Dünya'da Dindarlık Azalıyor, Sekülerlik Artıyor

Yorum Yok
Dünya'da 2 milyarı aşkın Hristiyan, 1.5 milyarı aşkın Müslüman, 1 milyara yakın da Hindu yaşadığı pek çok kez tekrar edilen bir bilgidir. Oysa Dünya'da 1 milyarı aşkın ateist/agnostik/dinsiz de yaşamaktadır. [1] Diğer bir deyişle, nüfusunun çoğu kendisini dindar olarak tanımlayan ülkelerde, örneğin Türkiye'de, ateist/agnostik/dinsiz olanlar, yani sekülerler kendilerini azınlıkta hissetse de, Dünya'nın geneline bakıldığında hiç de azımsanamayacak bir çoğunluk olduğu görülebilir. Bundan daha da önemlisi, yapılan son çalışmalar ve araştırmalar, sekülerlerin sayısının ve oranının geçmişe göre arttığını ve muhtemelen artmaya devam edeceğini gösteriyor.

Pitzer College'da Sosyoloji bölümünde öğretim görevlisi olan Profesör Phil Zuckerman, aynı zamanda Seküler Çalışmalar adlı derse de öncülük ediyor. Zuckerman'ın geçtiğimiz günlerde derlediği bilgiler, günümüzde dindarların oranının azalıp sekülerlerin oranının ise arttığını ortaya koyuyor. [2]

Elbette ki refah düzeyi yüksek Batı toplumlarında sekülerlerin sayı ve oranının artma miktarı Dünya'nın diğer ülkelerine göre fazla olduğu bir gerçek, ancak öte yandan gerek Uzakdoğu'da, gerek Avustralya'da, gerekse de Afrika'da sekülerlerin geçmişe göre arttığı, en azından dinin yarattığı toplumsal baskıya karşın kendilerini seküler olarak tanımlamaktan çekinmeyenlerin sayısının umut verici bir biçimde çoğaldığı ifade edilebilir.

Her ne kadar dindarlığın etkisini nispeten kaybedip, sekülerliğin arttığının çok çeşitli sebepleri olsa da, Arthur C. Clarke'ın "Çocukluğun Sonu" adlı bilim kurgu romanında geçen, kimsenin Zeus veya Thor'un varlığını çürütmediği, ancak bu tanrıların zaman içerisinde müridlerini kaybettikleri fikrine paralel bir sürecin günümüz Dünya'sında kendine yer bulduğu söylenebilir. Diğer bir deyişle, bilimsel bilgiler ile evreni anlayışımızı şekillendirmeye devam ettikçe ve sadece ayağı yere basan yol ve yöntemleri esas almanın önemini kavradıkça, kimse doğrudan dinlere saldırıp onların iddialarını çürütmese bile, dinlerin etkileri zamanla azalmaya mahkum kalacaktır.

Şimdilik, eldeki verilerle sekülerliğin tırmanışını gösterelim ve uzak gelecekteki dinin akıbetini bir kenara bırakalım.

National Geographic'te yayımlanan son çalışmaya göre, Dünya'nın yeni yükselen trendi: "Dinsizlik". [3] Yapılan çalışmalar, özellikle Batı Avrupa'da, Kuzey Amerika'da ve Avustralya'da dinsizliğin hızla büyüdüğünü gösteriyor.

Tarihinde ilk kez Norveç'te seküler olanlar çoğunluğu oluşturmuş durumda. [4] "Tanrıya inanıyor musunuz?" şeklindeki soruya "hayır" diyenlerin oranı %39 iken, "evet" diyenlerin oranı %37'de kalmış durumda. Geriya kalan %23'lük kesim ise, buna bir cevaplarının olmadığını/çekimser kaldıklarını ifade ettiler. Bundan 2 yıl önce yapılan araştırmada, dindarlar ile sekülerlerin oranı eşitti; 1985'de ise dindarların oranı %50 iken, sekülerler sadece %20'ydi. Diğer bir deyişle, 30 yıllık bir süreçte çok büyük bir değişim yaşandığı rahatlıkla görülebilir.

