Allah Her Şeyi Yapamaz

70 Yorum
Konunun içeriğine geçmeden evvel hemen belirtmek isterim ki burada bahsedilecek mevzu "Allah, kendi kaldıramayacağı birtaş yaratabilir mi?" gibi klasik paradokslardan daha farklı olacaktır. Burada ele alınacak konu daha ziyade Allah'ın gücüne rasyonel bir yaklaşım çerçevesinde işlenecektir.

Bu kısa açıklamadan sonra Allah'ın gücünün veya başka bir deyişle yapabileceklerinin sınırılılığına ilk örnek yaklaşımımız ile geçmek istiyorum. Bu ilk yaklaşımın temel problemi; "Allah dua edemez" argümanıdır.

İslamiyet inancına göre Allah birdir ve tektir. Allah'tan daha üstün bir güç yoktur. Aynı zamanda dua etmek; insanların kendilerinden daha üstün olan bir yaratıcıdan -Allah'tan- dileklerini gerçekleştirme isteği, yakarışı olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda dua etmek için temel iki gereksinim vardır;

1. Belli bir isteğe ve dolayısıyla eksikliğe sahip olmak
2. İnsandan daha üstün ve güçlü bir varlığın olması

Şimdi Allah dua edebilir mi bu konuya yoğunlaşalım. Öncelikle ilk maddeye göre dua etmek için bir eksikliğe sahip olmak ve bununla birlikte bir istekte bulunmak gerekmektedir. Peki Allah hiçbir eksikliğe sahip değilse ve dolayısıyla bir istekte bulunmayan bir varlıksa bu ilk madde nasıl gerçekleştirilebilir?

İkinci maddemiz dua için herhangi bir varlığın kendisinden daha üstün bir varlığa yani bir yaratıcıya sahip olması idi. Oysa Allah birdir, tektir ve en üsttedir. Yaratılmamıştır. Dolayısıyla da kendisinden daha üstün bir varlık yoktur. Bu bakımdan dua etmek için gerekli ikinci gereğimiz de yerine getirilememiş olur.

Bu bilgiler ışığında rahatlıkla söyleyebiliriz ki Allah dua edemez. Çünkü dua etmesi için eksikliğe sahip olmalı ve aynı zamanda kendinden daha üstün bir varlık bulunmalıdır. Bir başka deyişle Allah dua etmek isterse kendisine şirk koşmalıdır.

Burada bir çok müslümanın "Allah'ın dua etmeye ihtiyacı yoktur" dediğini duyar gibi oluyorum. Hemen bu koşulu da gerçekleştirecek varsayımsal bir durum oluşturalım;

Diyelim ki Allah bir insanın duasını kabul edeceğini söyledi ve söz verdi bu konuda. Duası kabul edilecek insan da şöyle bir dua etti; "Ey Allah'ım sana yalvarıyorum eşimin ve çocuklarımın güzel bir hayat geçirmesi için her gün dua et!"

Şimdi iki ihtimal var; ya Allah sözünden dönmeli -ki böyle bir şey yapmayacağını varsayıyoruz- ya da her gün dua etmeli. İşte böylece Allah dua etmeye ihtiyaç duymasa bile dua etmek durumunda kalabilir.

Hayyam

70 yorum:

  1. Her seyi yapamazsa O Allah degil...

    YanıtlaSil
  2. Allah her şeyi yapabilir demek için her şeyi yaptığını ispatlamak gerekir. Eğer allahın sıfatlarını göz önüne alırsak yapamayacağı şeyler varsa demek ki allah zaten her şeyi yapamıyordu.

    YanıtlaSil
  3. Eğer Allahın da dua edeceği daha üstün biri olsaydı zaten duaları kabul eden Allah olmazdı dolayısıyla dua eden şahsiyet de Allaha değil ona dua ederdi çünkü zaten duanın amacıda budur öyle değilmi ancak yardım edene ve kabul edene edilir...Burda ki mantık hatası da budur neden dua edenin en güçlüye değilde sıradan birine dua etmesi için yalvarıyor olmasıdır çünkü bu mantığa göre Allah kendinden başka güçlü olmayan değildir yani Allah değildir.
    Diğer husus ise şudur Allahın daha kul dua etmeden hadi bugün şu kulumun duasını kabul edicem diye varsayımlar üzerinden dünyanın dengesini sağlayıp sağlamayacağıdır aksi takdirde bu dengenin her an bozulabilir olması kaçınılmazdır yoksa değil midir?
    Einstein derki Tanrı evrenle kumar oynamaz.Sizin varsayımlarınaza göre ise oynar.Burdan tartışalım lütfen Allah kumar oynar mı oynamazmı?

    YanıtlaSil
  4. Buradaki sorun Allah'tan daha üstün bir güç olup olmaması değil. En üstün güç olan Allah'ın neleri yapamayacağıdır. Yani sizin de dediğiniz gibi Allah en üst güçse, sırf en üst güç olduğu için dahi yapamayacağı şeylerin olmasıdır. Yazıda da bunu dile getirdim; en üstün güç olan bir varlık kendisinden daha üstün bir gücün varlığını gerektiren hiçbir eylemi (ki bu burada dua oluyor) yapamaz. Tabii ki bu durumu gözümüzde canlandırmak biraz hayal gücünü de zorlamayı gerektirir.

    Einstein da Tanrı zar atmaz demiştir. Bunun sebebi Einstein'in determinist evren anlayışına karşı kuantum fiziği indeterminist evren anlayışını öne sürmüştür. Yani Einstein atomların belli parçacıklar olduğunu hayal ederken kuantum mekaniği atomaltı parçacıklarda tamamen belirsizlik olduğunu söylemiştir. Haliyle Einstein da Tanrı zar atmaz, her şey ölçülebilir olmalıdır demiştir.

    Şimdi konuyla bağlantısına gelelim; ister determinist ister indeterminist anlamda olsun fizğin bizler tarafından belirli ya da belirsiz olması tanrının kumar oynayacağı anlamına zaten gelemez. Çünkü indeterminist bir yapı bizler için geçerlidir oysa tanrı pekala indeterminist yapıyı da kavrayacak durumda olabilir.

    Şimdi işi daha da ilginç hale getirelim; peki tüm bunlara rağmen tanrı kumar oynayabilir mi? Eğer O mutlak güç ve irade sahibiyse kumar da oynayabilecek yapıda olabilir. Eee tanrının düşünce yapısını da bilmediğimiz için belki de şu an tamamen bir kumar oyununun parçasıyızdır. Tanrının işleri nasıl idare ettiğine dair bir ipucumuz var mı?

    YanıtlaSil
  5. Bir müslüman "Ey Allah'ım sana yalvarıyorum eşimin ve çocuklarımın güzel bir hayat geçirmesi için her gün dua et!" diye dua eder mi hiç? O ancak şu şekilde olur "Allah'ım sana yalvarıyorum eşime ve çocuklarıma güzel bir hayat geçirmeyi nasip et" dualar ancak bu şekilde kesin bir dille yapılmalıdır çünkü Allah her şeye kadirdir.

    YanıtlaSil
  6. "Allah dua edemez" argümanı, "Allah, kendi kaldıramayacağı birtaş yaratabilir mi?" gibi klasik paradokslardan hiç te farkı olmayan sinsi bir paradosktan başka hiç bir yere çıkışı olmayan bir durumdur. Fark sadece islam inancı içine herkesin anlamayacağı bir şekilde nifak tohumlarını sinsice ekmektir.

    YanıtlaSil
  7. "Allah dua edemez" değil, "Allah dua etmez".
    Dua bir ihtiyaçtan doğar, oysa Allah Zati Sıfatlarında da belirtildiği gibi "Kıyam Bi-nefsihi" yani hiç bir şeye ihtiyaç duymaz, varlığı kendindendir.

    YanıtlaSil
  8. Peki Allah "isterse" dua edebilir mi? Bu sadece bir varsayım. İyice düşünmekte fayda var.

    YanıtlaSil
  9. Bu, şuna benziyor: Allah, isterse insan olabilir mi, kendini hayvana çevirebilir mi, bir eşyaya dönüşebilir mi, kendini yok edebilir mi, kendini küçültebilir, daha da büyültebilir, ya da ufaltabilir mi vs. Tanrısal niteliklerin dışında Yaratıcı'yı İLAHİ SIFATLARINI sona erdirecek bir sıfatla nitelemek, mantık salatasıdır.
    *Örn. Allah, dua edebilir mi? Yaratıcı'nın dua edebilmesi için kendinden daha üstün bir Yaratıcı'nın bulunması gerekir ki bu, onun birliğine, doğasına aykırıdır. Bu durumda O'ndan daha üstün bir varlığın VAR OLDUĞUNU kabul etmektir ki bu durumda zaten EHAD sıfatını taşımaz, senin benim gibi sıradan bir varlık haline gelmiş olurdu.
    *O zaman, (Allah'tan başka ilah yoktur.) sözünün anlamı kalmazdı. O, her şeyden, bu kusurlardan, ayıplardan münezzeh olduğu için Allah'tır. Demek ki soru, bir başarabilme erki değil, Rabliğini olumsuzlayıcı bir KUSURU O'na ithaf etmektir.
    *Çünkü Allah, DUA EDEN BİR VARLIK OLSA, ALLAH OLMAKTAN ÇIKAR ve bizler gibi ACİZ, GÜÇSÜZ, SIĞINMA İHTİYACI OLAN ALELADE BİR VARLIK HALİNE GELİRDİ.
    Yani soru, Allah "şu işi başarabilir mi" örgüsünün altında kendisine KUSUR İŞLEYEBİLİR Mİ mantıksızlığı altında KUSUR İTHAF ETMEK olurdu. O zaman soruyu şöyle sormalıyız dürüstçe: Alah, kusur işleyebilir mi: El-cevap: Hayır. O, bütün kusurlardan ve ayıplardan münezzehtir.

    YanıtlaSil
  10. Aslında açıklamanıza şöyle bir bakarsanız asıl mantık salatasını görürsünüz. Sizler insani mantığınızla Allah'ı bir kalıba sokmaya çalışıyorsunuz. Bunun için bizlerin sorduğu soruları beğenmeyip bir kalıp dahilinde soruların sorulması gerektiğini düşünüyorsunuz. Yani bir hata varsa bunun insanda olduğunu söylüyorsunuz.

    Oysa Allah kavramının bu türlü sorularda bulanmasının sebebi aslında Allah'ın olmamasından kaynaklanabileceğini göz ardı ediyorunusz. Yani mükemmel olmayan bir tanrı olabilir, ama sizin dediğiniz gibi mükemmel olan bir tanrı ise insan mantığını zorlar ve bence böyle bir tanrının olma ihtimali çok düşüktür.

    Bu sebeple olası tanrı tasvirlerini tekrar gözden geçirmek ve geçmişten gelen tanrı anlayışlarını yeniden değerlendirmek gerekir.

    YanıtlaSil
  11. Öncelikle, şurası iyi anlaşılmalıdır ki bir şeyin varlığını bilmek ayrıdır, mahiyetini bilmek ayrıdır. Kainatta bir çok şey vardır ki; akıl onların varlıklarını apaçık bildiği hâlde mahiyetlerini kavrayamamaktadır.

    Mesela insan, bir fizik kanuna olan yerçekimini bildiği ve hatta o kanuna tabi olduğu hâlde, onun mahiyeti hakkında hiçbir fikir sahibi değildir. Annenin, evladına sarılmasıyla varlığını anladığımız şefkat hissinin nasıl bir his olduğu konusunda yine hiç kimse bir fikir sahibi değildir. Ruh, elektrik, hayal gibi hususların varlığı nasıl apaçık bir hakikat ise onların mahiyetlerinin bilinmemesi de aynı derecede açık bir hakikattir.

    Akıl ile anlaşılamayacak konuları anlamaya, izaha zorlanmak; demagojidir, cehalettir. Bu davranışıyla insan, doğru düşünce kulvarından sapar ve altından kalkamayacağı ve sonuçta kendisinin helâkine sebep olacak ağır bir yükün altına girer.

    Eser ustasının idrak edip anlayamayacağı gibi, akıl da kendisini yaratanın mahiyetini anlamaktan acizdir. Çünkü akıl, yaratılmıştır ve sanat eseridir ve sınırlıdır. Görmenin, işitmenin kısaca beş duyunun sınırlı bir algılama sahası olduğu gibi, aklında belirli bir anlama sahası, sınırlı bir algılama gücü vardır. Cenabıhakk'ın kudsî mahiyetini anlamak, idrak etmek, aklın idrak ve intikal sahasının dışındadır.

    Şurası bilinen bir gerçektir ki; insan değil Allah'ın zatını, kendi ruhunun, hayalinin, vicdanının dahi mahiyetini kavrayamaz. Çünkü saydığımız bu özellikler cismanî olmadığından dolayı, akıl onlara bir suret giydiremez, bir şekil veremez. Mesela, hayal için; uzunluk-kısalık, büyüklük-küçüklük, söz konusu olmadığından, akıl onlara bir şekil veremez ve bir sınır çizemez. Bununla birlikte hiçbir insan, mahiyeti bilinmemen bu duyguyu inkâr da edemez.

