* * *
Çok kolay ölünüyor. Aslında çok daha güç ölmeliydi insan.
***
Teselli edici dinlerden birine dahil olmadan ölümü hep hissetmek: Ne cesaret, ne korkunç cesaret!
***
Herkese yazık. Aslında hiç kimse ölmemeliydi. En ağır suç bile ölümü hak etmemiştir ve ölüm tanınmasaydı o zaman en ağır suç diye bir şey de olmazdı.
***
İnsan en önemli olanı söylemeye cesaret etmeden, kırk ya da elli yıl boyunca iç dünyasında taşır. Sırf bunun için tahmin bile edilemez, erken yaşta ölenlerle nelerin kaybolup gittiği. Her ölüm erkendir.
***
Öleceğimizi bildiğimiz için kötü olmak zorundayız. Ne zaman öleceğimizi bilsek daha da kötü olurduk.
***
Bir kimse, en sevdiği insanın ölümüne sebep olan bir hastalık o kişinin ölümünden sonra tedavi edilebilen bir hastalık haline geldiğinde seri katil oluyor.
***
Ölüler için yapılan ağıt, hayata döndürmeye yöneliktir, ağılın amacı budur. Ağıt, gerçekleşene kadar uzamalıdır. Ama vaktinden önce kesilir: Yeterince tutku yoktur.
***
Öldürmeyi kendine yasaklayan insana sonunda her türlü özgür kararın yasaklanmış olması mümkündür.
***
Ona, pratik tavus kuşu. T., diyorum ve bir süre her şeyi onun gözüyle görmek istiyorum.
T., bütün mezarlıkları yok etmek istiyor; çok yer kaplıyorlarmış.
T. bütün listeleri silmek istiyor, eskiden kimlerin yaşadığı bilinmesin diye.
T. tarih dersini kaldırıyor.
T. soyadlarını ne yapmalı, karar veremiyor, bunlar babaların, büyük babaların ve benzer ölülerin hatıralarını canlı tutuyor.
T. miraslara karşı değil, bunlar yararlı şeyler, ama eski sahipleriyle ilişkilendirilmemeli.
T., Çinli filozof Mo-çe'den de ileri gidiyor: O, sadece cenaze masraflarına değil, tüm cenaze törenlerine karşı.
T., yeryüzünü yaşayanlar için istiyor, ölüler defolsun, çıplak ay bile ona göre ölüler için fazla, ama bir geçiş dönemi olarak mezarlık yerine kullanılabilir. Ölü olan her şey zaman zaman Aya postalanır. Ay çöp yığını ve mezarlık yeri. Anıtlar? Ne için? Bunlar meydanları ve caddeleri bozuyor. T. ölülerden, kapladıkları yerlerden nefret ediyor, her yere yayılıyorlar çünkü.
T. 'nin sevgilileri hep genç. Ciltleri gevşemeye başladığında def ediyor onları.
T. diyor ki: "Sadakat mı? Sadakat tehlikelidir, ölülerde son bulur."
T. elinden geldiğince her yerde iyi bir örnek olarak başı çekiyor ve hep tüyler ürpertici saygısızlıklar icat ediyor.
T. gazete sansürlüyor: Böyle olmalı gazete. Ölüm ilanı yok. Ölü hakkında yazı yok!
T. çok zengindir, bütün mumyaları satın alıp onları kendi elleriyle açıkça tahrip ediyor.
T. ama öldürmekten yana değil, o yalnızca ölülerin öldürülmesinden yana.
T. İncil'i kendi modem amaçları için değiştirerek yazıyor. Öteki kutsal kitaplarla da ilgileniyor ve hepsini, kendi anlayışına göre sadeleştiriyor.
T. ölüleri asla hatırlatmayacak tarzda giyinir.
T. ölülerden geldiği bilinen eşyalara evinde yer vermez.
T. ölmüş insanların bütün mektuplarını ve resimleri daha o saat yırtar.
T. etkili bir unutma sanatı icat eder.
T. hastaları ancak tekrar iyileşirlerse ziyaret eder. Ölmek üzere olanlar için kimsenin tanımadığı gizli yerler ya da onlarla uğraşmakla görevlendirilmiş kişiler vardır.
T. hayvanlara iyi davranmadığımızı düşünüyor. O, yalnız ölü ev hayvanlarıyla ilgili meseleleri reddeder ve bunlarla mücadele eder.
T. doktorların eğitimlerinin değişmesini ister.
T. 'nin kendine özgü duası. Bu duada benimsediği Tanrının özellikleri vardır. İsa'yı bir şarlatan sayar.
T. farklı yürüyor, sanki ölüleri hiç tanımıyor.
T., bizlerin bir ölüyü görmekle ebediyen hastalanıp bir daha asla iyileşemeyeceğimizden emindir.
T., ölülere aldırmadığı için asla yaşlanmayacağını iddia eder.
***
İnsan, ölümle yitirdiğini tanır, tüm yaşamakta olanları ise yanlış tanır.
***
Mümkündür ki yalnızca mutsuz kişi mutlu olmayı gerçekten bilir, ve bu neredeyse adalet gibi görünür.
***
İnsan bütün sorularını dürüstçe cevapladığında onu ölümden azad edecek bir makam olmalıydı.
***
Hayatın en büyük çabası, ölüme alışmamaktır.
Elias Canetti
Ölüm Üzerine

Yazı çok ilginç bir bulgu ile bitmiş :
YanıtlaSil"Ölmek zorunda olduğuma hala inanmıyorum, ama bunu biliyorum."
Bana bilmek ve inanmak arasındaki farkı hatırlattı:
Bir ölü.
Herkes o ölünün artık hareket edemediğini, doğal olarak da kimseye bir zarar veremeyeceğini 'bilir'.
Bilir de, yine de o bilgili insanlardan neredeyse hiçbiri o ölüyle bir gece yalnız kalamaz. NEDEN ?
'Ölü hareket edemez, zarar veremez' 'bilgi'si inanca dönüşmemiş diyedir bu çelişki.
Geceyi ölü ile geçirebilen az sayıdaki insan; bilgi'sine sahip olduğu şeye kanaat getirmiş, yani 'inanmıştır'.
Diğerleri ki çoğunluktadırlar, 'bilmiş' ama bilmenin gereğini yapamamışlardır.
Yani inanmamışlardır.
Hayatta en sık rastlanan, en çok problem çıkaran 'fark'lardan biridir, bilmek ile inanmak arasındaki fark.
Bazen sadece bilmek yetmiyor yani, bir de inanmak gerekiyor...
Şu soruya bir şeyler söyleyin;
YanıtlaSilBir gün mutlaka ölcez, ha bugün ha yarın, fark edermi.