Beynimiz ve Biz: ZEKÂMIZ; Kalıtım Mı, Çevre Mi?

8 Yorum

İsterseniz, konuya girmeden evvel, yazıda kullanacağımız bir-iki kavramdan kısaca bahsedelim. Birçok literatüre göre beynimizde, 100 milyar sinir hücresi (nöron) bulunduğu söylenir. Son yapılan bir çalışma, bu sayısının 86 milyar kadar olduğudur. Peki, beynimiz sadece bu nöronlardan mı ibaret? Öncelikle yandaki şekle bakalım ve üzerinde konuşalım. Şekil, yukarıdan aşağıya doğru ve her iki yarıküresini ortaya çıkartacak şekilde beynin bir kesitini göstermektedir. Şekle dikkat edilirse, daha koyu renkli bir kısım, beyin kıvrımlarına paralel olacak şekilde bir şerit meydana getirmiştir ve gri renklidir. Beyin yarı kürelerinin ortalarına doğru olan kısım ise beyaz renklidir. Renklerinden dolayı beynin bu kısımları boz (gri) madde ve ak (beyaz) madde olarak isimlendirilmiştir. Aslına bakarsanız boz madde diye isimlendirilen kısım, beynimizin, zihinsel işlerini üstlenen ve nöron yani sinir hücrelerinden meydana gelen kısımdır. Ak madde diye isimlendirilen kısım ise, beynimize (boz madde kısmına) destek veren diğer adıyla glia olarak isimlendirilen hücre yığınlarıdır. Glia, Yunanca “balçık, çamur” anlamına gelmektedir. Burada şunu da hatırlatalım ki, beynimizde “100 milyar sinir hücresi vardır” diye tabir edilirken, kastedilen, sadece boz (gri) maddedir. Daha da açık söylemek gerekirse bizzat, zihin faaliyetlerinde etken olan kısımdır. Eğer hem nöronları hem de glia hücrelerini hesaba katarsanız çok daha fazla miktarda hücrenin beyinde yer aldığını söylememiz gerekir. Yaklaşık olarak, beynimizin %10 kadarı nöronlardan, kalanı (%90) glia hücrelerinden meydana gelmiştir. Sadece nöronların sayısı 100 milyar ise, nöronlar ve glia hücreleriyle beraber toplam hücre sayısını varın siz hesap ediniz. Ayrıca, glia denen hücreler de tek çeşit değildirler. Glia hücreleri farklı isimler verilen farklı hücrelerden meydana gelmiş olup “glia” ismi bu hücrelerin toptan adıdır. Yukarıda da söylediğimiz ve şekilde de görüldüğü gibi, nöron (sinir hücreleri) daha çok beyin yarı kürelerinin kenarlarına doğru yığılmışlardır. Diğer bir deyişle çokça bahsedilen bu nöronların (glia hücreleri değil) neredeyse %70-80 kadarı beyin kabuğuna daha yakın dağılmışlardır. Bunun da anlamı, zihin diye adlandırdığımız her türlü sürecin, beyin yarıkürelerinin ortalarında değil, daha çok, beynimizin dışına doğru olan hücrelerinde meydana geldiğidir.

Bu arada, beynimizin ürünü olan ve “zihin” olarak isimlendirdiğimiz kavramı kabaca, tüm beyin faaliyeti olarak tanımlayabiliriz. Peki, bu faaliyetler nelerdir diye soracak olursak, bunlar; zeka, düşünme, rüya, akıl, bilinç, bilinçaltı, farkındalık, sezgi, algı, duygularımız, merak ve beyinle ilgili aklınıza gelebilecek tüm bu faaliyetlerin hepsine birden “zihin” adını veriyoruz. 