    Kendi mahiyetini bilmekten aciz olan insanın, bütün akılların, hayallerin, ruhların, hislerin, vicdanların, hafızaların ve meleklerin yaratıcısı olan Allah'ın kutsi mahiyetini anlamaya zorlanması, en büyük bir cehalet ve demagojidir.

    Allah'ın bütün sıfatları, sonsuzdur, sınırsızdır ezelî ve ebedîdir. Akıl, ise sınırlıdır ve sonradan yaratılmıştır. Sınırlı olan sınırsız olanı, başlangıcı ve sonu olan, ezelî ve ebedî olanı elbette kavrayamaz. İşte gerçek anlamda idrak ve doğru algılama, insanın Allah'ın mahiyetini algılamaktan aciz olduğunu anlaması, idrak etmesidir.

    İnsan aklı, bilinmeyene bilinenden, soyuta somuttan, zora kolaydan, genele özelden gitme eğilimindedir. Yüce Allah'ın, eşi, benzeri, ortağı, dengi yoktur ki; insan, kıyas ve temsil yoluyla; deney ve tecrübe vasıtasıyla, düşünce ve hayal aracılığıyla onun kutsi hakikatini anlamaya yol bulabilsin.

    Aklın, Allah'ın mahiyetini idraki, mantıksal olarak da çelişkiyi gerektirir. Çünkü o hâlde sınırlı, sınırsızı; sonradan olanın başlangıcı olmayanı kapsaması gerekir. Bu ise imkânsızdır. Akıl, Allah'ı varlığı zorunlu, kudreti sınırsız, iradesi sonsuz, ilmi her şeyi kuşatan olarak bilmekle sorumludur. Zaten yaratılış amacı da budur. Şu hâlde Allah'ın kutsal mahiyeti ne idrak ne hayal ne hissedilebilir. Akılla anlaşılan ve duygularla algılanan her şey mahluktur. Allah'ın varlığı bu dünyada, ancak aklın nuruyla görülür, kalbin sezgisiyle sezilir.

    Evet, aklın görevi, Allah'ın kainatta yansıyan büyüklük ve yüceliğini, kudret ve hakimiyetini ve yarattıklarında ortaya koyduğu sınırsız estetik dizaynı ve kulları için yaptığı lütuf ve yardımları gözlemlemek derinden derine düşünmektir.
    ----------------
    Mehmed Kırkıncı, Nasıl Aldanıyorlar?

    YanıtlaSil
  12. Evet, bence de yeniden değerlendirsen menfaatine olacağı bir ihtimal.

    Kuran'dan bazı ayetler şöyle diyor;


    enam
    107. Allah dileseydi, ortak koşmazlardı. Biz, seni onlar üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!

    111. Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah'ın diledikleri hariç, yine de inanacak değillerdi, fakat çokları bunu bilmezler.

    125. Allah kimi hidayete erdirmek isterse, onun gönlünü İslâm'a açar. Kimi de saptırmak isterse, sanki göğe yükseliyormuş gibi, göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Allah, inanmayanları işte böyle pislik içinde bırakır.


    bakara
    6. Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar.
    7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradır.


    araf
    178. Allah kime hidayet ederse, o hidayete erer, kimi de dalalette bırakırsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileri olurlar.
    179. Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık...


    kasas
    56. (Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.


    kehf
    17.(...)Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.


    yunus
    99. Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?

    YanıtlaSil
  13. Şimdi iddialarınızı birer birer inceleyelim bakalım;

    1. "Mesela insan, bir fizik kanuna olan yerçekimini bildiği ve hatta o kanuna tabi olduğu hâlde, onun mahiyeti hakkında hiçbir fikir sahibi değildir."

    - Hayır onun mahiyeti hakkında bilgi sahibiyiz. Genel görelilik teorisi ve sonrasında sicim teorisi, günümüzde ise M teorisi yerçekimine açıklamalar getirebilmektedir.

    2. "Annenin, evladına sarılmasıyla varlığını anladığımız şefkat hissinin nasıl bir his olduğu konusunda yine hiç kimse bir fikir sahibi değildir."

    - Evrim olgusu bu ve bunun gibi duygulara açıklama getirebilmektedir. Özellikle insanı diğer primatlardan ayıran prefrontal lobdaki gelişme sayesinde sizlerin duygu olarak değerlendirdiğiniz durumlar aslında beyinde meydana elektrokimyasal tepkimelerdir.

    3. "Ruh, elektrik, hayal gibi hususların varlığı nasıl apaçık bir hakikat ise onların mahiyetlerinin bilinmemesi de aynı derecede açık bir hakikattir."

    - Ruhun varlığına dair kanıt yoktur. Elektrik fizik bilimi çerçevesinde olabildiğince açıklanmış, hayal ise psikoloji bilimi çevresinde açıklanmıştır. Ruh ve elektriği aynı mertebeye koymak abesle iştigaldir.

    ---
    Şimdi bu örneklerinizin yanlış olması bir kenara, söylemeye çalıştığınız şey doğrudur. Yani insan aklının almayacağı şeyler vardır. Ancak bunların varolması Allah'ın varlığına dair bir kanıt oluşturmaz.

    Çünkü zaten anlaşılmayan şeylerin çoğu bilim tarafından açıklanmaktadır ve açıklanacaktır. Yine de bilemeyeceğimiz şeylerin varlığı bizlerin yeteli olmayan düşünme gücüyle ilgilidir. Ama bizlerin düşünememesi Allah adlı bir varlığı varolduğuna dair bir kanıt oluşturmaz.

    Zaten dünyada gelmiş geçmiş milyonlarca tanrı vardır. Bizim aklımız bir şeylere ermiyor diye bu tanrılar içinden Allah'ı yüceltmek sığ bir bakış açısının göstergesidir.

    Çünkü eğer bir şeyleri anlamamamızı tanrının varlığı yönünde yoracaksak -ki yoramayız- karşımızda öne srülen milyonlarca tanrı tasviri belirmiş olur.
    ---

    4. "Akıl ile anlaşılamayacak konuları anlamaya, izaha zorlanmak; demagojidir, cehalettir."

    - Böyle bir açıklama çok üzücüdür. Çünkü bir konunun akıl ile anlaşılıp anlaşılmayacağını aklımızı kullanmadan anlamayız. Mesela siz aklınızla ölçmeden tartmadan bir iddianın akıl ile anlaşılıp anlaşılmayacağını nasıl anladınız? Geçmişten gelen bilgileri mi kabul ettiniz, hiç sorgulamadan? Eğer öyle yaptıysanız bu sizin cehaletiniz olmuş olur.

    Ayrıca hiç anlaşılmayacak ve zor anlaşılacak konuları da birbirinden ayırmak için aklımızı kullanmak gerekir. Sizlerin Allah hakkında anlaşılmaz olacağı öngörüsü sadece basit bir alışkanlıktan ileri gelmektedir. Atalarınız öyle yapmıştı ve sizler de öyle yapıyorsunuzdur.

    Sorgulamak her durumda cehaleti yıkar.

    YanıtlaSil
  14. 5. "Bu davranışıyla insan, doğru düşünce kulvarından sapar ve altından kalkamayacağı ve sonuçta kendisinin helâkine sebep olacak ağır bir yükün altına girer."

    - Bu bir anlamda insanları düşünmekten alıkoymaktır. Küçücük bir çocuğa "Allah'ı anlayamazsın sen sakın sorgulama, saparsın yoksa yolundan" dersek o çocuğun psikolojik gelişimine büyük bir darbe vururuz. Her şey ama her şey sorgulanmalı ve akıl süzgecinden geçirilmelidir.

    Ayrıca dinden çıkmak ve Allah'ın varlığını kabul etmemek sapkınlık demek değildir. Ben Allah'ın varlığını kabul etmeyen ama en az bir müslüman kadar ahlaklı olan biri olduğumu düşünüyorum.

    Dolayısıyla yaratıcıya karşı çıkmak o kadar da sapkın bir davranış olmasa gerek.

    6. "Eser ustasının idrak edip anlayamayacağı gibi, akıl da kendisini yaratanın mahiyetini anlamaktan acizdir. Çünkü akıl, yaratılmıştır ve sanat eseridir ve sınırlıdır."

    - Bizlerin bir eser olduğunu ve yaratıldığını sizler öne sürüyorsunuz. Ben evrimi kabul ettiğim için benim herhangi bir ustam olmadığını düşünüyor ve insanlığın bu duruma gelmesine evrimin sebep olduğunu söylüyorum. Dolayısıyla çamurdan bir anda yaranıp, ensest ilişki ile ürediğimizi kabul etmediğim için bu söyledikleriniz sizin gibi düşünenleri etkileyebilir.

    7. "Görmenin, işitmenin kısaca beş duyunun sınırlı bir algılama sahası olduğu gibi, aklında belirli bir anlama sahası, sınırlı bir algılama gücü vardır. Cenabıhakk'ın kudsî mahiyetini anlamak, idrak etmek, aklın idrak ve intikal sahasının dışındadır."

    - Doğrudur, sınırlı bir anlama kapasitemiz var. Ancak Allah'ın varlığını dahi anlamayacak kadar kısıtlı ise bu kapasite, bizlerin suçu olmasa gerek.

    Sonuç olarak ben Allah'ın varlığını biliyor da inkar ediyor değilim. Ben hiçbir zaman Allah'ın varlığını teyit eden bir bulguya, kanıta vs. rastlamadım.

    Diğer söyledikleriniz de yukardakilere benzer iddiaların çeşitli şekillerde tekrar önümüze konulmuş halidir. Tekrar tekrar açıklama yapamya gerek yok sanırım.

    Bu arada sanırım kopyala yapıştır yapmışsınız. Umarım her cümleme karşı İslam'i sitelerden -genellikle vasatın altında olan- cevapları kopyala yapıştır yapmazsınız. Çünkü bu gerçekten anlamsız bir hal alır.

    YanıtlaSil
  15. Kur'an'dan ayetler sunan arkadaş; sence peygamber Allah'ın varlığını kabul etmeyen insanları görünce ve bir mucize olmadığını bildiği için bari bu ayetleri söyleyeyim diye düşünerek bizler gibilere basit birer cevap verme girişiminde bulunmuş olamaz mı?

    Yani ortada bir tanrı olmadığı için ve dolayısıyla O'na inanmayanlar olduğu için bir anlamda geliştirilmiş bir savunma mekanizması olamaz mı?

    YanıtlaSil
  16. zaten bu blogun taraf tutar bir halini sezmiştim, ve meydana çıktı, ayetleri sunma sebebi de oydu, gerek yok, istediğinizi yayınlar istemediğinizi yayınlamassınız,

    YanıtlaSil
  17. Öncelikle belirtmem gerekir ki küfür içeren yorumlar hariç her yorumu yayınlıyorum. Yani yazdığınız yorum küfürsüz ise mutlaka yayınlanmıştır.

    Ayrıca blogun tarafsız olduğunu söyleyemem. Sonuçta görünen köy klavuz istemez. Dinlerin doğru olmadığını düşünen biriyim ama az da olsa bir ihtimal verebilirim.

    Blogun adındaki "tanrı var mı" sorusu ise dinlerden bağımsız ve dinlerin çizdiği tanrı profili dışında bir tanrının var olup olmamasına yönelik. Çünkü bence dinlerde tasvir edilen bir tanrı mantıklı değildir.

    Belki hiç anlamayacağımız bir açıklaması vardır bu olanların, yani bu dünyanın ve evrenin. Ama bu anlayamayacağımız olaylar içerisinde dinlerin doğru olma ihtimali çok ama çok küçük bir paya sahip.

    YanıtlaSil
  18. yaw Hayyam usta, gerçekten öyle yüzbinler, milyonlarca ayrı ayrı nitelikte tanrı yoktur, önünene gelen kabile ayrı ayrı bir tanrıya inanmıştır, bunların olma ihtimali sıfır, ancak bir Allah vardır, tek olan hiç değişmeyen ezeli ve ebedi bir Allah vardır. İspata gelince; senin inandığın güvendiğin bu bilim ömrümüz yeterse onu da ispat edecektir ve pek yakındır, m teorisi her ne kadar inanmayan bir grup tarafından teori edilse de bu teorinin gelişiminde Vacib-ül Vücud olan bir tek Allah'a inanmak zorunda kalacaklar, yani geliştirdikleri bomba ellerinde patlayacaktır. ha eğer bunları görmeye ömrümüz yetmez ise zeten dokuz tahta altında asıl gerçeği göreceğiz ve ömrümüzü nasıl geçirdiğimizin dakika dakika hesabını vereceğiz,
    bence bu kadar bilinenler var iken neden onca anlayamayacağımız bilinmeyenle uğraşalım, üç günlük dünya, insan asla kendini başıboş bırakıldığını sanmasın, çünkü Allah Halim'dir.
    bence siz de kendinize yeni bir yol seçin, bu yolda devam ederseniz sonrasında altından kalkamayacağınız, asla tahammül edemiyeceğiniz durumlara düşebilirsiniz, yazık olur sonra onca iyiliklerinize,

    şunu da ekleyeyim; insan ömründe yaşaya yaşaya öyle bir noktaya gelir ki; yaşayan tanıdıkları, eşi, dostu; göçen tandıkları eşi, dostundan daha az sayıda kalır...

