Dinin, İnsanların Mantığını Dumura Uğratması Üzerine

3 Yorum
Din, insanların mantığını dumura uğratır ve muhakeme yetilerine set çeker; çünkü dini inanışlar, akıldan ziyade kalbe ve mantıktan ziyade hayale hitap eder.

İşin garip tarafı, din alimleri de bunun böyle olduğunu itiraf eder ve hemen hepsi şu tespitte bulunur:

"Allah, yalnızca akılla bulunamaz; hatta akıl tek başına kaldığında tek kanatlı kuşa benzer. Ve tek kanatlı kuşun uçma olasılığı da yoktur. Allah insanların kalbinde saklıdır."

Bu ortak kanaati, bir hadis-i kutsi şöyle ifade eder:

"Men ne güncem der semavat u zemin. Ez aceb güncem be kalb-i müminin."

Bu Farsça ifade şunu anlatır:

"Ben, gökyüzüne ve yeryüzüne sığmadığım halde gariptir ki mümin kulumun kalbine sığdım."

Hadis-i kutsinin, sözü Hazret-i Muhammed'e, manası ise Allah'a ait olan sözler olduğunu biliyoruz; bu bilgiden hareketle bu hadis-i kutsiyi yorumlarsak, İslam'da Yaratıcı'nın akıldan çok duygulara hitap ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Üstelik, dini emirlerin asıl sorumlusunun akıl (akl) olduğunu dillendiren yüzlerce ayet ve hadis olduğu halde!

Şimdilik bu çelişkiyi bir tarafa bırakıp konumuza dönelim:

Dinin, mantık işi olmadığını ve duygulara yönelik bir alan olduğunu yalnızca İslam'dan hareketle çıkarsamak İslam'a haksızlık olur; çünkü İslam, sadece kendisinden önce gelen "kalpçi silsile"nin bir uzantısıdır. Üstelik dürüst davranmak gerekirse bu silsile içerisinde akla en çok yer veren dinlerden biridir.

Peki, din kurumunun insanların aklına değil de kalbine seslenmesi, kişinin muhakeme kabiliyetine engel olur mu?

İşte asıl soru budur:

Her mümin (hangi dine iman ediyorsa etsin) Tanrı'nın, kendi elçilerine mucize gönderdiğini bilir ve buna inanır.

Örneğin, Hazret-i İsa'nın ölüleri diriltmesi veya Hazret-i Musa'nın elindeki asanın ejderhaya dönüşmesi (böyle bir hayvan da yok ya, hadi neyse) veya Hazret-i Muhammed'in miraç günü Tanrı ile konuşması...

Şimdi, böyle mucizelere inanan kişi, mantıklı düşünebilme yetisini devam ettirebilir mi?

Ettiremez; çünkü zihin, o şekilde işlemeye devam ettikçe artık kendi ırmağını takip eder. Bir kez bu vadiye akan bir düşünce seli, artık her ayrıntıyı ve her veriyi bu vadinin ölçüleri ile değerlendirir. Artık onun kıstası, mucizelere inanan bir aklın, "her şey olabilir" anlayışı ve duyuşudur.

Onun için bir sopa darbesi ile Kızıl Deniz'in ikiye bölünmesi de, bir parmak işareti ile Ay'ın ikiye ayrılması da sıradan olaylar kabilindendir. Bu kişi, bir şeyhin havada uçmasına da inanır, bir dervişin su üzerinde yürümesini de yadırgamaz.

Aynı kişi şizofreniyi cin görmek biçiminde algıladığı gibi, ilaçla tedavi yerine "yarasına muska" sürerek şifa bulmayı yeğler.

Bu zihin yapısı, hacıya hocaya itibar eder; ama onun nazarında doktor "kara cahil"dir; çünkü verdiği ilaç da işe yaramamıştır. Ama o muska yok mu o muska; o olmasaydı şimdi çoktan ölmüştü vallaha.

Hele o şeyhin nefesi var ya, anlatmak kabil değil inan.

Dinin egemen olduğu tüm coğrafyalar, bu akıl almaz hastalıklarla malüldür maalesef. Ve bunun temelinde de "aklın ve bilimin verilerinin" değil, "hayalin ve hayal ürünü masalların" esas alınıyor olmasıdır. Ne de olsa, peygamberin yaptığını peygamber varisi de yapabilir, öyle değil mi?

Dediğim gibi akıl, bir kez inandı mı bu tür mitlere, artık iflah olmaz bir mit müptelası oluverir. Ona göre artık, her şey mümkündür bu dünyada.

Bu düşünce yapısının zavallı hastalığına giriftar olan kişiler, haliyle cehalete sürüklenir zaman içinde. Ve zaman geçtikçe cehalet koyulaşır. Karanlığın sadece karanlık, cehaletin ise zifiri karanlık olduğunu düşünürsek, ne halde olduğunuzu daha iyi kavrayabiliriz.

Nitekim, İslam coğrafyasına hakim olan cehalet ve bu cehaletin doğurduğu zulüm ve haksızlık da, insanların mantık ve bilimden uzaklaşıp ham hayallere daldıklarının en bariz kanıtıdır.

Ne diyelim, Allah (!) sonumuzu hayretsin!

Eski Dindar

3 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Allah yok doğru yol islam

    YanıtlaSil
  3. Denizin Şarkısı-Şirat Ayam, Tanrı’nın, nasıl mucizevi şekilde Kızıldeniz’i ikiye ayırarak İsrailoğulları’nın geçmesini sağladığını ve onlar karaya ayak basar basmaz, peşlerinden gelen Mısırlıların üzerine denizi tekrar kapadığını ve bu şekilde halkını kurtardığını anlatır.

    http://www.salom.com.tr/haber-102051-sabat_sira.html

    YanıtlaSil