GENLERİMİZ VE GRİ MADDE
Yukarıda da ifade edildiği gibi, gri madde diye isimlendirdiğimiz kısım, aslında, beynimizin zihinsel faaliyetlerinin çok büyük bir bölümünün olduğu kısımdır. Peki, gri madde miktarının kalıtımla, diğer bir deyişle genlerimizle bir bağlantısı var mıdır? Evet vardır. Zihnimizin bir alt işlevi olan zekâmız, gri maddenin bir fonksiyonu olduğuna göre, genlerimizin gri maddeyle bağlantısının olduğunu söylemek demek, aynı zamanda, zekâmızın genlerimizle de bağlantısının olduğunu söylemek demektir.

Bu makaledeki çalışma için Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) olarak isimlendirilen görüntüleme cihazları kullanılmıştır. Fazla detaya girmeden, kısaca MRI olarak adlandırılan bu cihaz ile beynimizin yapısına dair görüntüleri elde ettiğimizi, dolayısıyla makaledeki şekillerin bu tür çalışmalarla oluşturulduğunu söyleyelim. MRI görüntülerinden elde edilen veri yığınları ile istatistiki modeller hazırlanmış, bu modellere bağlı olarak da beyin haritaları elde edilmiştir. 

Peki, bu MRI çalışmaları kimlerin üzerinde yapılmıştır? Elbette ki en sağlıklı sonuçlar, birbirleriyle genetik bağlantıları ön plana çıkmış kişiler, çalışma için daha uygun olacaktır. Bunun nedeni de, benzer gen havuzuna sahip kişilerin benzer, en azından birbirlerine yakın zekâya sahip olup olmadıklarını görmek için “genlerin” ne derece önemli olduğunu ortaya koyma çabasıdır. Bunun için de, ya birbirleriyle genetik bağları olduğu belirlenen geniş aile bireyleri ya da daha etkili olan, ikizlerin bu çalışmalar için kullanılmasıdır. Genlerin beyin yapısı üzerindeki etkilerini anlamanın en iyi yolu tek yumurta ikizleri (monozigot /MZ) ve çift yumurta ikizlerindeki (dizygotic /DZ) bölgesel gri madde miktarları ile ilgili korelasyona (ilişkiye) bakmak yeterli olacaktır.

İsterseniz, öncelikle gri maddenin beyin üzerindeki dağılımına bir bakalım. Şekilde dört adet beyin görüntüsü verilmiştir. Soldaki iki görüntü tek yumurta ikizlerine ait bir beynin sol taraftan (üstteki) ve sağ taraftan (alttaki) görüntüsüdür. Sağdaki iki görüntü ise çift yumurta ikizlerine ait aynı beynin sol taraftan (üstteki) ve sağ taraftan (alttaki) görüntüleridir. Eğer tek yumurta ikizlerini alıp, gri madde miktarının beyin üzerinde nasıl dağıldığına bakılırsa (soldaki görüntüler), büyük boyutta benzerlik olduğu görülür. Şöyle bir örnek verelim. Tek yumurta ikizlerinden birinin beyninde ve belli bir yerindeki bir birim hacmindeki (varsayalım 1 santimetreküp) gri madde miktarını MRI görüntüleme cihazı ile belirler ve aynı işlemi diğer ikiz üzerinde yaparsak, belirlenen gri madde miktarının birbirine çok yakın olduğu görülecektir. Nihayetinde tek yumurta ikizinin beyinlerinin tamamı gri madde miktarı açısından incelendiğinde bu benzerliğin yüksek bir seviyeye çıktığı belirlenecektir. Şekilde, soldaki iki beyin görüntüsünde de görüldüğü gibi, kırmızı olan yerler, tek yumurta ikizinin beyinlerindeki gri madde miktarının birbirlerine çok yakın olduğu yerleri gösterirken, mavi olan yerlerdeki gri madde miktarının birbirleri ile benzemediğini, gri madde miktar değerlerinin birbirinden uzaklaştığını göstermektedir. Şu halde, gri madde miktarlarının benzerliği ölçüsünde, tek yumurta ikizlerinin de zekâ derecelerinin birbirlerine yakın olması beklenmelidir. Buna karşılık, çift yumurta ikizlerinin incelendiği sağdaki iki beyin görüntüsüne baktığımızda, beyinlerin aynı yerlerine ait gri madde miktarının benzerliğinin daha az olduğu (kırmızı yerlerin azlığı) görülmektedir. Buradan çıkacak anlam da, çift yumurta ikizlerinin zekâ derecelerinin benzerliği konusunda tek yumurta ikizleri gibi aynı şeyi söyleyemeyecek olduğumuzdur. 

