Slider[Style1]

Felsefi yönelimlerin pek bilinmediği coğrafyalarda, ateizm, satanizm ile kolaylıkla karşılaştırılır ve "kedi kesme" üzerinden bir ön yargıyla ateizme yaklaşılır. Halbuki işin aslında hiç de böyle olmadığı, ateizmin, tanrının yanı sıra şeytanı, ruhu ve hatta doğa üstü her gücü reddettiği gayet bilinen ve kolay anlaşılabilir bir şeydir.

Böyle bir girizgah yapılmasının sebebi, az sonra koyulacak "ruhunu şeytana satma sözleşmesi"nin ateizm ile bağlantılı bir propaganda olabileceği fikrini baştan saf dışı bırakmaktır. Buradaki sözleşme tamamen ilginç ve bir o kadar da saçma olmaktan öte pek bir anlam taşımamaktadır.

Legal Templates, yüzlerce çeşitte sözleşme, anlaşma ve formların örneklerini bulabileceğiniz bir sitedir. Ancak bu örneklerin içinde "ruhunu şeytana satma sözleşmesi" adlı alışılmışın dışında bir sözleşme sunuyor bizlere. Aslında ruhu sadece şeytana değil, herhangi birine satmak için de bu sözleşme kullanılabilir.

Ruhu şeytana (veya herhangi birine) satmak için yasal olarak bir sözleşme örneği sunulmasının yanında, bir de nerede, nasıl, hangi koşullar altında ruhun satılabileceğine dair de açıklamalar yapılmış.

Elbette (olmayan) ruhunuzu, (olmayan) şeytana satmanızı asla tavsiye etmeyiz, ancak mecazi olarak da olsa, ruhunuzu (yani benliğinizi) ideolojilere, sosyal statülere, tarikatlara veya herhangi bir şeye satmamanız da yerine bir karar olacaktır.

Hayyam
NASA, finanse ettiği bilimsel çalışmaların sonuçlarını ücretsiz olarak erişime açtı.

PubSpace olarak adlandırılan bu girişim sayesinde, NASA'nın tamamen veya kısmen desteklediği tüm bilimsel çalışma, araştırma ve makalelere erişmek mümkün olacak.

NASA başmühendisi Ellen Stofan, bu girişimin, bilim insanları ve mühendisler için oldukça faydalı olacağına inanıyor. Öte yandan, şu andan itibaren, NASA destekli tüm çalışmalara dair hakemli dergilerde yayınlanan makaleler, bir yıl içinde veritabanına yüklenmek ve ücretsiz olarak yayımlanmak zorunda. Bunun tek istisnası, patent içeren veya kişisel hayata veya güvenlik kanunlarına ilişkin çalışmalar olacak. Diğer bir deyişle, bunlar yayımlanmayabilecek.

NASA'nın yardımcı yöneticisi Dava Newman, "Böyle bir açık erişim vasıtasıyla, tüm Dünya halklarını, yeryüzünü, gökyüzünü ve uzayı keşfetmemizde bize katılmaya davet ediyoruz." diyor. [1]

Hayyam
İsveç'teki en büyük Hristiyan kiliselerinden biri olan Livets Ord [1], İŞID'in yaydığı nefretle savaşmanın en iyi yolunun, İsa'nın anlattığı sevgiyle olabileceğini düşünerek Irak'ta IŞİD kontrolündeki bölgelere elektronik İncil'ler bırakmaya karar verdi. [2]

Ulf ve Birgitta Ekman tarafından kurulan kilise, bırakılacak elektronik İncil'lerin elektriğe ihtiyaç duymadan kendi kendine çalışacak yapıda olacağını ifade ediyor. Ayrıca boyutları da ufacık olan bu elektronik İncil'ler, yaklaşık olarak bir hap kutusu kadar olacak ve üzerinde bir de ekran bulunacak. Kilise sözcüleri, bu elektronik İncil'lerin Irak'ta sıkıntıya düşmüş Hristiyanlar için küçük dahi olsa tutunacak bir dal olmasını istiyorlar. Bunun yanı sıra, İncil'i okuyacak militanların da yüreklerinin yumuşayacağını ve şiddet ile nefrete sırt dönerek değişebileceklerini umuyorlar.

