Sam Harris: Bilim Ahlaki Soruları Yanıtlayabilir

5 Yorum
Videonun Metni
(Video, metnin en altında bulunmaktadır...)

Bugün size ilim ve insani değerler arasındaki ilişkiden bahsetmek istiyorum. Şimdi, genelde düşünülen şudur: Ahlaki konularla neyin iyi veya kötü ya da neyin doğru veya yanlış olduğuna ilişkin konularda, bilimin bir hükmü yoktur. Bilimin, bizim değer verdiğimiz şeyleri elde etmeye yaradığı düşünülür, ama bizim neye değer vereceğimizi söyleyemez. Bu nedenle çoğu insan -sanıyorum ki buradaki çoğu insan- insan hayatındaki en önemli sorular olan "Ne yaşamaya değer?" "Ne ölmeye değer?" "İyi bir hayat nelerden oluşur?" gibi sorulara bilimin yanıt veremeyeceğini düşünür.

Bu nedenle burada size bunun bir yanılsama olduğunda bahsedeceğim -bilim ve insani değerler arasındaki ayrım bir yanılsamadan ibarettir. Ve bu ayrım, insanlık tarihinde içinde bulunduğumuz bu noktada oldukça tehlikeli bir ayrım. Şimdi, genelde bilimin bize insani değerler ve ahlak hakkında bir temel sağlayamayacağı söylenir çünkü bilim gerçeklerle ilgilenir. Ve gerçeklerle değerler farklı iki aleme ait gibi görünürler. Genelde dünyanın içinde bulunduğu bir anda aslında nasıl olması gerektiğini anlatan bir tanımın olmadığı düşünülür. Ancak bence bu oldukça ve açıkça yanlış. Değerler bir çeşit gerçekliktir. Bilinçli yaratıkların sağlıkları ile ilgili gerçeklerdir.

Neden kayalara karşı etik yükümlülükler hissetmiyoruz? Kayalara neden merhamet duymuyoruz? Çünkü kayaların acı çekmediğini düşünüyoruz. Ve eğer akrabamız olan primatlara, böceklerden daha fazla özen gösteriyorsak, bunun nedeni onların daha büyük bir potansiyel mutluluk ve acı yelpazesine sahip olduklarını düşünüyor olmamız. Şimdi kritik olan şey bu iddianın gerçeklere ilişkin olduğunun farkına varmak. Bu hakkında doğru veya yanlış düşünebileceğimiz bir şey değil. Ve eğer biyolojik karmaşıklık ve olası deneyimlerimiz arasındaki ilişkiyi yanlış yorumladıysak aslında böceklerin iç dünyası hakkında da yanılmış olabiliriz.

Ve gördüğüm kadarı ile insani ahlak kurallarının ve değerlerin bir noktada bilinçli deneyimlere ve olası değişikliklere indirgendiği bir versiyonu da yok. Değerlerinizi dinden alıyor olsanız da, iyi ve kötü kavramlarının ölümden sonraki yaşam ile bağlantılı olduğunu, bunların Tanrıyla birlikte sonsuz bir mutluluk hali veya cehennemde ebedi azaba neden olduğunu düşünseniz de bilinç ve uğradığı değişikliklerle ilgileniyorsunuz. Ve bu değişikliklerin ölümden sonra da devam edeceğini söylemek hakiki bir iddia elbette gerçek olabilir, ama olmayabilir de...

Şimdi, bu hayata ilişkin, insanlara ilişkin mutluluklar üzerinde konuşalım, Bu kavramın iki uca uzandığını biliyoruz. Olabilecek her şeyin ters gittiği, annelerin çocuklarını besleyemedikleri birbirini tanımayan insanların barışçıl şekilde bir arada olamadığı insanların ayırt etmeden öldürüldüğü bir durumda yaşamanın mümkün olduğunu biliyoruz. Bu durumun diğer ucunda çok daha iyi, sakin huzurlu ve mutlu bir durum yer alıyor, böyle bir konferansın olası olduğu bir yer.