Şu halde, bilgilerimizi yandaki şekil üzerinde toplar, sonra da beynin büyüklüğü (hacmi), beyindeki gri madde miktarı, genler ve zekâ arasındaki ilişkileri değerleri ile beraber bir şekil üzerinde göstermeye çalışırsak şunları söyleyebiliriz.
Şekilde ve soldaki beyin kesitinde (yeşil olarak gösterilen) gri madde miktarının belirleyicisinin kalıtımsal yani genlerimiz olduğunu artık biliyoruz. Hatta beynimizin ortasındaki (lacivert olarak gösterilen) beyin/omurilik sıvısının miktarı bile genlerimiz tarafından belirlenmektedir. Yapılan istatistiki çalışmalara bakarak şunları söyleyebiliriz. 

  • Genlerimiz, beynimizin büyüklüğünü % 85 derecesinde belirlemektedir.
  • Genlerimizin, zekâmıza etkisi %40-80 arasında değişmektedir.
  • Gri madde miktarı ile zekamız arasında 0,25’lik bir korelasyon (ilişki) bulunmaktadır. (Artan gri madde miktarı ile zekâ artmaktadır)
  • Beyin hacmi ile zekâ arasında 0,33’lük bir korelasyon (ilişki) vardır. Beyin hacmi arttıkça, zekâ artmaktadır. (Tabii ki buradaki korelasyon oranı aynı kalmaktadır. Diğer bir deyişle, beyin hacminin artmasına karşılık zekâ artıyor bile olsa, korelasyon değeri değişmemektedir).
Beynimizin iki yarıküreden meydana geldiğini biliyoruz. Şu soru sorulabilir. Beynimizin her iki yarıküresindeki gri madde miktarı bir birine eşit midir? Değildir. Çünkü, yapılan çalışmalar, özellikle beynimizin her iki yarıküresinin ön ve üst tarafına denk gelen kısımlardaki (dorsolateral prefrontal korteks) gri madde miktarının ne olacağını, yüksek dereceden, genlerin etkisiyle belirlendiğini göstermiştir. Bir başka deyişle bu da zekâmızın önemli kısmının ebeveyn ve dolayısıyla atalarımızdan bize miras kaldığıdır.

Peki, küçüklüğünden itibaren, ayrı aileler tarafından evlat edinilerek yetiştirilen tek yumurta ikizlerinin zekâ benzerlikleri var mıdır? 48 tek yumurta ikizi üzerinde yapılan böyle bir çalışmada ikizler arasında sözel korelasyon açısından 0,64’lük, zihinsel kabiliyetleri açısından da 0,78’lik yüksek korelasyon bulunmuştur. Bu da, kalıtım ve zekâ arasındaki göstergeler için önemli bir çalışma olarak öne çıkmaktadır. Tek yumurta ikizlerinin beraber ve ayrı yetişmelerine bağlı olarak ortaya çıkan bu fark, bulundukları çevrenin de zekâ üzerindeki etkisini açıklar niteliktedir. Yapılan diğer bir araştırma ile, daha cenin aşamasında iken, zekânın, çevre tarafından etkilendiği tespit edilmiştir. Bu araştırmaya göre, cenin aşamasındaki tek yumurta ikizlerine ait zekanın çevre şartlarından %20 mertebesinde etkilendiği, aynı rahmi paylaşan ancak ikiz olmayan (aynı anneden farklı tarihlerde doğan) kardeşlerin zekasının çevrelerinden etkilenme miktarı olarak da % 5 gösterilmiştir. Ayrıca, bebekliklerinden itibaren beraber yetiştirilmiş tek yumurta ikizleri arasında 0,7’lik yüksek bir korelasyon bulunmuştur

