Ricky Gervais: Neden Ateistim?

72 Yorum
“Neden Tanrı’ya inanmıyorsun?”

Sürekli bu soruyla karşılaşıyorum. Genellikle duyarlı ve akılcı cevaplar vermeye çalışsam da, bu aslında garip, yararsız bir çabadır ve zaman kaybıdır. İnananlar, Tanrı’nın varlığı için kanıta ihtiyaç duymadığı gibi, onun var olmadığına dair kanıtlar öne sürmenizi de kesinlikle istemezler. Onlar, itikatleriyle mutludur. “Bana göre Tanrı var” ya da “bu bir inanç meselesi” gibi sözler sarfederler. Ben yine de kendi akılcı cevaplarımı veririm, çünkü dürüst olmamanın, insanları hor görme ve kabalık olduğuna inanıyorum. İronik olan şu ki, “Tanrı’ya inanmıyorum çünkü buna dair ortada kesinlikle hiçbir bilimsel kanıt yok ve onun varlığına mantıksal bir açıklama getirmek de imkansız” dediğimde, küçümseyici ve kaba olarak kabul ediliyorum.

Bana yöneltilen suçlamalardan bir diğeri de, kibirlilik. Ki bu da hiç adil bir yargı değil. Bilim, gerçeği arar. Bu yolda ayrım gözetmez. İyi ya da kötü sonuçlar doğuracağına bakmadan, yalnızca gerçekleri ortaya koyar. Bilim basittir. Neyi bildiğini ve neyi bilmediğini bilir. Vardığı sonuçları temel alır; bu sonuçlar, her yeni kanıt ile güncellenir ve gelişir. Ortaya çıkan yeni doğruları, gocunmadan paylaşır. Bilgiyi her yönüyle kucaklar. Orta Çağ teamüllerine, gelenek oldukları için hürmet etmez. Öyle olmasaydı, penisilin iğnesi olmak yerine, dua ederdiniz.

“Neye inandığınızın”, ilaç olarak geçerliliği yoktur. Siz hala “bende işe yarıyor” diyebilirsiniz ama, unutmayın, plasebolar da kimi zaman işe yarar. Zaten benim işaret ettiğim nokta, Tanrı’nın var olmaması. İnancın da var olmadığını söylemiyorum. İnancın var olduğunu biliyorum. Ama “inanmak”, bir şeyi gerçek kılmıyor. Aynı şekilde Tanrı’nın var olmasını ummak da, onun var olmasını sağlamıyor. Tanrı’nın varlığı öznel bir konu değildir. O vardır ya da yoktur. Bu bir kişisel görüş meselesi değil. Elbette kendi fikriniz olabilir, ama kendi gerçeğiniz olamaz.

Neden mi Tanrı’ya inanmıyorum? Peki SİZ neden Tanrı’ya inanıyorsunuz? Elbette ki, kanıt sunma sorumluluğu inananlarda olmalı. Bunu en başta siz başlattınız. Karşınıza geçip “Neden uçtuğuma inanmıyorsunuz?” diye sorsam, yanıtınız “Neden inanayım ki?” olur. Hani inanç meselesiydi. Sonra desem ki, “Uçamadığımı ispatlayın. Hadi hadi uçamadığımı ispatlayın?” Ya yanımdan uzaklaşırdınız, ya güvenliği çağırırdınız ya da beni pencereden atardınız.

Elbette ruhani meseleler ve din bundan daha farklı. Aslında bir ateist olarak, Tanrı’ya inanmakta bir sakınca görmüyorum. Bir Tanrı yok evet, ama ona inanmanın da zararı olmaz. Eğer kişiye herhangi bir faydası oluyorsa, bana uyar. Ama bu inanç, diğer insanların haklarını ihlal etmeye başladığında endişeleniyorum. Tanrı’ya inanma hakkınızı asla inkar etmiyorum. Ben sadece, farklı tanrılara inanan insanları öldürmemenizi dilerdim. Ya da içinde “cinsellik ahlaksızlıktır” yazan kural kitaplarınıza dayanarak, kimseyi ölüme mahkum etmemenizi isterdim. Her şeye kadir olduğuna, her şeyi bildiğine, her şeyi yarattığına inanılan bir gücün, aynı zamanda insanları “oldukları kişi” nedeniyle yargılayıp cezalandırmak istemesi ne garip. Onun kurallarına göre, olabileceğiniz en kötü tip insan bir ateisttir. İlk dört emir bunu vurguluyor. “Bir Tanrı var, o benim, başkası değil, sen benim kadar iyi değilsin ve bunu sakın unutayım deme.“

Benim inançsızlığımı beni aşağılamak için kullanan biriyle karşılaşırsam eğer şöyle diyorum: “Tanrı beni böyle yaratmış.”

Ama aslında atesitler ne ile suçlanıyor?

Tanrının sözlük tanımı, “doğa üstü bir yaratıcı ve evrenin denetleyicisi”dir. Tüm güçleriyle semavi, tanrısal ve süper. Kaydedilen yeryüzü tarihe göre tarihçiler (ki yaklaşık 6000 yıl önce Sümerler’le başlar tarih yazıcılığı), 2870’i tanrısal nitelikler taşıyan, toplam 3700 doğaüstü varlığı kayıt altına almış.

Öyleyse bir daha biri bana Tanrı’ya inandığını söylediğinde, ona “Hangisi?” diye soracağım. “Zeus? Hades? Jupiter? Mars? Odin? Thor? Krishna? Vishnu? Ra?…” Eğer bana cevaben, “Tek Tanrı’ya inanıyorum” derse, ona neredeyse benim kadar ateist olduğunu söyleyeceğim. Ben 2,870 tanrının hiçbirine inanmıyorum ve onlar da 2,869’na.

Eskiden Hristiyanlar’ın tanrısına inanırdım.

İsa’yla aram iyiydi. Kahramanımdı. Kahramanlarım arasında, pop yıldızlarından ve futbolculardan daha ön sıradaydı. Hatta Tanrı’dan bile. Tanrı, herşeyi gücü yeten ve kusursuzdu. İsa ise sıradan bir adamdı. Amaçları için çalışması gerekiyordu. O mağlup edilmiş günahların cazibesini taşıyordu. Dürüst ve cesurdu. Ama kahramanın olmasının esas sebebi, kibarlığıydı. Herkese karşı kibardı. Baskıya, tiranlığa ve zalimliğe boyun eğmezdi. Herkesi, kim olduklarına aldırmadan severdi. Ne adam ama... Onun gibi olmak isterdim.

8 yaşındayken bir gün, İncil ödevimin bir parçası olarak, çarmıha gerilmiş İsa’yı çiziyordum. Sanatı ve doğayı da severdim. Tanrı’nın bunca kusursuz hayvanı yaratışına hayranlık duyardım. Mutlak güzellik... Bu, harika bir dünyaydı.

Kentleşmenin bozuk olduğu, fakir bir mavi yakalılar kenti olan Reading’de yaşıyordum. Londra’nın batısına 40 mil uzaklıktaydı. Babam işçi, annemse ev kadınıydı. Yoksuluğumuzdan hiçbir zaman utanç duymadım. Neredeyse asil bir yanı bile vardı. Üstelik tanıdığım herkes benimle aynı koşullarda yaşıyordu, bu yüzden ihtiyacım olan herşeye sahiptim. Okul ücretsizdi. Kıyafetlerim ucuzdu, her zaman temiz ve ütülüydü. Annem hep yemek yapardı. Haç çizdiğim gün de yemek yapıyordu.

Ağabeyim eve geldiğinde mutfak masasında oturuyordum. Benden 11 yaş büyüktü, yani o sıralar 19 yaşında olsa gerek. Tanıdığım herkes kadar zekiyken, çok da küstahtı. İnsanlara cevap yetiştirir, kavga ederdi. Bense iyi bir çocuktum. Kiliseye gider, Tanrı’ya inanırdım. Bir işçi sınıfı ailesi annesi için bundan büyük huzur olamaz. Yetiştiğim yerde anneler her zaman çocklarının büyüyünce doktor olmasını istemezdi. Hapse girmeyecek olması bile kimi zaman onlara yeterdi. Tanrı’ya inançlı büyüyen çocukların, ileri iyi ve kanunlara saygılı olacaklarına inanılırdı. Bu kusursuz bir sistemdi. Yani, hemen hemen...

Amerikalılar’ın %75’i içinde tanrı korkusunu hisseden Hristiyan’ken; mahkumların %75’i de yine içinde tanrı korkusunu hisseden Hristiyan’dır. Amerikalılar’ın %10’u ateistken; mahkumların yalnızca yüzde 0.2’si ateisttir.

Her neyse, o gün abim gelip “Tanrı’ya neden inanıyorsun?” diye sorana kadar, mutlu bir şekilde kahramanımı çizmekle meşguldüm. Basit bir soruydu, ama annem paniklemişti. “Kes sesini” anlamına geldiğini bildiğim bir tonda “Bob” dedi.

Bu neden sorulmaması gereken bir soruydu ki? Eğer Tanrı varsa ve benim inancım kuvvetliyse, kimin ne dediğinin ne önemi olabilirdi ki?

Ama…bekleyin biraz. Tanrı yoktur. Ağabeyim bunu biliyordu ve annem ruhunun derinliklerinde bunu hissediyordu. İşte bu kadar basit. O anda düşünmeye ve daha çok soru sormaya başladım. Takip eden bir saat içinde ateist olmuştum.

Eğer Tanrı yoksa ve annem bana bunca zaman yalan söylemişse, acaba Noel Baba konususunda da yalan söylemiş olabilir miydi?... Evet, elbette ama kimin umurunda? Hediyeler gelmeye devam ediyordu. Ve hediyeler benim yeni ateist dünyamı kalıba döküyordu. Gerçeği, bilimi ve doğayı anlatan hediyeler. Dünya’nın gerçek güzellikleri.

Sonra, ancak İngiltere’nin en büyük dehasının öne sürebileceği basitlikteki Evrim Teorisi’ni öğrendim. Bitkilerin, hayvanların ve bizlerin, hayal gücü, hür irade, aşk ve mizahla evrimi... Yaradılışım için bir nedene ihtiyacım yoktu artık, yaşamak içinse nedenlerim vardı. Hayal gücü, özgür irade, aşk, mizah, eğlence, müzik, spor, bira ve pizza... Yaşama sebeplerim için bunlar yeterliydi.

Fakat onurlu bir yaşam için, “gerçeğe” ihtiyaç duyarsınız. O gün öğrendiğim bir başka şey de buydu işte: Gerçek, sarsıcı yahut rahatsız edici de olsa, yolun sonunda sizi özgürlüğe ve huzura kavuştururdu.

Peki öyleyse, “Neden Tanrı’ya inanmıyorsun sorusu?” gerçekte ne anlama gelir.

Sanırım biri başkalarına bu soruyu sormaya başladığında, sanırım içten içe kendi inancını sorgulamaya başlamıştır. Aslında sorduğu şudur: “Seni bu kadar özel yapan ne?” “Nasıl olur da senin de beynin bizimkilerle birlikte yıkanmadı?” “Ne hakla bana aptal olduğumu ve cennete gitmeyeceğini söylersin?”

Haydi dürüst olalım; eğer aramızda bir kişi Tanrı’ya inanıyor olsaydı, onun deli olduğunu düşünürdük. Bugün bunu, yalnızca çok popüler bir bakış açısı olduğu için olağan kabul ediyoruz. Peki neden popüler bir bakış açısı bu?.. Çok açık değil mi, çünkü “bana inan ve sonsuza dek yaşa” gibi çekici bir teklifle sunuluyor.

“Kendine yapılmasını istemediğin şeyleri, başkalarına yapma”, gerçekten pratik bir kural. Ben buna göre yaşarım. Bağışlayıcılık, iyi ahlakın belki de en önemli niteliği. Ama aslında “iyi ahlak” nedir ki? Sadece Hristiyan iyi ahlakını kastetmiyorum. “İyi olmak” kimsenin tekelinde değil. Ben de iyiyim. Tek farkım, bu iyiliğimin cennete gitmekle ödüllendirileceğine inanmıyorum. Benim ödülüm burada ve şimdi. Doğruyu yapmak için çabaladığımı bilmek bana yetiyor. Benim iyi hayat anlayışım bu. İşte dinsellik tam da burada, insanları bu amaç uğruna sopa ile dürtmeye başladığında, yolunu kaybediyor. “Bunu yap, yoksa cehennemde yanarsın.”

Cehennemde yanmayacaksınız. Ama yine de “iyi” olun.

Kaynak
Orijinal metin

72 yorum:

  1. benim gibi, din felsefesi, din vs. gibi konularda pek bilgisi olmayan biri, sırf insan olmaktan kaynaklı şu cümleleri kurar bu yazı için;

    evet, tanrı olmayabilir; ama olabilir de. Bu inanç meselesidir. Tanrının varlığı ne kadar olanaklıysa, yokluğu da o kadar olanaklıdır. İnsan inanır; olduğuna veya olmadığına inanır. ama bunlardan birini kanıtlamak kimsenin harcı değildir. zaten olumlu-olumsuz kanıtlanamadığı için "inanılır". İnançta mantık aranmaz, zira hiçbir dayanağın olmadan inanırsın; varlığa ya da yokluğa.

    bana kalırsa bu yazının anlatmak istediği varlık ya da yokluktan ziyade şu güzel ilkedir;
    cehennemde yanmayabilirsiniz; ama siz yene de "iyi" olun

    YanıtlaSil
  2. bu zamana değin hissettiklerim düşüncelerim.. etc etc. aynılar..

    YanıtlaSil
  3. Tanrı ya inanan ve dünyanın çoğunluğunu oluşturan müslüman, hristiyan ve musevilerin aklını küçümseyemezsiniz, kim bilir belki onlar haklıdır (ki öyledir), zira siz küçük bir topluluksunuz. Ayrıca insan inancına elbette "delil" arar, delilsiz inanç düşünülemez. Vücudunuzdaki, tüm canlılardaki ve evrendeki komplekslik, simetri, çekicilik ve ihtişamı "hakkıyla" algılayan birisi Tanrı nın varlığını tartışmaz bile. Bir örnek vereyim: Vücudunun üst kısmı tıpatıp kurumuş bir yaprak şeklinde olan ve böylece üstün bir kamuflaja kavuşan bir böceği gördüğümde ben bunu üstün ve güçlü olan bir şeyin yani Tanrı nın yarattığını anlıyorum. Ayrıca bu canlının DNA sının (ki bir DNA 1000 ansiklopedi doldurur ve her hücrenizde vardır :)) inanılmaz bilgi içerdiğini, kompleks, hatasız ve insanlar tarafından "benzeri yapılamaz" olduğunu da görüyorum. Bugün bilim istediği kadar uğraşsın bir canlı yapamaz, zaten geçtim canlıyı yapay süt dahi yapılamıyor. Çünkü bir canlı demek "inanılmaz ilim, bilgi, komplekslik" demektir. Bizim bilimimizin yanından geçemediği bir şeyi kör tesadüflerin veya "henüz bulunamamış!" evren yasalarının yaptığını düşünmek yanılma hususunda bir mucizedir ve bunu ateistler sergilemektedir. Gelelim islam ve Kuran meselesine. Tanrı nın "kesin" varlığını örneklediğim şekilde anladıktan sonra insanlara mesaj göndermeye gücü yeteceğini kavramak zor değildir. Yine de son ilahi kitap olan Kuran ın Tanrı dan olduğunu kabul etmek için yine "delil"e ihtiyaç duyarız. Kuran mucizeleri adını verdiğimiz bu mucizeleri ilgili kitaplardan ve sitelerden öğrenebilirsiniz ve insan tarafından taklit edilemezliğini de anlarsınız (misal; 19 mucizesi, Nuh un gemisinin bulunması, firavun cesetlerinin bulunması, www.simetrikkitap.com birkaç tanesi..) Görmek istiyorsanız "gören" gözün önünde, "delil" istiyorsanız "delil" ile açık Tanrı nın varlığı. Tanrı insanları amaçsız yaratmadım, samimi gözle bakın, bana inanın diyor. İnsanı yeryüzünde yalnız da bırakmadı, peygamberler, elçiler ve ilahi kitaplarla sürekli uyardı, siz de inanmak için kaçınılmaz "delil" ihtiyacınızı gidererek Allah a iman edin, tüm varlığa dair bir açıklamaya sahip olun ve hayatınızın esas ve güzel bir amacı olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "..(ki öyledir), zira siz küçük bir topluluksunuz." Şimdi türkleri ele alalım. Erkekler farz olan cuma namazına gocunarak giderken bile yolda gördükleri kızların mahremini sohbet konusu yapıyor, ellerine geçen ilk fırsatta genel evine gidip birkaç dakikalık zevk için çok korktukları "cehennem"i göze alıyorlar. Kızlar desen ona keza. Her türlü onursuzluğun başrolünü oynayan bu insanların en trajikomik yanı ise ne biliyor musun? İş dine gelince sağ ellerini sol göğüslerinin (kalplerinin) üstüne dokundurarak "Elhamdülillah müslümanız" demesi. Inandığınızı söylediğiniz dinin farzlarından sadece kelime-i şaadet i yapıyorken -ki onu da yapması birkaç saniye sürdüğü için yapıyorsunuz- nasıl olurda ben inanıyorum diyebilirsiniz ki? Ben eşcinselim. Erkek olmama rağmen gözlerimi açtığım günden beri kızlardan hiç haz almadim ve ileride evlenip çocuk yapmam gerekince de bunu yapamam. Ama eğer siz haklıysanız ve tanrı varsa ve herkes gibi beni de o yarattıysa, neden beni bir günahkar olarak yarattı? Neden beni eksik yarattı? Insanların hayatlarında ne kararlar verip, cennete veya cehenneme gidip gitmeyeceğini sınamak için evreni yarattığını söylüyor kutsal kitaplarınız. Beni cehenneme gideceğim kesinken beni neden yaratıyor ki? Acı çekmem için mi? Doğduğum günden beri farklı olduğum için acı çekiyordum. 7 yaşlarımdayken geceleri kafamı yastığa gömüp "eşcinsel olduğum için yanıcam ölünce" diye ağlıyordum. Pekala son bir soru daha soruyorum. Kendisi yaratmamış, sadece taşıyıcılık etmiş olmasına rağmen sokaktaki köpek bile doğurduğu yavrusunu koruyup kollarken, sizin "var" dediğiniz bu tanrı nasıl bir sadisttir ki benim bir ömür acı çekmeme izin verebiliyor? "Siz küçük bir topluluksunuz" demişsin. Hayır dostum herkes dilde müslüman ve gerçeği kabullenmek onları ailelerinden ve toplumdan soyutlar. Aslında küçük bir topluluk olan inanlardan başkası değil..