Evet, biliyoruz; biliyoruz ki bu aralıkta hareket etmemizi sağlayan doğru ve yanlış cevaplar mevcut. Su kaynağına kolera mikrobu karıştırmak iyi bir fikir mi sizce? Büyük ihtimalle değil. Herkesin nazara inanması ve başlarına kötü bir şey gelince hemen bunu komşularından bilmesi iyi bir fikir mi? Büyük ihtimalle değil. Biz anlasak da anlamasak da insan topluluklarının refaha ermesini sağlayan evrensel gerçekler mevcut. Ahlaki değerler de bu gerçeklerle bağlantılı.

Yani aslında değerlerden bahsederken bu gerçeklerden bahsediyoruz. Şu an, dünya üzerindeki durumumuzu pek çok açıdan görmek mümkün. Genom açısından veya ekonomik sistemler ve politik anlaşmalar açısından görmek. Ama eğer insanların refahından bahsedeceksek insan beyninden bahsetmek mecburiyetindeyiz. Çünkü biliyoruz ki, dünya ve içindeki kendi varlığımıza ilişkin deneyimleri ancak beyin ile kavrayabiliriz.

Ölümden sonra ne olursa olsun, Bir intihar komandosu öldükten sonra 72 bakireye kavuşuyor olsa bile, bu yaşantısında, kişiliği aslında oldukça talihsiz olan kişiliği beyninin bir ürünü. Kültürün etkisine gelince, eğer kültür bizi değiştiriyor ise, ki değiştiriyor bunu beyinlerimizi değiştirerek yapıyor. Bu nedenle insan refahı ile ilgili olan her kültürel değişim en azından prensip olarak nöroloji, psikoloji gibi yerleşik bilim dalları aracılığı ile anlaşılabilir.

Benim görüşüm şu ki değerler, gerçeklere bilinçli varlıkların bilinçli deneyimlerimden kaynaklanan gerçeklere indirgenmiş durumdadır. Bu nedenle bizler, bu yaratıkların deneyimlerindeki değişiklikleri gösteren bir mekan hayal edebiliriz. Ben bunu bir nevi ahlaki manzara olarak hayal ediyorum içinde bilinçli varlıkların bireysel ve toplumsal refah farklılıklarına denk gelen tepeler ve vadiler mevcut. Dikkatimizi çekmesi gereken bir başka konu ise belki de insan refahı içinde hiç ulaşmadığımız belki az sayıda insanın ulaştığı bir durum mevcut. Ve bu durum bizim onu keşfetmemizi bekliyor. Bu durumların bazıları belki de isabetli bir şekilde mistik veya ruhani olarak adlandırılıyor. Belki de zihnimizin yapısı nedeniyle ulaşamadığımız bazı durumlar da var, ama belki başka zihinler bu durumlara erişebiliyorlar.

İzin verirseniz ben anlatmaya çalışmadığımı biraz daha açıklayayım bilimin bu alanı mutlaka ortaya çıkaracağını söylemiyorum ya da olası her tür ahlaki soruya bilimsel bir cevap verebiliriz de demiyorum. Mesela günün birinde bir süper bilgisayarın ikinci çocuğunuzu yapmalı mıyız ya da İran'daki nükleer enerji merkezlerini bombalamalı mıyız ya da TED konferans masraflarını şirkete masraf olarak yazabilir miyiz sorularını yanıtlayabileceğini sanmıyorum. Ancak bir soru eğer bütün insanlığın refahını ilgilendiriyorsa o zaman bize cevap verebilir, biz bulsak da bulmasak da. Ve bunu söylediğimizde insanların nasıl refah içinde yaşayacağı sorusuna ilişkin doğru ve yanlış cevaplar olduğunu kabul ettiğimizde ahlaki değerlerden bahsetme şeklimizi ve insanların gelecekteki işbirliklerine ilişkin beklentilerimizi değiştireceğiz.

