Bertolt Brecht etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bertolt Brecht etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim? 
Kitaplar yalnız kralların adını yazar. 
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı? 
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan, 
kim yapmış Babil’i her seferinde? 
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar 
altınlar içinde yüzen Lima’nın? 
Ne oldular dersin duvarcılar 
Çin Seddi bitince? 
Yüce Roma’da zafer anıtı ne kadar çok! 
Kimlerdir acaba bu anıtları dikenler? 
Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri? 
Yok muydu saraylardan başka oturacak yer 
dillere destan olmuş koca Bizans’ta? 
Atlantik’te, o masallar ülkesinde bile, 
boğulurken insanlar 
uluyan denizde bir gece yarısı, 
bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden.
Hindistan’ı nasıl aldıydı tüysüz İskender? 
Tek başına mı aldıydı orayı? 
Nasıl yendiydi Galyalılar’ı Sezar? 
E bir aşçı olsun yok muydu yanında? 
İspanyalı Filip ağladı derler 
batınca tekmil filosu. 
Ondan başkası ağlamadı mı? 
Yediyıl Savaşı’nı 2. Frederik kazanmış? 
Yok muydu ondan başka kazanan? 

Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı. 
Ama pişiren kim zafer aşını? 
Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam. 
ama ödeyen kimler harcanan paraları? 

İşte bir sürü olay sana 
Ve bir sürü soru.

Bertolt Brecht
Die 3 Groschen-Oper (Üç Kuruşluk Opera), Alman tiyatro yazarı Bertolt Brecht'in yazdığı ve besteci Kurt Weill'ın müziklerini bestelediği müzikal tiyatro oyunudur. Oyun, kapitalist bir dünyaya Marksist bir eleştiri getirmektedir. *

Burada yayınlanan videodaki kısım ise 1931 tarihli, yine aynı eserin sinemaya aktarılmış halinin giriş kısmıdır. Film, Brecht'in Üç Kuruşluk Opera'ya ve o operadan roman haline getirilmiş olan Üç Kuruşluk Roman adlı yapımlarına kıyasla daha az bilinmekle birlikte, başarılı bir filmdir.

Daha önce, Üç Kuruşluk Roman adlı kitaptan bir alıntı yapmıştım; Polly Peachum'un Şarkısı olarak geçen alıntı, yine filmde de bulunmaktadır ve bence oldukça etkileyicidir.

Çeviri bana aittir; elimden geldiğince edebi gücünü korumaya çalıştım. Yalnız yine de amatör biri olarak çok başarılı olmayabilirim. Videodaki bölümü aşağıya yazı olarak ekledim, ancak videoyu izleyip, müzikal olarak okumanızı tavsiye ederim.



kanunları var onların, kararnameleri var.
kaleleri var nazilerin ve zindanları.
(sosyal dernekleri falan haydi bir yana)
yargıçları var ve de gardiyanları
bol ücretli ve her şeyi yapmaya hazırlar.
bütün bunlar neden peki?
ne sanırlar, bizi avuçlarının içine mi alacaklar?

görürler yakında, yok olmazdan önce
bunların hiçbiri bir işe yaramayacak.
ama hiçbiri.

gazeteleri var onların, kitapları var.
hiç konuşturmamak isterler bizi.
(politikacıları falan haydi bir yana)
papazları var ve de profesörleri.
bol ücretli ve her şeyi yapmaya hazırlar.
bütün bunlar neden peki?
gerçeklerden bu kadar çok mu korkarlar?

görürler yakında, yok olmazdan önce.
bunların hiçbiri bir işe yaramayacak.
ama hiçbiri.

topları var onların, tankları var.
makineli tüfekleri var ve el bombaları.
(ss kıtaları falan haydi bir yana)
gestapoları var ve de askerleri.
az ücretli ve her şeyi yapmaya hazırlar.
bütün bunlar neden peki?
düşmanları bu kadar da mı güçlü onların?

görürler yakında, yok olmazdan önce.
bunların hiçbiri bir işe yaramayacak.
ama hiçbiri.

bir şey mi olacak sanırlar güvenmekle bunlara?
düşenler bu payandaya sarılır oldum olası.
gelecek bir gün ama, belki de yarın...
görecekler bir işe yaramadığını bunların.
bağıracaklar o zaman avaz avaz: durun! durun!
artık ne top korur onları o gün, ne para...