AKIŞKAN ZEKÂ (Gf ) VE KRİSTALİZE ZEKÂ (Gc)
Zekâdan bahsediyoruz ancak, zekânın da genel anlamda ne olduğundan kısaca bahsedelim. Beynimizin ön tarafında (alnımızın arkasında) bulunan kısım frontal lob olarak bilinir. Beynimiz iki yarıküreden meydana geldiğine göre, frontal lobumuz da iki parçalıdır. Bu kısım, karar verme, soyutlama, ilişkilendirme, sebep sonuç ilişkisi kurma, yeni problemlerin çözümü ve analizinde etkilidir. Bu türden dinamik zekâya Akışkan Zekâ (Gf) adı verilir. Ayrıca, Kristalize Zekâ (Gc) adı verilen bir zekâ türü daha vardır ki bu zekâ türü de öğrenilmiş yetenekler ve statik bilgiyi kapsar. Bu zekâ türü ile tecrübelerimizi gösterebiliriz. Söz gelimi, ilk defa karşılaşıp idrak ettiğimiz bir problemi akışkan zekâ ile çözerken, geçmiş dönemde çözdüğümüz ve bilgisine zaten sahip olduğumuz bir problemin bir başka varyasyonunu çözerken kristalize zekâdan faydalanırız. Çünkü bunu daha evvel deneyimlemişizdir (tecrübe). Dolayısıyla, deneyimlediğimiz bu sürece ilişkin “şema”, benzer problemleri çözmek için beynimize yerleşmiştir. Ancak, ifade ettiğimiz gibi, yeni bir problemle karşılaştığımızda ve bunu çözmek için gerekli şema beynimizde mevcut değilse, yani kristal zekâya ait kayıtlar içinde yoksa, bu defa beynin ön tarafı yani akıcı zekâ devreye girecektir. Bunun da anlamı şudur ki, beynimizin frontal lobu (alın lobu) herhangi bir nedenle hasar görürse, kristalize zekâya ait işlevleri yerine getirebilirken, akışkan zekâya ait işlevlerin üstesinden gelinemeyecektir. Diyebiliriz ki, frontal lob hasarı olan bireylerin IQ’su kristal zekadan dolayı genelde normaldir. Çünkü, kristalize zekaya ait bilgiler henüz hasarlanmamıştır. Akıcı zeka ile kristalize zeka arasındaki farkı biraz daha ortaya koymak için şu örneği verebiliriz. Eğer bir problem biri kişi tarafından ilk defa görülüyor ve bu kişinin bu problemi çözmesi isteniyorsa, kişi araştırma yapar, kitapları karıştırır verileri birleştirir ve nihayetinde problemi çözer (veya çözemez) İşte burada kullanılan zeka akıcı zekadır (Frontal lob). Buna karşılık, başka bir kişi söz konusu olan problemin daha evvel başka veya yakın bir versiyonunu çözmüş ise, o kişinin kafasında bu tür problemler için bir şablon oluşmuş yani kafasında kristalize olmuştur. (Buradaki kristalize olma ifadesi bir benzetmedir. Edinilen bilginin birbiriyle bağlantılı olarak beyne yerleşmesi kastediliyor). İşte bu kişi, birinci kişinin akıcı zeka ile çözdüğü problemi, ikinci kişi kristalize zeka (tecrübesi) sayesinde çözmüştür.