Mesela, ülkemizde 21 eyalette sınıftaki öğrencileri döverek cezalandırmak yasal. Bir öğretmenin sınıftaki çocuğu tahta bir çubukla sıkıca dövmesi ve cildini zedeleyerek çürütmesi ve su toplatması yasal. Ve her yıl binlerce çocuk bu muameleye maruz kalıyor. Bu entelektüel eyaletlerin yeri sanırım sizi şaşırtmayacaktır. Connecticut'tan bahsetmiyorum,

Ve bu davranışın ardında yatan neden dini. Evrenin yaratıcı bizzat dedi ki "çocuğunu terbiye etmekten geri kalma onu değnekle dövsen de ölmez." Bu sanırım İncil'deki Özdeyişler bölümü, bölüm 13,20 ve sanırım 23. Ama biz bariz olan soruyu sorabiliriz, değil mi? Çocukları duygusal gelişimlerinin sağlıklı olması ve terbiyeli olmaları için bedensel şiddete ve toplumsal aşağılamaya maruz bırakmak genel olarak iyi bir fikir mi sizce? Bu sorunun bir yanıtı olduğu ve bu yanıtın önemli olduğu konusunda şüphesi olan var mı?

Şimdi pek çoğunuz refah kavramının aslında iyi tanımlanmadığını ve sürekli olarak yeniden tanımlanması gerektiğini düşünüyor olabilirsiniz. Eğer öyleyse, refah hakkında nasıl objektif bir fikrimiz olabilir? Benzetme olması için fiziksel sağlığı ele alalım. Fiziksel sağlık tanımı yeterli değil ve Michael Specter'den biraz önce dinledik, yıllar içinde değişiyor. Bu heykel yontulduğunda ortalama yaşam beklentisi 30 yaş civarındaydı. Şimdi ise gelişmiş ülkelerde 80 civarı. Gelecekte genomumuzu kurcaladıktan sonra 200 yaşında bir maratona katılamayacak durumda olmamız ciddi anlamda malul olduğumuz anlamına gelebilir. Böyle bir duruma düşerseniz insanlar size bağış gönderecekler belki de.

Dikkat ederseniz sağlık kavramının revizyonlara açık olması onun içini boşaltmıyor. Ölü bir adam ile canlı biri arasındaki ayrım bilimde yapmayı başardığımız en kesin ve önemli ayrımlardan birisi. Dikkat etmemiz gereken bir başka nokta ise ahlaki manzarada pek çok zirve olması. Refaha ulaştıracak farklı ve eşit yollar var insan toplumunu refahı en yüksek düzeye getirecek şekilde düzenleyecek yollar da var.

Şimdi, bu neden objektif ahlak kavramını zayıflatsın ki? Yiyeceklerden nasıl bahsettiğimizi düşünün. Sizinle doğru olan tek bir yiyecek olduğu konusunu asla tartışamam. Açıkça biliyoruz ki sağlıklı besin olarak kabul edilen bir sürü yiyecek mevcut. Ancak bununla beraber yiyecek ve zehir arasında net bir ayrım olduğunu da biliyoruz. Asıl olan şu ki "Yemek nedir?" sorusuna verebileceğimiz pek çok doğru cevap var ve bu cevaplar insan beslenmesi konusunda bilinen bir gerçeklik olmadığını söylememizi gerektirmiyor. Pek çok insan, evrensel ahlakın istisnai durumlara izin vermeyen kuralları olması gerektiğini düşünüyor.

Örneğin, eğer yalan söylemek yanlış ise her zaman yanlış olmalı, ve eğer buna bir istisna bulabiliyorsanız o zaman bu ahlaki bir doğruluk değildir. Neden böyle düşünüyoruz? Bir an satranç oyununu düşünün. Eğer satrancı iyi oynamak istiyorsanız vezirinizi kaptırmayın nasihatını dinlemek gayet yerinde olacaktır. Ancak elbette bu nasihatın istisnaları mevcut. Bazı anlarda vezirinizi vermek yapabileceğiniz harika bir hamle olabilir. Vezirinizi kaybetmek yapabileceğiniz tek iyi hareket olabilir. Ama aslında satranç oyunu mükemmel objektivitenin bir örneğidir. Arada istisnalar olması bu gerçeği aslında değiştirmez.