    YanıtlaSil
  19. Haklı olabilirsin (: Ama İslam'ın öne sürdüğü ve Allah için belirtilen fikirleri kabul etmem (bir anlamda iman etmem) için ikna olmam gerekmez mi? İslamiyet hiç mi hiç ikna etmedi beni. Ee bu dinin doğru olmadığını düşündüğüm için de "şu an" yaptıklarımdan dolayı pek tasalanmıyorum açıckası.

    YanıtlaSil
  20. Dinlerin tanımladığı Tanrı deterministtir. Bunun anlamı Tanrı, bir t anından dt andaki uzaklığa dair tüm yasaları ve kuralları bilmektedir. Dolayısıyla "Tanrı herşeyi bilir" cümlesi uzayın ve zamanın olasılıksal olarak hesaplanmadığı anlamına gelir. Eğer durum buysa parçası olduğumuz evrende yapacağımız herşey önceden belirlidir ki, bu durumda "özgür irade" tamamen bir safsata haline gelmektedir. Hal böyleyken de herhangi birinin yapacaklarından sorunmlu olma ihtimali yoktur. Bu da Tanrının cezalandırma sistemini geçersiz kılar.

    Diyelim ki özgür irademiz ölçemeyeceğimiz bir sistem tarafından yönetiliyor ve gerçekten var. Ancak bu sistem de "Herşeyi Bilen Tanrının" işidir ki, tanrı hali hazırda deterministken bu sistemde de yapacağımız herşey belirlidir.

    Eğer herşey belirli değilse zaten Tanrının herşeyi bildiği savı dağılır gider. Bu da dinleri geçersiz kılar.

    Görülen odur ki her iki durumda da Tanrı çelişkidir.

    YanıtlaSil
  21. Az ve öz bir belirleme (:

    YanıtlaSil
  22. Ne kadar anlamsız tartışmalar.Yaratılan "Yaratıcısını" idrak edebilir mi?Aksini düşünmek,bir bilgisayar oyunundaki karakterlerin programcısını bilmeye çalışması gibi birşey olur.
    Allah neden dua etsin ki?Çok saçma...O,ister ve olur.O kadar...
    Allah'ın her şeyi bilmesi,insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.İnsana irade vermiştir.İyiyi ve kötüyü kendisi seçer.
    Ayrıca,birçok dinler yoktur.Allah tek ise "Din" de tek olmak zorundadır.

    YanıtlaSil
  23. bir bilgisayar oyunundaki karakterlerin kendi beyinleri, düşünme, kurma, şüphe etme yetenekleri ve hür iradeleri var ise muhtemeldir ki pek çok şeyi bulabilir, bilebilirler. en azından bir programcıları olup olmadığını sorgulayabilirler.

    üstelik yaratılan, yaratıcısını idrak edemez ise, siz kendiniz yaratıldığınızı ve allah adını verdiğiniz bir yaratıcınız olduğunu nasıl idrak ettiniz?

    "allah ister ve olur" şeklinde özetlediğiniz sürece bizzat tanık oldunuz mu? sizin deyiminizle allah isteyip de olmuş olan hangi mevzuda, allah'ın bunu istediğini müşahede ettiniz? kendisi mi söyledi size, ben bunu istedim diye?

    yoksa bunun ille de böyle olduğu, asla aksini düşünmemeniz ve sorgulamamanız gerektiği hususunda insan yazması kitaplardan veya bizatihi başka insanlardan tembih mi aldınız?

    YanıtlaSil
  24. Buyurun işte...Anlamsız bir tartıma daha...
    Ben konuyu eleştirdim Adsız arkadaşım.Sen beni eleştirme gereğini neden duydun ki?
    Tabii ki insan "Yaratıcı"sı olup olmadığını sorgular.Ama doğru cevabı bulamaz.Allah o yüzden peygamberler göndermiştir.Doğruyu bildirir,inanan inanır iman eder.İnanmayan da ömür boyu doğruyu arar durur.Bu da kötü birşey değildir aslında.İnandım deyip de inanmayanlardan kork...
    "Allah ister ve olur" un diğer bir söylenişi:"Ol der ve olur." (Kûn Fe Yekûn)
    Polemik yaratacak yer mi arıyorsun?

    YanıtlaSil
  25. Sn.Admin Bu konu neden "islam" olarak etiketlendi?

    Sizlerle bir şey paylaşmak istiyorum...

    Varsa Göster(Şems-i Tebrizi ve 3 Ateist Filozof)

    Bir grup filozof Mevlana Celaleddin Rumi’ye (k.s) gelerek birkaç sual sormak istediklerini bildirdiler. Niyetleri, bir şeyler öğrenmek değil, Müslümanları dinleri hakkında şüpheye ve fitneye düşürmekti. Hz. Mevlana, adamların halini hiç beğenmedi, onları üstadı Şems-i Tebrizi’ye(k.s) gönderdi. Bunun üzerine gruptakiler onun yanına gitti.

    Şems-i Tebrizi mescitte talebelere ders veriyordu. Konu teyemmüm abdestiydi; talebelere bir kerpiçle teyemmüm abdestinin nasıl alınacağını gösteriyordu. Gelen grup üç sual sormak istediğini belirtti. Şems-i Tebrizi,

    “Sorun” dedi. Adamlar içlerinden birini sözcü seçtiler. Ada ilk olarak şunu sordu:

    “Siz Müslümanlar Allah var dersiniz, ama Allah2ı göstermezsiniz; varsa gösterin, görelim ki inanalım” dedi. Şems-i Tebrizi (k.s),

    “Öbür sorunu da sor!” dedi. Filozof,

    “Sizler şeytanın ateşten yaratıldığını söylüyor, sonra da onun ahirete cehenneme atılıp ateşle azap edileceğine inanıyorsunuz. Hiç ateş ateşe azap eder, acı verir mi?” diye sordu. Şems-i Tebrizi,

    “Peki, diğer sorunu da sor!” dedi. Filozof,

    “Sizler ‘Herkes dünyada yaptıklarının cezasını ahirette çekecek, orada mahkeme kurulacak, hesap sorulacak’ diyorsunuz. Bırakın insanları, nasıl isterlerse öyle yaşasınlar, ne istiyorlarsa yapsınlar. Ayrıca mahkemeye ne gerek var?” dedi.

    YanıtlaSil
  26. ...Adam sorularını tamamlamıştı. Şimdi bunların cevabını istiyordu. Kendine göre cevap verilmeyecek sorular sormuştu. Herkes Şems-i Tebrizi Hazretlerine bakıyordu. O ise gayet sakindi. Yerinden kalktı, Filozofun yanına geldi ve elindeki kerpici adamın başına vurdu. Filozof “Vah başım” diyerek başına sarıldı. Şems-i Tebrizi Hazretleri çok şiddetli vurmamış olsa da adamın canı yanmış ve başı biraz şişmişti, Adam bir sağa bir sola baktı, bu kadar insana birkaç kişi ile yapacağı bir şey yoktu. Hemen dışarı çıktı, başını tutarak o bölgedeki mahkemeye gitti. Şems-i Tebrizi’yi hâkime şikâyet etti.

    Hâkim, “Bu nasıl olur” diyerek Şems-i Tebrizi’yi mahkemeye çağırttı. Durumu sordu. Şems-i Tebrizi,

    “ Ben ona kötülük etmedim, sadece sorduğu sorulara cevap verdim” dedi. Hâkim,

    “Bu nasıl cevap vermektir. Adam acı içinde kıvranıyor, senden şikâyetçidir, işin aslı nedir, diye sordu.

    Şems-i Tebrizi şöyle anlattı:

    “ Efendim, bu adam bana ‘Allah varsa göster, göreyim ki inanayım’ dedi. Ben de buna, ‘Olan her şey baş gözü ile gözükmez, işte misali’ dedim; başına darbe vurup acıttım. Şimdi bu felsefeci, başındaki acıyı göstersin de görelim. Eğer başında bir acı yoksa niçin beni şikâyete geldi? Varsa göstersin!” dedi. Filozof, şaşırarak,

    “Başımda acı var ama gösteremem” dedi. Şems-i Tebrizi de, ‘İşte bu acı gibi, Allah Teala da vardır, fakat kafa gözüyle görülmez, O ancak akılla bilinir, kalple tanınır, ruhla sevilir, ahirette nurla görülür” dedi.

    Şems-i Tebrizi ikinci soruya verdiği yanıtı şöyle açıkladı:

    “Bu adam, sizler ‘ Şeytan ateşten yaratıldı, ahirette ateşe atılacak ve ateşle azap görecek’ diyorsunuz; ateş ateşe ne zarar verir ki?’ dedi. Ben de topraktan yaratılan bu insana topraktan yapılmış bir kerpiçle vurdum. Ona, ‘Bak toprak toprağa nasıl acı veriyor, biraz daha hızlı vursaydım öldürürdü, demek ki ateş ateşe azap eder demek istedim’ dedi.

    Şems-i Tebrizi üçüncü sorunun cevabını şöyle açıkladı:

    “ Bu adam bana, ‘ Bırakın insanları dünyada herkes istediğini yapsın, niçin ahirette mahkeme, hesap ve ceza var?’ dedi. Ben de onun başını vurmak istedim ve vurdum. O niçin hemen mahkemeye koştu? Ben ona şunu demek istedim:

    “ Bu dünya da herkes istediğini yaparsa âlemi zulüm kaplar. Kendisine zulüm yapılan çok insan var ki zayıftır, zalimden hakkını alamaz. Herkes mahkeme bulamaz. İşte Allah ahirette mahkeme kurup herkese yaptığının hesabını soracak, zalimden mazlumun hakkını alacak, gereken cezayı verecek ve adalet yerini bulacak” dedim.

    Felsefeci bu güzel cevaplar karşısında hayret etti, mahcup oldu söz söyleyemez hale düştü. Hâkime dönüp,

    “Ben sorduğum soruların cevaplarını şimdi anladım” dedi.

    YanıtlaSil
  27. KISSADAN DERSLER

    Görülmeyen şeyler yoktur demek, tam bir cehalettir. Var olan her şeyi görmeye çalışmak da tam bir gaflettir. Çünkü böyle bir görevimiz olmadığı gibi, kabiliyetimiz de mevcut değildir.

    Mesela, normal bir insanda akıl vardır, fakat görülmez. Görülmüyor diye aklı inkâr etmek, ilme ve hakikate terstir. Bunu hiçbir akıl da kabul etmez.

    Yaşayan her insanda ruh vardır. Ruh, insanın hayat sebebidir, gözlerden saklı latif bir cisimdir; ölümle bedenden ayrılır. O da baş gözüyle görülmez. Sevgi, merhamet, ilim gibi manevi şeyler de baş gözüyle görülmez. Bütün bunlar ancak nurlanmış kalp gözüyle görülür; o da herkeste yoktur. Biz bu tür şeylerin varlığını alamet ve sonuçlarından anlarız.

    Sonra, ‘Mevcut olan her şey baş gözü ile görülür’ demek de, yanlıştır. Baş gözünün bir görüş alanı ve sınırı vardır; ötesi önünde olduğu halde göremez. Görmesi için ya insan ya da o şey yakına gelmeli, görüş alanı içine girmelidir. Yani göz, maddeyi de her şartta göremez.

    Bazı şeylerin bizden gizlenmesi, baş gözümüzle onları göremeyişimiz aslında bir rahmettir. Eğer etrafımızda bulunan bütün mikropları, cinleri, şeytanları, melekleri, karşımızdaki insanın içinde yerleşmiş kötü huylarını, kabirdeki azaplar veya az sonra başımıza gelecek şeyleri görecek bilecek olsaydık hayatımız kararır, düzenimiz bozulur, tadımız kaçardı.

    Yüce Allah dünyada baş gözüyle görülmez sadece kalp gözüyle görülebilir. Bu saadet de O’na layık temiz kalplere nasip olur. Ahirette ise bütün müminler cennette yüce Allah’ı görme nimetiyle şereflenecektir.

    Küfürle kararmış kalp, iman nuru ile temizlenmeden dünyada da ahirette de yüce Allah’ı göremez.

    YanıtlaSil
  28. Allah kendisinden büyük bir varlık yaratabilir mi?