SOSYOEKONOMİK DURUM, EBEVENYLERİN TUTUMLARININ ZEKÂYA ETKİSİ
1960’larda doğmuş 320 İkize, 7 yaşlarına geldiğinde IQ testleri uygulanmıştır. Yapılan testler, çevrenin bireyler üzerinde en etkili olduğu dönemin, çocukluk dönemi olduğunu ortaya koymuştur. Zengin ailelerin yanında yetişen çocukların IQ’ları yüksek iken, fakir ailelerin yanında yetişen çocukların IQ’ları daha düşüktür. Zengin ailelerin yanında yetişen çocukların, olanaklar çerçevesinde, karşı karşıya oldukları bilgi yığını (eğitim, kitap, çevre, ilişkilerdeki zenginlik vb.) daha fazla problem çözmeye, çevreye daha fazla uymak için daha fazla ilişkiler varyasyonuna maruz kalmakta bu da, nöronlar arasındaki bağlantı sayısını arttırarak hem akışkan zekâyı (Gf) hem de kristalize zekâyı (Gc) olumlu yönde etkilemektedir. 

Anne babanın uyuşturucu ve alkol kullanımı ile çevresel toksinlere maruz kalması (kurşun gibi), bu anne babalardan doğacak çocukların zekâsını olumsuz yönde etkilemesi ise, beklenen bir gerçekliktir. Buna karşılık, annenin çocuklarını emzirmesi ise emzirmeyen annelere göre çocukların zekâ puanına 2-5 arasında etki ettiği söylenmektedir.
Sağlıksız bir ortamda yetişen çocukların kalıtım ile IQ’su arasında 0,1’lik bir bağlantı varken buna karşılık sağlıklı ailelerde yetişen ailelerde bu oran 0,72’ye çıkıyor. Bunun da anlamı, yeterli beslenme ve eğitim, sağlıklı ilişkiler oluşturulmadığı durumlarda, kalıtımın potansiyel olarak ortaya koyduğu zekâ, geri dönüşümsüz olarak yok olmaktadır

KALITIMIN ZEKÂYA ETKİSİNİN YAŞLA BERABER ORTAYA ÇIKIŞI
Kalıtımın zekâ üzerindeki etkisinin, yaşla beraber ortaya daha fazla çıktığı bilinmektedir. Bazı genler, bizler ergen veya yetişkin oluncaya kadar aktive olmamaktadırlar. İlk etapta, yaşla beraber zekayı etkileyecek genlerin henüz aktive olmadıkları düşüncesi makul gelmeyebilir. Ancak, dişilerin belli bir yaşa geldiğinde yumurtlama dönemine geçmesi örneğinde olduğu gibi, yaşa bağlı olarak zekayı etkiyecek genler zaman içinde aktive olması düşüncesi de makuldür. Kalıtım, yaşa bağlı olarak bu değişimdeki gen-çevre korelasyonu da olabilir. Ferdi seçimler veya yaratılan çevre, genetik eğilimlerinizi hayat boyu etkiler.

Erol

Kaynaklar:
  • Gray, Jeremy R., Thomson, Paul M., Neurobiology of Intelligence: Science And Ethics, Reviews, Volume 5, June 2004, Page 471-482
  • Koob, Andrew, Düşüncenin Kökeni, Alfa Yayınları (2011)

8 yorum:

  1. Ooo çok iyi aktifsiniz :D

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim Serhat Bey. Biraz daha yazmasam, Hayyam Bey beni yazarlıktan kovacaktı:) Evet, uzun bir süre, iki bilgiyi bir araya getirip de ortaya bir yazı çıkartamadım. Tahmin edeceğiniz üzere, okumaya göre, bilgileri derleyip ortaya bir yazı çıkartmak daha fazla zihin enerjisi gerektiriyor. Çünkü, okuduklarınızın dışında siz de bir şeyleri yorum olarak eklerken, yanlış veya eksik bilgi aktarmamak için kaynaklara tekrar dönüyorsunuz ki, bu da yine de yoruyor. Sanırım bu enerjiyi bu sürede bulamadım. Ancak bu süre çerçevesinde epey makale ve kitap okuma şansım oldu. Umarım, bu okumalardan ilgi çekebilecek bazı derlemeleri/yazıları ortaya koymaya devam ederim. İlginiz için tekrar teşekkür ederim. Esen Kalınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlahi Erol Bey. :) Siz de en az benim kadar blogun yöneticisisiniz, bunu şahsınıza karşı belirtme gereği duymasam bile, en azından böyle kamuya açık bir alanda altını çizmem sorun olmaz umarım.