Şimdi bu konu bizi insanların ahlakı evrende yapmaya meyilli oldukları hareketlerin kaynağına götürüyor. Kadınların vücudu hakkındaki büyük sorunu düşünün. Bu konuda ne yapmak lazım? Bu yapabileceğiniz şeylerden biri, onları örtebilirsiniz. Şimdi bu şöyle bir durum, genelde bizim entelektüel toplumuzda, burada Palo Alto ya da Boston'da bundan hoşlanmasak da, ya da yanlış olduğunu düşünsek de antik kültüre sahip olan gururlu vatandaşların kendi eşlerini ve kızlarını kumaş torbaların içinde yaşamaya zorlamasının yanlış oluğunu ne hakla iddia edebiliriz? Hatta kadınları bu şekilde örtülerek ayrıcalık kazanmayı reddetmeleri halinde onları demir çubuklara dövmelerinin, hatta yüzlerine asit dökmelerinin yanlış olduğunu hangi hakla söyleyebiliyoruz? Ya da hangi hakla söyleyemiyoruz? Biz kimiz ki insanoğlu hakkındaki azıcık bilgimizle böyle bir uygulamaya karşı eleştirel yaklaşmamamız gerektiğini düşünüyoruz? Gönüllü bir şekilde örtünmekten bahsetmiyorum, bence kadınlar canları ne istiyorsa onu giyebilmeliler. Ama, bir kıza tecavüz edildiğinde kızın babasının ilk yaptığı şeyin utançtan kurtulması için kendi kızını öldürmek olduğu bir toplumda özgür irade ne anlama gelebilir?

Bu gerçeğin beyninize iyice işlemesi için bir dakika verin: Kızınıza tecavüz ediliyor ve sizin tek yapmak istediğiniz şey kızınızı öldürmek. Bu durumun insanlığın gelişiminin doruk noktasını temsil ediyor olma şansı sizce ne kadar?

Şimdi şunu belirtmeliyim ki bizim toplumumuzda da bu soruna bir çözüm bulabilmiş değiliz. Örneğin, bu gelişmiş ülkelerin hemen hepsindeki herhangi bir gazete bayiine gittiğinizde karşılaştığınız görüntü. Şimdi eminim ki pek çok erkeğin bu görsellerde bir sorun olduğunu anlayabilmesi için bir felsefe eğitimi gerekebilir. Ama eğer tarafsız bir ruh hali içindeysek şunu sorabiliriz: "Bu görseller, gençlik, güzellik ya da kadın vücudu gibi değişkenleri betimlemek için uygun bir psikolojik denge içinde mi sunulmuşlar?" Yani, bu çocuklarımızı yetiştirmek için en iyi ortam mı? Muhtemelen değil. Tamam, o zaman yelpazenin içinde bir yerlerde bu iki uç noktanın arasında daha dengeli bir durumu temsil eden bir yer olmalı. Belki de bunu sağlayan pek çok yer var.

Tekrarlıyorum, insanlık kültüründeki diğer değişimlere bakarsak ahlak açısından da pek çok zirveler olabilir. Ama dikkat etmemiz gereken diğer nokta bu zirvelerde yer almamak için de pek çok yol olduğu. Şimdi ironik olan şu ki, benim gördüğüm kadarıyla bu konuda benimle aynı fikirde olan insanlar, yani ahlaki soruların doğru ya da yanlış cevapları olabileceğini düşünenler genelde o ya da bu inanışa sahip dinci demagoglar.