İngiltere, dünyanın en az dindar oranına sahip olan ülkelerinden biri. Yapılan araştırmalara göre, nüfusun sadece %30'u kendisini dindar olarak tanımlıyor. [5] Bununla birlikte, geriye kalanların %53'ü kendisini seküler olarak tanımlarken, %13'lük bir kesim ise kendisini ateist olarak tanımlıyor ve geri kalan azınlık da çekimser kalmayı yeğliyor. Öte yandan, kendilerini dindar olarak tanımlayanların da dini ritüellere katılımın azaldığı görülüyor. Hristiyanlıkta önemli bir yer tutan Pazar ayinleri, tarih boyunca dindarlar tarafından kiliseye gidip dua etmek ve ilahi söylemek şeklinde vuku buluyordu. Oysa tarihinde ilk defa 1 milyon kişiden az sayıda kişinin Pazar ayini için kiliseye gittiği tespit edildi. [6] Bu, bize, her ne kadar %30'luk bir dindar kesim olsa da, aslında bu dindarların da "gelenek" ve "alışkanlık" sebebiyle kendilerini böyle tanımladıkları şeklinde bir sonuca götürebilir.

İzlanda, oldukça ilginç ve hızlı değişim gösteren ülkelerden biri. Yaklaşık 20 yıl önce dindar olanların oranı nüfusun %90'ını oluştururken, bugün bu oran %50'nin altına düşmüş durumda. [7] Bundan daha sarsıcı olan bilgi ise, 25 yaş ve altı İzlandalı gençlerin neredeyse hiçbirinin tanrıya inanmadığı. [8] 25 yaş ve altı İzlandalı gençlere sorulan "Evreni tanrı mı yarattı, yoksa Big Bang ile mi oluştu?" sorusuna, %94 oranında "Evren, Big Bang sonucu oluştu." cevabı verilirken, geri kalan %6'lık kısım ise "bilmiyorum" veya "diğer" şeklinde cevapladı. Diğer şeklinde cevap veren gençler ise, evrenin Big Bang ile oluştuğunu ama bunu tanrının yaptığını ifade ettiler. Gençler arasında seküler yaklaşımın bu denli yaygın olması, hiç kuşkusuz, ilerleyen dönemlerde İzlanda'nın dindarlıktan daha da sıyrılacağının bir işareti sayılabilir.

Hollanda'da yaklaşık her 3 kişiden 2'si herhangi bir İbrahimi dine inanmıyor. [9] Bundan 10 yıl önce ruha inananların oranı %40 iken bu oran %31'e kadar düşmüş durumda günümüzde. Aynı şekilde, yüksek bir gücün var olduğuna inananların oranı aynı süreçte %36'dan %28'e gerilemiş durumda. Hollanda halkının %25'i kendisini Hristiyan, %5'i Müslüman, %2'si diğer diğer dinlerin mensubu olarak tanımlıyor. Geriye kalan yaklaşık %70'lik kesim ise kendisini seküler olarak tanımlarken, eğitim ve politikanın dinden arındırılması gerektiğini düşünüyor. Öte yandan, yapılan çalışmalar, %25'lik Hristiyan nüfusunun sadece %13'ünün cennete veya İsa'nın tanrının oğlu olduğuna inandığını gösteriyor. Diğer bir deyişle, kendisini Hristiyan olarak tanımlayanların neredeyse yarısı, bunu bir "gelenek" ve "alışkanlık" olarak sürdürmekte, mensup oldukları dinin her söylediğini kabullenmemekte. Bunun bir diğer kanıtı ise, 700 protestan kilisesinin ve 1000'in üzerinde katolik kilisesinin düşük katılım ve ilgisizlik sebebiyle önümüzdeki yıllarda kapanacağının beklenmesi. [10]

Avrupa'da yaptığı anketler ile önemli bir yere sahip olan Eurobarometer'in son verileri, pek çok önemli Avrupa ülkesinde ciddi sayılabilecek oranlarda sekülerliğin kendine yer bulduğunu gösteriyor. [11] Buna göre, "Tanrıya inanıyorum.", "Bir çeşit güç veya enerji olduğuna inanıyorum." ve "Bir çeşit güç veya tanrının olduğuna inanmıyorum." şeklinde 3 temel yaklaşımla yapılan dindarlık/sekülerlik anketinin verileri şu şekilde: Fransa, %40 ile tanrıya inanmama oranının en yüksek olduğu ülke. Fransa'yı, %37 ile Çek Cumhuriyeti izliyor. İsveç %34, Estonya %29, Almanya ve Belçika %27, Slovenya %26 gibi sekülerlik oranlarına sahip. Avrupa Birliği'nde toplam olarak bir tanrıya inananların oranı %51, bir çeşit güç veya enerjinin olduğuna inananların oranı %26, herhangi bir güç veya tanrıya inanmaların oranı %20. Elbette İsviçre, İzlanda, Norveç gibi İskandinav ülkelerinin bu oranlara dahil edilmediğini ve söz konusu ülkelerde sekülerlerin oranının dindarlardan fazla olduğunu belirtmekte fayda var.