      Kimi zaman yayınladığınız makaleler arasında belli bir ara olması elbette ki bir okuyucu olarak beni üzmekte, ancak bu aranın sorumsuzluk vb. sebeplerle oluşmadığını, belli bir motivasyon kaybıyla olduğunu da bilmekteyiz. Keşke istediğiniz maddi ve manevi ortamı kolaylıkla yakalasanız ve makaleleriniz çoğalsa, ama bunun da bir baskı oluşturmasını istemiyorum tabii ki.

      Saygılarımla.

      Sil
    2. Teşekkür ederim Hayyam Bey. Sanırım, dediğiniz motivasyonu yakalıyorum. Yazdığım kadardan daha fazla bilgiyi ya doğrudan ya da aracı olarak ben de bu blogdan elde ettiğimi söylemek isterim.

      Blog yöneticiliği konusundaki düşünceniz için ayrıca teşekkür ederim. Ancak ben blogda yönetici isem de patron sizsiniz.

      Saygılarımla.

      Sil
    3. Hocam sizli bizli beyli baylı konuşmaya ne gerek var :D

      Sil
    4. Sayın Serhat (ya da "hocam"),

      Sizi anlıyorum, böylesi konuşma dili veya üslubu artık özellikle internet ortamında pek yaygın olarak kullanılmadığı için size veya belki başkalarına göre de bunun sırıttığını kestirebiliyorum. Ancak bana göre saygı içeren bu dil kişiler arasındaki samimiyeti azaltan bir şey değildir. Nitekim, Erol Bey ile blog dışındaki konuşmalarımızda da aynı üslubu devam ettirmekteyiz ve ikimiz için de bir kayıp söz konusu olmadı şimdiye dek. :)

      Esen kalınız.

      Sil
  3. peki normal zekali bur aileden yüksek zekali üstun zekali bir dunyaya gelebilir mi boyle bir sey mumkun mu mesela ebeveynlerde cekinik kalan bir gen cocukta aktif olup bir iki nesil onceki atasindaki gen aktif olursa ebeveynlerden farkli zekaya sahip olabilir mi yoksa sadece ebeveyn ne ise iq su daha cok ebevyninin zekasina mi benzer?

    YanıtlaSil
  4. Cümlenizin başında söylediğiniz elbette ki mümkündür Sayın Adsız. Kim bilir belki de nice potansiyel zeki çocuklar, daha küçüklüğünde uygun ortam yaratılmadığı için yüksek zekasını göstermeye fırsat bulamadan, ortalama bir zekaya sahip birey olarak sonraki yaşamına devam ediyor olabilir. Çünkü, beyin, kullanılmayan sinir uzantılarını (belki de o kişiyi daha zeki yapabilecek sinir uzantılarını diğer bir deyişle akson ve dendritleri) budamış yani kopartmış olabilir.

    Ayrıca genetik kavramının dışında epigenetik olarak bir kavram daha var. Bunun anlamı, aynı gen koduna sahip iki kişi bile olsa, genlerin açılıp kapanarak birbirleriyle mesajlaşması farklı olabiliyor. Dolayısıyla aynı gen koduna sahip ikizlerden birinin genlerindeki haberleşmeye bağlı olarak, biri diğerine göre daha zeki olabilir.

    YanıtlaSil