Ve elbette ahlaki sorulara doğru yanıtları olduğunu düşünüyorlar çünkü onlar bu yanıtları rüzgarın içindeki bir sesten alıyorlar, insan ve hayvanların refahını sağlayan şartları akıllıca analiz ederek bir sonuca varmış değiller. Aslında, insanların ahlaki sorulara cevap ararken baktıkları bir mercek olan dinin uzun süren dayanıklılığı çoğu ahlaki diyaloğu insan ve hayvanların çektiği eziyetle ilgili sorulardan ayırmış durumda. Bu nedenle vaktimizi soykırımlar, nükleer silahlardaki artış yoksulluk veya diğer önemli konular yerine eşcinsel evliliği hakkında konuşmakla harcıyoruz. Ama demagogların haklı oldukları bir konu var, o da insani değerlerin evrensel olarak kavranması.

Şimdi, buna engel olan ne? Şimdi dikkatimizi çekmesi gereken şey şu ahlak hakkında konuşurken farklı bir şey yapıyoruz -özellikle de laik, akademik ve bilimle ilgili olanlarımız. Ahlak hakkında konuşurken görüş farklılıklarına yaşantımızda başka hiç bir konuda yapmadığımız kadar değer veriyoruz. Mesela, Dalai Lama her sabah uyandığında merhamet duyguları için meditasyon yapıyor ve diğer insanlara yardım etmenin insanlığın mutluluğu için en önemli bileşen olduğuna inanıyor. Oysa diğer yanda Ted Bundy gibi insanlar var. Ted Bundy genç kadınları kaçırmaktan, onlara tecavüz etmekten, işkence edip sonra da öldürmekten büyük zevk alıyordu.

Görünen o ki, zamanımızı ne kadar verimli geçirebileceğimize ilişkin epey farkı görüşlerimiz var. Çoğu batılı entelektüel bu duruma baktıklarında şunu der: "Dalai Lama'nın her zaman, ama her zaman tamamen doğru olması veya Ted Bundy'nın her zaman hatalı olması konusu aslında potansiyel olarak bilimin alanına giren bir tartışma konusu değil. Birisi çikolatalı dondurma seviyor, diğer vanilyalı... ve birinin diğerini ikna etmek için söyleyebileceği herhangi bir şey olamaz." Dikkat edin, bunu bilim alanında yapmıyoruz.

Solda gördüğünüz kişi Edward Witten. Bir sicim teorisyeni. Eğer etrafınızdaki en zeki fizikçilere etraftaki en zeki fizikçinin kim olduğunu sorarsanız benim deneyimlerime göre yarısı Ed Witten diyecektir. Diğer yarısı ise size sorudan hoşlanmadıklarını söyleyecekler. Peki, eğer ben bir fizik konferansına gitsem ve desem ki, "Sicim teorisi saçmalıktan başka bir şey değil. Bana uymuyor. Benim evreni küçük ölçekte izlemek için seçeceğim bir yöntem değil. Buna inanmıyorum." Sizce ne olur? Hiç bir şey olmaz, çünkü ben bir fizikçi değilim, sicim teorisini anlamıyorum, ben sicim teorisinin Ted Bundy'siyim. Beni üye olarak kabul edecek herhangi bir sicim teorisi kulübüne üye olmak istemem zaten.

İşte anlatmaya çalıştığım şey bu. Gerçeklerden bahsederken bazı görüşleri dışarıda tutmalıyız. Bir uzmanlık alanına sahip olmak bu demek. Bilginin kayda değer olması bunun için önemli. Kendimizi nasıl inandırdık ki ahlaki konularda ahlak uzmanlığı, ahlak yeteneği veya ahlaki deha olmadığını düşünüyoruz. Her bir görüşün kayda değer olduğu fikrine kendimizi nasıl inandırdık? Düşünmeye değer bu konularda her bir kültürün bir bakış açısı olduğuna nasıl inandırdık kendimizi? Taliban'ın fizik hakkında dikkate almamızı gerektirecek bir görüşü var mı? Yok. Cahillikleri insanların refahı söz konusu olduğunda neden daha az dikkat çekiyor peki?