ABD'de sekülerlerin oranının arttığına dair en açık veriler gözlemlenebiliyor. Bilindiği üzere, ABD özgürlükler ülkesi olarak tanındığı kadar, muhafazakar yapısıyla da ön plana çıkıyor. Ancak yapılan son çalışmalar, 2007'den bu yana "tanrının varlığından kesin olarak emin olanların" oranının %71'den %63'e gerilediğini gösteriyor. [12] Yine aynı şekilde, "kendisini bir dine mensup bulanların" oranı 2007'den bu yana %83'den %77'ye gerilemiş durumda. Öte yandan, "dinin hayatınızdaki önemi ne kadar?", "ne sıklıkla dua edersiniz?", "ne sıklıkla dini aktivitelere katılırsınız?" gibi çeşitli soruların her birinde, 2007'den bu yana ortalama %3'lük bir dindarlık aleyhine değişim görülmekte. [13] Bir diğer deyişle, ABD'li yetişkinler arasında, %23 ile %28'lik bir sekülerlik oranı görülmekte. [14] Bunun yanı sıra, ABD'li 20 yaş civarı gençler arasında bir dine bağlı olmayanların oranı %35 olarak belirtiliyor. [15] Bu oranın, ABD'nin tarihindeki en yüksek inançsızlık oranı olduğu söylenebilir. Bu da, elbette ki, yükselen sekülerliğin bir diğer yansımasıdır.

Kanada'da Hristiyanlık en yaygın din. Yaklaşık %67'lik bir kesim Hristiyan olarak tanımlıyor kendisini. %24'lük bir kesim ise kendisini dinsiz olarak tanımlıyor. [16] Ancak bu oran, 90'ların başında sadece %16'ydı. Diğer bir deyişle, yaklaşık 25 yılda, sekülerlerin oranı %8'lik bir artış göstermiş durumda.

Avustralya'da sekülerlerin oranı %27. [17] Oldukça önemli bir orana sahip olan sekülerler, aynı zamanda dikkate değer de bir artış gösteriyor. Nitekim, 2001 yılında sadece %15'lik bir orana sahiptiler. [18] Bu da demek oluyor ki, sekülerlerin oranı yaklaşık 15 yılda, %12'lik bir artış göstermiş.

Yeni Zelanda da aynı şekilde sekülerlerin oranının yüksek olduğu bir ülke. 2001 yılında kendisini bir din ile bağdaştırmayanların oranı %30 iken, bu oran günümüzde %42'ye ulaşmış durumda. [19]

Güney Amerika'da sekülerlerin oranı elbette ki refah düzeyi yüksek Avrupa ülkelerine kıyasla biraz daha az. Meksika'da %7, Brezilya'da %8, Arjantin'de %11, El Salvador'da %12, Şili'de %16, Dominik Cumhuriyeti'nde ise %18'lik bir oran kendisini bir dine bağlı hissetmediğini ifade ediyor. [20] Uruguay'da bu oran diğer ülkelere göre epey bir farklı: %37. Sekülerlerin bu artışı, tarih boyunca bu coğrafyadaki en yüksek oranlara ulaşmış durumda. [21]

Japonya, sekülerlerin oranının en fazla arttığı ülkelerden biri. Bundan yaklaşık 60 yıl evvel, Japonya nüfusunun %70'i kendisinin bir dine bağlı olduğunu ifade ederken, bugün bu oran %20'lere düşmüş durumda. [22] 1970'de ülkede yaklaşık 96,000 Budist tapınağı varken, 2007'de yapılan çalışmalara göre tapınak sayısı 75,000'lere kadar düşmüş durumda ve bunların yaklaşık 20,000 tanesinde hiçbir görevli bulunmuyor.