      Sil
  4. Küçük veya büyük topluluk olmanın inancı destekler bir niteliği yoktur, bunun için önceden yanılan büyük toplulukları incelemenizi tavsiye ederim; http://tanrivarmi.blogspot.com/2010/04/bu-kadar-inancl-insan-yanlyor-mu.html

    Vücut veya evrene bakarak tanrının nihai varlığına ulaşılması mümkün değildir. Bu dediğiniz ancak ilkel topluluklarda mümkün olabilir zira artık ne evrenin ne de insanın mükemmel olmadığını hatalı ve karışık hatta yer yer anlamsız olduğunu aşağı yukarı biliyoruz.

    Verdiğiniz örneğe gelecek olursak; o böceğin öyle olmasının tanrıyla direkt bir ilişkisi olduğunu düşünemeyiz. O şekildeki böcekler hayatta kalmayı başardığı için üremeyi sürdürdüler ve işte bu da evrimin temel prensibidir, yaşamayı sürdüren ve üreyebilenler çoğalır, kendi genetik materyalini sonraki nesle geçirtir. Bu gördüğümüz doğayla uyumlu canlılar da işte sırf doğayla uyumlu olduğu için varlar, doğayla uyumsuz olanlar üreyemedi ve soyları tükendi.

    DNA hayret edilecek bir yapıdır, bu doğru ama DNA hatasız değildir. En basitinden duplikasyonları inceleyebilirsiniz. DNA da hata yapar. Çünkü o da mükemmel değildir. Ayrıca benzeri yapılamaz demek de güç zira yapay hücre üretimi aşağı yukarı başarılabiliyor. Yani bilim yapay canlılık konusunda da umut verici. Dolayısıyla bilim canlı yapamıyor iddianız yersizdir, güncel bilimsel gelişmeleri takip etmenizi tavsiye edeblirim.

    Özetle tüm bunlar tanrının varlığının kesin göstergeleri olmaktan çok uzaktır. Bİlimin gelişmediği ilkel topluluklarda bir gösterge olabilirdi ancak maalesef ki günümüzde bu söz konusu değildir. İnsanın mükemmel olmayışına şu başlıktan da güzel örnekler bulabiliriz; http://tanrivarmi.blogspot.com/2010/05/mukemmel-olmayan-insan.html

    Gelgelelim tanrının nihai varlığı kabul edilse bile neden insanlara mesaj göndermesi gerektiği kabul edilmelidir ki? Öncelikle bir tanrı varsa onun özelliklerini bile bilemeyiz. En sık yaptığımız hata şudur; tanrı varsa mükemmel, eşsiz, benzersiz, harika olmalıdır vs. Halbuki tanrı varsa onun sadece yaratıcı özelliğinden emin olabiliriz. Diğer özelliklerinden -kendisi söylese bile- emin olamayız.

    Kur'an'da mucize olduğunu düşünmüyorum. Tüm mucizeler yorum fantazisinden ileri gelmektedir. Ayrıca Kur'an'da açıkca görülen yanlışları bir kenara bırakıp mucizeden dem vurmak bana mantıklı gelmiyor. En basitnden halkın ağzında yayılan ama aslı astarı olmayan mucizeler hakkında şuradan bilgi alabilirsiniz; http://www.mucizeyalanlari.com/

    Tüm bunları toplarsak sorunun bizim gözlerimizde olmadığını söyleyebilirim. Yani tanrı var da biz onu göremiyor değiliz. Tanrı olsaydı onu inkar edebilecek nitelikte olduğumuzu sanmıyorum. Yani varolsaydı mutlaka görülecek durumda olurdu (tabii ki bu klasik tanrı anlayışı için geçerli). Belki de duruma şöyle bakmak gerekiyor, acaba sizler olmayan bir şeyi görüyor olabilir misiniz?

    Son olarak hayatımız şu an için de oldukça anlamlı. Elbette ki sonsuz yaşam veya cennet gibi beklentilerimiz yok ve bu biraz hayal kırıklığı ve karamsarlık yaratıyor ancak eğer gerçek, tanrının yokluğuysa, tanrının varolduğuna inanıp kendimi kandırarak mutlu olmak yerine yokluğuna alışarak yaşamımı daha değerli kılmayı doğru buluyorum.

    YanıtlaSil
  5. Allah ın düzeni kusursuzdur. Bu düzen içinde kesinlikle inanmayanlarında olması gerekmektedir. Zira bu evrende içiçe bulunan zıtlıklar (madde - antimadde, iyi-kötü, vs.) ahirette cennet ve cehennem şeklinde ayrılacaktır. İnanmak için herşeyden önce samimiyet, çok düşünme, inceleme gereklidir. Bunlara sahip olan biri için inanmak hiç de zor değildir. Dünya yaşamında Allah ın varlığı alenen görülseydi "imtihan" söz konusu olmazdı, meleklerden de bir farkımız kalmazdı, sonsuz kudreti herkesçe açık bir şekilde bilinen bir varlığa kim karşı gelebilirdi o zaman.

    Bilimin canlı yapabildiği savına kesinlikle katılmıyorum, zira bu iddia bugün için bir yalandır. Bilimin yapabildiği tek şey "hazır", "mevcut" canlı hücreleri ve DNA ları üzerinde oynamaktır. Size bir canlıdan daha örnek vereyim: Bir kuş. Duyduğu her sesi teyp gibi kaydediyor ve en mükemmel şekilde söylüyor, testere sesi, korna, insan konuşması aklınıza her ne gelirse. Bunu uç ve anlaşılması kolay bir örnek olduğu için veriyorum. Şimdi bu canlıyı bilen, kudret ve ilim sahibi bir şey yerine evrim yapmıştır demek inanılır gibi değil ama az bir grup insanlar buna inanmayı tercih ediyor. Bu bir mucizedir. Açıkçası hücre, DNA, organlar, organeller incelendikçe içlerinden ilim fışkırmaktadır ve moleküler düzeyde "sebepler" ortadan kalkmaktadır, her saniye trilyonlarca molekül en doğru, gitmesi gereken yere sevk edilmekte, yönetilmekte, üretilmekte ve yıkılmaktadır. Yapmayın, etmeyin, bizim bilimimiz bir canlının bugün için resmini yapabilir ancak. Böbreğiniz çalışmazsa buzdolabı büyüklüğünde diyaliz makinesine bağlı yaşamak zorunda kalırsınız. Ayette dediği gibi kuşları Allah dan başka kimse havada tutmuyor, sizi de ondan başka kimse ayakta tutmuyor. Evren, dünya, canlılar ilim kaynamaktadır, bu bilgiyi "henüz bulunamamış!" evren yasalarının ürettiğini, yaptığını iddia etmek bugünün bilimsel düzeyinde bir mucizedir. İnsanın yapabildiği en karmaşık bir makine herhangi bir canlı karşısında çocuk oyuncağı gibi kalır. Her bilginin ve üretimin sahibi vardır ve evrenin ve canlıların sahibi de Allah dır. Kudretini anlamamız için bu kadar, komplike, erişelemez bilgi düzeyinde yaratmaktadır.

    Tam Güneş tutlmasında Ay ın Güneş diskini "tam bir kapak" gibi, tam oturacak şekilde kapattığını biliyor musunuz. Bunun olabilmesi için Güneş in Dünya ya uzaklığının Ay ın Dünya ya uzaklığına oranının Güneş in çapının Ay ın çapına oranına eşit olması gerekir ve böyledir, bu da mı rastgele olmuş diyorsunuz, hayır, evrende rastgeleliğe yer yoktur. Bahsettiğiniz Kuran mucizelerini yalanlayan siteyi önceden incelemiştim ve etkilenmedim, çünkü tam manasıyla doğrunun önüne oturmaya çalışmışlar ama başaramamışlar.

    Kuran mucizeleri konusuna uzun uzadıya girmeyeceğim, rahatlıkla internetten inceleyebilirsiniz. Sadece bir örnek vereceğim. Kuran' da Nuh un gemisinin bir ayet (delil) olarak bırakıldığı söyleniyor ve düşünüp öğüt alan yok mu diye soruluyor (Kamer suresi, 15. ayet). Kimse 1400 yıldır bu ayeti değiştirmeye cesaret edememiş, nitekim 2010 yılı mayısında bu gemi Ağrı dağı nda bulundu. Geleceğe nokta atışı ancak bu kadar olur. Mesela Allah matematikten anlar mı acaba? 19 mucizesini ve www.simetrikkitap.com u bir inceleyin bakalım, anlar mı anlamaz mı. İnsan sonsuz ve mutlu yaşamak ister, bu isteği içine Allah koymuştur, lakin bunun kıymeti bilmesi için Dünya da imtihan ve eğitimden geçmesi gerekir. Siz de doğanıza kulak verin, Allah ın çağrısına kulak verin, sorun, imtihan dolu Dünya ya mahkum etmeyin kendinizi.

    YanıtlaSil
  6. Allahın düzeni kusursuzsa eğer ortada bir sorun vardır; evren ve insan kusursuz değildir. Zıtlıkların varolması zaten başlı başına kusurluluğun göstergesidir aslında. Yukardaki mesajda ilgili linkleri koydum, kusursuzluktan söz etmek mümkün değildir, kusursuzluk sadece kaba bir bakış açısının sonucudur.

    İmtihan olayı başlı başına gereksiz ve dayanaksızdır. Mesela her şeye gücü yeten bir varlık neden imtihan etmeye gerek duyar. Yani neden -tabiri caizse- dur bir şeyler yaratayım onlara akıl ve nefs vereyim bakalım doğruyu bulabilecekler mi diyerek bir sınav başlatır. Bunun sebebi nedir? Şahsi görüşüm böyle bir imtihanın olmadığı yönündedir. İmtihan bu dünyadaki olumsuzluklarla başa çıkmak için kabul etmeye meyilli olduğumuz bir düşünceden ibarettir. Bir yaratıcının imtihan gibi basit bir nedene dayanarak bu kadar şeyi yapması olası görünmüyor bana.

    Bilim şu an yapay hücre üretebiliyor. Bunun temelinde canlı yapılar da kullanılıyor, doğru. Ancak şu açıdan olaya bakmak gerekir; bilimin bu ilerlemesi ilerde cansızdan canlıya geçişi de mümkün kılacaktır. Mesela ilk arabalar yapıldığında da ilerde çok hızlı arabalar yapılacağı kestirilebilirdi. Veya günümüde bir gelişme olduğunda bunun ilerleyerek gelişeceğini kestirmek güç değil.

    Kuş örneğinde de yine evrim iş başındadır. Bunun inançla ilgisi yoktur, bu bir olgudur, gerçektir. Yani canlılar evrim geçirir ve evrimin temel prensipleri vardır. Ha bu evrimi tanrı yönlendiriyor derseniz o farklı bir bakış açısıdır ancak canlıların gelişimi ve değişimi evrimle mümkün kılınmaktadır. Diğer bir deyişle tanrı varsa kumandası evrimdir.

    Canlılarda ilim görmeniz olasıdır ancak ne yazık ki o ilimin temel bir dayanağı yoktur. Sizin inandığınız şey çok basit bir fikre dayalıdır; "canlılığın yapısını tam anlayamıyoruz o halde allah vardır." Üzgünüm ama bunu kabul edemeyiz. İnsan şu an son aşamada değil. Tarihin her döneminde insanlar bilmedikleri veya anlayamadıkları şeyleri metafiziksel ögelerle açıklamaya çalıştılar. Her seferinde bilim bir gizemi açıkladığında bir başka gizeme sarıldı inançlı insanlar. Bunu samimiyetle söylüyorum; şu anki inançlılar da tamamen aynı şeyi yapıyor. Gelgelelim aslında gizem olmayan bir şeye gizem diyorlar. Yani kendi anlamadıkları her şeyi -bilim anlayıp çözse dahi- metafiziksel olarak açıklama gereği duyuyorlar.

    Ayrıca siz yine "şuan ki" bilim ile kıyaslıyorsunuz olguları. Yani şu an bilim bir canlı yapamıyor öyleyse canlılık yapılamaz diyemeyiz. Çünkü bilimin ilerlediği ve geliştiği ortadadır. Bilim sadece şu anla değil, kestirilebilir gelecekle de ilgilidir.

    Kur'an'daki mucize iddialarınız ise ne yazık ki yeterli değildir. Dediğim gibi onlar yorum fantazilerinden ibarettir. Kur'an'da çok eşlilik var, eş cinselliğe karşı tutum var, kimi durumda adam öldürme var, el ayak kesme var, kadın dövmeye kimi durumda izin var, matematik hatası var, değnek cezası var, beddualar var, küfürler var ve tüm bunlara karşı zorlama bir yoruma dayalı mucizelere mi inanmamız gerekiyor? Asıl siz yapmayın etmeyin. Kur'an apaçık geçmiş dönemdeki insanların kabul ettikleri herhangi bir ilahi olduğu sanılan kurallar bütünüdür, ekstra bir özelliği yoktur. Ve zaten herhangi bir kitapta dahi mucize aramaya çalışırsanız, istediğiniz sonuca ulaşırsınız. Çünkü aklınız "sonucu" çoktan kabule diyor, sonuca ulaşmak için "nedenler" üretmeye çalışıyorsunuz. Bu sağlıklı bir irdeleme yöntemi değildir.

    YanıtlaSil
  7. Kuran da matematik hatası yoktur, o sizin uydurmanızdır. bakınız www.kurandaceliskiyoktur.com. Kuran da matematik mucizesi vardır, bakınız 19 mucizesi, www.simetrikkitap.com, www.mucizeler.com. Kuran da gelecekle ilgili mucizeler vardır, bakınız Mekke nin fethi, Hayber kalesinin fethi, Rumlar ın galibiyeti, Nuh un gemisinin bulunması, firavun cesetlerinin bulunması. İçindeki bazı ayetler hoşunuza gitmedi diye bu gerçekleri göz ardı edemezsiniz. Zaten Kuran ın hükümlerinin herkesin hoşuna gitsin gibi bir derdi de yoktur. Tespit edilmiş, somut, mevcut örnekler ve linkler vermeye çalışıyorum fakat görüyorum ki pek fayda etmiyor. Evreni ve canlıları evrimin nasıl yaptığını ahirette uzun uzun anlatırsınız artık. Bu konuda sizi ikna edemeyeceğim ortaya çıktı. Bir kitabın her dediği çıkar mı.. Firavunun cesedini göstereceğiz diyor, 1800 lerde firavun cesetleri bulunuyor, Nuh un gemisini bıraktık diyor, gemi bulunuyor. Bir de "Fil suresi" ne ve Fil vakasına dikkat çekmek istiyorum. Bu sure Ebrehe ve ordusunun Kabe yi yıkma girişiminde başlarına gelenleri anlatmaktadır. Sure indiğinde kimse böyle bir olay olmamıştır, Muhammed uyduruyor diyememiştir. Bu sure ve vaka uydurma olsaydı Hz. Muhammed in etrafında bir kişi kalır mıydı, biraz dikkat.