Irak'taki Hristiyanların çektiği sıkıntılara dikkat çeken yetkililer, birçok Hristiyan'ın öldürüldüğünü veya ülkelerinden kaçmak zorunda kaldıklarını ifade ediyorlar. [3] Yine de geride kalanlar olduğunu ve IŞİD korkusuyla yaşadıklarını, kilise olarak asıl amaçlarının da bu insanlara ulaşmak olduğunu belirtiyorlar. 

Projenin önümüzdeki birkaç hafta içerisinde hayata geçeceği düşünülüyor. [4]

Hayyam
[1] https://en.wikipedia.org/wiki/Livets_Ord
[2] https://churchpop.com/2016/08/07/church-to-use-drones-to-drop-electronic-bibles-in-isis-controlled-areas/

[3] https://www.opendoorsusa.org/christian-persecution/world-watch-list/iraq/

[4] http://www.ibtimes.co.uk/evangelical-church-calls-drones-drop-hope-love-bibles-onto-isis-occupied-territory-1574579
Ay Ekspresi, ABD'den Ay'a gitmek için izin alabilen ilk ticari şirket oldu. İnsansız uzay aracıyla 2017'nin sonlarına doğru yapılması planlanan sefer iki hafta sürecek.

Aya indirilecek aracın henüz tamamlanmadığı, ancak bavul büyüklüğündeki bu aracı Rocket Lab adlı bir şirketin ürettiği füzenin taşıyacağı belirtiliyor. Araçta bilimsel deneyler yapacak ekipman bulunacak.

Şirketin kurucularından Naveen Jain, burada madencilik fırsatlarını araştırmak istediklerini söyledi. Jain "Dünya'ya pek yakında değerli kaynaklar, metaller ve Ay taşları getirmeyi umuyoruz." diye konuştu.

Uzmanlar Ay'da zengin demir, su, karbon, nitrojen, hidrojen, ayrıca "geleceğin yakıtı" olarak adlandırılan helium-3 gazı ile teknoloji ürünlerinde kullanılan nadir toprak elementlerinin bulunduğu, bunların değerinin "trilyonlarca doları bulabileceğini" söylüyor.

Ay Ekspresi ayrıca Dünya'ya bol bol fotoğraf da göndermeyi planlıyor.

Hindistan doğumlu olan Naveen Jain 1979'dan beri ABD'de yaşıyor ve kurduğu teknoloji firmalarıyla tanınıyor. Şirketin diğer ortakları ise Kanadalı uzay girişimcisi Bob Richards ve yatırımcı Barney Pell.

Ay Yarışı
Ay Ekspresi, 2007'de Google'ın ilan ettiği 20 milyon dolarlık Lunar X ödülünü almak için yarışan 16 ekipten biri. Ödül, Ay'a ilk araç indiren ticari firmaya verilecek.

Bugüne dek ticari şirketler yalnızca Dünya'nın yörüngesine çıkabildi; bunun ötesindeki uçuşların tümü devlet kurumları tarafından gerçekleştirildi. Ay'a iniş yapmayı ise yalnızca ABD, Rusya ve Çin başardı. Şimdi başka ticari şirketlerin de Ay'a uçuş izni almaları bekleniyor.

SpaceX kurucusu Elon Musk ise daha da ileri giderek, 2018'de Mars'a araç göndermeyi planlıyor. 1967 tarihli bir BM anlaşması, uzaya çıkacak şirketlerin kendi devletlerinden izin almalarını öngörüyor.

Beynimizde yaklaşık 100 milyar bir başka araştırmaya göre de 86 milyar sinir hücresi diğer adıyla nöron bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu nöronlar birbirleri ile bir anlamda kablolama yaparak bağlantı kurarak haberleşirler. Her bir nöronun diğeri ile bin ile 15 bin arasında bağlantı kurduğu bilinmektedir. Bir nöronun sadece biri ile değil diğerleri ile de bağlantı kurduğu düşünülürse, bu bağlantıların sayısı daha da artar. Bu bağlantılara/kablolara akson ve dendrit adı verilir.