Güney Kore'de nüfusun çoğunluğu bir dine inanmıyor. Güne Kore İstatistik Kurumu'nun verilerine göre, nüfusun %46'sı kendisini dinsiz olarak tanımlıyor; %29'u Hristiyan, %23'ü ise Budist. [23] Bir dine mensup olmayan %46'lık nüfusun %15'i kendisini doğrudan "kesinlikle ateist" olarak tanımlıyor. Bu oran, 2005'te %11'di. Öte yandan, 2005'te Hristiyan, Budist ve diğer dinlere mensup olanların oranı %58 iken, günümüzde bu oran %53'lere gerilemiş durumda.

Çin'de, nüfusun yaklaşık %50'si kendisini seküler olarak tanımlıyor. [24] Çin'in nüfusunun yaklaşık 1.3 milyar olduğu düşünüldüğünde, seküler olan insan sayısının fazlalılığı çok daha rahat görülebilir.

Afrika'da dindar oranında büyük bir değişim söz konusu olmasa da, küçük ilerlemeler şeklinde de olsa sekülerlerin oranı artış göstermekte. Kendisini dinsiz olarak tanımlayanların oranı Gana'da %5, [25] Madagaskar ve Tanzanya'da %9, Gabon ve Svaziland'da %11. [26]

Son olarak, yapılan çalışmalar, Botsvanalıların [27] ve Jameikalıların [28] %20'sinin kendisini bir dine bağlı olarak tanımlamadığını gösteriyor.

Bunların yanı sıra, İsrail, Macaristan, Rusya, Azerbaycan, Kazakistan gibi pek çok ülkenin halkının dindar olmaktan yavaş yavaş uzaklaştığı bilinmekte. Genel olarak, insanlık tarihi boyunca, dindarlığa karşı sekülerliğin en yüksek olduğu zamanlarda olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ancak yine de, elbette ki, seküler olmanın her zaman çok kolay olduğu da söylenemez. Nitekim, Bangladeş'te kimi seküler blog yazarları öldürüldü, çoğu ise tehdit altında yaşıyor. [29] Öte yandan, Suudi Arabistan'da yine seküler bir blog yazarı olan Raif Badawi'ye 10 yıl hapis, 1000 kırbaç ve 266.000 dolar ceza verilmişti. [30] Bunlarla birlikte, 13 İslam ülkesinde ateizm idam ile cezalandırılıyor. [31] 

Kısacası, bir İslam ülkesinde seküler olmak ve dinin boyunduruğu altına girmemek, çoğunlukla bireyin toplum baskısıyla karşı karşıya gelmesi sonucunu doğuruyor ve bunun bir adım ötesinde, devlet eliyle ve hukuk vasıtasıyla bireyin cezalandırılmasına sebep oluyor. Ancak yine de, buna rağmen İslam ülkelerinde sekülerlerin çalışmaları devam ediyor ve sesleri yavaş yavaş da olsa artıyor. [32] İslam ülkelerinde ateizme duyulan ilgi ve merakın bir göstergesi olarak, geçtiğimiz haftalarda Richard Dawkins'in ünlü kitabı Tanrı Yanılgısı'nın Arapça tercümesinin kısa sürede internette 10 milyon fazla defa indirilmesi sayılabilir. [33]

Dünyanın çeşitli coğrafyalarında çeşitli dindarlık/sekülerlik oranları olsa da, Pew Araştırma Merkezi'nin verilerine göre, 2010'da 1.1 milyar olan sekülerlerin sayısı, 2020'de 1.2 milyara ulaşacak. [34]

Tüm bu veriler ışığında sekülerliğin/dinsizliğin arttığını söyleyebiliriz. Elbette İslamiyet'in de hızla yayıldığı bir başka gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Yine de, günümüz dinlerinin, ileriki tarihlerde tıpkı mitolojik ögeler gibi değerlendirilip inceleneceğini düşünerek, dinler tamamen ortadan yok olmasa bile, en azından kurumsallaşmasının ve politika, eğitim, sosyal ilişkiler vb. alanlara dahil olmasının minimum seviyeye ineceğini umut ediyorum. Ve son sözü, Hermann Hesse'nin "Öldürmeyeceksin" adlı kitabından yapmak istiyorum: "Bir tanrı var mı yok mu bilmeyişiniz, iyi kötü diye bir şeyin var olup olmadığını bilmeyişiniz, bunları tastamam bilmenizden daha iyidir." (Hermann Hesse, Öldürmeyeceksin, Yapı Kredi Yayınları, Sf.94)

Hayyam

0 yorum:

Yorum Gönder