Bu nedenle, şu anda dünyanın buna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. İnsanların refaha ermesi ile ilgili soruların doğru ve yanlış cevapları olduğunu itiraf edecek bizim gibi insanlara ihtiyacı var. Ahlak ise o gerçekliklerin hüküm sürdüğü alana bağlı. Bireylerin hatta bütün bir kültürün yanlış şeylere önem vermeleri mümkün: yani insanların lüzumsuz yere acı çekmelerine neden olacak inanç ve arzulara sahip olmaları mümkün. Sadece bunu itiraf etmemiz ahlaki söylemimizi değiştirecektir. Artık uluslararasındaki sınırların gittikçe azaldığı bir dünyada yaşıyoruz, ve günün birinde bu sınırların hiç anlamı kalmayacak.

Tahrip edici teknolojilerle dolu bir dünyada yaşıyoruz, ve bu teknolojiler icat edilmemiş hale getirmek imkansız, her zaman bir şeyleri bozmak onları onarmaktan daha kolay olacak. Bu nedenle bana öyle geliyor ki bundan böyle insanlığın iyiliği ile ilgili konulardaki farklı görüşlere saygı göstermemiz ve katlanmamız; aynı hastalıkların toplumlarda yayılışı ile ilgili fikirlerin farklılığına saygı gösteremememiz, ya da uçak yapımı ile ilgili güvenlik standartlarındaki farklılıkları hoş görmememiz gibi mümkün değil Basitçe, insan hayatındaki en önemli sorulara cevap verme konusunda birleşmeliyiz. Ve bunu yapmak için de önce bu soruların cevapları olduğunu kabul etmemiz gerekir. Çok teşekkür ederim.

Chris Anderson: Epey patlamaya hazır bir konuşma oldu. salondaki dinleyiciler veya dünyanın diğer yerlerindeki insanlar bunu duyduklarında, öfke ile bağırıp çağırabilirler en azından bazıları bunu yapacaktır.

Burada kullanılan dil çok önemli gibi görünüyor. Peçeden bahsederken, yani kumaş çuvallara bürünmüş kadınlardan bahsederken, ben Müslüman bir ülkede yaşadım ve pek çok Müslüman kadınla konuştum. Bunların bir kısmı bambaşka bir şey söyleyecektir. Diyecekler ki, "Hayır, bu bir kutlama aslında kadınların ne kadar özel olduğu ile ilgili tesettür, bu özel statüyü oluşturmaya yardım ediyor aslında..." ve bu tartışmaya açık karmaşık psikolojik bir bakış açısı, "erkeklerin şehvet duygularına güvenilemez." Yani, böyle düşünen bir kadınla, bir nevi kültür emperyalisti gibi görünmeden herhangi bir diyaloğa girmek mümkün mü?

Sam Harris: Evet, aslında bana ayrılan süreyi kontrol etmeye çalışırken bu konuya bir cümle ile değinmeye çalıştım. ama asıl soru şu, erkeklerin belirli beklentileri olan ve kendinizi örtmediğiniz takdirde belli şekillerde muamele göreceğiniz bir ortamda gönüllülük ne demektir? Yani bu odadaki herhangi biri peçe takmak istediğinde ya da komik bir şapka, ya da yüzlerine dövme yaptırmak istediğinde -bence hepimiz özgür irademizle ne istersek onu yapabiliyor olmalıyız. ama bu kadınların ne gibi baskı ve kısıtlamalar altında olduğu konusunda dürüst olmamız gerekir. Bu nedenle her zaman onların ne dediklerine inanmamak gerekir, özellikle de dışarıda hava 50 dereceyken sımsıkı kapalı burka giyiyorlarsa.

C.A.: Pek çok insan ahlaki gelişme kavramına inanmak istiyor. Peki bu konuda uzlaşılabilir mi? Benim anladığım kadarı ile diyorsunuz ki tek boyuta indirgenmemiş, hepimizin aynı düşünmek zorunda kalmadığı bir dünya ile uzlaşılabilir. Zamanı 50 yıl hatta 100 yıl ileri alacak olsanız ahlaki gelişim ile zenginleşmeyi dengeleyen bir dünyayı nasıl düşünmek, nasıl görmek isterdiniz?