    ARKADAŞLAR MUTLAKA OKUYALIM ! ! !

    http://www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=article&aid=5

    YanıtlaSil
  29. Soru soran Allah'ın gücünün ve kudretinin sonsuz olduğunu bilmeden sorusunu sormuştur yada bunu bilse bile ister istemez kendi kafasında Allah'a bir sınır çizmiştir. Çünkü eğer Allah'ın gücüne ve kudretine kendi kafasından bir sınır çizmemiş olsaydı bu gücü ve kudreti başka bir büyüklükle karşılaştırma gereği duymazdı. Sadece belirli iki büyüklük birbiri ile karşılaştırılabilir, sonsuzluk başka bir büyüklükle karşılaştırılamaz, çünkü sonsuzluk tüm büyüklükleri kapsar.

    Matemematikteki sonsuz büyüklüğü düşünelim. Bu sonsuza 1 eklersek bir önceki sonsuzdan daha mı büyük olur? Tabi ki hayır, sonsuz yine sonsuzdur. Eğer ilk başta sonsuz saydığımız büyüklüğü 1 ekleyince daha fazla bir büyüklüğe ulaşıyorsak, bu demektir ki önceki büyüklüğümüz aslında sonsuz değişmiş (gerçek anlamda sayısal bir büyüklükmüş), Zira sonsuz olsaydı, bir sayı eklendiği zaman önceki büyüklüğünden daha büyüğü olamazdı.

    Bir de işin dilsel boyutu var. Matematikte çeşitli paradokslar olabildiği gibi dilde de bu tarz paradokslar olabiliyor. Önerme şeklindeki bazı sorulara olumlu veya olumsuz hangi cevabı verirsek verelim doğru cevabı veremeyiz. Daha kolay anlaşılması için bir örnek verelim. Daha önce hiç kavga etmediğimiz bir arkadaşımızın yanına gidelim ve ona şöyle bir soru soralım: "Seni benden başka döven oldu mu?" Sorduğumuz arkadaşımız bu soruya evet diyemez, çünkü evet dediği takdirde bizim onu dövdüğümüzü buna ek olarak başkalarının da onu dövdüğünü kabul etmiş olur, fakat biz bu arkadaşımızı dövmediğimizi belirtmiştik. O halde geriye hayır seçeneği kalıyor, ama hayır cevabı da doğru bir cevap olmayacaktır. Çünkü hayır dediği taktirde "Beni senden başka kimse dövmedi" demiş olur. Bu durumda arkadaşımız sadece bizim tarafımızdan dövüldüğünü kabul etmiş olur. Sonuç olarak hiç kavga etmediğimiz birine "seni benden başka hiç döven oldu mu?" sorusunu sorduğumuzda evet veya hayır cevabının verilmesi imkansızdır. Yani bu soru yanlış sorulmuştur ortada bir kavga olayı yokken bu sorunun sorulması mantıksal açıdan yanlıştır.

    "Allah kendisinden büyük bir varlık yaratabilir mi?" sorusunda da buna benzer bir mantıksal hata vardır. Bu hata şudur: Allah'ın başka bir büyüklük ile karşılaştırılabilecek sınırlı bir büyüklüğünden bahsedemeyiz. O sonsuzdur ve sonsuzda bir başka büyüklük ile karşılaştırılamaz. Oysa soruda bir büyüklük karşılaştırması yapmamız isteniyor. Yani bu soru kökten yanlış bir sorudur.

    http://www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=article&aid=5

    YanıtlaSil
  30. Müslümanların imanını çalmak ve onları hak yoldan saptırmak amacıyla bazı kimseler tarafından ortaya atılan bu sorunun bir safsata olduğu apaçık ortadadır.

    Allahü Teala sonsuz güç, kuvvet, bilgi sahibidir. Onun büyüklüğü sınırlandırılamaz. Hiç bir mahluk ondan büyük olamaz. En büyük Odur. Allahü Tealanın Azim olması yani çok ulu, sonsuz büyük olması onun büyüklüğünün göstergesidir. Bir toplumun büyüğü, kendisine karşı çıkılamayan ve emirleri üzerine hareket edilendir. Ancak böyle olmakla beraber bu kimse zaman gelip çeşitli nedenlerle zayıf düşer, aciz kalır, mağlup edilir, sahip olduğu saltanatından ortada eser kalmaz. Oysa Allah Teala, mutlak güç sahibidir ve hiçbir şey O'nu güçsüz kılıp aciz düşüremez. Karşı çıkılıp mağlup edilemez. O gerçek büyüktür. Bu ismin başkaları için kullanılması mecazi anlamdadır. Hakiki büyüklük Allah'a mahsustur.

    O, her büyükten daha büyüktür. Bu yüzden hiçbir akıl, O'nun büyüklüğünü kavrayamaz. Yaratılan bütün varlıklar O'ndan birçok ilimler öğrenmiş olsa bile, bu bilgiler sınırlı ve sonludur. Akılların, sonsuz nurunu kavramaktan aciz kaldığı, anlayışların izzetinin aydınlığında kaybolduğu Allah ne yücedir. Bütün her şey Allah'ın yüceliğine, büyüklüğüne ve kemaline göre bir hiç gibidir. O'nun azametinin başlangıcı, yüceliğinin sonu yoktur.

    Farz edilen bir şeyin oluşmamasının nedeni –ne olursa olsun- bazen öznedeki (faildeki) zaaf yüzünden olur, bazen de o şeyin kendisindeki eksiklikten kaynaklanır. Yani söz konusu şeyin gerçekleşmesi imkansız olur. İşte bahis konusu edilen nesneler de bu kabildendir. Yani onların icat edilememesi, Yüce Allah'ın gücünün sınırlı oluşundan değil, o şeylerin gerçekleşmesi imkansız olduğundan dolayıdır. Bu ikisi arasında çok büyük fark vardır. Allah'ın her şeye gücünün yetmesinin ve istediği her şeyi yaratmasının anlamı, Allah Teala'nın varolması mümkün olan şeyleri yaratmasıdır. Öyleyse, zaten var olabilme kabiliyeti olmayan, imkansız ve muhal olan şeyler baştan bizim mevzubahsimiz dışındadır.

    Şu halde, 2+2 =5 olması imkansızdır, dememiz daha doğrudur. Allah, onların toplamını beş yapamaz demek ise yanlıştır. Veya bir cisim baştan başa hem beyaz, hem de siyah olamaz, dememiz gerekir. Eğer bir kimse, marangoza: Sudan sandalye yap! derse, ona olumsuz cevap veririz. Bu marangozun sandalye yapmasını bilmediğinden, yapmaya kudretinin olmadığından dolayı değil, suyun sandalye olma kabiliyeti olmadığından dolayıdır.

    Sonuç olarak, bu gibi şeylerin gerçekleşmesi, Yüce Allah'ın gücünün sınırlı olduğundan değil, o işlerin oluşma kabiliyetleri olmadığındandır.

    http://www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=article&aid=5

    YanıtlaSil
  31. Şimdilik önce Şemzi Tebrizi iddiasını -düzenli olsun diye- şu başlıkta inceledim. Bu aynı zamanda bunu ileri süren arkadaşa bir cevap olur sanırım; http://tanrivarmi.blogspot.com/2011/02/sems-i-tebrizi-ve-ateist-filozof-varsa.html

    Ayrıca "Görülmeyen şeyler yoktur demek, tam bir cehalettir." demişsiniz; aslında doğru, cehalettir. Ancak görülmeyen şeyler vardır demek, çok daha büyük cehalettir.

    Bununla birlikte "akıl vardır ve görülmez" veya "ruh vardır ve görülmez" gibi iddialar varlık ve bilgi felsefesinden uzak düşüncelerdir. Öncelikle akıl zaten düşünce sistemimizdir. Nöronları ve nöronlar arasındaki sinyalleşmeyi belirleyebiliyoruz.

    Her şeyi sadece gözle görmemize gerek yok. Ve ruhun varlığı da inançlı insanların iddiasıdır, gerçekte ruhun varlığına dair delil yoktur.

    "Allah kendisinden büyük bir varlık yaratabilir mi?" iddiası da geniş çaplı açıklama gerektiren bir konudur. Nihayetinde sizler kopyala yapıştır yapıyorsunuz ancak ben birer birer iddiaları ele alarak açıklamaya çalıştığım için ben biraz daha yavaş kalıyorum.

    Aslında yazılacak çok fazla kalıplaşmış yanlış düşünce var, ancak hepsini teker teker birden yazacak vakit yok. Bu "Allah kendisinden büyük bir varlık yaratabilir mi?" iddiası da yazılacaklar arasına girdi.

    Eğer amacınız, beni "islama davet" değil de, "islam gerçekten doğru mu acaba?" diye bir araştırma yapmaksa istediğiniz gibi konuları irdeleyebilirsiniz. Ancak -bunu defalarca belirttim- tüm islam külliyatını kopyala yapıştır yaparak bana doğru olanı göstermeye çok çalışmazsanız sevinirim.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  32. İlk ve son olacak bu yazım,öncelikle Tanrı değil ALLAH bu bir.İkincisi çok değil sadece kendine bak veya her neye istersen veya aklının alabileceği kadar her şeye..Bunlar tesadüfi olabilir mi ?Her şey bir düzen içinde ve canlı cansız her şey tek bir şey zikrediyor,ALLAH..(sivri sineğin kanatlarının çıkardığı ses ile ALLAH-ALLAH dediği daha yeni ispatlandı.)Kuran-ı kerimi okursan içinde verilen bilgilerden bir kısmının daha yeni yeni insanlar tarafından keşfedildiğini göreceksin..(kızıldenizdeki tatlı su ile tuzlu suyun karışmaması gibi).Hepimizin yaratan Allah ve buna sen ve senin gibiler de dahil ve senin gibi Allah'a inanmayanların da Allah tarafından verilmiş bir vazifesi var o da kendisine inananları senin gibiler ile test etmek diye düşünüyorum..Vazifeni iyi yapıyorsun ve Allaha inancı tam olmayıp aklında soru işareti olanları sanırım kendine benzetiyorsun.Sana ve senin gibilere tek söyleyeceğim Allah sizlere hidayet versin ve sadece gözünüzle değil kalp gözünüzle bakmayı nasip etsin zira sizlerin kalp gözü kapalı ne yazık ki..Her şeyi mantıki açıdan sorgulamaya kalkışırsan önce kendinden başlamalısın ve kendini mantıki olarak bir yere koyamayacağın için daha ilk başta çuvalladığını göreceksin..İslamiyet dini müslümanın Allah'a tam teslim olması demektir,Allah'ı sorgulamak,yaratıcımızı mantık gibi insani ve dünyevi bir kavram ile sorgulamak insanların haddi değildir..

    YanıtlaSil
  33. Sayın Muratalim;

    Yazının başlığı zaten "Allah her şeyi yapamaz" şeklinde; tanrı kelimesini kullanmadım. Ha gelgelelim Tanrı ile Allah farklı kavramlardır, bu başlığa bakarsınız isterseniz; http://tanrivarmi.blogspot.com/2010/04/allah-ile-tanrnn-fark.html

    "sadece kendine bak veya her neye istersen veya aklının alabileceği kadar her şeye..Bunlar tesadüfi olabilir mi ?" demişsiniz. Tesadüf olarak küçümsediğiniz şey tam olarak ne bilmiyorum ama, evrenin oluşumu ve canlıların ortaya çıkışı salt bir tesadüf ürünü değil, maddenin deviniminin zorunlu bir sonucudur aslında. Ben buna "zorunlu tesadüf" demeyi yeğliyorum. Yani madde -yani enerji- sonsuza kadar değişerek ve evrim geçirerek ilerliyor, böylece de sizlerin aklının ilk seferde alamayacağı, sadee kör bir şans ürünü olduğunu sandığınız bu oluşum, bir birikim ve değişim sürecinin neticesinde pekala olabilir ve aslında gördüğümüz üzere de olmuş durumda.

    "Her şey bir düzen içinde ve canlı cansız her şey tek bir şey zikrediyor,ALLAH..(sivri sineğin kanatlarının çıkardığı ses ile ALLAH-ALLAH dediği daha yeni ispatlandı.)" demişsiniz. Evren bakımından ciddi bir düzen yok. Yörüngeleri kastediyorsanız eğer düzenden, bunun genel görelilik teorisi kapsamında yine fizik yasaları neticesinde meydana gelen, metafiziksel bir güce ihtiyaç duymayan göreli bir düzen olduğunu görebilirsiniz. Ekosistemdeki düzen ise, ki aslında düzen değildir, birbirine ihtiyaç duyan canlı türlerinin yaşayıp, birbirinden beslenerek; diğer canlı türlerinin ise, ihtiyacını karşılayamadığı ölçüde türlerinin tükenmesine bağlıdır.

    Gelgelelim Allah'ı zikreden hiçbir canlı veya cansız varlık yoktur. Sivrisineğin zikrini ispatlayan "bilimsel bir çalışma" olmadığından da adım kadar eminim.