    İmtihan meselesine gelince. Kuran da bize tanıttığı şekliyle Allah herşeyi bilendir. Yani Dünya da yapacaklarımıza bakıp birşeyler öğrenmesi söz konusu değildir. Dünya yaşamı, insanın yapmadığım birşeyin cezasını mı çekeceğim diyememesi, insanın kendisine şahitlik etmesi ve ahiret yaşamı için eğitim alması, sabır, fedakarlık, cefa, sevgi, dürüstlük ve karşıtları neymiş deneyimlemesi ve ahirete hazır hale gelmesi içindir. Kuran ın indiği dönemdeki toplumda kadının bir değeri yoktu. Yeni doğan kızlarını gömmeyi bile tercih ediyorlardı utançlarından. Hz. Ömer bile bu hataya düştü. Kuran la beraber kadın korumaya, himayeye alınmıştır, kadın erkek ilişkileri, hukuku düzenlenmiştir, yoksulların, yetimlerin, kölelerin haklarının korunması vurgulanmıştır. Günümüz kapitalist dünyasında herkes köleden beter şartlarda yaşamaya mahkum olmuştur, dinsizliğin insanlığa armağanı budur. Benim aklım sonucu önceden kabul edip nedenleri ona uydurma şeklinde işlemiyor. En baştan beri vurguladığım gibi bana sunulan bu iddiayı doğrulayacak "delil" arıyorum ve gerek doğada gerekse de Kuran incelendiğinde görüyorum. Misal Kuran da tekrarlı ayet sayılı surelerin ayet ve sure numarları toplamının tekrarsız ayet sayılı surelerin sure ve ayet sayıları toplamına bölümünün altın oranı (1,618) verdiğini ve altın oranın doğanın heryerinde gözlemlendiğini biliyor musunuz? Şimdi ben tüm bunlara bakıp da hepsini Muhammed uydurmuş mu demeliyim? Böyle büyük bir iddia ile gelen bir kitabın bilime zıt yönleri olsaydı şimdiye kadar bin defa foyası ortaya çıkardı. Ama yok çıkmıyor, çıkamıyor. Bildiğiniz ve bilmediğiniz çiftler diyor modern fizikte parite bulunuyor, bitkilerden çiftler diyor, bitkilerde cinsiyet ayrımı bulunuyor, bence siz baştan tanrıyı reddetme düşüncesini peşinen kabulle yola çıkıyorsunuz ve tüm verdiğim linklerdeki iddiaları da görmezden gelmektesiniz.

    YanıtlaSil
  8. Kur'an'da matematik hatası vardır; ( http://tanrivarmi.blogspot.com/2009/04/kurandan-matematik-hatas.html ) bu başlıkta basit matematikle açıklanmıştır olay. Gelgelelim İslam Hukuku'ndan da az çok anlayan biriyim ve avliyye ve reddiye zaten Kur'an'daki hataları örtmek için ortaya çıkarılmıştır. Temel soru şu olmalı; "hata yoksa hata giderici olan avliyye ve reddiye neden var?"

    Kehanetler ve mucizeler dediğiniz şeyler apaçık değildir, bu durumda Nostradamus'u da peygamber veya tanrı olarak ilan etmeliyiz. Belli öngörülerde bulunması ve bunların gerçekleşmesi kitabı kutsal kılmaz. "Gerçekleşmeyen kaç öngörüsü var bunu düşündünüz mü?" Tabii ki bunlar için de "gelecekte onlar da gerçekleşecek" inancı taşıdığınız için bir kısır döngünün içinde duruyorsunuz.

    19 mucizesinin temeli de yine, sonuca ulaşıp nedenleri kullanmaktan ileri gelmektedir. Yani kabaca, işinize gelen ve 19'a uyan şeyleri alıp uymayanları almıyorsunuz. Bu şekilde bir mucizeden bahsedemeyiz. Zaten Kur'an'daki mucize iddiaları temelde mantık ilkelerine terstir. Keyfi olarak bir sürü metinden "işe gelenin" seçilmesine dayalıdır.

    Bir de Kur'an'ın herkesi beğenisini kazanma amacı içinde olmadığını söylemişsiniz. Kur'an kendisi için evrensel demiyor mu? Peki yukarda saydığım açık ve kötü örnekler evrensel ahlaka uygun mu? Bunları görmezden gelip soyut anlatımlardan çıkan mucizelere sığınmak doğru gelmiyor bana. Yani açıkca uygun olmayan ibareler içermesine rağmen bunu göz ardı edip aslı astarı olmayan mucizelere inanıyorsunuz.

    Bu dünyanın değerini şahitlik, sabır, fedakarlık vs. diye göstermişsiniz. Ancak ben sorumu tam olarak anlatamadım. "Durup duruken böyle şeyleri göstermenin ve ispatlamanın ne gereği var?" Yani her şeye gücü yeten bir tanrı neden bir şeyler yaratma ve onları sınama gereğini duyar? Tek başına varlığını sürdürebiliyorduysa, acı-mutluluk, cennet-cehennem gibi şeyleri yaratıp aslında hiç suçu olmayan bir varlık olan insana zıtlıkları vererek bakalım neler yapacaksın diye bu dünyaya göndermesi mantıklı geliyor mu?

    Kur'an öncesi kadınların değersiz olduğunu düşünüyorsunuz, bu yaygın düşülen bir yanlıştır. Size şu örnekle karşılık vermek istiyorum; Muhammed'in eşi Hatice kadın değil miydi ve aynı zamanda parası gücü olan biri değil miydi? Eğer kadınların tamamen değeri yoktuysa Hatice nasıl güçlendi? Demek ki kadınlar tamamen değersiz değildi, seçkin olan ailelerde kadınların değeri vardı ve kadınlara karşı değersizlik sadece bazı cahil bölgelerde geçerliydi. Bunun kısaca doğrusu şudur; bazı kabileler kız çocuklarını gömüyordu ama bu her kabilede olan yaygın bir durum değildi. Kadınlar bazı kabilelerde güç sahibi olabilir, buna bir engel yoktu.

    YanıtlaSil
  9. Kadınların önceden değeri yoktuysa bile Kur'an büyük bir öncelik vermedi ki kadınlara. Kadınları dövebileceğimizi, eve hapsedebileceğimizi, şahitlikte erkeklerin yarısı durumunda olduğunu, bakılabilecekse kuma getirilebileceğini söyleyen bir kitap var önümüzde. Bu kadınlara değer vermek değildir. O zamanın koşullarına göre uygun olabilir ancak evrensel bir kitapta bu ayetlerin olması mantıklı değildir. Madem tanrı kitap gönderiyor tamamen eşitliği neden sağlamıyor? Bunun seebbi bellidir; Muhammed gücü yettiğince o döneme göre kıstaslar uygulamıştı. Bunun ilahi bir boyutu ve evrenselliği yoktur.

    Kapitalizm ile dinsizliğin bir ilgisi yoktur. Eğer böyle bir kıyaslama yaspılacaksa; Taliban yönetimi de dinliliğin bir armağanıdır derim. Siz nasıl o ikisini bir arada görmeyi uygun görmüyorsanız (ki umarım görmüyorsunuzdur), biz de kapitalizm-dinsizlik ikilisini uygun görmüyoruz.

    Somut örnek olarak "tekrarlı ayet sayılı surelerin ayet ve sure numarları toplamının tekrarsız ayet sayılı surelerin sure ve ayet sayıları toplamına bölümünün altın oranı (1,618)" demişsiniz. Bu sonuca ulaşıp nedenleri aramaktır işte. Şöyle anlatayım; Mekke'de indirilen ayetlerin Medine'de indirilen ayetlere oranı 1,618 midir? Değilse neden burada "aa altın oran yok o zaman bu yanlış" demiyoruz. Veya bunun gibi altın orana uymayan yüzlerce örneklemeden sadece size uygun gelen ve aslında tekrarlı-tekrarsız gibi önemli olmayan bir ayrıntıya dayanan örneği elinize alıp mucize olduğunuzu söylüyosunuz. Herhangi bir kitaptan da altın oranı doğuran örnekler bulunabilir. Bunu iyice anlayabilmemiz gerekiyor ki mucizenin ne demek olduğunu anlayabilelim.

    Kur'an'ın foyasının çıkmasından neyi kastediyorsunuz? Mesela sizlere göre İncil ve Tevrat artık bozuldu ve doğru değil, değil mi? Ama Kur'an'dan çok daha uzun bir zamandır varlıklarını sürdürüyorlar? Hristiyan dünyasında İncil'in foyası çıktı mı? İnanmak isteyen insanlar olduktan sonra en berbat metin bile kutsal görünür.

    Çiftler konusunda da tek cinsiyetli canlıları veya basit canlı türlerini atlamışsınız gördüğümüz kadarıyla. Yani Kur'an çiftler vardır diyor ama dünyada çifti olmayan canlılar da vardır. Bu da mı sizi şüpheye düşürmüyor?

    Gönderdiğiniz linkteki iddiaları biliyorum ama yukarda açıkladığım sebeplere dayanarak kabul etmiyorum örneklerinizi. Tanrıyı da doğar doğmaz reddetme düşüncesinde değildik elbet -ki ben tanrıyı değil dinleri reddediyorum-. Dinlerin doğruluğu için yeterli delil bulamadım. Onu bırakın dinler ilkel ve mantıksız bir düzen içeriyor ve bunu kabul etmek günümüz etik anlayışına resmen hakaret etmektir. Eğer Kur'an'ı okumadıysanız bir de bizim gibi bakarak okumayı deneyin, nelerin eksik ve yanlış olduğunu daha rahat göreceksiniz.

    YanıtlaSil
  10. Alın size miras hukuku, ayetin bi kısmını atıp bi kısmını deşmekle olmaz bu işler.

    Sizden birine ölüm yaklaştığında, bir mal bırakacaksa anaya babaya, yakınlara, uygun bir biçimde vasiyet etmesi farz kılındı. Bu, erdemliler için bir görevdir. (Bakara Suresi -180)

    (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. (Nisa Suresi - 11)

    Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. (Nisa - 12)

    bakınız http://kurandaceliskiyoktur.com/2007/01/09/miras-paylasimi-neye-gore-olur/

    Şu linklerdeki iddiaların zorlama olduğunu ve her metinden çıkarılabileceğini söylüyorsun. Ben de bu mucizevi yorumuna şapka çıkarıyorum.
    Bakınız

    www.mucizeler.com

    http://www.mucizeler.com/19lar/

    http://www.mucizeler.com/19lar/besmeledehictukenmeyenmucize.htm

    http://www.mucizeler.com/19lar/fatihasuresive19.htm

    Bu linkler sadece birkaç tanesi. Şu linki de uzun uzadıya incelemenizde ısrar ediyorum.

    www.simetrikkitap.com

    Allah, müteşabih (benzeşmeli, simetrik), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O�ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur. (Zümer, 23)

    Şimdi önümüzde iki seçenek var. Ya Muhammed inanılmaz bir matematik dehasıydı ve insanlara yutturuyordu, ya da bu hesapları yapması mümkün değildi ve Allah dan gelen vahyi aktarıyordu. Ayrıca Kuran ın o zaman yaşanan olaylara da cevap verdiğini okuduysanız farketmişsinizdir. Demek ki sizin hesabınıza göre Muhammed hem insanları yönetmiş, hem savaşmış, hem olaylara cevap veren bir kitap yazmış, bir de bu kitaba 20. 21. yüzyıllarda keşfedilen matematiksel ve başka birçok mucizeler sığdırmış. Vay be ne yetenekliymiş bu Muhammed..

    Bu arada Fil suresine ve Fil vakasına hiç değinmediğiniz de gözümden kaçmadı.. Fil vakası ve Fil suresi doğruysa demek ki Tanrı Kabe ye önem veriyor ve Ebrehe ye dokundurtmazken müslümanların ele geçirmesine izin veriyor, hatta destek oluyor. Ama siz buna da kendinizce bir açıklamanız bulursunuz herhalde.

    "Şöyle anlatayım; Mekke'de indirilen ayetlerin Medine'de indirilen ayetlere oranı 1,618 midir? Değilse neden burada "aa altın oran yok o zaman bu yanlış" demiyoruz." demişsiniz. Bu yorumu okuduğumda başka bir ateist sitedeki Mekke ve Kabe de altın oranı anlatan videoya yapılan bir yorum geldi aklıma. O da Mekke yle aynı boylamdaki heryer kutsal demek ki falan filan demeye çalışmıştı, belli ki tamamen izlememiş bile videoyu. İlgili video için bakınız:

    http://www.dailymotion.com/video/x8wxje_kabe-syrry-altyn-oran-kutsal-mucize_shortfilms

    vesselam;

    YanıtlaSil
  11. Bakın size sorduğum tmel soruyu atladınız heralde; "Kur'an'da miras paylaşımı her koşulda doğruysa, hata yoksa, hata giderici olan avliyye ve reddiye neden var?" Bu soru çok önemlidir. Avliyye ve reddiye islamın bir gerçeğidir ve temeli miras paylaşımını Kur'an'a göre yapınca tutmayan oranları denkleştirmektir. Lütfen bunu iyice araştırın. O zaman ne demek istediğimi göreceksiniz.

    Gönderdiğiniz linklere baktım, bakıyordum, biliyordum zaten. Yani nasıl diyeyim; Bahçeli'nin 40. yıl hesabı gibi bunlar. Nasıl bunlara inanarak delil görebiliyorsunuz anlamıyorum. Yukarda da uzun uzun anlattım, mucize olduğu düşünülen şeyler keyfi bir şekilde toplanıp bölünüp çarpılıyor. Mesela ortalamanın üzerinde kalan ayet sayısıyla, ortalamanın altında kalan ayet sayısının oranı bilmem neyi veriyor veya asal sayı çıkıyor vs. vs. Bir anlam ifade eden şeyler değil. Gelgelelim mantıksal bir temeli veya insanlığın anlaması gereken bir şey de yok.

    Bunu son kez tekrar etmek istiyorum, lütfen mucize kavramını bu kadar ucuza indirgemeyin; "Kur'an'da anlamsız oranlar da bulabilirsiniz. Siz anlamlı oranları buluncuya dek 'keyfi' bir şekilde istediğinizi yapıyor ve o sayılara ulaşıyorsunuz. Ayrıca herhangi bir kitapta bile isterseniz böylesi sayı mucizeleri bulabilirsiniz, bu aklın neye hedeflendiğiyle ilgilidir. Uyamayan ögeleri bir kenara atar, uyanları alıp yüceltirsiniz." Lütfen bunu iyi idrak edin.

    Dolayısıyla Muhammed müthiş biri değildi, çünkü Kur'an'da müthiş bir olay yok. Size yukarda da bir çok örnek verdim ama onları görmezden geliyor ve kendi örneklerinizi tekrar tekrar dile getiriyorsunuz; Nostradamus'un kehanetleri var, o halde o da mı kutsal biri? Kur'an'da her cinsin çift olduğu yazılı ama dünyada tek cinsiyetli canlılar var, bu bir yanlış değil mi? Ya da imtihan olayına yeterli bir açıklama bulmadığımız ortada. Kur'an'ın açıkca uygun olmayan ayetlerini göz ardı edemeyiz vs. vs.

    Fil suresi hakkında ve onun mucize olduğuna ilişkin yeterli bilgim olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden inkar edemem bunu, ancak yine de tam olarak tarihsel olayları ve sureyi inceleyip bakmadan da bir mucizeyi kabul edemem.

    Kabe ve altın oran da yeni moda olan bir şey. İnançsızların ölçünmleri ve olaya bakış açıları ile inançlılarınki uymuyor bu konuda ama size tek bir şeyi hatırlatmak istiyorum, ki bu da böyle bir mucize iddiasının yerinde olmadığının göstergesi olabilir; tektonik hareketlerden haberdarsınızdır sanırım. Yani kıt'alar hareket eder ve yer değiştirir. Bundan 10.000 yıl önce ile bundan 10.000 yıl sonrasında kıt'alar aynı yerde durmamıştır ve durmayacaktır. Yani bugün yapılan bir ölçümle elde edilen oran bundan 10.000 yıl önce ve sonrasında geçerli değildir. "İşin özü böyle bir kabe ve altın oran olayı doğruysa bile sadece geçicidir çünkü karalar hareket halindedir ve bu hareket sonucunda Kabe zaten altın oran noktasından uzaklaşmaktadır."

    YanıtlaSil
  12. Bahçeli nin kırkıncı yıl hesabı mı? Artık ciddi ciddi matematik bilginizden ve mantığınızdan şüphelenmeye başladım. Beni zaten inandıramazsınız ama okuyanlar için söyleyeyim, bunlar tespit edilmiş ve hiç ama hiç zorlama olmayan, "apaçık kitabın" içindeki tespitlerdir. Herhangi başka bir kitaptan da tespit edilebilir yorumuna katılmam söz konusu bile değil, siz tespit edin bir kitaptan, yayınlayın biz de görelim.

    Olur ki başka insanlar yazılanları okur, sizin de benim de verdiğim linkleri incelemelerini tavsiye ediyorum.

    Neyse verdiğim linklerin sizi ikna etmeyeceği de ortaya çıktı. Sözüm kalmadı, son söz olarak:

    1- De ki: "Ey kafirler."

    2- "Ben sizin taptıklarınıza tapmam."

    3- "Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz."

    4- "Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim."

    5- "Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz."

    6- "Sizin dininiz size, benim dinim bana."
    (Kafirun)

    YanıtlaSil
  13. Her iki tarafın da savlarını okudum. Aklıma İngiltere'nin eski başkanı Tony Blair ile Christopher Hitchens'ın "Dinler Dünyaya İyilik Getirdi mi?" tartışması geldi.

    Dinlere dair tüm çekincelerim aslında buradan kaynaklanıyor. Her inanan kendi dinini en iyi görüyor ki bu aslında insanları ayrılığa götüren büyük bir etken. Yüzyıllar boyunca din adı altında insanlar birbirlerini doğradılar korkarım ki hala devam ediyorlar.

    Birileri çıkıp Katolik Kilisesindeki pedofili vak'aları kişiye özeldir diyebilir. Tıpkı 11 Eylül konusunda birçok Müslüman'ın Bin Ladin'i radikal göreceği gibi.

    Ancak tüm bunlar inançta tek bir gerçeği değiştirmez. Eğer bu kitaplar gerçekten varolan bir Tanrı tarafından gönderildiyse, kendisi büyük bir stratejik hata yapmıştır. Tüm insanlığı birbirine düşürmüştür. Mükemmel olduğu kabul edilen bir varlık için iyi başlangıç değildir.