Peki nöronlar diğer adıyla beyin hücreleri arasındaki iletişim nasıl sağlanmaktadır? İletişim bu kablolar üzerinde akan; tebeşirdeki kalsiyum (Ca), muzdaki potasyum (K), tuzdaki sodyum (Na) iyonları (serbest atomlar) vasıtasıyla olur. Bunların kombine hareketi, beynimizde bilgi sinyallerinin taşınması anlamına gelir.  Ancak, beyindeki iletişim sadece bu iyonlar vasıtasıyla olmaz. Bir sinir hücresinden çıkan kabloların diğer sinir hücrelerine değdiği (aslında tam olarak değmiyor) yere sinaps adı verilir. Sinaps denilen mikro düzeydeki bu kısımlarda (boşluklarda) nörotransmitter adı verilen kimyasallar bulunur. Söz gelimi bunlardan biri de gündelik dilde zaman zaman kullandığımız  serotonindir. 

İyonlar, taşıdıkları bilgileri sinapslardaki nörotransmitter kimyasallarına aktarırlar. Bu kimyasallar da kendilerinde bulunan bilgi sinyallerini diğer taraftaki kablolardaki iyonlara aktarır ve böylece bilgi sinyalleri beynimizin ilgili taraflarına dağılır. Daha özet söylemek gerekirse beynimizdeki iletişim bilgisinin, iyonlardan nörotransmitterlere, nörotransmitterlerden iyonlara aktarılarak yapıldığını söyleyebiliriz. Görülüyor ki beynimizdeki bilgi sinyalleri elektriksel -> kimyasal -> elektriksel -> kimyasal… olarak bir döngü içindedir.

Bu sinyaller, bildiğimiz anlamda dış dünyaya ait gördüklerimiz, duyduklarımız, dokunduklarımız, düşündüklerimiz olduğu gibi, kalbimizin atması, bağırsaklarımızın kasılması, rüyalarımızın oluşması hatta üzüntülerimiz, sevinçlerimiz, kıskanmamız, kızgınlıklarımız gibi duygularımıza ait bilgileri ve giderek sezgilerimizi taşıyan sinyallerdir.

Yoğun manyetik alan yayan Transkraniyal Manyetik Stimülatör (TMS) adı verilen cihaz ile beynin çalışma sistemi etkilenebilir. Etkilenir çünkü,  zaten madde ve enerji olarak isimlendirilen TMSnin yayınımı, yine madde ve enerji olan benzerlerini (iyon ve nörotransmitterleri) etkilemektedir. 

Gerek iyonlar gerekse kimyasallar bizim, düşünme, irade ve duygularımız dahil tüm zihinsel faaliyetlerimizi yürütürler. İşte, transkraniyal manyetik stimülatör denilen bu cihaz, yaydığı yoğun manyetik alan ile, beynimizdeki iyon ve kimyasalları normal akışlarından saptırarak, taşıdıkları bilgileri paralize (felç) eder. Bu aynısıyla, jummer (telefon yayını bozucular) gibi çalışarak, beynin normal düzendeki çalışmasını engellerler.

Videoda, deneğin konuşma merkezi olan Broca alanı yoğun manyetik alana tabi tutulduğundan, irademizle ne kadar istesek de düzgün bir konuşma sağlayamayız. Aklımızdan o an için düzgün cümleler geçer ancak konuşma merkezinde bu düzgünlük TMSnin yaydığı manyetik alan tarafından bozulur. TMS etkisiyle konuşamıyor olmamızın nedeni, dilimize o an giren geçici bir felç olduğu için değildir, dil kaslarına giden sinirler son derece sağlıklıdır. Ancak düşünen beynimizden düzgün bir kurgu olarak çıkan cümlelere ait sinyaller Broca alanında TMSnin bozucu etkisiyle paralize olur. Böylece dil kaslarına giden sinyalleri de bozar.

video

Sizce, belli bir teknoloji ile, uzaktan, beynimizi ve dolayısıyla bizi etkileyecek bir teknoloji mümkün müdür?