    "Kuran-ı kerimi okursan içinde verilen bilgilerden bir kısmının daha yeni yeni insanlar tarafından keşfedildiğini göreceksin" demişsiniz. Kur'an'ı okudum. Üzerinde iyi-kötü çalışmalar da yaptım. İçinde modern dünyaya uyum sağlayabilecek tek bir bilgi yoktur. Aksine ilkel ve kendi döneminde, Arap Yarımadası dışında bilinen gerçeklerden bile bîhaber şekilde oluşturulmuş, bilimsel hiçbir verisi olmayan, hatta bilim-dışı verilere sahip bir kitap.

    "kızıldenizdeki tatlı su ile tuzlu suyun karışmaması gibi" örneğini vermişsiniz. Şu linki bir inceleyin isterseniz; http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/

    Bunun haricinde söyledikleriniz İslami bir bakış açısından olayı yansıtmaktan ibaret. Ee zaten bakış açınızda değişim olmadan sizlere yeni bir şey de katmak mümkün değil, ki aslında bu benim için de geçerli bir kural.

    Son olarak dikkat ettiğim; "Allah'ı sorgulamak,yaratıcımızı mantık gibi insani ve dünyevi bir kavram ile sorgulamak insanların haddi değildir.." demişsiniz. Güzel demişsiniz ancak, hayata ne için geldiğimizi hiç sorgulamadan, sırf çoğu insan bir kitaba ve yaradana inanıyor diye, o kitaba ve yaradana inanmam gerektiğini kabul etmiyorum. Durduk yere Allah'a inanmak saçmadır, Allah ve din sorgulanmalıdır. Eğer bu sorgulama neticesinde hala da hiç zarar görmemişse bu kavramlar, işte o zaman kişisel olarak inanmak için sebep vardır. Ve her birey, yeniden ve yeniden sorgulamalı hayatı bence.

    YanıtlaSil
  34. ya şimdi küfür edesim geliyor ama etmiyeceğim sen hangi akla hizmet bu cümleyi (''Diyelim ki Allah bir insanın duasını kabul edeceğini söyledi ve söz verdi bu konuda. Duası kabul edilecek insan da şöyle bir dua etti; "Ey Allah'ım sana yalvarıyorum eşimin ve çocuklarımın güzel bir hayat geçirmesi için her gün dua et!"'') kurabiliyorsun arkadaşım Yüce allah böyle bir duayı kabul eder mi etmemekle birlikte allaha başka bir varlığı rakip yahut üstün olarak düşündüğü için şirk koşmuş olur.Başka üstün bir varlık düşündüğünü ''her gün dua et'' cümlesinden anlayabiliriz.

    YanıtlaSil
  35. Allah'ın yarattığı kulları bilmem kaç IQ luk beyinleri ile AllaH'ın neyi yapıp neyi yapamayacağını sorguluyor. Ey insanoğlu önce haddini bil !

    YanıtlaSil
  36. Aşağı yukarı aynı IQ'ye sahip insanlardan (ki IQ önemsizdir) bir kısmı allahın her şeyi yapabileceğini söylerken (ki bu da neyi yapıp neyi yapamayacağını söylemektir) haddini aşmış olmuyor; ama başka biri şunları şunları allahın yapması mantıksızdır deyince haddini aşmış oluyor.

    Ey kendini bilmezlik, nelere kadirsin.

    YanıtlaSil
  37. Evren'i yaratacak bilgiye sahip olan "Yaratıcı" her şeyi de yapacak güce sahiptir;kendi koyduğu doğa kanunlarına uygun olarak. Çünkü her şey bilgiye dayanır. Bilgi olmadan hiçbir şeyin gerçekleşmesi mümkün değildir.
    İsteyen buna inanır. İsteyen de he şeyin kendiliğinden olduğuna. Seçim bizlerin.
    Kimsenin, kendi inancını dayatmaya hakkı yok. Bunun, mantığı da yok.
    Konuya dönersek, dua, insanın, "istemesi"dir.
    İster inançlı olsun, ister inançsız, istenilen şeyler "yaratılış"ın kanunlarına uygun olarak gerçekleşir veya gerçekleşmez.
    Allah'ın ise istemesi yeter; her istediği gerçekleşir. Dua ne alaka?

    YanıtlaSil
  38. Sanırım yazıları yeteri özenle okumuyorsunuz. Burada yaratılmış olanın gücü ile ilgili bir çıkarımdan ziyade, bizlerde bulunan mantık ile tanrının bazı şeyleri yapmasının mümkün olmadığına değinilmiştir.

    Yazın da ana konusu budur zaten. Eksiksiz bir tanrı dua edemez; dua, eksiklik gerektirir. Bizlerin mantığına göre durum buysa, tanrı için eksiksiz diyemeyiz.

    Ama siz diyorsunuz ki, tanrı insan aklının ötesindedir ve onun olduğu yerde başka gerçeklik anlayışları vardır. Bundan o kadar eminsiniz ki, sanki tanrı ile iletişime geçmiş ve durum raporu almış gibisiniz. Oysa sizlerin objektif olmadığını, tanrının eksiksiz olduğu varsayımının mantık ile desteklenmedikçe yersiz olduğunu düşünüyorum. Mantıksal olarak da, dua örneğinde olduğu gibi, eksiksiz olma durumu bir hayal ürünü gibi gözükmektedir çünkü eksiksizlik gibi bir yetiye maddesel anlamda ulaşılamamaktadır.

    Ha, siz yine 'ne maddesi bizler manevi şeylere inanıyoruz' diyebilirsiniz; ancak böyle bir inancın, 'uslu bir çocuk olursanız Şirinler'i görebilirsiniz' inancından hiçbir farkı olmadığını belirtmek durumundayım.

    YanıtlaSil
  39. 1-Bizlerde bulunan "mantık" yetersizdir. Onunla Tanrı'yı irdeleyemeyiz. Sadece inanırız veya inanmayız. Bu felsefi olarak böyledir. Çıkış noktanız sakat.

    2-"Tanrı dua etmez." Yazmıştım; her halde gözden kaçmış. "Bizim mantığımızla" Tanrı'ya eksiklik yakıştırmak haddimiz değildir. Biz kim oluyoruz ki? İnsan aklının yetersiz olduğunu felsefe de ortaya koyuyor.

    3-Yarattıklarına bakarak, "akıl yürüterek" Tanrı'nın mükemmel olduğunu söylüyorum. Dayanağım da var olan her şey. Sizin dayanağınız benim dayanağımdan güçlü mü?
    Tabii bunu ispat edemem. Çünkü insanoğlunun "yaratılışı" buna imkan tanımıyor.
    Siz hangi akılla Tanrı olmadığı sonucuna vardınız.

    4-"Ben" kendi hesabıma, "emin olma" derecesinde sadece Tanrı'nın var olduğuna inanıyorum. Sizin yakıştırmalarınız benimle değil başkalarıyla ilgili. Kimsenin inancı beni bağlamaz; takdir edersiniz ki.

    Sorularınıza tatmin edici cevaplar verdiğimi düşünüyorum. Lütfen aynı şeyleri farklı şekillerde dile getirmeyin. Daha başka şeyler bulun. Hepsine de "mantıklı" cevaplar verebileceğim kanısındayım.

    YanıtlaSil
  40. 1) Bizlerdeki mantık, mantık ötesi bir şeyin var olup olmadığını anlama konusunda yetersiz. Ancak ortaya bir iddia atıldığı an bizlerin mantık alanına girer. Sizler her ne kadar mantık-ötesi bir şeyin var olduğunu iddia etseniz de, bunun doğruluğu veya yanlışlığı mantık ilkelerince denetlenir. Misal, sizler Şirinler'in olduğunu söylerseniz ve bunun mantığın ötesinde bir gerçek olduğunu, bunun inanmak ya da inanmamak meselesi olduğunu söylerseniz çoğu insan güler. Çünkü mantık alanımıza giren bir iddia ileri sürmüşsünüzdür ve Şirinler'in akli olarak olma ihtimali olsa dahi mantıksal olarak Şirinler'in olmadığını varsaymak kusurlu bir davranış değildir. Tanrı fikri ile Şirinler fikri arasında mental olarak bir fark yoktur.

    2) Sürekli tanrı var ön-kabul'ünden yola çıkıyorsunuz; dolayısıyla da hatalı birçok çıkarmınız size doğruymuş gibi geliyor. Ben, tanrı yok ön-kabul'ünden değil; tanrı var mı ön-sorusundan yola çıkıyorum. Dolayısıyla, aklın yetersizliğinde her ne kadar kimi noktalarda hem fikir olsak da, bizlerin aklından daha üstün bir aklın olmasını zorunlu görmüyorum. Yani, aklımız yetmez, kim kimiz ki, haddimiz yetmez gibi düşüncelerin bizleri atıl konuma sokacağını ve sindireceğini, ukalalık etmeden aklımızı hiç de küçümsememiz gerektiğini düşünüyorum.

    3)Yine bir ön-kabul: "yarattıklarına bakarak." Ben tanrı var mı yok mu bilmiyorum, ama siz tanrı var, bizi o yarattı, bizlerin aklı yetmez, ama ben bizlerin yaradılışına bakarak tanrının mükemmel olduğunu görüyorum diyorsunuz. Tamam, yarattığı konusunda hem fikir olsaydık, tartışma bu noktaya gelebilirdi; ancak yaratılmak kısmında ben çekimserim. Hoş yaratmışsa bile tek bir tanrının veya tek bir tanrı varsa bile o tanrının mükemmel olması gerektiği izlenimi uyanmıyor bende. Böyle bir izlenim için fazla iyimser olmak ya da içindeki hayalleri gerçek sanmak gerekiyor. Somut bir veri yok bu konuda.

    Sorunuza da cevap vereyim, ben tanrı yok demiyorum. Tanrının varlığı ya da yokluğu bilinemez diyorum. Bu kadar zamandır bu blogda iyi kötü bir şeyler okuyorsunuz, tanrıyı reddetmediğimi, tam bir agnostik olduğumu defalarca belirttim. Bunu nasıl görmezden geliyorsunuz, anlamıyorum.

    4) Sizin şahsi inanç ve fikirleriniz elbette ki benim ilgi alanım dışında kalıyor. Ancak sizler bu görüşlerinizi buraya, benim yazıma aksi görüşte olduğunuzu belirterek, koyduğunuzda, benim de naçizane bir şeyler söyleme hakkım oluyor.

    Cevaplarınızın hiçbirinden tatmin olmadığım ortada. Eğer düşüncelerinize karşıt görüş sunmamdan rahatsız veya karşıt görüşlerimin yetersiz olduğunu düşünüyorsanız beni muhatap almamanızı tavsiye ederim. "Daha başka şeyler bulun" diyerek sanki benim önceden söylediğim her şeyi anlamış, gerekli cevapları vermiş, benimse direttiğim izlenimi uyandırmaya çalışıyorsanız veya gerçekten böyle düşünüyorsanız ekleyecek bir şeyim gerçekten de yok.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  41. Şu müslüman kendi yaptığını Ateist'e maledyor ya ona sinir oluyorum.

    Müslüman hastalığını Ateistte var zannedince kendini göremiyor.

    Aynı şeyleri sayıklayan sizsiniz, üreten biz. Kör olan sizsiniz gören biz. Şeytan olan sizsiniz melek biz. Görün artık şunu.

    YanıtlaSil
  42. Yahu adsız bana mı söylüyosun? Fake misin nesin? :D

    Gelelim sana arkadaşım Hayyam:

    1-Bunu yapacağını bildiğim için baştan söyledim, aynı şeyleri evirip çevirme diye.
    Önceki cevabıma karşılık alamadım. Ve hala geçerlidir. İnançlara (ne türlü olursa olsun)sadece inanılır. Felsefi olarak bu böyleidir. bunun mantığa gelecek bir yanı yoktur.
    Söylediklerin demagojiden öte bir anlam ifade etmez.

    2-Yine çarpıtıyorsun. Ön kabul değil, inanç. Benim inancım "var" olduğu, seninki de "var" olmadığı. "Var mı?" sorusu da demagojiye açık kapı bırakmaktır. Aklı küçümsemiyorum, layık olduğu yere koyuyorum.

    3-Unutmuşum agnostik olduğunu pardon. Üstte buna da cevap vermiş oldum zaten .:)
    Hala ön kabul diyorsun. Yaratıcıya inanıyorsam yaratılana da inanıyor olmam doğal. Ne dememi bekliyorsun ki?
    Yine demagoji. "Hemfikir olalım" demiyorum ki. "Benim dayanağım bu, sen de dayanağını göster" diyorum sadece. Kİ senin amacın olmadığına dayanak abulmak. onu da bulamıyorsun.Beni eleştirmeye devam ediyorsun. Buradan bir tartışma çıkaramazsın. İnançlar tartışılmaz. Benim inancım "var" olduğu. Bunu nesini tartışmak istiyorsun? Senin inancın "yok" bile değil. Henüz "Var mı?" dasın. Bir karar ver önce. Fakat gönlün "yok" dan yana. Bayağı bir belli oluyor yani:)

    4-Tamam kardeşim. Bu senin yaptığına zoru görünce çamura yatmak denir. Kafana ve seviyene göre adam bulduğunda, onlarla birlikte havanda su dövmeye devam et sen.
    Anlamak istemezsen tabii ki tatmin olmazsın. Felsefe diyor ki, inançlar tartışılmaz. Felsefe de mi bilmiyorsun hiç. Hala tartışmaya çabalıyorsun. Ortaya koyduğun tez de anlamsız. Tartışılmaya değer bir yanı yok. Zaten tezin de yok. Sadece eleştiriyorsun. Fikrin varsa söyleseydin. Ben söyledim söyleyeceğimi. Hoşçakal kardeşim.