    İnsanlara özgür irade verilmiş yanıtına da karşıyım. Tanrı geleceği görebildiğine göre belki de bizim birbirimize düşmemizi istemiştir. Ki bu da onun "iyi" olduğu iddiası ile çelişir.
    Kısaca dinlerin Tanrı tanımına bakıldığında, yaşanılanlarla tutarlı oldukları görülemeyecektir.

    İnanmak insanı rahatlatır mı? Evet. Ancak dinlerin iyilik yaydığına dair elle tutulur hiçbir kanıta ulaşmak mümkün değildir.

    Mucizeler denilmiş yukarıda. Ateşi hiç görmemiş olsam ve adamın biri önümde çakmak yaksa onun Tanrı olduğuna inanabilirim. İşte hücreler, evren ve daha çözememiş olduğumuz binlerce oluşum bizim için o ateştir. Güneş, ay ve dünya arasındaki mesafede Tanrı'ya dair mucize aramak ise bende şaşkınlık yaratıyor. Güneş sisteminde dünya bir milisantim ileride veya geride olsaydı zaten biz olmayacaktık. Bu şaşma belki tüm galaksiyi bambaşka bir yapıya itecekti. Mükemmelin rastlantısal olamayacağı tezi üzerine kurulu bir iddiadır aslında Tanrı. Peki ya mükemmel de rastlantıysa?

    Bana sorarsanız insanoğlu kendinin mükemmel olmadığının farkında olduğundan ortaya bir Tanrı tezi sürmek zorunda kalmıştır. İnsan doğada nihayetinde bir hayvan olduğunu unutmuş, kendisini diğer canlılardan daha değerli konumlandırma ihtiyacını hissetmiştir. Yazılı tarihin her aşamasında kendisini Tanrı'nın evladı olarak konumlandırmıştır. Herkul/Zeus ikilisi bence güzel bir örnektir. Firavun'un da ilk dönemlerde Ra'nın oğlu olması gibi(ki sonradan tanrılığa terfi etmiştir).

    Makale bir konuda haklıdır. O da bu dönemin
    Tanrısından evvel binlerce Tanrı'nın tarihin sayfalarında yokolup gittiğidir. 21. yüzyılın Tanrısı da kaçınılmaz olarak o sayfalarda yerini alacaktır. Çünkü semavi dinlerin Tanrı'sı iyilik getirmeyi başaramamıştır. Bu da aslında insanın kendi kusurlarını inkarı ile suçu olmayana atmasından başka birşey değildir.

    Güzel bir söze rastladım geçen gün televizyonda, Madımak Oteli ile ilgiliydi. Bayan yazar "yakma kardeşim" dedi. "Birileri seni gaza getirmiş olsa da aklın yok mu senin? Neden gidip yakıyorsun?" Bu soru aklıma İran'da recm cezası ile öldürülen, ülkemizde töre cinayetlerine kurban giden kadınları hatırlattı. İnsanlar Tanrı bahanesinin ardına sığınarak kötülüklerine devam ettikçe, Kuran'daki İncil veya Tevrat'taki mucizeleri ciddiye almak mümkün değildir.

    Sizler gibi derin araştırmalar sonucu yazdığım bir yanıt değil. Ancak vicdanımın bana söylediği şeyler bunlar. İnanç uğruna ölen/öldürülen insanlar oldukça Tanrı'nın var olmamasını tercih ederim.

    YanıtlaSil
  14. Neredeyse bu blogda anlatmaya çalıştığım her şeyi çok güzel özetlemişsiniz.

    Gene de dindar birinin şöyle diyebileceğini düşünüyorum; "İnsanların din adına öldürülmesi dinin sorunu değil, insanlığın sorunudur. İnsan şeytana uymayıp, tanrıya adayabilirse kendisini ve dini tam anlayabilirse inanç uğruna insanlar da ölmez."

    Bu ve benzeri iddialar her inançlının sığınma yeridir. Sanki dinler iyidir, insanlar onu kötü yorumlamaktadır. Ancak tabii ki dinin iyi olduğunu bir öncül olarak kabul etmek için yeterli veri yoktur. Çünkü dinin iyi olduğunu söylemek, dine yorum katmaktır zaten. Buna karşın ben de, din aslında kötüdür, onu insanlar iyileştiriyor diyebilirim. Buradaki temel hata, kesinliği bulunmayan bir öncülü doğru kabul ederek diğer varsayımları üzerine oturtmaktan ileri gelmektedir.

    Nihayetinde -temel olarak- söylediklerinize ekleyebilecek bir şey bulamıyorum.

    YanıtlaSil
  15. Evrene, dünyaya, doğaya, özellikle de "canlılara" bakarak bunlardaki üstün bilgiyi, uyumu , kompleksliği görebilmeniz ve bunların tesadüfen ya da bulunamamış yasalar neticesinde oluştuğunu kabul etmeyerek, bir yaratıcısının yani Tanrı nın varlığını reddetmemeniz olumlu bir gelişmedir. Bu noktadan sonra bu yaratıcının dünyadaki dominant varlık olan insana yol gösterebileceğini, bir düzen kılabileceğini, ilahi dinler silsilesini ve buna dair öne sürülen kanıtları irdelemenize, kabul veya reddetmenize kalır iş.

    İlahi dinler silsilesinin öğretisine göre Tanrı insanların kendisini reddetmesini veya ortaklar koşmasını kabul etmez ve uyarır. Kuran a göre insanları Tanrı kendisine kulluk etmeleri için yaratmıştır. Kulluk geniş bir kavramdır ve dünya da yapılan tüm fiilleri kapsar. Tüm ilahi dinler silsilesinin öğretisinde olan kıyamet yani hesap gününde Tanrı insanın yaptıklarını değerlendirecek, derece derece ödüllendirecek veya cezalandıracaktır. Tanrı nın ısrarla uyardığı ana etmenler varlığının ve tek ilahlığının kabul edilmesi, ilahlığına ortak koşulmaması, ahiret için huzuruna gelineceğinin kabul edimesidir gibi..

    Tevrat, İncil, Kuran üzerindeki araştırmaları takip edebilir, kabul veya reddedebilirsiniz. İnsanlığın günümüzde büyük kitlelerce kabul edilen son ilahi kitabı Kuran dır. Kuran, Tevrat ı ve İncil i onaylar, Kuran dan önce Tanrı nın gönderdiği kitaplar olarak tanıtır, önceki peygamberleri hem tanıtır, hem kabul eder, geçmiş toplumlardan (kavimlerden) örnekler verir. Açıkçası Kuran çok fazla "iddia" içerir ve hepsinin doğruluğu bilimsel araştırma ile sınanabilir. Bu iddiaların doğru çıktığını veya yanlış olduğunu her insan araştırabilir, kabul veya reddedebilir.

    Tanrı neden dünya yaşamını yaratmıştır, dünya da neden eşitsizlikler vardır, bu imtihanın tam hikmeti nedir, Tanrı kendisine inanmayanı niye affetmez veya affeder mi, neden açıkça görünmemekte peygamber göndermektedir, gayba iman neden bu kadar önemlidir gibi sorular tam cevaplanması zor ve saatlerce sürebilecek tartışmalardır. Bu konulardaki yaklaşımınız olaya, iddialara, araştırmalara bakış açınızla alakalıdır. Kuran da açıklanan kadın - erkek hukukunu, miras hukukunu, cezaları vs. "günümüzün" değer yargılarına göre eleştirmek kimilerine göre doğru kimilerine göre yanlıştır. Son olarak Kuran kendisini ve Tanrı nın delillerini inceleyenlerin delilleri göreceğini ancak bazılarının görmelerine rağmen inatla bile bile reddedeceklerini öne sürer. Artık düşünme, inceleme ve seçim insana kalmıştır.

    YanıtlaSil
  16. önce ayeti dikkatle okuyup sonra linki incelemenizi tavsiye dedrim. gözünüzü açık tutun..

    http://troyy.wordpress.com/2008/08/22/nisa-suresi-11-ve-ateist-zekasi/

    YanıtlaSil
  17. http://www.frmtr.com/islami-sorular-ve-cevaplar/3354523-kurandaki-hesap-hatasi.html

    YanıtlaSil
  18. Lütfen bu başlıktaki "Güncelleme" kısmını okuyunuz. Esas meselyi böylece kavrayabileceğinizi umuyorum.

    http://tanrivarmi.blogspot.com/2009/04/kurandan-matematik-hatas.html

    YanıtlaSil
  19. yemezler.. şu linkide dikkatlerinize sunarım..

    http://www.facebook.com/topic.php?uid=272101195642&topic=10142

    YanıtlaSil
  20. Alicengiz oyunlarıyla, bakkal hesabıyla hata arayacağınıza, Allah ın kitabındaki matematik simetriye tanıklık etmek isteyenler için buyrun:

    http://www.simetrikkitap.com/

    üstün simetrinin farkına varana kadar lütfen inceleyin, şunun bunun lafını boşverin, aklınızı kullanın..

    YanıtlaSil
  21. Kuran ve 19
    izlemek okumaktan kolay diyenler için,

    http://www.youtube.com/watch?v=u32xkcxxunI&feature=player_embedded

    "Onun üzerinde ondokuz vardır." (Müddesir, 30)

    YanıtlaSil
  22. Güncellemeyi okumadınız bile değil mi? Hatta bu başlık altında 19 "mucizesi" için kendi düşüncelerimi yazdığım yorumları da okumadınız...

    Gözü dinden başka bir şey görmeyen birine derdimi anlatmakta gerçekten çok zorluk çekiyorum. Lütfen bari "Blog Hakkında" kısmını okuyun da böyle ikili tartışmaları çok sevmediğimi anlayın; ve -madem ricada bulundum, tam olsun- islamın askeri olarak beylik laflar kullanarak akıl da vermeyin.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  23. yazık sana, senin bakkal hesabıyla hata olarak göstermeye çalıştığın şeyler islam coğrafyasında 1500 yıldır bilinmekte ve açıklanmakta, ayrıca okuduğunu ve izlediğini anlama da ciddi sıkıntıların var..

    YanıtlaSil
  24. Bakın anlamıyorsunuz, ben hata olarak göstermeye çalışmıyorum, zaten varolan bir hatayı göstermeye çalışıyorum.

    Bunların bakkal hesabıyla bir ilgisi yok, isterseniz getirin diferansiyel denklemle çözün yine aynı sonuç çıkar. Çünkü zaten Kur'an'daki hesap -sizin deyiminizle- bakkal hesabı mantığına dayanmakadır.

    Gelgelelim ben miras hukukundan az çok anlıyorum ve islam alimleri zaten bu hataların olduğunu biliyor. Lütfen bu gerçeği de göz önüne alın.

    Bundan sonra ilgili başlığa yorumu yazarsanız daha anlamlı olur ve lütfen o ilgili başlığa eklediğim güncelleme kısmını açıklığa kavuşturacak bir yazı yazınız. Bana yazıklar okuyacak mesajlar iletmenize gerek yok.

    İlgili başlık; http://tanrivarmi.blogspot.com/2009/04/kurandan-matematik-hatas.html

    YanıtlaSil
  25. peki,

    başka bir örnek de verelim o zaman:

    vefat edenin 3 kızı, 1 oğlu, anne ve babası mirasçı olsun:

    3 kıza 2/3, oğula 1/3, anneye 1/6, babaya 1/6

    Toplam = 8/6

    Haydi yine 1 i aştık! Hem de sadece Nisa 11. ayete göre. Anlaşılan Hz. Muhammed aynı ayetteki basit hatayı bile görememiş bak sen..

    Oysa olay böyle değildir. Nisa 14. ayeti kelime de bu "sınırların aşılmaması" isteniyor. Sınır kelimesi "hudud" kelimesi ile ifade edilmiş, ülke sınırı da ifade edilse aynı kelime kullanılır ve bu sınırın aşılmaması isteniyor. Ayrıca Nisa 11. ayeti kelimede bu hükümlerin vefat edenin bıraktığı mirasın ve varsa borcun düşülmesinden sonra olduğu belirtiliyor.

    Biraz da dilbilgisi, Nisa 11. ayette geçen "veledun" ifadesi Arapça da "bir çocuğu" ifade eder, çocuklar ise "evladun" şeklinde yazılır, yani "veledun" kelimesinin çoğulu "evlad" dır. Bu dilbilgisine göre Nisa 11. ayetin meali şu şekildedir:

    "Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır." (Meal Ali Bulaç, Nisa 11)

    Bu şekilde 3 kıza 2/3 verdikten sonra anne ve babaya 1/6 + 1/6 = 1/3 veremezsiniz, çünkü bu oranlar "bir çocuk" olması durumu içindir. Bir çocukta geride vasiyet bırakılmamışsa ve erkekse en fazla 1/2 oranında mirastan alabilecektir. Ayetlere bu şekilde baktığınızda zikredilen mirasçılara verilen oranların 1 i hiç aşmadığını göreceksiniz.

    Tabii bu oranlar mirasçılara göre çoğu zaman tam 1' i vermemektedir. Hz. Muhammed bunu da mı görememiş hayret.. Halifelerin ve islam alimlerinin bu konuda değişik yaklaşımları olmuştur, avliye ve reddiye gibi. İçtihadlarında Hz. Muhammed in sağlığında yaptığı uygulamaları örnek almaları da muhtemeldir. Bu uygulamaları uzun uzun yazıp mesajı uzatmak istemiyorum, buralardan takip edebilirsiniz:

    http://www.frmtr.com/islami-sorular-ve-cevaplar/3354523-kurandaki-hesap-hatasi.html

    http://www.youtube.com/watch?v=IU69MBr74sw

    Müslümanlar din konusunda çoğu hususu peygamberin uygulamalarından öğrenmişlerdir. Örneğin Kuran da namaz kılınması istenir, ama namazın nasıl kılındığı ayrıntısıyla açıklanmaz. Bunu namazı, abdesti uygulamasını peygamberden öğrenmişlerdir. Namazda kıyamda Fatiha ile başlanmasını müslümanlar peygamberden öğrendiler. Miras ayetleri ve miras hukuku konusunda bunu da göz önünde tutmak gerekir.

    Şimdi bir soru, 1 ayette bile basit hesap hatası yapan Hz. Muhammed şu linklerdeki hesaplamaları nasıl yapmış acaba?

    http://www.simetrikkitap.com/

    http://www.mucizeler.com/19lar/

    http://blog.chess.com/Rayyan/chapter-16--the-honey-bees-and-no16

    http://www.answering-christianity.com/fakir60/prime_numbers_in_the_holy_quran.htm

    http://www.youtube.com/watch?v=u32xkcxxunI&feature=player_embedded

    Tamamen şüphe penceresinden baktığınızı görüyorum ve anlıyorum, ama verdiğim linklerdeki bilgileri nasıl göremediğinizi gerçekten anlamıyorum.

    YanıtlaSil
  26. adsız arkadaş sen cennette göğüsleri yeni tomurcuklanmış yaşıt hurilerin seni beklediğine nasıl inanabiliyorsun?

    YanıtlaSil
  27. Ben yukarıdaki yorumları takip ettim ve gördüm ki yazılanlar sadece bakış açıları. Kimse bir şey ispat edecek konumda değil. Allah'ın varlığı da yokluğu da ispat edilemez. Bu yüzden ateist ve dindar diye kavramlar var zaten. Ateist bu evrende kurulan düzenin sedece tesadüf olduğuna, dindar ise olamayacağını savunur. Baştan söyleyeyim ben dindar bir insanım. Neden inandığımı anlatmayacağım çünkü gerek yok. Ancak kötü olanın din olduğuna inanmıyorum. Bütün dinler insanı iyiye güzele davet eder. Ancak insan tarihin başınadan beri yaptığını yapar ve cahilliğiyle o dini kendine göre yorumlayıp vahşet sergiler. Şiddet herhangi bir şeye çözüm olacakmış gibi. Diğer dinleri pek bilmem ama islamın ilk indirilen ayetleri der ki "OKU". Yani öğren sen kanıt elde etmeden inanacak değilsin. Allah insana akıl vermiş ki araştırıp öğrensin.

    Kuran da bulduğunuz hatalara gelince 1400 yıl önce yazılmış birşeyi günümüz etik değerlerine göre değerlendirmek acımasızlık olur. Tarih bilimine de aykırıdır bu durum. Evet İslam evrenseldir ama Kuran'da emredilenler o gün için bile çok radikal kararlardı. Bügün bize normal gelen çoğu şey 100 yıl öncesinde bile cinayet sebebiydi. Ancak şunu da kabul ediyorum. Etrafta dolanan çok fazla yalan hadis var çünkü net yazılı bir kaynağı yok. İstediğinize inanmamakta özgürsünüz. Özellikle mantıksız gelenlere. Eğer Kuran'da bir yanlışlık varsa bu yanlış yorumlamadan ya da çeviri hatasından kaynaklanıyordur.

    Son olarak tamam tanrı olmasın herkes de bunu bilsin. Peki benim suç işlememi ne engelleyecek ahlak kuralları mı saçmalık. Ben eğer sonunda yok olacaksam neden bu kötü hayata katlanayım ki çalarım da yalan da söylerim beni kim cezalandıracak. İnanan insanlar bile suç işlerken ateistler neden işlemesin. Neden çünkü bütün ateistlerin tuzu kurudur. Belli bir gelir düzeyindeki insanlar onlar. Bir tanrıya ihtiyaçları yok en azından bu hayatta...

