Zaman Üzerine -3

1 Yorum
Belki zamanı sözcükler ile işgal etmek mümkün olabilir.

Bilinmez Gibi Görünen Sahte Sahtelik

Sahte sahte, gizlenmiş gerçektir. Gerçek gözlerimizin önündedir. Tek gerçek, bildiğimiz zaman akışında geleceğin gelmekte olduğudur. Başka hiçbir gerçeklik olmamalıdır. Buradaki sahtelik, bilinmez gibi görünüşüdür geleceğin. Gelecek bilinir, o her şeyden çok bilinendir. Gelecek hakkında bilinmesi gereken tek gerçeklik, onun geleceğidir - daima bir şeylere bağlı olarak. 

Buradaki sahtelik ise, öznenin geleceği en bilinmez olan olarak nitelendirip, eylemlerinde sorumluluk almamasıdır. Kader, kısmet, nazar, ve hatta kaza sözcükleri, öznenin çıkarım yapabilen aklına yapılan hakarettir. Zaman ve eylem ilişkisi hiçe sayılır. Neden - sonuç ilişkisi hiçe sayılır. Eylemlerin "kısmet" denerek kaçılan sonuçları, sahteliktir. Gerçeği omuzlanamamaktır. Öznenin en büyük kendini kandırışıdır "kısmet." 

Kaza yoktur, neden-sonucu kurulamamış beklenmedik eylem ve olay vardır.

Gelecek benden bağımsız gibi görünür, fakat zaman ve uzamdır insanın ani ölümü
Bir kaza yalnızca "o zamanda o yerde olmak"tır. Bu bizzat insana bağlıdır.
Özneye bağlı olmayan fakat özneyi etkileyebilen kazadan nasıl söz edilebilir?

Bu satırlar yazılırken veya okunurken binlerce 'kaza' meydana geliyor. Fakat bu yazı rahatlıkla yazılabiliyor. Okuyan gözler rahatlıkla okuyabiliyor. Çünkü zaman ve uzam ilgisizliğidir rahatlık. Bana dokunmayan yılan, benimle eş zaman veya uzamda olmayan yılandan başka bir şey değildir. Kolaya alışmış ezber zihinli özne, aynı zaman ve uzamda olmadığı hiçbir olayı hiçbir şeye yormaz. Bu düşünsel emeğe tenezzül bile etmez..  "Kısmet" ve "nazar" cephanelerini ancak kendine dokunan anlarda savunmak için harcayacaktır.

Zaman ve uzam üzerine tuz tanesi kadar düşünmeyenin zaman ve uzam üzerine en rahat konuşanlar olması da bundandır. Onların cephaneleri hep hazırdır. Silahları ise hep aynıdır. Ancak birbiri ardına kazanılmış hiçbir iki savaş yoktur ki, farklı ve daha üstün silahlar kullanılmamış olsun.


Geçmiş, şimdi, gelecek
Hepsi birbirine dönüşecek.

Gelecek geçmişe hükmeder
Geçmiş geleceğe hükmeder
Şimdi, ikisinin kavgasıdır.

Geçmiş, iki kafalı yılandır. Yakın ve uzak geçmiştir başları.
Belki de iki kafalı "bana dokunmayan yılan"dır. Fakat geçmişi, öznenin kendisinden o kadar da bağımsız değildir. Özneyi özne yapan elementlerin başında geçmiş geliyorken üstelik.

Geçmişin bükülmesi, 
Umulmadık anda zihinde beliren acıklı bir "Ne yaptım ben"e bakar
Yılmadan çekiştirir hafızayı ardından, geçmişteki halatlar.

Geçmiş, geçmişi de şekillendirir
Özne geçmişte yaptığı bir hatayı "tam şimdi" aptalca bulabilir. Pişmanlık hissi mumyalar bedenini. Artık pişman bir "şimdi"dir özne. Ve o an hemen geçmişe katılır. Böylelikle az önce, yani pişmanlık duymadan hemen önce gururla hatırladığı o eylemleri, pişmanlık duyduğu andan hemen sonra yeni bir şeye dönüşmüştür artık. Gururlar pişmanlıklardır.
İşte, az önce en yakın geçmişe dönüşmüş olan "en son şimdi", en uzak geçmişleri bile şekillendirmiştir. Geçmiş bu yüzden en çok ve en kolay dönüşendir.

Yakın geçmiş, uzak geçmişe hakim olabilir:
-Dün yaptığım bir şey, bütün geçmişimi yok edebilir.