    YanıtlaSil
  43. Kur'an-ı kerim'de Allah her şeyi yapabilir demiyor mu ?
    Eğer Allah dua edemiyorsa nasıl her şeyi yapabiliyor.
    YANLIŞ..
    Bu kadar basitmiş..Bunu anlamama yardım ettiğiniz için teşekkürler.Sayın blog sahibi.

    YanıtlaSil
  44. "Dua etmek", "istemek" tir. İradesi olan "varlık" "ister".

    YanıtlaSil
  45. Anlayana bir hikaye...

    Hz.İsa yolda hızla yürüyormuş!..Merak edip sormuşlar:−Yâ İsa, niçin böyle kaçıyorcasına hızla yürüyorsun?..

    Bir yandan yürümesine devam ederken, bir yandan da cevap vermiş : Bir ahmak soru sormak için peşimden geliyor!..

    Ahmak olanı eleştirme, üstüne sıçrar!..“Peki, sen...”diye sana sıvaşır, yanlışını kavramak ve düzeltmek yerine...

    Kimseden çekmemiştir Hz.Rasûlullâh(aleyhisselâm), ahmaklardan çektiği kadar!
    Anlatıldığı ve açıklandığı hâlde anlamayıp, yalnızca ezberlediğini tekrar eden; anlamına kullanılır bu kelime...Ârif veya âlimin cehennemi, ahmaklar arasında kalmaktır diye tarif ederler...

    YanıtlaSil
  46. Hayyam kardeşim, çok merak ettim de ondan soruyorum. Ne olursa (ne görürsen, ne ipatlanırsa vb.) Allah'ın varlığını kabul edersin?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Sedat,

      Öncelikle samimiyetiniz için teşekkür ederim.

      Sanırım Kur'an'ın ileri sürdüğü tanrı modeli olan Allah'ın var olduğuna inanmam için, Allah'ın kendini göstermesi, Kur'an'ı doğrulaması, veya en azından, gerçek mucizeler gösteren bir peygamber göndermesi gerekmektedir.

      Kur'an'ın içinden, sözde (sayısal ya da sözel) mucize iddialarının sunulmasıyla veya evrenin işleyişinin Allah'ın varlığıyla ilişkilendirilmesiyle benim Allah'ın varlığını kabul edeceğimi sanmam.

      Sil
    2. Hayyam kardeşim, anladığım kadarıyla Allah'ın varlığını kabul etmen için duyu organlarınla algılayabileceğin (göstermek, doğrulamak) pozitif bilimlerle açıklanamayacak şaşırtıcılıkta dünyevi aktivitelere (gerçek mucize) ihtiyacın var. Doğru mudur?

      Kusura bakma kardeşim, soruyorum. Çünkü kavramları tam algılayıp, düşünceni doğru bir kalıba dökmek istiyorum. Yanlış anlamayayım diye!

      Sil
    3. Sayın Sedat,

      Doğa-üstü bir şeyin varlığını ya da yokluğunu anlamak adına 'kanıt' sayılabilecek şeylerin elbette ki somut (yani gözlemlenebilir, deneyimlenebilir) bir veri olması gerekir.

      Sanırım Carl Sagan'dan şu alıntıyı yaparsam, düşüncelerimi daha net bir biçimde ifade etmiş olurum: "Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir."

      Sil
    4. Sayın Hayyam,

      Eğer izin verirseniz, Carl Sagan'ın bu sözündeki "kanıtın", "mucizeden" ayıran bir tanımını yapmak gerekir diye düşünüyorum. Aksi halde, ayın ikiye bölünmesi, denizin yarılması, ölülerin canlanması birer kanıt olarak gösterilmesi kaçınılmaz örnekler olacaktır sanırım.

      Sil
    5. Sayın Erol,

      Şayet bu konu üzerine bir şeyler yazma planınız varsa, seve seve okurum. Nihayetinde, önemli sayılabilecek bir konu olduğu aşikar.

      Sil
    6. Sayın Hayyam,

      Sayın okurların yazdıkları yorumlar gibi benim yazdıklarımı da hassasiyetle okuduğunuzdan/okuyacağınızdan en ufak şüphem yok. Ve biliniz ki, sizin makale ve yorumlarınızı da aynı hassasiyetle ben okuyorum.

      Şu ki, “kanıtı”, "mucizeden" ayıran tanımın ne olduğu konusunu küçük bir araştırma ile her ilgilenen biliyordur elbette ki. Kanıtın argümanları dünyevi olduğu kadar da ölçülebilir ve modellenebilir kıstaslar içerdiğine göre, sizin, Carl Sagan’a atıfta bulunarak yazdığınız, “Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir." İfadesine karşılık, size gösterilebilecek örneklerin “kanıt” tanımına uygun olması gerekliliğine ilişkin bir anlamlandırma idi yukarıdaki yazım. Ve bunu zaten biliyorsunuz.

      Özetle, sizin yazdığınız yorum nedeniyle, Sayın okurdan gelebilecek muhtemel örneklerin “mucize” değil, “kanıt” kabilinden gelmesi aydınlatıcı, bilgilendirici ve anlamlı olacaktır.

      Sil
    7. Sayın Erol,

      Sedat Bey, geçmişe dönük olarak neyi veya hangi mucizeyi 'kanıt' sayacağımı değil, ileriye dönük neyi kanıt sayacağımı sorduğu için, ya da ben öyle anladığım için, bu ayrımı yapmadım zihnimde.

      Şöyle ki, şu an için, geçmişte olduğu iddia edilen mucizelerin kanıt olarak sayılamayacağını, ilgili mucize iddialarını ele alarak gösterebiliriz. Ancak, diyelim ki yarın, Allah ve Kur'an'ı destekler nitelikte ve dolayısıyla doğa-üstü olacak bir olayın (mucizenin) gerçekleşmesi halinde, bu olay her ne kadar bilimsel metodlara uymasa da, bir nevi kanıt sayılacağı ortadadır. Zaten bu durumda materyalist tüm algılarımız darmadağın olacağı için, artık bambaşka bir gerçeklik de söz konusu olacaktır elbette ki.

      Ha, bu demek değildir ki, böyle bir şeyin olacağına ihtimal veriyorum. Sadece varsayımsal olarak, Sedat Bey'in sorusunu samimi bulduğum için cevap evrdim.

      Sil
    8. Evet... Anladığım kadarıyla Hayyam Bey'in Allah'ın varlığını kabul edebilmesi için, Allah'ın Hayyam Bey'in algılayabileceği nitelikte bir veya birkaç olağanüstü olayı kendisine hissettirmesi gerekiyor. Bunun bir kanıt niteliğinde olup olmadığı tartışıladursun, kabul için Hayyam Bey adına yeterli görünüyor.
      Diyelim ki Hayyam Bey ailesiyle birlikte salonda oturuyorken, tüm elektronik eşyalar aniden birleşip, büyüyüp bir insan yüzü şeklini alsa; ardından da "Allah diye bir şey yok, doğru yoldasın Hayyam" dese ve aniden eski hallerine geri dönseler;
      1. Hayyam Bey Allah'ın varlığını kabul eder mi?
      2. 1500 sene sonra bu olay yeni Hayyam Beyler için ispat niteliği taşır mı?
      NOT:Cevaplarınız ve ilginiz için de ayrıca teşekkür ederim.

      Sil
    9. Sayın Sedat,

      Bir şeyi anlamadım. Şöyle demişsiniz: "tüm elektronik eşyalar aniden birleşip, büyüyüp bir insan yüzü şeklini alsa; ardından da "Allah diye bir şey yok, doğru yoldasın Hayyam" dese ve aniden eski hallerine geri dönseler; Hayyam Bey Allah'ın varlığını kabul eder mi?"

      "Allah diye bir şey yok" dediklerine göre, bunu, Allah'ın varlığına nasıl delil sayabilirim ki? Böyle bir şey olursa, şayet o an uhrevi bir his içimi kaplarsa, Allah dışında başka bir gücün olup olmadığı üzerine kafa yorarım, ki bu güç, yaratıcı yani tanrı olmak zorunda değil, çünkü ortadaki 'mucize' önüme bir veri sunmuyor.

      Dolayısıyla ikinci sorunuzu cevaplamam mümkün değil. Çünkü ileri sürdüğünüz ihtimalde Allah'ın varlığı için bir kanıt oluşmadığı gibi, toplumlara sirayet edecek bir kanıt niteliği de yoktur ortada.

      Sil
  47. Güzel.. "Ortadaki mucize önüme bir veri sunmuyor" yazmışsınız. İşte kilit noktalardan biri bu, ortadaki mucize önünüze zaten bir veri sunamaz. Aslında, ortada mucize olması sizin için Allah'ın varlığına kanıt anlamı taşıyan başlı başına bir veriydi. (Bkz. yukarıdaki cevabınız; "...doğa-üstü olacak bir olayın (mucizenin) gerçekleşmesi halinde, bu olay her ne kadar bilimsel metodlara uymasa da, bir nevi kanıt sayılacağı ortadadır.")

    Fakat, bu mucize gerçekleşse bile sizin için yeterli olmadığını görüyoruz. Çok haklısınız. Neden? Çünkü bunu yazarken Allah'ı destekler nitelikte olmasını da istiyorsunuz. Fakat burada şöyle bir paradoks oluşuyor. Ortaya çıkan elektronik mucizevi varlık doğru söylemek zorunda mı? Belki yalan söylüyor? Belki sizi test ediyor. Yani "Allah yoktur" yerine "Allah birdir, her şeyi yaratan O'dur" deseydi o zaman inanır mıydınız Allah'ın varlığına?

    2.sorumun cevabına sıra gelmesi adına bir taban oluştuysa, onu da yazarsanız sevinirim.

    (NOT:Cevaplarınızı dikkatle takip ediyorum. Sorularım size belki saçma gelebilir fakat nesneler alemi ile ruhani alem arasındaki ilişkiyi kurabilmek adına maalesef buna benzer yakıştırmalar yapmak durumundayım. Teşekkür ederim.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Sedat,

      Bazı kavramları biraz daha genişletmekte ve kurgusal mucize olayını biraz ayrıntılandırmakta fayda var sanıyorum.

      Öncelikle, diyelim ki, sizin önerdiğiniz gibi, evdeki elektronik eşyalar doğa olaylarına aykırı bir biçimde hareket etmiş olsun. Şayet iç dünyamda da 'vahiy' benzeri bir uhrevi aydınlanma olmazsa, ilk hissedeceğim şey muhtemelen korku olur. Burası önemli: Gerçekleşen mucize, sadece maddi seviyede kalıyor, manevi (ruhani) bir etki ve değişiklik oluşturmuyor. Diğer bir deyişle, iç dünyamıza herhangi bir doğa-üstü olay etki etmiyor. Mesela, içimizde birdenbire bir Allah aşkı doğmuyor. Bu, şu bakımdan önemli; şayet zaten iç dünyamız ve düşünce yapımız ve hatta algılayışımıza tanrısal bir etki olursa, diğer bir deyişle 'gönül gözü' açılırsa, zaten ortada bir mucize olmasına gerek kalmaz. Yalnız bu söylediklerimden gönül gözü veya ruh gibi kavramlara inandığım anlamı çıkmasın; varsayımsal olarak konuşuyorum.

      Burayı netleştirdiysek, yani ortadaki mucize salt maddesel bir mucizeyse, o halde şimdiki şüpheci yaklaşımım korkuyla birlikte işlemeye başlar. Büyük ihtimalle ilk mantıksal açıklama ortada bir 'şaka' veya 'kumpas' olduğu yönünde olur. Daha açık bir anlatımla, yine maddesel süreçlerle bu olayı mantığa (akla) uydurmaya çalışırım. Şayet böyle bir açıklama bulamazsam; ikincil adım devreye girer ve mesela rüyada olduğumu veya belki delirdiğimi düşünürüm. Aslına bakılırsa, bu da bir nevi maddesel açıklamadır. Bunların neticesinde su götürmez bir biçimde akıl sağlığımın yerinde olduğunu, rüyada olmadığımı, olayın düzmece olmadığını vb. teyit edebilirsem kendi kendime, artık bu aşamadan sonra doğa-ötesi bir açıklamaya yönelirim.