    YanıtlaSil
  28. Benim görüşüme göre tanrının varlığı ya da yokluğu ispat edilemez, ama din gönderdiği söylenen özellikleri belli olan bir tanrının -allahın- varlığı ya da yokluğu ispatlanabilir. Bu sebeple allahın olmadığını görebiliriz, eğer 'iman' adlı aklı sınırlayan perdeyi aralayabilirsek.

    "Oku." emri genel anlamda okumayı ve öğrenmeyi ifade etmez, -hikayeye göre- cebrailin söylediklerini söylemesi anlamındaki bir emirdir. İnsanlığa yönelik bir emir değildir.

    Kur'an eğer evrensel ve ilahi ise günümüz koşullarında değerlendirmek hiç de yanlış olmaz. Zamanına göre iyi olması da bir şey ifade etmez, zira bir çok din zamanına göre ileridir zaten, ki öyle de olmalıdır.

    "Eğer Kuran'da bir yanlışlık varsa bu yanlış yorumlamadan ya da çeviri hatasından kaynaklanıyordur." Bu söylediğiniz büyük bir önyargıdır; aynı şekilde ben de şunu söyleyebilirim: Eğer Kur'an'da bir doğruluk varsa bu, yanlış yorumlamadan ya da çeviri hatasından kaynaklanıyordur. Yani siz Kur'an'ın hatassız olduğu ön-kabulüyle hareket etdip tarafsızlığı çiğniyorsunuz.

    Son paragrafınız maalesef ki çok yetersiz ve önyargı dolu. Ben dinsiz bir insanım ve ilahi adalete de -dolayısıyla- inanmıyorum. Gelir düzeyim de ortalama bir vatandaşınki kadardır. Bu durumda sizin ahlak anlayışınıza göre ahlaksız mı olmam gerekir?

    Şunu anlamak gerekiyor: Ahlak, toplumsal yapılanmanın sonucu olarak çocukluk çağından yetişkinlik evresine kadar insanın beynine işlenen kurallar bütünüdür. İlahi bir tanrı anlayışı olmasa dahi sosyal yaşamda bir değişiklik olmayacaktır. Hatta ilahi adaletten ziyade, entellektüel temele dayalı bir sosyal ortam olursa refah düzeyimiz daha da artar.

    YanıtlaSil
  29. Size katıldığım noktalar yok değil ancak düşünceleriniz çok iyimser. Çünkü insanoğlu saldırgandır. Güç için rahat yaşamak için her şeyi yapar ki yapmıştır da ve hala yapmaktadır. İşte bu yüzden hiç kimsenin Allah'a inanmadığı bir ortamda ahlaki değerlerin üst düzey olması beklenemez. Elbette ki inancın ahlaklı olmakla çok ilgisi yok. Ne inançlı görünen insanlar var ki kötünün kötüsü. Ama benim demeye çalıştığım şey şu insanları iyiye güzele davet eden bir şey ve bunu yapmadıkları takdirde cezalandırılacaklarını söyleyen bir şey bunu başaramamışsa ateist düşünce bunu nasıl yapacak. İman aklı sınırlıyor olabilir. Ancak bu benim her şeyi sorgulamama engel olmuyor. Çünkü inanmam ve uymam için içimde şüphe olmaması gerekir.

    YanıtlaSil
  30. Derdimi şöyle ifade edeyim: Dinlerin insan hayatları için zararlı olduğunu düşünüyorum. Belki Batı'da bu belli değildir ancak özellikle dinin muhafazakar tarafının baskın olduğu Doğu topluluklarında sizin bahsettiğiniz ahlakî yapı kontrol altında tutulmakla birlikte, bu ahlaksal yapının bir çok yan etkisi de ortaya çıkıyor.

    Din tamamen kötü değildir; içinde iyi şeyler de vardır, kötü şeyler de vardır. Bu sebeple din, bazı zamanlar yarar sağlasa da kimi zaman zarara neden oluyor.

    Elbette ki dinin kalktığı bir ortam ideal ortam olacaktır diyemem, ancak dinin sağladığı ilahi adalet fikrine sahip günümüzden daha kötü olacağını sanmıyorum.

    YanıtlaSil
  31. Asıl sorun ne biliyor musun. A veya B dini değil. Tanrının var olup olmamasına inanmak da değil. Eğer dediğin gibi yaşıyorsan insanlara iyi davranıyorsan yardım ediyorsan kısacası iyi ahlak sahibiysen sen benden çok da farklı değilsin. Eğer din ortadan kalksa ne olacak ben söyleyeyim belki daha iyi olur belki daha kötü olur orasını bilemem. Ancak insanlığın bu cahilliği körü körüne inanması bitmedikçe bir X şahsı ortaya çıkacak ve diyecek ki bence bu böyledir. Kitleler onu takip edecek onu ilahlaştıracak. Tarihin başından beri bu böyle oldu. Ekonomik kısma gelirsek yine aynı şey zengin daha zengin olmak için her şeyi yapacak hak hukuk gözetmeden. Bu şu anda oluyor eskiden de oldu ve yine olacak. Bunu sen de biliyorsun. Dünyayı para yönetiyor ne devletler ne fikirler. İnsan daha da cahil bir hale geliyor. Tüm bunlar da göz göre göre oluyor. Yalana gerek yok ortalama bir gelire sahip olduğunu söyledin. Ortalama kime göre ortalama. Sen inanmıyorsun tamam ama insanları şu hayat bağlayan şeyin inanç olduğunu unutma. Şunu ekleyerek bitiriyorum inandığını söyleyen herkes inanmıyor. İşte bu yüzden bu haldeyiz zaten. İnanmayan insan da iyi olabilir ama inanan insan kötü olamaz.

    Not: Benim seni inandırmak gibi bir derdim yok sadece fikrimi söylemek istedim.

    YanıtlaSil
  32. Söylediklerinizde haklısınız ancak aramızdaki iman farkı sebebiyle baktığımız şeyde aynı sonucu göremiyoruz. Yine de fikirlerinizi belirttiğiniz için teşkkürlerimi sunuyorum.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  33. arada bir iman farkı göremiyorum. arkadaş allah 'a iman ediyor , siz de allah 'ın varolmadığına ediyorsunuz . siz bu sebeple tanrı 'yı tamamen dışarıda tutup insanların ortak bir entelektüel mizaç ve ahlak anlayışı geliştirebileceklerini iddia ediyorsunuz. inanan arkadaş da ellerindeki ilahi kaynakları temel alarak yine benzer ahlaki ve entelektüel anlayışlar geliştirilebileceğini söylüyor. burda kutsal kaynaklar sadece sınırları ve genel uzlaşıyı sağlayan, insanları bir hedef için birlikte olmaya yönelten bişey. yani sizinki gibi bireyci değil, toplumcu bir tarafı var . ilahi dinler olmasa bile insanların gruplaşıp birbirleriyle savaşmaları mümkündü . bugün en azından o grupların hepsini daha adil savaşlarla ve ya savaşları engelleyen hoşgörü anlayışlarıyla karşılaştırma şansı bulabiliyoruz. ilahi bir faktör olmadan insanların bu anlayış düzeyine razı olabileceklerine inanmıyorum.
    burda dinin toplumsal faydacı fonksiyonundan bahsetmeye çalıştım , kısaca . tanrı 'nın varlığı ve ya yokluğu bir iman meselesi olduğu için tartışılması saçma oluyor her zaman. ancak tanrı gerçekte varolmayan, insan uydurması bir şey olsa bile insanların uydurdukları en mükemmel ve en faydalı şeye benziyor. hiç bir felsefe tanrı kavramı kadar güçlü olamamıştır ve bana kalırsa dünya için tanrı kavramı kadar faydalı işler de yapamamıştır. bu yüzden Allah 'ı gökte oturan bir hükümdar gibi değil sonsuzlukta seyreden bir düşünce gibi görmek lazım. düşünceden kastım şu, tanrı kelimesini bir isim gibi görmektense bir fiil gibi algılamak gerekir. tarihteki üçbine yakın tanrı aslında bir tek eylemi ifade eder ; birlikte olmayı. tüm insanlar birlikte olmak zorundadırlar, mükemmele böyle ulaşabilirler ancak gerçek şu ki insanlar katlanılmaz canlılardır. her biri pis ve kabadır. her birinin belli özellikleri mide bulandırıcıdır. insan çoğu zaman bir başkasına katlanamaz. öz çocuğuna ve aşık olduğu insana bile. birlikte olmanın yolu akıl ve ya kültür de değildir . çünkü kainatin ortak aklı bir ütopyadır . akıllı insanlar tartışırlar , mücadele ederler. öfkesiz fikir olmaz. demokrasi bile çoğu zaman gerçek aklın sonucu değildir çünkü bir sayım ortaya koyar. oysa akıllı insanlar sayılmak istemezler , onlar tartılmak isterler. hiçbir aklı adil olarak tartacak bir baskül de görülememiştir.
    demek ki insanların birlikte olması için onları tüm iğrençliklerine ve gururlarına ve benliklerinin müthiş baskısına rağmen katlanmaya ve ayrılmayı düşünmemeye sevkedecek bir tutkal gereklidir. bu yüzden de tanrı kavramı icad edilmiştir . tanrıya bu şekilde inanmak mutluluk ve başarı getirir , matematik hesaplarını,dedektifliği bırakıp istediğiniz gibi inanma hürriyetinizi kullanmanızı tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  34. Merhabalar.

    "arada bir iman farkı göremiyorum. arkadaş allah 'a iman ediyor , siz de allah 'ın varolmadığına ediyorsunuz." demişsiniz. Buradaki 'iman' deyimi kesinlikle yanlıştır. Bizler bir şeye iman etmeyiz; iman etmek gönülden bağlılığı ve itaati beraberinde getirir. Bu kelimeyi 'inanç' ile değiştirsek bile tam olarak haklı sayılmazsınız; zira bizler allahın olduğuna 'inanmıyoruz'. Allahın olmadığına inanmak ile allahın olduğuna inanmamak ayrı şeylerdir.

    Bunun dışında, ilahi dinler adına tarih boyunca yapılan savaşları, katliamları, bağnazlıkları, gerilemeleri unutuyor gibi görünüyorsunuz. Bugünkü faşist tutumun dinlerin ve uygulamalarının bir mirası olduğunu bile söyleyebiliriz.

    "demek ki insanların birlikte olması için onları tüm iğrençliklerine ve gururlarına ve benliklerinin müthiş baskısına rağmen katlanmaya ve ayrılmayı düşünmemeye sevkedecek bir tutkal gereklidir. bu yüzden de tanrı kavramı icad edilmiştir . tanrıya bu şekilde inanmak mutluluk ve başarı getirir , matematik hesaplarını,dedektifliği bırakıp istediğiniz gibi inanma hürriyetinizi kullanmanızı tavsiye ederim."

    İyimser bir tavırla birlikte pragmatist bir yaklaşım takınıyorsunuz. Ancak dinin tarikatlaşma (sadece islam için değil) özelliğini göz ardı ediyorsunuz. Buyrukları belli olmayan bir tanrı olduğu kabul edilirse, maalesef ki, insanları yönlendirmeye çalışacak insanlar da ortaya çıkar, tanrının iradesini belli şekilde savunurlar. Tarihsel süreçte de böyle olmuştu; çünkü tanrı, insanların toplumsal ilkelliklerinin yanı sıra, gücü elinde bulundurabilecek insanların hizmetine yaradığı için ayakta durabilmiştir.

    YanıtlaSil
  35. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  36. inanma hürriyetinden kastı maalesef yeterince idrak edemediğinizi sanıyorum. söz konusu olumsuzlukların sorumlusu olarak gördüğünüz din , aslında o kötülüklerin bahanesidir sadece . burda dinin bir suçu yoktur . tarih boyunca dini kullanan , tarikatlaşan, iktidar hırsıyla şeriat uygulayanlar olmuştur ancak bu insanlar dindarlar değildir. bu insanlar dini kullanma yolunu seçmiş inançsızlardır belki en iyimser tabirle ' cahillerdir '. aynı dini takip ederek hoşgörü ve iyiliğin , barışın timsali olan şahıslardan ,gruplardan bahsetmemeniz de inanma hürriyetini hissetmediğinizi ortaya koyuyor. biz kötülüklere , hırstan gözü dönmüş inançsızların pompaladıkları sahte ya da dönüştürülmüş dinlere değil, olumluyu ortaya koyan dine inanmak hürriyetini kullanmış oluyoruz . burda amerikanın ne kadar liberal olduğunu sorgulayabiliriz. kapitalist diye eleştirilen amerika gerçekten kapitalist değildir, yüzdeyüz bu fikre girmemiş bu ideolojiyi bir bakıma sömürmüştür. yine sosyalist venezuelanın o ütopik sosyalizme sadık olmadığını , deforme ettiğini , bu fikri sömürdüğünü görüyoruz. bu bir insanın komünist olmasına engel midir ? kanımca engel olması söz konusu değildir . kimi insanların dini kullanmış olmaları diğer taraftan samimiyetle aynı dini benimseyen milyonlarca insanın kabahati değildir . insan dindar olsa da inançsız olsa da iktidarlara karşı uyanık olmak zorundadır . arada bir fark yoktur kanımca. bu samimi dindarların dünyada sekülerizmin temsilcisi haline gelmeleri de sanırım teorimizi kanıtlayan bir pratiktir.

    YanıtlaSil
  37. inanma hürriyetinden kastı maalesef yeterince idrak edemediğinizi sanıyorum. söz konusu olumsuzlukların sorumlusu olarak gördüğünüz din , aslında o kötülüklerin bahanesidir sadece . burda dinin bir suçu yoktur . tarih boyunca dini kullanan , tarikatlaşan, iktidar hırsıyla şeriat uygulayanlar olmuştur ancak bu insanlar dindarlar değildir. bu insanlar dini kullanma yolunu seçmiş inançsızlardır belki en iyimser tabirle ' cahillerdir '. aynı dini takip ederek hoşgörü ve iyiliğin , barışın timsali olan şahıslardan ,gruplardan bahsetmemeniz de inanma hürriyetini hissetmediğinizi ortaya koyuyor. biz kötülüklere , hırstan gözü dönmüş inançsızların pompaladıkları sahte ya da dönüştürülmüş dinlere değil, olumluyu ortaya koyan dine inanmak hürriyetini kullanmış oluyoruz . burda amerikanın ne kadar liberal olduğunu sorgulayabiliriz. kapitalist diye eleştirilen amerika gerçekten kapitalist değildir, yüzdeyüz bu fikre girmemiş bu ideolojiyi bir bakıma sömürmüştür. yine sosyalist venezuelanın o ütopik sosyalizme sadık olmadığını , deforme ettiğini , bu fikri sömürdüğünü görüyoruz. bu bir insanın komünist olmasına engel midir ? kanımca engel olması söz konusu değildir . kimi insanların dini kullanmış olmaları diğer taraftan samimiyetle aynı dini benimseyen milyonlarca insanın kabahati değildir . insan dindar olsa da inançsız olsa da iktidarlara karşı uyanık olmak zorundadır . arada bir fark yoktur kanımca. bu samimi dindarların dünyada sekülerizmin temsilcisi haline gelmeleri de sanırım teorimizi kanıtlayan bir pratiktir.

    YanıtlaSil
  38. Yanılmıyorsam yazınızın esas fikri şu: "Dinler özünde iyidir, inançlılar da iyi insanlardır; ancak dini kötülüklere alet eden kötü niyetli insanlar var."

    Maalesef ki buna katılmıyorum. Zira dinin kötülüğe alet edilmesinin sebebi dinin içinde kötü şeyler taşımasıdır. Sadece islam nezdinde bakmayın olaya, diğer tüm dinler kendi yayılma politikası için öldürmeye kadar bir çok şeyi barındırır, ki islam da bunu barındırır zaten.

    Dinleri ne kadar incelediniz bilmiyorum ama her din faşist bir düşünce yapısına sahiptir ve bu yüzden zararlıdır. Bu bakımdan dinlerin yarar ve zararına tarafsız bakmanızı öneririm.

    YanıtlaSil
  39. insanın özünde kötülük vardır sevgili hayyam. bunu daha önce söyledim. biz ' ne bakıyorsun ? ' diye birbirimizi öldürecek kadar kötüyüz aslında. din olmasa başka başka sebeplerle savaşıyoruz. ancak iyiki dinler var da oyunun kuralları biliniyor ve daha adil savaşlar oluyor .
    ben içinde kötülük taşıyan, kötülüğü emreden , öldürmeyi emreden, faşist marjinal dinleri görmezden gelerek sadece ilahi dinlerden ve esasında islamdan bahsediyorum. islamda söz konusu kötülükler yoktur . ancak bir mantık ve akıl dininin kutsal kitabında, insanın içindeki kötülüklerin anlatılması ve bunlarla yapılması gereken mücadelenin açıklanması o dini de kötü ve faşist yapıyor diyorsanız , bence biraz duygusal yaklaşıyorsunuz . biraz daha rasyonel düşünmenizi tavsiye ederim burda çünkü dinler olmasa da insanlar sosyal varlıklar oldukları için hayatı düzenleyen kurallara ihtiyaç duyacaklardır . hiçbir dine inanmayan insanlar herkeze eşit yaklaşamazlar. onlarında kötülüklerden ve suçlardan korunmak için aldıkları önlemler vardır, önyargıları oluşmuştur.
    faşizmin temelinde kontrol etme isteği vardır. faşistler herşeyi kontrol etmek isterler. bu açıdan her insanın biraz faşit olduğunu söyleyebilirsiniz . gerçek bir dindar ise , islamın da anlattığı gibi, kimseyi kontrol etmeye çalışmaz çünkü herşeyin kontrolünün allahta olduğuna inanır. yani faşizme en uzak insan gerçek bir müslümandır.
    diğer taraftan kendileri inanmadıkları için tanrının varlığını çürütmeye çalışan ve bu konuda fevkalade bir çaba harcayan , bu çabalarını yüksek sesle ifade etmek için can atan, inanmamanın ne kadar müthiş bir şey olduğunu açıklayabilmek için fırsat kollayan insanların kontrol hastası olduklarını düşünmüşümdür hep.

