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...