Uzak geçmiş yakın geçmişe hakim olabilir: 
-Uzun süredir bir özelliğiyle ün yapmış bir kimsenin yakın geçmişte yaptığı bazı şeylere inanmaz bazen insanlar.  
"O yapmaz öyle şey. O yapmamıştır. O değildir." gibi  kabullenemeyişler, uzak geçmişte inşa edilmiş karakterin yakın geçmişi güvenceye almasıdır.

Geçmiş, birikmiş şimdilerdir. Şimdi, gelecekten kucağıma akandır. 
Bu yüzden geçmiş, birikmiş geleceklerdir. Geleceğin geçmiş-leşme anı, bu sebeple işten bile değildir.
Sürekli biriken taze-geçmişlerin oluşturduğu bir çizgidir yaşayış. Her şey geçmişten mi ibarettir?

Aklın mekaniği nerede işler? Geçmiş mi, şimdi mi, gelecek mi kurar aklı? Her şey iç içeyse, benim bu sıkışmışlık içinde karşılığım nedir? Bir illüzyon denizi haricinde hiçbir karşılık görünmüyor.

Geçmiş, şimdi, gelecek
Hepsi birbirine dönüşecek.


Her şey, Her Şey.

Geçmişim geleceğimi belirler.
Bireyin karakteri nöronal sapmalar olmadıkça belirli bir çember içerisinde gidip gelmektedir. Bu çemberin yapılanışı çocukluk ve ondan önce öznenin içerisine fırlatıldığı aile, kültür, toprak, ulus, etnisite, din, dil ve ambiyanstır.

Gelecek şimdi-mle şekillenir.
"Karar veren ben" hangisidir? O, şimdi-deki öznedir. Geçmişteki özne karar veremez. Fakat şimdi-de karar verecek olan özneyi yapan odur. Nihayetinde daima şimdi-deki karar verir. Yeni şimdi-ler yaratır, dolayısıyla da sonsuz yeni geçmiş-ler.

Şimdi-m geçmişimle oluşur. 
Hemen üstteki "karar veren", kararlarını rastgele vermeyecektir. Onun zihninde gömülü bir geçmiş vardır. Şimdi-nin sarmallarında kıvranan özne, öyle bir karar arafındadır ki bir sonraki adımını çekiştirip duranlardan biri de geçmiştir. Geçmişinden bağımsız kararlar verdiğini sanan ve radikal bir eylem yarattığına inanan insan cüceler adasındaki Gülliver kadar büyük yanılgılar içindedir. Hafıza, yeni bir şey yaptığını sandığı anda içindeki geçmişleri öylesine bir çalkalayıverip yerlerini değiştirmekten öteye gitmemiştir aslında.

Şimdi-m geleceğimin tutsağıdır.* 
Şimdi-m, genel bir uğraş içindedir şekil vermek için inandığı geleceğe. Aslında ufukta duran o sahte gelecek ışığı, zaten ellerimde olmayan her anımı zincirlemiştir. Özne işte bu denli akıl almaz bir işkence görür her koldan. Varlığı zamanın işkenceleri arasında kavrulan "tek" geçimlik bir yoldur.

Gelecek geçmişimi dönüştürür. 
Gerçekleşmesi beklenen bir şey, geçmişi sorgulamaya itebilir özneyi. Hiç yapmadığım, yaptığımdan en çok emin olduğumdan bana.

Geçmiş geçmişi büker. 
(Bkz : yazının girişi.)

Geleceğim, şimdi-m ile kırılabilir. 
Ani bir ölüm şimdiyi ağzına kadar son bir kez doldurur. Gelecekten söz edilemez artık.

Gelecek, geleceği ortadan kaldırır. 
İki seçimli bir yol varken, asla aynı 'eş zamanda' ikisinden de gidilemez. Birinin varlığı ötekini yok kılacaktır. Bunlar öznenin hemen önündeki gelecekteki iki opsiyondur ve hem birbirlerine bağlı, hem tezat içindedirler.

Her şey bu kadar iç içe, ve öznenin sorabildiği en mütevazı soru "Ben kimim?" 

Yazık düşünen varlığa
Yazık asla cevap alamayacak olmasına.
Daha ilk mesafesinde düşünüşünün
Çoktan örülmüş dev acı duvarlarıyla
Yaşayacağı kaçınılmaz çarpışmaya
Ne yazık. 

( *Schopenhauer bu sonsuz çaba ve Budist mutluluğunu özetlemiştir. Aşkın Metafiziği & İnsan Doğası Üzerine)

1 yorum:

  1. Zamanı hiç böyle dusunmemistim doğrusu

    YanıtlaSil