    YanıtlaSil
  40. Doğru, dinler olmasa da savaşlar olacaktı. Ancak dinler bu durumu daha da düzeltmedi.

    Ben insan davranışlarının sosyal çevreye göre şekillendiğini düşünüyorum. Yani siz tamamen dinsiz bir dünyada doğsaydınız da öldürmek veya çalmak ahlaki açıdan yanlış davranışlar olarak kınansaydı yine siz bunların yanlış olduğunu düşünecektiniz. Dinin büyük bir etkisi yok, sadece şu anki eğilim din adı altında olduğu için size öyle geliyor. İlkel kabilelerde din anlayışı olmamasına rağmen belli ahlaki kriterler olmasını da size örnek olarak gösterebilirim.

    Son olarak islam ile islam felsefesini birbirine karıştırmayın lütfen. Sizin belirttiğiniz, içinde güzellik barındıran şey islam felsefesidir; oysa islamın özü bu kadar iyi değildir.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  41. islamın özündeki kötülükler nedir peki ?

    YanıtlaSil
  42. Kısaca ilk aklıma gelenleri sıralayayım;

    * Kur'an'da erkeğin kadına üstün olduğu söylenmiştir. Bu hem yaşarlerken kurulan bir üstünlüktür hem de öldükten sonraki miras payı dağıtımındaki üstünlük.

    * Kur'an koşullar gerçekleştiğinde çok eşliliğe izin verir.

    * Kur'an'da hırsızların ellerini ve ayaklarını kesme gibi iptidai yöntemler vardır.

    * Kur'an'da inanmayan insanlara yönelik bir çok hakaret vardır.

    * Ve en önemlisi 'cihad' adı altında insan öldürmeyi mümkün kılan ifadeler vardır.

    Bu örnekleri çoğaltabilir, ve ayrıntılandırabiliriz. Ancak şöyle de bir durum var; Kur'an tamamen kötüdür diyemeyiz. Kur'an'ın elbette güzel ayetleri de vardır; ancak bir bütün oalrak baktığımızda, Kur'an iyilik emsalidir dememiz mümkün değildir.

    İşte tam bu noktada da bir sorgu süreci başlıyor: Acaba Kur'an kutsal bir metin olsa içinde bariz kötü şeyler olur muydu diye.

    YanıtlaSil
  43. elbetteki kuranın içinde bariz kötü şeyler vardır. hatta bariz olmayan , kurcaladıkça daha da netleşen çok daha şeytani, çok daha acımasızca kötü , gaddarca planlanmış gibi görünen negatif unsurlar vardır içinde. hem ' iyi ' hem de 'mantıklı ' bir dinin kutsal kitabında olması gereken herşey mevcuttur içinde. lütfen kutsallığı kendi kişisel romantizminizle değerlendirmeyin. bizim için kuranı iyi ve kutsal yapan şey onun doğru ,mantıklı ve akılcı olmasıdır .
    elbetteki siz kuşlar,çiçekler ve kelebeklerden ,sadece sevgiden , hoş görüden bahseden bir kitabı tercih ederdiniz. öyle ki böyle bir hayat da tadından yenmezdi sanırım. ve kesinlikle çok manalı bir yaşam olurdu . ancak allah dünyayı böyle yaratmamıştır. allah şeytanı yani kötülüğü de kendi isteği ile bilinçli olarak yaratmıştır . siz bu tip gaipten geldiğine inanılan şeyleri kabul etmediğiniz için pek birşey ifade etmiyor. ancak en azından dünyayı ve insan doğasını tahlil ederken rasyonel olmaya çalışın lütfen. bariz iyi ve bariz kötü olarak değerlendirdiğiniz şeyler bilimin ışığında ilerleyen modern dünyamızın bugün sizin gibi binlerce hatta milyonlarca insanda uyandırdığı tereddütlerdir. bu duruma ' insanın aklı kısıtlıdır allahın aklını anlayamaz ' penceresinden bakarak kimseyi küçümsemek istemem. zira bu pencerenin esas manası bence ' ey insan ,daha akıllı olabilirsin. küçük bir çocuk gibi yaşadığın zamanın tereddütlerine teslim olmak zorunda değilsin ' demektir. biz yine de sizin yerinize bu tereddütlere akılcı olarak yaklaşmayı deneyelim ,

    YanıtlaSil
  44. (üstteki yorumun devamıdır )
    *kuran kadının ve erkeğin birbirlerine üstünlükleri olduğunu ifade eder. kadının daha sabırlı ve vakur olmasını istemesi, kadından beklentilerinin daha net ve daha fazla olması bir açıdan kadınları erkeklerden daha güçlü gördüğünü ifade ediyor aslında. yine de ben bu büyük detayı görmezden gelerek devam edeceğim. kadınlar erkeklerin iyilik ve kötülükleri karşısında daha hızlı teslim olurlar. ve onların teslimiyeti erkelerinki kadar kontrollü değildir. iyilikleri ve kötülükleri fazlasıyla içselleştirdikleri için bazı noktalarda hem erkeğe karşı hem de diğer kadınlara karşı zayıftırlar. yalnızca feminist yazarları değil dünya kadınlarının sesi olabilmiş büyük edebiyatçıları ve kadın filozofları da okumanızı tavsiye ederim. onlar bu zayıflığı keşfetmiş ve bunu sanatlarına yansıtmışlardır.
    diğer yandan dünyadaki şiddetin ve lüzumsuz bir rekabetin sorumluluğunda çoğunlukla payı olan erkeklerde kendi gururlarına karşı daha hızlı mağlup oldukları için kadınlardan bu açıdan zayıftırlar . bir erkek olarak bu özelliği kabul ediyor ve tarihteki kanlı geçmişimiz yüzünden utanç duyuyorum kadınlar karşısında. ancak kadınlar da biraz oflayıp poflayarak da olsa bahsettiğim zayıflığı kabul edeceklerdir.
    dünya hayatımızda benzeri bir sırayla birbirimize üstün ve zayıf olarak yaşayıp gideriz ancak kadın ve erkek allahın karşısında eşittir şüphesiz. hiçbir günahın bir cinsiyet için daha fazla günah olduğu söylenmemiştir. hatta kadınlara annelik içgüdüleri sebebiyle fazladan bir sorumluluk ve fazladan bir sevap vaadedilmiştir . lütfen kadın erkek ilişkilerini değerlendirirken yalnızca çağımızın tereddütlerini değil sosyal hayatınızdaki gözlemlerinizi ve içgüdülerinizi de dürüstçe ortaya koyunuz .
    *kuran ve modern hayatımız çokeşliliğe müsade etmektedir. çağımızda inançsız insanlar da çokeşli yaşayabilmektedir . gerekli şartlar var ise bu tür ilişkiler genelde problemsiz devam etmektedir. kadınlar doğaları gereği eğer mutlu ediliyorlarsa bir erkeği paylaşmayı, erkeklere göre daha kolay becerebiliyorlar . sizin modern hayattan anladığınız nedir bilmiyorum ancak tüm erkekler birden fazla kadını arzularlar . kuran , erkeklerin dünyada en çok ilgi duydukları şeyin kadınlar sonra oğulları olduğunu söyler. peygamber bana dünyada kadın sevdirildi gözümün nuru namaz kılındı demiş ahirette namaz dünyada kadını işaret etmiştir. peki bu gerçek değil midir ? genç ve güzel bir kadından daha fazla hoşumuza giden bir şey yoktur bizim, eğri oturalım doğru konuşalım. allah çokeşliliği emretmemiş, buna müsade etmiştir. çünkü erkeklerin illaki başka kadınları arzulamaya başlayacaklarını bilmektedir. bu hakikattir , boşanmaların temel sebebidir. bu sebeple modern hayatımızı ve medeni kanunlarımızı dini kaynaklara yaklaştığınız şüphecilikle değerlendirmenizi talep ediyorum zaten. allah bu işi yapabiliyorsak yani paramız varsa , yatakta kadını memnun edebiliyorsak ve kadın bu memnuniyetini dürüstçe söyleyebiliyorsa , kadınları aldatarak mahçup etmekten ve zinadan korunmak için nikahlanmamızı söyler. ve eşleri birbirinden ayırmayıp eşit değerlendirir. oysaki metreslere izin veren modern hayatımız onları ya da çocuklarını koruyan kanunlara müsade etmemektedir. ve aynı modern hayatımız fahişeliği meşrulaştırarak hiçbir evli kadının tasavvur edemeyeceği acılar ve aşağılamalar yaşayan fahişeler yaratmıştır .en büyük müşteri prtföylerinin evli erkeklerden oluştuğunu söylememe gerek yok sanırım.bu sebeplerle gayrimeşru çocuklar ve zührevi hastalıklar dünyamızın en büyük problemleridir.
    hem bir tanecik kadını mutlu etmeyi beceremeyen erkeklerin kuranı çokeşliliğe müsade ettiği için eleştirmeleri ne kadar gerçekçidir ki ? ister allaha inanıyor olsun, ister inanmıyor olsun birden fazla kadınla mutlu mesud yaşayabilen insanlar için ' tanrı ve din ' kavramları şüphesiz yatak odasından başka şeyler ifade etmektedir

    YanıtlaSil
  45. (üstteki yorumun devamıdır )
    *kuran da kaç adet ' ceza ' kaç adet ' affetmek ' kelimesi geçiyor acaba ? bir hırsızın elini kestirmemize müsade edilmişken , binlerce hırsızı da affetmemiz emredilmiştir ve bu ayetler indikten sonra uygulamaları on sene kadar peygamberin kendisi tarafından yapılmıştır. burda kaç el , kol kesme işlemi yapılmıştır sizce? ya da peygamber kaç kişiyi bağışlatmıştır ? bunları siz araştıracaksınız , sonra bizimle paylaşacaksınız , vazifeniz budur .
    ben yine de böyle vahşice algılanabilecek bir cezanın 'kutsal ' bir kitapta bulunmasını o naif ruhunuzun kaldıramayacağını düşünerek biraz daha gerçek dünyaya ve insanın doğasına çekmeye çalışayım sizi. lütfen bir kaç savcı ve hakim arkadaş edinin. onlara kariyerleri boyunca kaç hırsızlık davasına girdiklerini sorun. hırsızlık müptela yapar insanı. biraz sokağa çıkın lütfen. hiçbir ceza bir hırsızı çalmaktan vazgeçiremez. elinin kesilmesi bile. çünkü bana kalırsa bilim pek yakında bu suçu bir hastalık olarak teşhi edecektir. sebebp olan genler ve hormonlar deşifre olacaktır pek yakında. yani bir hırsız bir hastadır ve onu bu hastalıkla sınayan allahtır , bu benim inancım. ancak bir hırsıza kuran açıkça metobolizmasının öngördüğü bu kötü davranışın bedelini malını çaldığı insanların değil yine kendi metobolizmasının ödeyeceğini söyler. bu nörolojik rahatsızlığın tedavisi yine nörolojik bir faktör olan korkudur. gelişen bilimin bulabileceği tedavi de yapay bir korku yaratmaktan başka birşey olmayacaktır . yine peygamber açlık ve ya muhtaçlık ile hırsızlığa başvuranların ellerini ayaklarını kestirmemiştir . ancak tüm uyarılara rağmen girdiği ortamlarda bu alışkanlıktan vazgeçmeyen zengin bir kadının elini kestirmiştir. burda kadının tedavi olduğunu varsayıyoruz. hırsızlık utancından kurtulmuş ancak bunun bedelini ödemiştir. başka bir yol yoktur siz de bir kaç hırsızla arkadaşlık ederseniz görürsünüz.
    sizin örnek gösterdiğiniz medeni toplum ve bilim de ümit ediyorum birgün ' suç ' kavramının yerine hastalığı , ceza kavramının yerine tedaviyi getirecektir. foucaoult 'un bu konudaki düşüncelerini incelemenizi tavsiye ederim.
    tabi ki bu demek değildir ki her hastalığı şiddetle tedavi edeceğiz. biz bazı hastalıkların tek tedavisinin korku olduğunu allahın sünnetiyle keşfetmiş bulunuyoruz. affetmenin büyüklüğünü defalarca belirten aynı allahın sünnetiyle..
    *kuranda inanmayanlara hakaret edildiğini düşünüyorsanız sizin bu sitede yaptığınız tüm tespitlerde birlikte ve ayrı ayrı hakaret kabul edilebilir. oysaki rasyonel düşünebilen ,akıl sahibi insan düşünceleri inceler , uyarıları ,açık bir hakaretten ayıran noktaları keşfedecek sabrı ve metaneti kendisinde oluşturur. bu nietzschenin üst-insan teorisinin de en naif parçasıdır .

    YanıtlaSil
  46. (üstteki yorumun devamıdır )
    *peygamber 23 yıllık peygamberliği boyunca sadece 3 ay savaşmıştır ve bunu canını ,ailesini, şehrini savunmak için yapmıştır. ondan sonra süregelen savaşları, haçlı seferlerini, osmanlının yayılmacı politikalarını islamın esasları olarak değerlendirmek herşeyden önce ' insan ' a yapılan bir hakaret olur. tarih bilginizi yeniden sınamak niyetinde değilim. bugün bile devletler hangi inançta ya da inançsızlıkta olurlarsa olsunlar ekonomilerinin refahı için savaş faktörünü göze alabiliyorlarken , binlerce yıllık insanlık tarihinin şiddet ve kanla dolu utanç geçmişi sadece bir ' cihat ' ile açıklanamz. insanın doğasında bulunan şiddet eğilimi bir yana, sanayinin ve ya ticaretin olanaklar dahilinde kısıtlı olduğu dönemlerde en büyük ekonomik faaliyetin ganimetler olması ve bu ganimetler için uydurulmuş binlerce bahaneyi tarihin kaydetmiş olması yine de sizin cihada bakışınızı değiştirmeyecektir kanımca.
    evet, islamda cihat vardır. bu allahın ismini iletmek için kelle uçurmak demek değildir . kuran dinin zorla kabul ettirilemeyeceğini ,ancak örnek davranışlar ile insanların etkilenebileceğini açıkça ortaya koymuştur ve gören bir gözün bu hakikati inkar etmesi mümkün değildir. öyleyse bu örnek davranışları sergilemek için insanın kendi kendisini reforme etmesi gerekir. bu bilgili, ahlaklı ancak gururdan ve kibirden uzak durarak ,doğamızda bulunan kötülüğü ve şiddeti bastırmaya çabalayarak olacaktır. demekki önce insanın kendi nefsine cihat ilan etmesi gerekir. bizim cihattan anladığımız tek şey budur .
    şu anda yapmakta olduğumuz fikir savaşını ben cihat olarak kabul etmiyorum. ne siz gururm, nefsim, egom, kendime duyduğum doyumsuz sevgim kadar kötüsünüz, ne de ben bunlara duyduğum düşmanlığı hissediyorum size karşı.
    diğer bir başlıkta da tartışmıştık sizinle. burda tekrarlamak istiyorum. lütfen allahın ve ya kuranın iyiliğini , bir insanın samimi ve ya yapmacık iyiliği ile kıyaslamayın. biz doğru olduğunu keşfettiğimiz için yani akıllıca bulduğumuz için kurana iyi diyoruz . bizim yasalarımız ve felsefelerimiz değişir ancak sokak çok yavaş bir değişim gösterir . siz çok büyük bir ilerleme kaydettiğimizi artık bilimin modern hayatımızı düzenleyen en büyük argümanlara kaynaklık ettiğine inanıyorsunuz ancak bu hem bilimi hem dünyayı küçümsemek olur. bana kalırsa insanlığın gelişimini yani tarihini bir sene olarak tasavvur edersek henüz ocak ayının ilk günündeyiz. bu yasalarımızın da büyük devrimler ile ortadan kalkacağı ve aklın saf ve açık hakimiyetinin kurulacağı günler gelecektir. bugünün modasının ,devletlerinin, felsefelerinin esiri olmak sizi yorar , çelişkiye düşürür ancak tereddütleriniz için allah yine de sizi suçlamaz , kaygılanmayın.

    YanıtlaSil
  47. Ah şu bilge tavırlarınız yok mu...

    Gerçekten emek vererek ve samimi bir şekilde tartışmayı sürdürdüğünüzü görüyorum ama belli başlı yanlış kanılarınız var:

    * Size göre, ben olaya duygusal siz ise akılcı bakıyorsunuz. Bana göreyse, ben olaya akılcı siz mistik bakıyorsunuz. Şöyle ki; ben önce dünyaya bakıyorum, sonra kutsal olduğu söylenen kitaba bakıyorum, o kitabın gerçek olup olmadığını elimizdeki veriler ile kıyaslayarak bulmaya çalışıyorum.

    Ancak siz, öncelikle kitabın doğru olduğunu kabul etmişsiniz, ondan sonra dünyadaki verileri kitaba uydurmaya çalışıyorsunuz. Bu yöntem bir çok hataya gebedir.