Kaynak
anladık iyisin,
ama neye yarıyor iyiliğin.

seni kimse satın alamaz,
eve düşen yıldırım da
satın alınmaz.

anladık dediğin dedik,
ama dediğin ne?

doğrusun; söylersin düşündüğünü,
ama düşündüğün ne?

yüreklisin,
kime karşı?

akıllısın,
yararı kime?

gözetmezsin kendi çıkarını,
peki gözettiğin kimin ki?

dostluğuna diyecek yok ya,
dostların kimler?

şimdi bizi iyi dinle:
düşmanımızsın sen bizim
dikeceğiz seni bir duvarın dibine
ama madem bir sürü iyi yönün var
dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
iyi tüfeklerden çıkan
iyi kurşunlarla vuracağız seni.
sonra da gömeceğiz
iyi bir kürekle
iyi bir toprağa.

Bertolt Brecht
bir zamanlar, henüz bakireyken, inanırdım ki
-ve ben de bakireydim bir zamanlar senin gibi-
belki bir gün bana da biri gelir
o zaman bilmeliyim ne yapacağımı.
ve eğer parası varsa
ve kibarsa
ve yakası hep temizse
ve kadınları da iyi anlarsa
o zaman "hayır" derim ona.
kafamı havaya kaldırırım.
umursamam hiç.
ay bütün gece parlasa da
sandal iskeleye bağlanmış da olsa
başka bir şey olamaz.
evet, o zaman öylece yatıp duramam!
evet, o zaman soğuk ve kalpsiz olmam
gerekir.
o zaman yalnızca
"hayır" demem
gerekir.

ilk gelen kenttendi.
ve gerçek bir erkekti.
ikincinin üç gemisi vardı limanda
ve üçüncü deli oluyordu bana.
ve paraları olduğu için
ve kibar oldukları için
ve yakaları hep temiz olduğu için
ve kadınları iyi anladıkları için
onlara "hayır" dedim.
kafamı havaya diktim
hiçbirini umursamadım.
ay bütün gece parladı
sandal iskeleye bağladı
ama başka bir şey olamazdı.
evet, öylece yatıp kalamazdım!
evet, soğuk ve kalpsiz olmalıydım.
evet, çok şeyler olabilirdi!
ama ben yalnız "hayır" dedim.

ama günlerden masmavi bir gün
biri geldi, beni istemeyen.
ve şapkasını gidip odamdaki çiviye astı
ve ben ne yaptığımı bilemedim artık.
ve parası yoktu
hiç de kibar değildi
ve yakası hep kirliydi
kadınları da hiç bilmezdi
ona "hayır" diyemedim.
kafamı havaya kaldırıp
umuramadan duramadım.
ah, ay bütün gece parladı
ve sandal açıldı iskeleden
başka türlü olamazdı.
evet, o zaman uzanıp yatmak gerekir!
evet, soğuk ve kalpsiz olamazdım!
ah, öyle çok şey oldu ki
"hayır" diyemedim.

Bertolt Brecht
Üç Kuruşluk Roman; Polly Peachum'un Şarkısı
iyice görüyorum artık düzeni.
orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda,
aşağıda da bir çok kişi.
ve bağırıyor yukardakiler aşağıya:
"çıkın buraya gelin ki,
hepimiz olalım yukarıda."
ama iyice gözlediğinde görüyorsun,
neyin saklı olduğunu
yukardakilerle, aşağıdakiler arasında.
bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta.
yol değil ama.
bir tahta bu.
ve şimdi görüyorsun açıkça;
bu bir tahterevalli tahtası.
bütün düzen bir tahterevalli aslında.
iki ucu birbirine bağımlı.
yukardakiler durabiliyorlar orada,
sırf ötekiler durduğundan aşağıda

ve ancak;
aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece
kalabilirler orada.
yukarıda olamazlar çünkü,
ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı.
bu yüzden isterler ki;
aşağıdakiler sonsuza dek
hep orada kalsınlar.
çıkmasınlar yukarı.
bir de, aşağıda daha çok insan olmalı yukardakilerden.
yoksa durmaz tahterevalli.
tahterevalli.
evet, bütün düzen bir tahterevalli.

Bertolt Brecht