Şükrü Argın: Müslüman Ateist

Yorum Yok
Bir ateist kendini daha çok ‘Tanrısız’ olarak mı, ‘dinsiz’ olarak mı görür? Ateizm tercihi Tanrı’ya karşı mı yoksa dine karşı mı oluşur?

Ateizm bilindiği gibi sözcük olarak ‘tanrıtanımazlık’ anlamına gelir. Fakat doğal olarak dinlerin reddini de içerir. Ben şahsen tutarlı bir ateist konumun kendisini ‘tanrıtanımaz’ olarak değil de esasen ‘din-tanımaz’ olarak tanımlaması gerektiğini düşünüyorum. Ateizm, dinlerin ve onların Tanrı fikrinin reddidir çünkü. Deizmden farkı, bu fikrin karşısına başka, daha makul ve makbul bir Tanrı fikriyle çıkmak gibi bir dert, niyet taşımamasıdır. Ateizm Tanrı’ya karşı çıkmaz. Zira bir şeye karşı çıkmak, onunla şu ya da bu yer ve zamanda bir şekilde karşılaşmayı gerektirir ki, Tanrı söz konusu olduğunda böyle bir ihtimal sıfırdır. En azından ateizmin fikri, hatta diyebilirsiniz ki inancı budur.

‘Ahlak’ kavramı bir ateist için ne anlam ifade eder?

Ahlak ile din arasında karşılıklı ve hatta zorunlu ilişki kurulan bir kültürel çevrede yaşıyoruz. Başka bir deyişle, bizdeki genel kanaat, dinsizliğin ahlaksızlıkla aynı şey olduğu yönünde. Dolayısıyla, bizde ateist için ahlakın bir anlam ifade etmeyeceği peşinen varsayılır. Ancak bu, kanaat düzeyinde böyledir. Zira gerçekte hepimiz inancın ya da inançsızlığın ahlakla doğrudan ilişkili olmadığını gayet iyi biliriz. Hepimiz etrafımızda -daha doğrusu içimizde- ahlaklı dindar ve ateistler kadar, hatta ne yazık ki çok daha fazla, ahlaksız dindar ve ateistlerin varlığına şahit olmuşuzdur. Bu sanırım kimsenin itiraz edemeyeceği bir olgu. Dindar olmak için ahlaklı olmak şarttır, ancak ahlaklı olmak için dindar olmak şart değil. Hatta burada şunu söylemeye bile cüret edebilirim: Hakiki bir dindarın Tanrı’ya inanma sebebi ile hakiki bir ateistin Tanrı’ya inanmama sebebi benzer bir ahlaki kaygı zemininde yeşerir. Zira ilki eğer Tanrı var olmazsa iyilik olmaz diye düşünür; diğeri eğer kötülük varsa Tanrı var olamaz diye düşünür.

Ateizm, kültürel kodlarla ne kadar ilintilidir? Bir Müslüman ateistten ya da Hristiyan ateistten söz edilebilir mi?

Eğer benim anladığım şekilde esasen Tanrı fikrinin reddi ise, doğal olarak kültürel kodlarla doğrudan ilgilidir. Tanımadığınız Tanrı’nın gayet tanıdık bir sureti vardır kafanızda. Uç bir örnek vereyim: Örneğin ben bazen bazı inançlı Müslümanların “Biz de Tanrı’ya inanmıyoruz, Allah’a inanıyoruz.” dediklerine şahit oluyorum ki, kültürel kodların ne kadar önemli olduğunu gösteren bir durum bu. Doğal olarak ateizm için de aynı şey geçerli. Müslüman kültürel çevre içinde yaşayan bir ateist, doğal olarak Müslüman bir ateisttir. Bu iki anlamda böyledir. Birincisi, onun karşı çıktığı Tanrı fikri ve sureti esasen Müslüman kültürü içinde şekillenmiş ve aktif hale gelmiştir. İkincisi, kimliğinin hamuru ister istemez içinde yaşadığı bu kültürel çevrenin ellerinde yoğrulmuştur. Bir arkadaşım, dini inancı sorulduğunda, ironik bir biçimde, “Elhamdülillah ateistim(!)” yanıtını verir.

İnançlılar ve ateistlerin bir arada huzur içinde yaşayabileceği bir düzen nasıl mümkün olur?

Ben bu politik meselenin ancak ‘ladini’ bir zeminde, yani tam da inananlar ile inanmayanlar ‘arasında’ kalan seküler bir mekânda çözülebileceğini düşünüyorum. Diğer bir deyişle, başka birçok meselede olduğu gibi, burada da ‘birlikte yaşama’ sadece taraflara eşit uzaklıktaki ‘bir ara’da mümkün hale gelebilir. Tarafları birbirinden uzak tutan bir mesafe olarak değil, tersine birbirine yaklaştıran, birbiriyle buluşturan bir açıklık, ferah bir meydan... İhtiyacımız olan bu tür ‘bir ara’.

Şükrü Argın

0 yorum:

Yorum Gönder