    * Kur'an'ı klasik teist mantığıyla değerlendiriyorsunuz (ki bunda bir hata yoktur). Yani tüm çelişki ve bilinmezliklerine rağmen iyi bir yaratıcının olduğunu ileri sürüyorsunuz, ve yine dünyadaki durumları o iyi yaratıcının mantığına göre açıklamaya çalışıyorsunuz.

    Ancak Kur'an'ın geneline bakıldığında allahın tamamen iyi olduğu sonucuna varamazsınız. Yani siz gelip, "evet islamiyet hak dindir ama bilindiği gibi allah iyi bir yaratıcı değildir; veya onun iyi ya da kötü olduğunu bilemeyiz" derseniz bu bambaşka bir iddia olur. Şu durumdaki tüm açıklamalarınız dogmatik bir din olan islamı mantığı(n/m)ıza uydurmaya çalışmaktan geçiyor.

    * Kadın erkek ilişkisine bakışınızı kesinlikle tasvip etmiyorum. Zira bu bakış açısı bence hatalı. Aristoteles de zamanında köleliğin meşru olduğunu ileri sürmüştü. Ona göre köleler kendi yetileriyle hayatı sürdürecek kapasitede değillerdi ve bir efendinin yönetimine girmeleri onların iyiliği içindi.

    İşte sizin de kadın-erkek ilişkilerine bakışınız bu denli temelsizdir.

    * Çok-eşlilik açıklamanız da yine yersizdir. Çok-eşlilik için bir çok koşulun gerektiğini ben de biliyorum ama önemli olan bunun serbest bırakılmış olması. Bu, kadınlara verilen değerin düşüklüğünün bir göstergesidir. Haa, şöyle olsaydı durum değişebilirdi: Kadınlar da Kur'an nezdinde bir çok erkek ile birlikte olma 'lüksüne' sahip olsaydı.

    Çok-eşlilik ile yaptığınız modern toplum-kanun-din çemberine hiç değinmiyorum, zira benim için fazla taraflı ve ilerici olmayan bir görüş içeriyor.

    * "Araştıracaksınız, bizimle paylaşacaksınız. Vazifeniz budur." şeklinde bir cümleniz var. Neye dayanarak kendinizi bana vazife verecek konumda gördüğünüzü anlamadım.

    Gelelim şu meşhur yanlış fikrinize: Hırsızlık bir hastalıktır. Bu olağan-üstü derecede saçmadır. Kleptomani olarak düşünüyorsanız tüm hırsızlıkları, haklısınız. Ancak hepimiz biliyoruz ki her hırsızlık kleptomaninin bir sonucu değildir.

    Hırsızlığın sosyo-kültürel sonucunu göz ardı edip, onu genetiğe indirgemeniz, ve böyle bir inanca sahip olmanız şimdiye kadar belirttiğiniz en saçma görüştü. Bence bu 'inanç', inanç kavramının ne denli yanılabilir olduğunun bir göstergesi.

    YanıtlaSil
  48. * Hakaret işini net bir şekilde reddetmişsiniz. Bu başlıkta somut örnekleri var: http://tanrivarmi.blogspot.com/2010/04/kurandan-kufurler.html

    Eğer benim burada yaptığımı ilgili başlıktaki hakaretler ile bir tutuyorsanız, sizin büyük bir sorununuz vardır.

    * Ben tüm vahşetlerin sebebi cihaddır demedim. Sadece kutsal iyilik içerdiği öne sürülen bir kitapta bunun gibi ölüm içeren emirlerin doğru olmadığını söyledim.

    Bu başlıkta ( http://tanrivarmi.blogspot.com/2010/09/kurandan-oldur-emirleri.html ) Kur'an'ın öldürmeye ilişkin ayetleri var. Bir bakın derim.

    * Son olarak ben Kur'an'ın tamamen kötü olduğunu savunmadığımı tekrarlamalıyım. Ancak şunu da idrak edebilmeliyiz: Kur'an alelade bir metindir. İçinde iyi şeyler de vardır, kötü şeyler de. Kutsal bir tarafı yoktur. Tarihte varolmuş binlerce dinden farklı ve özel bir yanı yoktur.

    Sizin gibi argümanlar öne sürerek zerdüştlük de savunulabilir, dürzilik de, islamiyet de, hristiyanlık da, hatta mormonluk bile savunulabilir. Anlatmaya çalıştığım şey, islamın özel olmadığı, sizin sürekli bahsettiğiniz 'inanç' olmadan bu iddiaların havada kalacağıdır.

    Ve zaten herhangi bir dine karşı 'inanç' besledikten sonra, akılcı olduğunu ileri sürerek bir şeyleri ispatlamak mümkün değildir. Çünkü 'inanç' yeterli bir kriter değildir.

    O halde birileri de çıkıp "uzay dinine inanıyorum." dediğinde ona da değer vermeliyiz ve kesinliği ispatlanamayan iki inanç arasında (islam-uzay dini) hangisini seçeceğimizi bilemeyiz.

    En son olarak şunu da ifade edip genel olarak tartışmayı bitirmeye çalışayım: Siz, allahı ve kutsalı kendi bakış açınızla değerlendiriyorsunuz ve size göre bu bakış açısı allah veya kutsala karşı takınılması gerken bakış açısı. Bense sizin bu bakış açınızdan başka bir türlü de bakılabileceğini göstermeye çalışıyorum ve vardığım sonuç, mutlak birdoğruluğun olmadığı. Bu farkı lütfen iyi anlayın. Ben her yazımda "anti-tezimi" ileri sürüyorum derken bir diyalektik süreç başlatmaya çalışıyorum.

    Uzun lafın kısası, egolarımdan, yaptığınız eksik kişisel çıkarımlarımdan, vazife ve akıl vermekten, arada bir de tereddütlerimi kutsal bir şefkatle sarmaktan başka bir şey demeyecekseniz saygılarımı sunuyor ve iyi akşamlar diliyorum.

    YanıtlaSil
  49. "Adsız" adı altında ile 27 Ocak 2011 tarihinde yazılan bir yazıda, güneş tutulması ile ilgili olarak, sayılara girmeden bir düzeltme yapmama izin veriniz lütfen. Yazıda, tam tutulma esnasındaki Dünya ile Güneş ve Dünya ile Ay arasındaki mesafenin birbirine oranının, Güneş çapının Ay çapına olan orana eşitliğine (orantısına) değinilmektedir. Yazıdaki düşünce, (yanlış anlamlandırmadı isem) tam tutulma esnasında, Ay’ın, Güneşi bire bir örttüğüdür. (Görünen Ay ve Güneş diskinin, birbiri ile birebir çakışması anlamında) Bu düşünce, ortaokul matematiğinden bilinen Thales bağıntısı üzerine kurulmuştur. Eğer bahsedilen düşünce, Thales bağıntısına tam bir uyum söz konusu olsaydı, Güneş’in tam tutulması (gerçek anlamda bire bir örtüşme) esnasında, Yeryüzü üzerindeki tam tutulma gölgesinin, çok küçük bir nokta olması gerekirdi. Halbuki, tam tutulma esnasındaki yerlerde, bir nokta değil, kilometrekareler genişliğinde bir disk (gölge) oluşturmaktadır. (Çizimlere bakıldığında, yeryüzü üzerindeki tam tutulma gölgesinin nokta değil, bir alanı kaplayan bir disk şeklinde olduğunu görürüz.) Bunun anlamı, Ay, Güneş’i tamamen örttüğü zaman, Ay’la Dünya arasında kalan tam tutulmaya ait gölge konisinin tam tepesi, yeryüzünden birkaç on kilometre derinlerine isabet ediyor demektir. Thales bağıntısının doğru uygulaması, ancak, bahsedilen bu derinlerden yani tam tutulma gölge konisinin tepesinden itibaren geçerli olacaktır. Kaldı ki, bunu, yani koni tepesinin derinlerde olduğunu, yeryüzündeki tam tutulma gölgesinin büyük bir alana yayılmasından anlıyoruz. Diğer bir gösterge olarak da tam tutulmanın başlamasından bitmesine kadar saniyeler değil, dakikalar geçmesini gösterebiliriz. İfade edildiği gibi, tam tutulmaya ait gölge konisinin tam tepesi, yeryüzüne isabet etmiş olsaydı, o zaman, gerçek bir örtüşmeden bahsedebilirdik. Yani, Ay’ın ve Güneş’in görünen disklerinin bire bir çakıştığını söyleyebilirdik. Ve böyle bir durumda, tam tutulma süresi, dakikalar değil, bir iki saniye sürerdi. Diğer taraftan, tam tutulma esnasında, yeryüzündeki bu gölgenin büyüklüğü, tutulma süresince değişmektedir. Tam tutulma, sabit bir noktada başlayıp aynı sabit noktada bitmemektedir. Yani bu gölge diski, Dünya’nın ve Ay’ın dönüşü ile yeryüzü üzerinde hareket etmektedir. Söz gelimi, tam tutulma, Avrupa’nın bir yerinde başlamakta, sonra da güneydoğu yönünde bir yol izleyerek yine söz gelimi Hint Okyanusu üzerinde bitmektedir. Hemen ifade edelim ki, burada bahsedilen tam tutulmanın, yeryüzündeki disk şeklindeki tam karanlık kısmı içindir. Konumuzun, yarı gölge konisi ile bir bağlantısının olmadığını, Ay’ın, tamı tamına Güneş’in önüne geldiği anı kastettiğimizi önemle hatırlatmak isteriz. Bu durumda şunu da söylemek gerekir ki, tam tutulma, söz gelimi Avrupa üzerinde başladığında yeryüzünde oluşan gölge diskinin çapı veya alanı, Ekvatora yaklaştıkça, küçük bir miktar da olsa artar. Çünkü, Dünya’nın Ekvatordaki şişkinliğine bağlı özel yapısı nedeniyle (Geoid), gölgenin çapı ve dolayısıyla kapladığı alan, daha da artacaktır. Bunun anlamı şudur: Tam güneş tutulması, varsayalım ki, Kuzey yarım kürede başladığı zaman, tam tutulma gölge konisinin tepesi, yerin birkaç on kilometre altına iken, tam tutulma gölge konisi ekvatora yaklaştıkça, gölge konisinin tepesi daha da derinlere gidecektir. Gözle göremesek de bunun diğer bir anlamı, aynı günde yaşanan tam Güneş tutulmasında Ekvator’a yakın olanlar, Avrupa’dakilere göre, Ay’ın, Güneş’i daha fazla örttüğünü göreceklerdir. (Hesaplayabileceklerdir) Tekrar etmekte yarar var, konumuz tamamen tam tutulma konisi ile ilgili olup, yarı gölge konileri ile ilgili değildir. Tam tutulma esnasında, tam tutulma konisinin tepesi, Dünya’nın derinliklerine isabet etmesinden dolayı ve biz de yeryüzünden baktığımız zaman ortaya çıkan diğer önemli bir şudur ki, Ay, Güneşi olduğundan fazla örtmektedir. Yani, tam tutulma esnasında, Ay’ın görünür izafi büyüklüğü, Güneşten daha fazladır. Tersinden söylersek, Güneş, tam tutulma esansında Ay’ın arkasında ve az da olsa daha küçük kalmaktadır.

    YanıtlaSil
  50. (Devamı)
    Diğer bir konu da, tam Güneş tutulmasının, yılın her ayında olabilmesidir. Diğer bir deyişle, Güneş tutulması şimdiki zamanda Ağustos ayında olmuşsa, bir başka tutulma, yılın başka bir ayında olabilir. O zaman da şunu düşünmek gerekiyor. Dünya, Güneş’in etrafında eliptik bir yörüngede dönmekte olup, Güneş, bu eliptik yörüngenin odaklarından birinde bulunmaktadır. Buradan çıkacak anlam, anlaşılacağı üzere, küçük miktarda da olsa, güneşin görünen diski (açısı), Dünya kendi yörüngesi üzerinde dolaşırken, azalacak ve çoğalacaktır. (Dünya’nın Güneş’e olan mesafesi değişecektir) Ancak Ay’ın Dünya’ya olan mesafesi pek değişmeyecektir (!). Dolayısıyla, Tam Güneş tutulması, Dünya, Güneş’e en uzak olduğu zaman meydana geldiğinde, Güneş, olduğundan biraz daha küçük görüneceği için, Ay, Güneş’i daha fazla kapatacaktır. Şu halde, Dünya’nın, yörüngesindeki bulunduğu yere bağlı olarak bir Tam Güneş tutulması meydana geldiğinde, Ay, Güneş’i farklı oranlarda örtecektir. (Yani, Ay’ın görünen diski, Güneş’in görünen diskini daha fazla taşacak şekilde örtecektir. Dolayısıyla, Güneş uzakta olduğunda, Gölge konisi daha uzun olacağından, Tam tutulmaya ait gölge konisinin tepesi, Dünya yüzeyinden daha da derinlerde olacak yani tam tutulma daha uzun sürecektir. Buradan çıkacak diğer bir sonuç da, eğer Güneş de bir gezegen olsaydı (yani ışığının aldatıcılığı olmasaydı), Ay’ın görünen diskinin, Güneş’in görünen diskinden daha büyük olduğudur. Özetle, Ay, Güneşten daha büyük görünür.

    Diğer taraftan, 1969’da Ay’a yapılan yolculukta, Ay’a bırakılan bir yansıtıcı ile günümüzde hala laser yansıtıcı vasıtasıyla Ay’ın Dünya’dan uzaklığı takip edilmektedir. Bu takip sonucunda, Ay’ın, Dünya’dan her yıl ortalama 3.8 santim uzaklaştığı bilinmektedir. Bunun anlamı da, gelecekte tam tutulmanın olmayacağıdır. Tabii ki bu gelecek, bize ve sonraki kuşaklarımıza çok uzaktır.

    YanıtlaSil
  51. Şu ateizm kavramını değiştirtme yoluna gitsek hiç fena olmayacak. Ateizm kavramının bilimsellikle alakası yok. Ateist bilimselliği söz etsede tanım bilimselliği ifade etmiyor. Ayrıca izm ne demek? Pozitif bilimlerden konuştuğumuz bir devirde Ateizm hiç pozitif bir kavrama benziyor mu?

    Kimlikten yasalara kadar aynı zamanda Devlet'inde ateiistin varlığını kabul edip ona göre düzenlemeye gitmesi şart. Din'i bir zeminde, Din'i bir anasayada, Din'i bir düzende, Din'in içindeki şartlarla yaşama zorunluluğumuz olduğu düşünülemez. Bu durum kabullenilemez.

    YanıtlaSil
  52. düşünen her insan ateisttir

    YanıtlaSil
  53. 1-Degilim ama, aklimca yuruttugum bir varsayimdan hareketle diyebilirim ki,
    ben ateist olduguma `inansaydim` sayet,
    ve rehberim sadece akil ve onun en belirgin kistasi suphe olsaydi,
    onun bu yonunu,
    beni karsi karsiya getirdigi haricteki seylerden evvel,
    ilk once ona karsi kullanirdim.
    Yani ilk once aklimdan suphe ederdim.
    Alacagim cevaba gore de
    (ki bu cevap erisilebilen erisilemeyen,
    mevcut ve mevcut olmayan,
    icteki ve haricteki tum bilgi ve varlik ve eylemlerle uyumluluk,
    butunluk ve birliktelik gosterebilmeli,
    ikna etmeli, kusatmali
    ve herseyi yine kendinde gerisi geriye toplayabilmeli,
    kisaca kendisinin hem sorusu/sebebi hem cevabi/sonucu olabilmelidir)
    artik guvenilirligi oraninda,
    beni onun yonelttigi seylere yonelebilirdim.

    Zira gorunen o ki,
    herkes herseyi en iyi kendisinin bildigini iddia ediyor
    ve sanki guya herkes aklindan emin,
    ama varolan giriftligi, kaosu
    veya bakis acisinin degiskenligine gore
    duzeni/duzensizligi icine sindiremiyor.
    Sindiremiyor, cunku aciklayanmiyor,
    aciklayamiyor, cunku sindiremiyor.

    O zaman kafamda olusan soru su: Akil suphe etmenin araci evet,
    ama kimin aklina aklindan, aklinin varligindan,
    anlamindan, yontemlerinden, bunlarin dogrulugundan,
    isabetliliginden,kesinliginden, mutlakligindan,
    menseinden, tutarliligindan, sonsuzlugundan
    vs.vs. suphe etmek geliyor?


    YanıtlaSil
  54. 2-Giris cumlemde `inansaydim` dedim
    cunku madem ki ateizm inananlara yonelik bir antitepkidir,
    yani inanc olgusuna bagli bir kavram olarak var,
    mantiken` bu onu da bir cesit `negatif inanc` haline donusturur.
    Inanmiyorum demek, inaniyorum demenin karsiligi degil midir?
    Demek ki inaniyorum diyen de inaniyor, inanmiyorum diyen de.
    Belki ayni seyleri isaret ederek degil ama
    `Ben suna inanmiyorum` diyen biri, ayni zamanda
    o sey haricindeki herseye de inandigini belirtmis,
    kabul etmis olmuyor mu otomatik olarak?