      Doğa-ötesi açıklamaların da çeşitli boyutları var. Şöyle ki, doğa-ötesi kavramından bir tek 'Allah'ı anlamıyorum. Mesela matriks gibi bir sistemin olabileceğini düşünerek, bu şekilde bir doğa-ötesi açıklama da yapılabilir veya bir uzaylı ırkının deneysel çalışması olabileceğimiz de yine doğa-ötesi açıklamadır. Bu aşamada, şayet elektronik aletler bana bir mesaj vermiyorsa, onların doğa-üstü hareketlerini anlamlandırma bakımından 'Allah' dahil tüm olasılıklara eşit mesafede uzak olurum. Sizin belirttiğiniz gibi 'olumsuz bir önerme' ile bana bir şey anlatmaları da büyük ihtimalle benim için bir anlam ifade etmez. Mesela elektronik eşyalar, "Allah yok" yerine "Allah var" şeklinde bir mesaj iletseydi bana, o halde yine diğer doğa-ötesi ihtimallere açık olmakla birlikte, Allah'ın var olma ihtimaline daha büyük bir yüzde verirdim. Ancak yine tekrarlıyorum; iç dünyamda veya düşünme şeklime bir etki (katkı) yapılmadğı müddetçe böyle bir yol izlerim.

      Şunu da itiraf edeyim, sizin ilk başta 'mucize' ile daha kapsamlı bir şeyi ifade ettiğinizi sanmıştım. Örneğin, kitlelerin algılayacağı, mesela Ay'ın ikiye bölünmesi gibi veya denizlerin ikiye ayrılması gibi veya ölülerin dirilmesi gibi bir şey düşünmüştüm. Bana özel bir mucizeden ziyade, tüm dünyayı saran bir mucizeye tanıklık etmek olarak değerlendirmiştim önerinizi. Dolayısıyla, ikinci sorunuza da böyle bir ayrım yaparak cevap vermeliyim:

      Sil
    2. Şayet benden başka kimsenin deneyimlemeyeceği bu mucizeyi ben kaleme alsam ve insanlara duyurmaya çalışsam, bırakın benden 1500 sene sonraki benim gibirini, şimdiki benim gibi biri bile o yazılanlara inanmaz ve bu olayları 'mucize' olarak değerlendirmez. Bunu kendimden biliyorum. Mesela bundan seneler evvel Berrin Türkoğlu'nun Yaşanmış Esrarengiz Olaylar adlı kitabını okumuştum ve benim için oradaki olaylar ve tanıklar pek bir anlam ifade etmemişti. İşte aynı şekilde, bireysel bu tür deneyimlerin gerçek olsa bile 'mucize' olarak değerlendirilemeyeceğini, en azından inandırıcılık yönünden bir anlam ifade etmediğini söyleyebilirim. Karl Popper'ın ünlü tezini aktarmak isterim bu noktada: Yanlışlanabilirlik tezi. Buna göre, ortaya atılan iddianın bilimsel olması ve değerlendirilebilmesi için onun yanlışlanabilecek bir veri sunması gerekir bizlere. Diğer bir deyişle, o durumla ilgili eldeki veriler, teste tabi tutulup çürütülme yetisini haiz olmalıdırlar. Şayet bir önermeyi yanlışlayabilme şansımız yoksa, o halde o önermeyi ciddiye de almayabiliriz. Zaten bilim dünyasına da bakarsanız, işler böyle yürür; bilim insanı ortaya çıkar ve bir hipotez atar, sonra başka biri o hipotezi yanlışlayabilecek veya doğrulayabilecek şekilde eleştiriye tabi tutar. Oysa bireysel bir mucizenin başa gelme iddiasında, bu iddiayı 'kanıt' seviyesine sokacak güvenilirlik söz konusu değildir. Belki gerçekten de bu mucize gerçekleştmiştir ancak bu, pek bir anlam ifade etmez.

      Toparlayacak olursam, bireysel olarak başa gelmiş bir mucize, o mucizenin doğruluğunu veya yanlışlığını başkalarının diretk bilmemesi sebebiyle, başka insanlar için 'kanıt' sayılamaz. Burası önemli: Başka insanlar için kanıt sayılamaz; oysa pekala, o mucize başına gelen kişi, bu mucizeyi kendi için geçerli sayabilir.

      İkinci ayrıma gelecek olursam, toplu bir şekilde görülen olayların '1500 sene sonrasındaki ben' için bir anlam ifade edebilmesi için, bugün gerçekleşen bu mucizenin, yazılı, görsel veya işitsel çeşitli dokümanlar ile desteklenmesi gerekmektedir. Mesela, İslam inanışında Ay'ın ikiye ayrıldığı mucizesi vardır ve birtakım insanlar tarafından sözde tanıklık edilmiştir bu olaya. Şimdi belki de '1500 sene sonrasındaki ben' olarak mantığımı çalıştırayım: Böyle bir mucize olmuşsa, Dünya'nın her tarafından görülmeli midir? Hiç kuşkusuz görülmelidir. Peki, böylesi bir doğa-ötesi olayın farklı milletlerce hem de büyük bir önemle yazıya geçirilmesi, resmi kaynaklarında bundan bahsedilmesi gerekmez mi? Kuşkusuz gerekir. Peki geçmişe dair herhangi bir belgede Ay'ın ikiye ayrılmasına dair bir şeyden bahsedilmiş mi? Birkaç efsaneye dayalı 'kutsal' metin dışında hiçbir yerde böyle bir şeyin kaydı yok. E, o halde, ben nasıl olur da böyle bir iddianın gerçekliğini kabul ederim?

      İşte bu şekilde, küresel olarak gerçekleşecek bir mucizenin de geleceğe aktarılması adına efsaneler dışında bulgu ve belgeler elde edilirse, o zaman bir işe yarar bu iddia ve 'mucize' olarak gelecek nesiller tarafından kabul olunur. Zaten şu an teknoloji çağındayız ve böyle bir şey olduğu an istemeyeceğimiz kadar görsel veya işitsel kanıt bulabiliriz. Her yer kamera dolu ve bilimsel ilerleme en üst seviyede olmasa bile bu mucizeleri değerlendirme açısından yeterli bir seviyede.

      Zaten dikkat edilirse, bilimsel gelişmelerin ve toplumların tarihciliği yani bürokratik kayıt işlemlerindeki ustalıkları arttıkça mucizeler de azalmaya başlamıştır. Daha doğru bir anlatımla, kaydı tutulamayan dönemlere ilişkin mucize iddiaları çok daha fazla ve uçuktur ki, ilk insanın çamurdan yaratıldığı iddiası da bunun bir göstergesidir.

      Konuyu biraz dallandırıp budaklandırdım ama umarım aklınızdaki şablona uygun kalarak cevap verebilmişimdir.

      Saygılarımla.

      Sil
  48. İlginiz için teşekkür ederim Hayyam Bey,

    Ben adım adım gitme taraftarıydım fakat siz bir anda adımları atlamışsınız :)

    Dikkat ederseniz; "elektronik eşyalar" dedim ki kaydetme şansınız olmasın.
    "Ailece oturuyorken" dedim ki sadece az sayıda şahit bulunsun.
    Bu örneği bilinçli olarak verdim.

    Sonraki aşamalarda örnekleri geliştirecektim ama sağ olun hepsini saydınız. Elinize sağlık.

    Görüyorum ki; mucizeler de sizin için yolun sonu anlamına gelmiyor. Sonuçta pozitif bilimler içerisinde; illüzyon, halüsinasyon, rüya, serap vb. olayların da açıklaması olabilir.

    Burada cevaplarınızı tam anlamıyla ve toptan aldığımı görüyorum. Yalnız, bu sefer de başa dönmüş oluyoruz. Yani! Ne olursa Allah'ın varlığı ve birliğine inanırsınız?

    Bu sorunun cevabını verirken daha önce şöyle yazmıştınız; "Allah'ın kendini göstermesi, Kur'an'ı doğrulaması, veya en azından, gerçek mucizeler gösteren bir peygamber göndermesi gerekmektedir." Fakat görüyoruz ki, mucizeler de kendi başına yetersiz kalıyor. Peygamberi bu düşünce zaten reddeder. Mucize gösteren peygambere de büyücü, sihirbaz vb. denilir. Kısaca, kabul etmeyecek adam onu da kabul etmez. Allah'ın kendini göstermesi ifadesi eğer birinci anlamındaysa gözle görünmesi anlamına gelir ki, bilirsiniz gözler fotonların cisme çarpıp yansıması ve göz merceğini aşıp beyindeki görme merkezine erişmesi ile görür. Allah'ı bu şekilde görmek isterseniz, onu madde formuna indirgersiniz ki o da mümkün değil. Yok eğer, yan anlamında kullandıysanız, o zaman o gösterge ile birlikte lütfen devam edelim.

    Yazdıklarınızı okudum. Olmaza dair çok net cevaplar aldım. Fakat olura dair net bir cevap alamadım. O yüzden örnek yazmanızı istiyorum. Öyle bir hikaye yazın ki; yukarıda yazdığım gibi, Allah'ın göstergesini de içersin ve sonunda Allah'ın varlığını ve birliğini kabul edin.

    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Sedat,

      Bu sefer pek de uzatmadan konunun özüne girmeye çalışayım: Ne olursa Allah'ın varlığına inanırım?

      Açıkçası, kafamda nasıl bir şablon kurarsam kurayım tam ve kalpten bir inanç sergileyebileceğimi sanmıyorum. Şayet düşünce yapıma tanrısal bir müdahale olmadığı sürece, oldukça güç olacaktır Allah'a inanmam. Ancak, diyelim ki bir peygamber gelse, kendisinin Alllah'ın elçisi olduğunu bildirse, kitlelerin gözü önünde denizi ikiye ayırsa veya istediği zaman Güneş tutulması vb. mucizeler sergilese büyük ihtimalle hala da Allah dışında seçenekler olabileceğine ihtimal versem de, Allah'ın varlığını "kabul" ederim. Belki içimde o uhrevi aydınlanma olmaz ama tıpkı bilimsel bir gerçek gibi, Allah'ın olduğunu düşünürüm. Ha, Alllah'a karşı içten bir bağlılık veya sevgi besler miyim ya da ondan korktuğum için kendimi (düşüncelerimi) nasıl kısıtlarım, şimdiden kestiremiyorum. Ancak dediğim gibi, buradaki önemli nokta, iç yaşantıma (düşünme biçimime) tanrısal bir müdahale olmadıkça, gerçek bir müslüman gibi Allah'ın varlığına inanmamın güç olacağı, ama mucizeler reddedilemeyecek seviyede olursa yeterli inanç olmasa bile ilgili varlığın olduğunu kabul edecek olmamdır.

      Sizin kafanızdaki yol haritasından ne kadar çıktım veya sorularınıza tam olarak cevap verebildim mi, kestiremiyorum ama elimden geldiğince samimi olmaya çalıştım bu konuda.

      Saygılarımla.

      Sil
    2. Çok teşekkür ederim. Anlaşılan o ki; sizin durumunuz "Sürekli sorgulama" durumu. Allah size gözükse, "Ben Allah'ım. Her şeyi yapmaya kadirim." dese, hatta yapsa bile, hatta ve hatta siz de kabul etseniz bile, içinizden bir ses hala "Acaba O'nu kim yarattı?" gibi bir soru soracaktır. Tamamen inanabileceğiniz bir platformun oluşmasına imkan yok. Bu hali, sonsuzda teğet kesen asimptotik grafiklere benzetiyorum :)

      İnanç. İnanç dediğimiz şey zaten burada devreye giriyor. Eğer ispatlanmış bir şey olsa idi, inanç kelimesi saçma kaçacaktı. Tüm dünyanın gözü önünde olan bir olay bahis konusu ise; siz buna inanmıyorum diyemezsiniz. Çünkü inançlık bir durum yoktur ortada. İNANÇ; ŞÜPHE VARSA İNANÇTIR. Diğer haller kesin kuraldır. Daha net anlatmam gerekirse; "Ben ikiz kulelerin yıkıldığına inanmıyorum" diyemezsiniz. Fakat; "Ben ikiz kulelerin terör sonucu yıkıldığına inanmıyorum" diyebilirsiniz. Bilmem anlatabildim mi?

      İşte bu sebeple, İNANÇLAR HEP SORGULANIR. Çünkü inanç olmanın gereği bir şüphe nüvesini de içinde barındırır. Sorgulamalar da bu nüveye yapılan yüklenmelerdir zaten.

      Sözün özü; madde mekan zaman üçgeni içerisinde, nesneler dünyasında Allah'a, veya olağanüstü olayların yaratıcısını algılasanız bile O'nun Allah olup olmadığına inanmanız bu sorgulamacı kimliğinizi göz önüne alırsak, olanaksızdır.