Erol 

Beynin, temporal lob korteksinin en içe bakan bölümünde bulunan hipokampus, yeni öğrendiğimiz bir bilginin, tanıştığımız kişinin isminin, yeni gördüğümüz bir tabelanın, bir resmin veya ilk defa alışveriş yaptığımız bir marketin adresinin ya da adının uzun süre aklımızda kalması için gerçekleşen süreci yani hafızaya alma sürecini destekleyen bir oluşumdur. Hipokampusun zedelendiği durumlarda veya birkaç hastada epilepsi tedavisi amacıyla iki hipokampusun da cerrahi olarak çıkarıldığı durumlarda cerrahi öncesine dek depolanmış anılar açısından ciddi bir bellek sorunu oluşmazken, bu girişimden sonra bu kişilerin artık uzun süreli hatta birkaç dakikayı geçen orta süreli sözel ve simgesel tipte ( bildirim tipi ) bellek depolama yetisi kaybolur. Gerçekten de her gün ilişkide oldukları insanların isimlerini bile öğrenemezler. Böylece saniyeler ile birkaç dakika arasında değişen kısa süreli bellek oluşturabilirler ama birkaç dakikadan fazla uzun süreli bellek oluşturma yetenekleri ya kısmen ya da tamamen yok olmuştur. Bu yüzden bu kişiler zekanın temeli sayılan uzun süreli bellek oluşturmaktan yoksun kalırlar. Bu duruma ileriye dönük bellek yitimi ( Anterograd Amnezi ) denir.

Beynin yeni anıları saklayabilmesi için hipokampus neden bu denli önemlidir?

Hipokampus ona bağlı temporal ve paryetal lob yapıları ile birlikte hipokampal formasyon olarak adlandırılır ve serebral korteks, amigdala, hipotalamus, septum, mamiller cisimler gibi temel limbik sistem bölgeleriyle sayısız ama ağırlıklı olarak dolaylı bağlantı gösterir. Bu bağlantılardan özellikle, hipokampusun, limbik sisteme ait " ödül merkezleri " ve " ceza merkezleri " ile ilgili olan en önemlisidir. Yapılan hayvan deneyleri göstermiştir ki duysal deneyimlerden bir ödül ya da cezaya neden olanlar, nötr ( sıradan ) duysal deneyimlere göre çok daha kuvvetli bellek izleri oluşturmaktadır. Ağrı ve sakınmaya ( kaçınmaya ) neden olan duysal uyaran veya düşünceler, limbik ceza merkezlerini uyarırken ; haz, doyum, kazanım, hoşnutluk, mutluluk ve değerlilik duygusu uyandıran uyaranlar limbik ödül merkezlerini etkinleştirmiş olurlar. Bunların tümü birlikte kişinin altta yatan duygudurum ve güdülenmelerini sağlar. Bu güdülenimler arasında beynin hoş olan veya olmayan deneyimlerinin anımsanmasına yol açan dürtüler bulunur. Özellikle hipokampuslar hangi düşüncelerimizin ödül veya ceza bağlamında bellekte tutulmaya değer olduğuna karar veren en önemli yapılar olarak gösterilmiştir.

Aşağı sınıf hayvanlarda ise bu yapı hayvanın ne yiyeceğini, hangi nesnenin tehlikeli olduğunu, hangi kokunun sekse davet ettiğini saptamakta önemli rol oynar; yani ölüm-kalım önemi taşıyan kararları alır. Beynin en erken evrimsel gelişiminde hipokampus muhtemelen gelen duysal sinyallerin önemini ve önem derecesini belirleyen ve kritik kararlar alan bir nöron mekanizmasını oluşturmuştur. Bu kritik karar alma yeteneği bir kez oluştuktan sonra belki de beynin geri kalan kısmı aynı karar için yine ona başvurur. Hipokampus bir nöron sinyalinin önemli olduğunu bildirdiğinde bu bilgi belleğe yönlendirilir ve böylece bu bilgi öğrenilir ve uzun süreli hafıza oluşumuna destek olmuş olur.

Sonuç olarak hipokampusun kısa-süreli belleğin uzun-süreli belleğe çevrilmesine yol açan dürtüyü sağlaması, yeni bilginin kalıcı olarak depolanıncaya kadar depo alanlarının bir nevi uyanık kalmasını ( aktif olmasını ) sağlar. Buradaki mekanizma ne olursa olsun hipokampuslar olmadan sözel ya da simgesel uzun süreli anıların pekiştirilmesi ya zayıf olur ya da mümkün olmaz.

Saygılarımla..