    Su halde inanilan sey `Tanri` adini aliyorsa
    Ateistler de akillarina tapmis olmuyor mu?
    Ve bu yaklasim temelinde egoizm, kendine tapicilik degil midir?
    Aklim yanlis mantik yurutup beni yaniltiyorsa, yardimci olun,
    sonucta ben aklindan da suphe edebilen biriyim :)

    Inanc bilinmezligin, kisitliligin, guc yetirememenin dogurdugu otomatik,
    dogal bir eylemdir ve kim kendine ne derse desin, kendini nasil cagirirsa cagirsin
    herkes illa birseye inanir.

    Gercekten inanc olgusundan siyrilabilmenin kosulu,
    mantiken inancustu olabilmededir ki bu herseyi bilmeyi gerektirir.
    gerisi, aklin, duygularin, cikarlarin, heveslerin vb oynadigi bir oyun,
    bir iluzyondur diyor dusunebilme kabiliyetim bana.

    Yuzyillardir suregen duse kalka gerceklesen `gelisim` modernlesme,
    ilericilik dedigimiz o sancili tarihi surec sayet bizi bir tasi(totem) veya atesi kaldirip
    yerine ancak aklimizi, veya kendimizi koyduracak kadar ilerletebildiyse
    cok fazla da ilerleyebilmisiz gibi gelmiyor bu bana.


    Oysa ote yandan `inanc` akla veya salt akli savunanlara tepki olarak degil,
    akil surecinin isletilip, gucunun tuketilip
    aklin vardirabildigi nihai noktadan hareketle
    ancak, varligi akil tarafindan akledilebilmis
    algilanabilmis bir olgudur.
    Dolayisila akil kumesini de
    diger unsurlara ait kumeleri de
    kendi icinde kusatarak barindiran
    ust, ustun ve sonsuz kumedir.
    Kalp bunu daha hizli algilar,
    ama yine de akil iyi ve yararli bir danismandir.

    Inanci dogru algilayabilen ve yasayabilen birisi
    akil sahibi birini aklini islettiginden oturu suclamaz,
    suclar diyen varsa da demektir ki o Kurandaki
    `Hic dusunmez misiniz? Akletmeyecekmisiniz? kisimlarini atlamis,
    okumamistir.

    Ama akil, inanca dair meseleleri mutemadiyen sorgular,
    merak eder, arastirir ,idrak etmeye calisir.
    Veya saldirir, kotuler, asagilar (kisisine gore, ki buradan iyi niyetliler
    ve art niyetliler ayrisir).

    Zaten gordugum kadariyla, iyisiyle kotusuyle burada,
    bunca makalede olup biten de budur.


    Inaniyorum ki yaptirim ve dayatmalar empati,
    hosgoru ve karsilikli anlayis ile asilir.
    Taraflarin ozgur olabilme kabiliyetleri,
    hassasiyetimiz, idrakimiz, saygimiz
    ve sorumluluklarimizi sahiplenebildigimiz oranda genistir, genisleyecektir.
    Bunu anlamada hicbir akil sahibinin sorunu olmamalidir.


    not: Yersizlikten oturu yazi ikiye bolunmustur.

    YanıtlaSil
  55. "Aklim yanlis mantik yurutup beni yaniltiyorsa, yardimci olun,
    sonucta ben aklindan da suphe edebilen biriyim :)"

    Burası güzel işte. Siz gerçeği bulursunuz. Siz hep doğruya adaysınız. Gerçek akılı tanımakla başlar. Şüphe ediyorsanız bu aklı anlama ihtiyacınız var demektir. Aklı bulan herşeyi bulur.

    YanıtlaSil
  56. Buradaki makaleye ve ona yapılan yorumlara baktığımda şunu görüyorum. Allah iyiki bizi dünyaya göndermiş. Allah insanları hür iradeleriyle birlikte yaratmış. İnanıp inanmama hürriyetini bahşetmiş. İnanç konusunda asla zorlama yoktur o yüzden benimde hiçbir ateisti inanmaları konusunda bir çaba içerisine girmem.

    8 yaşında bir çocukken 1-2 saatlik düşünme sonucu ateist olduğunu söylüyor ve hayatının geri kalanını bu şekilde geçirmeye karar vermiş. Zaten İslamda ergenlik dönemine girmemiş birinin dini hiçbir sorumluluğu yoktur. Burada aslında ilah olarak bahsettiği Hz.İSA’dır. Hristiyanlığın öğretisine göre Baba Oğul ve Kutsal Ruh üçlemesi (teslis inancı) vardır. İslamiyetten çok farklıdır biz Hz. İsayı peygamber olarak görürüz onlarsa ilah olarak görürler. Bakın Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri kitabında İsadan nasıl bahsediyorlar: “ Katoliklere göre İsa, Baba’nın elçisidir, Baba onu kutsal ruhla meshetmiş, rahip, peygamber ve kral yapmıştır, O kendiliğinden bir şey yapamaz, Her şeyi kendisini gönderen Baba’dan alır Şimdi o, Baba’nın yanında Hıristiyanların avukatlığını yapıyor. Onlar lehine aracılık etmek için hep canlıdır. Allah’ın huzurunda daima hazır bulunmaktadır Kendisi aracılığı ile Allah’a yaklaşanları tamamen kurtarmaya gücü yeter. “ Bu yönden İsaya baktığımda bende ateistim ve bütün İslam alemide Hz. İsayı ilah olarak değil peygamber olarak görür.

    Sonuç: İnsanların ilahlaştırdıkları yapay ilahlara tapmak zaten İslamiyetin en büyük günahtır dediği Şirk günahını gerektirir yani Allaha ortak koşmayı. Ondan sonrada kendisini ilahlaştırdığınız suni şeylerin bi numarası olmadığını gördüğünüz zamanda ateist olmayı seçiveriyorsunuz.

    YanıtlaSil
  57. Kendi inandığı doğrulara başkalarınıda inandırabilmek uğruna “yapay hücre üretimi aşağı yukarı başarılabiliyor.” diyebilecek kadar dezenformasyon yapılıyor. Bunlara gerçekten inanarak söylüyorsa tam bir safdillik olur yok eğer inanmıyorsa fikri arkaplanını temellendirmek için bunu söylüyor. Bugün
    değil hücreyi yapay olarak sentezlemek, hücrenin enerji üretimini sağlayan organeli mitokondrinin bile üretilebildiğine dair bize kanıt getirmesini bekliyoruz. Yoksa bilimsel veriler olmadan insanların zihnini karıştırmaya gerek yok.

    “Şüphesiz Allah, bir dişi sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkâr edenler ise, ‘Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?’ derler.” (Bakara Suresi, 26)

    YanıtlaSil
  58. Karkurdu, bilimi takip etmeden sırf dini anlayışına ters diye reddediyorsunuz:

    * http://www.jcvi.org/cms/research/projects/first-self-replicating-synthetic-bacterial-cell

    * http://www.ntvmsnbc.com/id/25097428/

    İddiam canlının üretildiği değil; bunun ileride yapılabileceği, çünkü bilimsel araştırma ve gelişmelerin buna işaret ettiğidir. Dini bilgi ve egolarınıza ters diye bunu görmezden gelmeniz, hatta bu bilimsel gelişmeyi aktaranı saflıkla ya da sahtekarlıkla nitelendirmeniz hoş değil.

    YanıtlaSil
  59. Linkleri incelediğimde MEVCUT BİR BAKTERİNİN genleri değiştirilerek bakterinin genetiği değiştirilmiş yeni bakterileri ürettiği anlaşıldı. Burada sıfırdan bir hücrenin oluşturulması sözkonusu değildir. Ayrıca bu gen transferi bahsettiğiniz gibi bakterilerde ilk kez denenmedi 1973 yılından beri bu çalışmalar yürütülmektedir. 40 yıl önce gerçekleşmiş bir olayı yeni bir gelişmeymiş gibi sunmaya çalışmak abesle iştigal etmektir. Tabi bunda medya faktörüde var. Sonraki yıllarda gen transferi bitkilerdede olumlu sonuçlar verdi. Genetiği değiştirilmiş gıdaların yıllardır pazarlarda marketlerde satıldığından haberiniz vardır herhalde ve doğruyu söylemek gerekirse pekçok insan gibi bende bu GDOlu ürünlerden nefret ediyorum. Görüntüsü itibariyle güzel ama ne tadı ne kokusu eskisi gibi değil. Nede olsa hiçbirşey orjinali kadar iyi olamaz. Neyse konudışına çıkmayalım. Ben yine sözümün arkasındayım bilim henüz yapay bir hücre üretmenin çok uzağındadır.

    Şöyle bir düşünelim 15 milyar yıl önce Big Bangle birlikte evren oluşmaya başladı. Patlamadan sonra evrenin başlangıcındaki kaynayan çorbayı hayalen düşünün. Yaklaşık 5 milyar yaşındaki dünyanın ilk evresinden insanlığın oluşumuna kadar geçen sürede şuursuz atomlar vahşi doğa kuvvetleri altında hiçbir enzim katalizör veya o molekülün oluşması için gerekli olan ortam koşulu oluşturulmadan kimyasal kuvvetlerin etkisiyle biraraya gelerek komplex bileşikler ve bu komplex yapılarında biraraya gelerek aminoasitleri ve bunlarında düzenli bir sırayla biraraya gelerek proteinleri –uzatmayalım aradaki basamakları bir doktor veya biyolog sıralasın- ve en nihayetindede ilk hücreyi oluşturduğuna inanmamı bekliyorsunuz. Peki o zaman sorarım size insanoğlu bilimin zirvesindeyken son teknoloji laborutarlarımızda her türlü teknik donanıma, bilgiye ve zekaya, nanoteknolojiye ve CERN gibi Fermilab gibi dünyanın en gelişmiş bilim merkezlerine sahipken bizler kontrollü bir şekilde bile bir hücreyi neden yaratamıyoruz? Ama 5 milyar senede dünyanın yaşam için elverişli hale kendiliğinden geldiğine nasıl inanabiliriz? Bu akıl tutulması değilde nedir?

    YanıtlaSil
  60. Hatanız şu: Bilimin zirvesinde falan değiliz. Hiçbir bilim insanı bilimi sizin kadar yüceltmiyor. Şu an gelişiyoruz, doğru, ama bu zirvede olduğumuz anlamına gelmez.

    Diğer görüşleriniz de buna paralel bir önyargı ve yanlış anlamaya dayalıdır. Zaten amacım sizin gibi insanları ikna etmek değildir. Tek söyleyebileceğim yanıldığınızdır.

    YanıtlaSil
  61. Bilim ceket giyiyor, Din cübbe. Bu elbisenin içindekide yaramaz, elbisede.

    YanıtlaSil
  62. Zaten bunun dışındada verebileceğiniz mantıklı bir açıklamada yapamazsınız.

    YanıtlaSil
  63. Yukarıdaki bahsi geçen araştırma sanıyorum size hiç heyecan vermemiş. Geçtiğimiz yıllarda gen sentezi teknolojisi oldukça ilerledi ve artık daha önce tahmin edilemeyen uzunluktaki DNA parçalarını tamamen laboratuvar ortamında sentezlemek mümkün. Burada da bir 'gen' değil, 'genom' 'transplantasyonu' söz konusu. Laboratuvarda üretilmiş bir genom. Bir tür, genom transplantasyonu ile tamamen başka bir türe dönüştürülmüş. Ardından da bölünüp çoğalmaya başlamış. Yaşamış yani. Bu 40 senedir yapılan bir uygulama falan değil.

    Bu biyoloji bilim dalının gözleme dayanan yapısını tasarıma kaydıran süreçte kilometre taşlarından biri olabilir. Bir canlı genomu üzerinde 'total kontrol' bir nevi.

    Genom dışındaki sitoiskeleti ve sitoplazmayı zaten varolan bir canlıdan aldığı göz önüne alınırsa bu tam manasıyla bir yapay hücre değil. Yalnız ne sitoiskelet ve sitoplazmanın, ne de yalnız başına genomun canlı sayılamayacaklarını göz önüne alırsanız, bu ikisini birleştirdiğinizde oluşan hücre bölünüp çoğalmaya başlıyorsa, yapay hücre üretimine tehlikeli biçimde yaklaşmışız demektir.

    YanıtlaSil
  64. İbnelikte vardır ve birdir.

    YanıtlaSil
  65. ben inançlı birisiyim...
    şunu bütün iliklerime kadar fark ediyorum ki, dünya da ateismi yayan ateist insanların ta kendisi değildir. dindar insanların ta kendisidir. örnek olarak akıllı bir insan dine geri dönecek ise onu vazgeçirmek için herkes dünyanın en usta ateistlerinin yanına götürebilir. ben ise önüne akit denen şeriatçı gazeteyi önüne bırakırım. çok büyük ihtimalle tekrar ateist olur.

    YanıtlaSil
  66. ateizmin gücünü örtmeye çalışma. atezmin aklını inkar etme. ateizm ancak ve ancak ateistlerle yayılır. İslam müslümanla yayılmaz ama, ateizm ateistle yayılır.

    YanıtlaSil
  67. hesap günü gelince bi çok insana yazık olacak

    YanıtlaSil
  68. @adsız
    hesap günü gelince bi çok insana yazık olacak

    KESİNMİ?

    YanıtlaSil
  69. bu ne yaa o link veriyo öbürü link veriyo sanki yarış icindeler..sizin verdiginiz linkleri herkes biliyo zaten ama herkes kendi şine geldigi gibi yorumluyor..kardesim ben bilimden labaratuardan anlamam..ben kendi felsefemde kendi aklımın aldıgı kadar mantıklıyımdır..ben evremde kim ne icin yaratılmış sorusuna bakarım..atomlar moleküle molekül hücreye hücreler organlara diye uzar gider..ama eger bir tanrı yoksa cok akıllı bir evrenimiz var ki herseyi cift var etmiş..erkegin kadına kadının erkege ihtiyac duyabilecegini düşünmüş ve ona göre var etmiş herseyi..bununlada yetinmemiş bu evren bir cocugun beslenme ihtiyacını düşünüp anneyi buna cevap verecek şekilde muazzam bir besinle donatmış ve hatta bu evren cocugun beslenmesi kolay osun diye 2 meme vermiş anneye o memenin uclarnııda cocugun kolaylaklı kavrayıp agzına alabilecek sekilde var etmiş..vay bee ne akıllı evrenmiş..ha birde cocuk demişken annenin cocuguna duydugu sevgiyi hicbir evren izah edemez..peki bu sevgi olmasaydı ne olurdu?
    anne ve baba olanlar bilir mesekkatli iştir cocuk büyütmek..gece en tatlı uykudayken viyak viyak bagıran bir sesle uyanırsınız..ve bu senelerce devam eder..altını temizlemek hastalanınca basında beklemek 7 24 onunla ilgilenmek..aman allahım bu bir kabus...ama işte hicbir anne böyle düşünmez..cocuk olduktan sonra inannılmaz derecede deişimler olur annede..merhamet ve sevgi o kadar büyüktürki hicbirseyden gocunmaz severek yapar..peki bu annenin anne olmadan önce duyguları neden bu kadar yogun degildir..evren nasıl oluyorda bu sevgi merhameti anne olduktan snra ortaya cıkarıyor..niye önceden yok bunlar..niye sadece kendi cocuguna karsı oluyor..hımm akıllı bir evren bak neleri nasılda dizayne etmiş:)) ben bir seftali elime aldıgımda onda bile bir hikmet görürüm..rengi teni kokusu tadı..insanlar icin var oldugunun kanıtıdır bence..evrene bakalım insanlar var olmus hatta tüm canlılar ama bu evren o kadar akıllıki insanların ihtiyacı olan hertürlü nimetleri de var etmiş..hemde rengiyle kokusuyla tadıyla insanın hoşuna gidecek şekilde var etmiş..tebrik ediyorum bu anlamda evreni rastgele var olan seylerden ne cok anlamlı seyler cıkarmış:)) karpuzu cok severim ben ama şu cekirdekleri yokmu aman allahım kabus gibi..ayıkla ayıkla bitmez..yav ne gerek var şimdi bu karpuz cekirdeksiz olsa ne olurdu sanki dedim ve arastırmaya basladım..niye var karpuzun icinde bu cekirdikler..aman allahım ne hikmetleri varmış megerse..kan basıncı düşürmekten tansiyonu düzenlemeye kadar kalbi korumaya kadar..hımm evren bunuda harika bişekilde tasarlamış karpuzun icine atıvermiş öylesine:)) evren canlıyı var ediyor bunun karsılıgında onun ihtiyacı olan herseyi var ediyor bununlada yetmiyor her nimeti vitaminle donatıyor..portakalda c vitamini cokca bulunur ve kış meyvesidir..bizimde en cok c vitamine ihtiyac duydugumuz dönem kış dönemidir.. bakın evren bunuda hesaplamış ki kış döneminde bu bitki yetişmiş:))işte benim allahı gördügüm ve inanmam icin yeterli olan sebeblerim..ha bu arada allahı ıspatla diyen ateist arkadaslar allah bu evrenin bir parcası degildir ki onu deneyle bilimle sunla bununla ıspatlayalım..eger bakmasını bilirsen zaten herseyde tecelli ettigini görürsün..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kim tutar seni. Ver coşkuyu. Şükretmeyen ölsün. İnanmayan sürünsün. Hepsinin diline kaynar su dökülsün. Kahrolası Ateistler. Körsünüz lan kör. Bakın türkan ne diyor? :)

      Türkan hanım/bey, sizi "yüce kul" ve "yüce insan" ilan ediyorum. :)

      Sizin gibilere ihtiyacı var bu ateistlerin ve müslümanların. Maşallah. Yolunuzda devam inşallah, Selamün aleyküm. :)

      Sil