S.H: Sanırım, bir kez birbirimizin zihnini beyinlerimiz seviyesinde, önemli detayları ile anlamaya başladığımızı itiraf edebilirsek o zaman kendimizle ilgili bütün olumlu veya olumsuz özellikleri çok daha detaylı bir şekilde anlayabileceğimizi itiraf edebiliriz. Böyle bir durumda, empati ya da şefkat gibi olumlu toplumsal duyguları anlayacağız, ve bu duyguları destekleyen faktörleri de -genetik olabilirler, ya da insanların birbirleri ile nasıl konuştuklarına bağlı olabilirler ya da ekonomik sistemlere bağlı olabilirler. Bilinen şu ki bu konuları aydınlatmaya başladılar ve elimizde olmadan be gerçeklik evreninde bir araya geleceğiz.

Böylece her şey el altında olacak. Kızımı doğumdan itibaren tesettüre sokmuş olmamla ona kendine güvenmesini, ve kadınları arzulayan erkekler hakkında bilgi sahibi olmasını öğretmem kadar iyi olmayacak. Demek istiyorum ki, mecburi tesettürün kötü bir fikir olduğunu anlamak için Bilim Enstitüsünden gelecek bir araştırma fonuna ihtiyaç yok. Ama bir noktada konuya dahil olan insanların beynini taramamız ve onları sorgulamamız mümkün olacak. Bu sistemdeki insanlar kızlarını gerçekten çok seviyorlar mı? Bence bu soruların doğru cevapları olmalı.

C.A.: Eğer sonuçta gerçekten sevdikleri ortaya çıkarsa bu konular hakkındaki içgüdüsel bazı yargılarınızı değiştirmeye hazır mısınız?

S.H: Elbette, bariz olan gerçek şu ki, birini tamamen sanrısal bir inanç sistemi bağlamında sevebilirsiniz. Böylece şunu demeniz mümkün: "Eşcinsel olan oğlumun eğer bir erkek arkadaş bulursa cehenneme gitmemesi için kafasını kestim. Onun için yapabileceğim en merhametli şey bu idi. " Eğer bu şekilde bakarsanız, evet sanırım orada sevgi duygusunu hissediyor olabilirsiniz. Ama yine de bu durumda, daha geniş bir kavram olarak refahtan bahsetmek gerekir. Bu gemide hep beraberiz, sadece heyecanlanıp kendini bir otobüste havaya uçuran tek bir adamdan bahsetmiyoruz.

C.A.: Bu sohbete saatlerce devam edebilmeyi çok isterdim. Ama vaktimiz yok, belki bir başka sefere. TED'e katıldığınız için teşekkürler.

S.H: Benim için bir onurdu. Teşekkürler.

1. Bölüm


2. Bölüm

5 yorum:

  1. Bilim de Din gibi. Sekse girmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nedense bu blogda bile seks yok. Korku mu, utangaçlık mı.

      Sil
    2. Aslında bu blogda konuların arasında seks ve cinselliğe dair anlatımlar var. Ama bilimsel:))

      Sil
    3. Konu arasında !!!

      Bilimsel derken.

      Seksin anlatım sahalarımı var.

      İki ayrı sahayı "inanç/din yada gözlem/bilim" anlatımı kastediyosan orası ayrı.

      Cinsellik başka seks başka ayrıca. Ben seks dedim. Gerçi bu kelimeyide bozdular. O şeyin ismi yok şu an dünya literatüründe herhalde. Sevişmek kelimesini sözlükte aç bak, cinsellik diyo. Yani dilde bile o şey yok.

      Ateistlerin çoğu utanıyo. Ateizmde bile yok sayarız.

      Sil
    4. Sevişmek "sevmek" kelimeside olmaz zaten.

      Sil