      "Tespit edebilen şeylerin toplamına her şey denir" mantığı ile hareket ederseniz; sadece duyu organlarınızın algılayabildiği devasa bir çember içerisinde mükemmel bir bilim adamı olabilirsiniz. Hatta daha da ileri gidip her şeyi bilebilirsiniz. Fakat, çemberin dışı hariç kalır. Ona da "inanmıyorum" der işi bitirirsiniz.

      Hayyam Bey, sorgulamacı kimliğinizi takdir ediyorum. Sorgulamaya devam edin. Sonunda olması gereken noktaya ulaşacağınıza inanıyorum. (Eğer şüphem olmasaydı "ulaşacaksınız" yazardım :)) Ama inanıyorum.

      Ben cevabımı aldım. Verdiğiniz bilgiler için tekrar teşekkür ederim.

      Fakat "Allah her şeyi yapamaz" önermenizde yanlışlıklar var. Özellikle "dua edemez" meselesi maalesef paradoksal değil. Yanlıştır. Çünkü dua etmek, aynı otobüs beklemek gibidir. İnsanın kendi yaşayışının bir parçasıdır. İnsani bir eylemdir. Allah'ın dua etmek gibi bir ihtiyacı zaten yoktur, olamaz. Bu mantıkla bakarsak, Allah trene binemez, otobüs bekleyemez, ağlayamaz, saçlarını tarayamaz gibi sayısız örnek verilebilir. Allah'ın varlığını dünyevi bir kalıba dökmeye kalkar ve insani ihtiyaçları Allah'a uyarlamaya çalışırsak başlı başına mantık hatası yapmış oluruz.

      Fakat, eğer siz Allah'a dua edemez derseniz, o da salt size bunu göstermek için dua etmek isterse; eder! Lakin, dua zaten Allah'a edilir. Kendi kendisine dua etmiş olur. Mantıksız bir olay ama maalesef bu mantıksızlığı siz talep etmiş olursunuz. Tezgahındaki bir anahtarlığı kendi kendisine satan bir seyyar satıcı için ne düşünülebilir ki?

      Nitel ve nicel kavramları birbirine karıştırırsak milyonlarca polemik yaratabiliriz. O yüzden "Allah dua edemez" önermesinin "Allah kendisinden büyük bir taş yaratabilir mi?" sorusundan farkı ise sadece duanın taş gibi cismi bir öge olmamasıdır. Bilmem anlatabildim mi?

      Teşekkür ederim






      Sil
    3. Sayın Sedat,

      Söylemlerinizden, 'inanç' mefhumuna değer biçtiğinizi veya önem verdiğinizi görüyorum. Size göre, hakikati anlama bakımından duyusal alan yetersiz olabilir ve akabinde hakikatı anlamak için bir nevi sezgi veya inanç gerekli görülebilir. Ancak ben böyle düşünmüyorum. Nedenini dilim döndüğünce anlatayım:

      Öncelikle, 'inanç' dediğimiz şey, duyusal alanın ötesine dair bir varlık hakkında olduğu zaman bizlere herhangi geçerli bir veri sağlamış olmuyor. Misal, diyelim ki biri Allah'ın var olduğuna inanıyor, bir başkası da Tek Boynuzlu At'ın var olduğuna inanıyor. Bu iki kişinin inancı da, yöneldikleri varlık bakımından eşit düzeyde güçlü. Bu durumda, bu kişilerin hakikati anlayıp anlamadıklarına dair sahip oldukları inançlar bizlere neler söylemiş olur? Başka bir anlatımla, bir kişinin geçerliliğini akıl ve duyular ile bilemeyeceğimiz varlığına karşı duyduğu inanç ne derece geçerlidir?

      Demek istediği şu ki, inanç sanki bir cevapmış gibi görünebilir oysa, benim bakış açıma göre hiçbir anlam ifade etmez. Bir insanın Şirinler'in var olduğuna inanması Şirinler'in var ya da yok olduğu sorunsalına ne kadar etki ediyorsa, Allah'ın varlığına duyulan inanç da aynı şekilde etki ediyor. Bu bakımdan, şüpheci bir tavır ile olaylara yaklaşmak belki sizin istediğiniz anlamda hakikatı sunmaz insanlara ancak en azından zihni çalışır durumda tutarak insan için faydalı bir yön sunar.

      İkinci konuya gelecek olursam: Allah'ın kendi kendisinden bir şey istemesi değil benim kastettiğim. Duanın bileşeninde, kendinden üst bir varlığa yakarış söz konusudur. Allah şayet sizin dediğiniz gibi en üst varlıksa, dua terimini ifa edebilmesi mümkün değildir. Ancak bu, her insana özgü durum için geçerli değildir; misal, Allah kendi varlığını fiziksel bir yansıma olarak dünyaya gönderip insana özgü fiziksel hemen her şeyi yapabilir. Oysa dua etmek için, Allah'ın tanrısallığından feragat etmesi gerekir.

      Gerçi İslam'ın etkilerine bakınca, Allah'ın dua edip etmemesi pek de önemli değildir. Yazının ana fikri, sözel olarak bir varlığa 'mükemmel' demenin kolay olduğu; ancak felsefi olarak bu mükemmellik sorgulanmaya başladığı zaman işlerin sarpa sarmasıdır. En nihayetinde akıl-ötesi bir kavram olduğu savunmasına sığınsa da teistler, tıpkı inanç kavramına benzer açıklamalar gündeme gelmiş olur bu durumda da.

      Sil
    4. Hayyam Bey, sonuç paragrafında "Allah'ın dua edip etmemesi pek de önemli değildir" yazdığınızı görünce baştaki katı önermenizde yumuşamaya gittiğinizi hissettim. Çünkü Allah her şeye kadirdir. Dediğiniz gibi; "Allah kendi varlığını fiziksel bir yansıma olarak dünyaya gönderip insana özgü fiziksel hemen her şeyi yapabilir" BUNA DUA ETMEK DE DAHİLDİR. Allah, sadece siz mutlu olun diye dua etmek istese, eder. Fakat duayı kendi kendine etmiş olur. "Dua edemez" önermesi yanlıştır.
      İsterse eder. Ayrıca "yalvarmak, özür dilemek, para dilenmek, ağlamak, hata yapmak,dua etmek" mükemmellikle ilgili değildir zaten. Mükemmel, bunları yapmaya ihtiyacı olmadığı için mükemmel olur. Sadece siz istiyorsunuz diye yapmak isterse de yapar zaten.

      Gelgelelim, Allah kendi varlığını fiziksel bir yansıma olarak dünyaya gönderse bile, siz o yansımayı yine Allah olarak algılamazsınız. Fizik kitaplarının bir köşesine kaydedersiniz. Eğer maddesel değil uhrevi bir şekilde yapsa, bu sefer de göremediğiniz için Allah'a inanmazsınız. Bu kısır döngü sürer gider.

      Temel problemimiz şu; siz tespit edebildiğiniz şeylere "her şey" diyorsunuz. Onu sadece pozitif bilimlerle açıklanabilen bir seviyede tutuyorsunuz. Bu kadar sorgulamacı ve pozitif bilime inanan bir insanın, yani sizin, günün birinde pozitif bilimleri de sorgulayacağınızı ve ötesini arayacağınızı düşünüyorum.

      Sil
    5. Sayın Sedat,

      Bilimsel yöntem, gerçeğe ulaşmadaki -bana göre- tek yolumuzdur. Belki eksikleri vardır; belki tam olarak nihai bir sonuca ulaştıramaz bizleri... Ancak terazinin bir kefesine bilimsel yöntemi, diğer kefesine ise madde-ötesi algılayışları (inanç, vahiysel sezgi, tasavvufi huşu vb.) koyduğumda, bilimsel yöntemin olduğu kefe diğer kefe kadar kesin sonuçlar vermese bile, diğer kefeye üstündür benim gözümde. Çünkü madde-ötesi algılayışlar kesinlikle özneldir ve benim nazarımda varlığı anlama bakımından birkaç spekülatif ihtimalin dışında hiçbir veri sunmaz bizlere.

      Daha açık bir anlatımla: Madde-ötesi şeylerin var olduğuna dair tüm kanıtlar öznel ve içsel seviyede kalmakla birlikte, bizlerin çevremizi algılayışımızdaki tek gerçek referansımız olabilecek 'akıl'ın da ötesinde olduğu savıyla, iyice incelenemez, ele avuca sığmaz bir iddia haline dönüşüyor. Herhangi bir kimse, içindeki 'tanrının var olduğuna dair his' sebebiyle tanrıya inanmayı uygun bulabilir; ancak ben, bu his ve inançların güvenli olmadığını; bunların toplumsal yaşam sebebiyle insanın içinde oluştuğunu; diğer bir deyişle, toplumun genel kabullerinin bireydeki yansıması olduğunu düşündüğüm için böyle hislere itimat etmeme taraftarıyım.

      Tabii ki birinin içindeki hisse ve inanca güvenerek tanrıya inanması beni direkt olarak ilgilendirmez. Aynı zamanda, 'olması gereken'in de sadece benim söylediğim olduğunu da iddia etmiyorum. Pekala yanılıyor olabilir; ancak yine de, muhtemelen hayatımın sonuna dek -uzun yıllar neticesinde çizdiğim- bu yolu takip edeceğim. Aklım ve mantığım, insani sınırlar içerisinde en uygun olanın bu olabileceğini söylüyor.

      Saygılarımla.

      Sil
  49. dünya - ahiret
    dünyada cennet - ahirette cennet
    dünyada cehennem - ahirette cehennem

    açlık dünyada - tokluk ahirette
    susuzluk dünyada - sululuk ahirette
    sekssizlik dünyada - sekslilik ahirette
    uykusuzluk dünyada - uykululuk ahirette
    ağaçsızlık dünyada - ağaçlılık ahirette
    yaslanamamak dünyada - yaslanak ahirette
    milliyetlilik dünyada - milliyetsizlik ahirette
    devlet dünyada - devletsizlik ahirette
    işeme-sıçma dünyada - işememe-sıçmama ahirette
    terleme-üşüme dünyada - terlememe-üşümeme ahirette
    allahı görmemek dünyada - allahı görmek ahirette
    dert dünyada - neşe ahirette
    mutsuzluk dünyada - mutluluk ahirette
    para dünyada - parasızlık ahirette
    iş dünyada - aş ahirette
    yalan dünyada - doğru ahirette
    hayal dünyada - gerçek ahirette
    rüya dünyada - rüyasızlık ahirette
    içki dünyada - içkisizlik ahirette
    sigara dünyada - sigarasızlık ahirette
    uyuşturucu dünyada - uyuşturucusuzluk ahirette
    ısınmaya odun yok dünyada - yanmaya odun bol ahirette
    allah beceriksiz dünyada - allah becerikli ahirette

    dünyada cennete giren ahirette cehennemde
    dünyada cehenneme giren ahirette cennette

    Mürekkep yetmez yazmaya.

    YanıtlaSil
  50. Sorulan soruda iki tane sorunlu nokta var:

    1-Allah'ın bir gereklilik olmadığı için birşeyi yapmaması, o şeye irade göstermemesi, başkadır; o şeye gücü yetmediği için, o şeyi yapmaması başkadır. Allah'ın tabii ki, dua etmeye gücü yeter, ama bunun için bir gereklilik olmadığından dolayı dua etmez. Bu yönde bir irade göstermez.

    2- Örneğin, bir insana "Sen alkoliksin." dedikten sonra, "O halde içki içmiyorsun." diyemezsiniz. Bir insanın hem alkolik olduğunu iddia edip, hem de o insanın içki içmediği çıkarımında bulunmak, tek kelimeyle saçmalamaktır.
    Aynı şekilde varsayımsal olarak Allah'ın varlığını kabul ediyorsanız, Allah'ın sonsuz bilgi sıfatını da kabul edersiniz; Allah sonsuz bilgi sıfatı gereği, hangi sözü tutacağını hangisini tutmayacağını daha en baştan, hem daha evreni yaratırken, hatta yaratmadan önce bilir. Dolayısıyla varsayımsal olarak bile, Allah'a gerçekleştirmeyeceği bir sözü gerçekleştireceğine dair söz verdirtemezsin.

    Oğuz Y.
    makarnistan@hotmail.com

    YanıtlaSil
  51. Girişte vurguladığın mantık hatasını çıkışta kendin yapmışsın koç.

    YanıtlaSil
  52. Çelişkili bir önermeyi zaten kanıtlayamazsınız.

    YanıtlaSil
  53. Dua edemez mantıksız bir yaklaşım
    Çünkü Allah yaratıcı
    Duayı yaratılanlar yapar
    Mesela Cumhurbaşkanı makam arabasındayken şöförü makam koltuğuna Cumhurbaşkanı direksiyona geçemez diyen birine ne demeli
    Cumhurbaşkanını acizliğimi yoksa makamın asaletimi

    YanıtlaSil
  54. Tanrı, tüm bilginin kaynağıdır. Yapar mı yapamaz mı çok basit bir yaklaşım. Evrenin yasalarını koymuştur. Her şey ona göre işler.

    YanıtlaSil