Kur'an Nasıl Değişti?

83 Yorum
Kuran'ın ilk orijinali: Küçük taşlar, deri, ağaç parçası, kemik gibi çeşitli nesnelere yazılıydı. Yakıldı.

Kuran'ın ikinci orijinali: Ebubekir döneminde yapılan derleme. Yakıldı.

Kuran'ın üçüncü orijinali: Osman döneminde oluşturulan "azmalar". Bunlar da dünyanın hiç bir tarafinda yok.

Yapılan inceleme ve aktarmalarla görülen o ki: Muhammed'in "vahiy katiplerine yazdırdığı" bildirilen "Kuran"ın ne "aynı" ne de "tümü" bugünkü Kuran'da yoktur. Halife Mervan kendi gerekçesini şöyle açıklar; "Onda yazılı olanlar, Osman tarafından yazdırılan Mushaflara geçmiştir. Artık ona gerek kalmamıştır. Yakılıp yok edilmeseydi, zamanla kuşkulara yol açılabilir, ondan alınarak yazılan Mushaflar çevresindeki kuşkuları önlenemeyebilirdi. Bundan korktum, o nedenle yaktırdım."(Kaynak: İb Ebi Davud, Leiden 1937, yay.,s.243-Suphi e's-Salih Mebahis Fi ulûm-il Kuran).

Kuran Nasıl Derlendi?
Kuran ayetleri bugünkü biçimi ile yazılıp bir araya getirilmiş değildi. Hadislerde peygambere vahiy olan ayetler çeşitli nesneler üzerine yazılıydı; hepsi de dağınık durumdaydı. Ayetler "Lihaf" (küçük taşlar), "Rıka" (deri ağaç yaprağı, bir çeşit kâğıt), "Ektaf" (deve ve koyun kemikleri), "Usub" (agaç parçası" gibi nesnelere yazılmıştı.

Yitip gitmesin diye tümünü bir araya getirme çabasına ilk kez Halife Ebubekir döneminde gerek duyuldu ve bu çabalar gerçekleştirildi.
Bir aktarma da "bunların tümünün peygamberin evinde, bir arada bulunduğu ve dağınıkken bir araya getirip, içinden eksilen olmasın diye ortasından iple bağlanmış olduğu" da açıklanır.

Buhari'nin yer verdiği bir hadise göre; "dinden dönüş" (ridde) olayları ve bu olaylar nedeniyle savaş hali vardı. Kuran'ı ezber etmiş kişilerin bir bölüğü ölmüştü. Ölenlerin sayısı artabilirdi, bunların tümü ölüp gitmeden Kuran'ın orada burada yazılı ayetleri derlenmeli, tümü bir kitap haline getirilmeliydi. Hattaboğlu Ömer durumu ve konunun önemini Halife Ebubekir'e anlattı. Ayetlerin derlenmesini önerdi. Halife başlangıçta pek doğru bulmamıştı bu görüşü.

"Peygamberin yapmadığı şeyi yapmak nasıl doğru olabilirdi?" diye düşünüyordu. Ömer direndi ve önerisini kabul ettirdi. işin gerçekleşmesi için de Zeyd Ibn Sabit'e görev verildi. Zeyd "Ebubekir bana 'Sen akıllı bir gençsin. Peygambere vahiy yazdığın için senin başaracağına güveniyorum. Araştır ve topla Kuran ayetlerini' dedi, Tanrıya ant içerek söylerim ki, dağlardan bir dağı yükleyip taşımayı önerseydi, buyurup verdiği görev kadar bana ağır gelmeyecekti. Yani Kuran'ı derlemek kadar." diyorama sonunda görevi kabul ettiğini söylüyor ve işi nasıl yaptığını şöyle dile getiriyor:

"Kuran (ayetlerini) derlemeye koyuldum. Hurma dallarından, küçük taşlardan ve kişilerin ezberlerinden izleyip derledim. işin sonunda, Tevbe (Beraat) suresinin sonunu, Ebu Huzeymetu'l-Ensari'de buldum. Ki, başkasında bulamamıştım bu parçayı". Zeyd, bu parçanın Tevbe Suresinin sonundaki ayetleri (128 ve 129.ayetleri) oluşturduğunu açıklıyordu.

Böylece Zeyd, Kuran ayetlerini derleme işini yaparken iki kaynağa başvurmaktaydı: 
  • Ayetlerin yazılı olduğu nesneler (ağaçlar, taşlar..)
  • Ezber bilenlerin bellekleri.
Ebubekir döneminde yazılan Kuran için başvurulan ezbercilerin başka deyişle hafızların sayısı Müslümanlar arasında tartışmalıdır. O döneme ilişkin kaynaklardan Buhari'nin "e's-Sahihi"nde yer alan üç hadisten anlaşıldığı kadarıyla Kuran'ın tümünü ezberleyenlerin en iyimser rakamla 7 kişi olduğu kabul edilebilir. Aynı zamanda, Peygamber dönemindeki "hafız"ların, yani Kuran'ı tümüyle ezberlemiş olanların sayısı pek azdı. Buhari'nin "e's-Sahih"inde geçen hadis şöyle:

Birinci hadis: Amr Ibnu'l-Ass anlatıyor:
Peygamberin "Kuran'ı dört kişiden alın, Abdullah Ibn Mes'ud'dan, Salim'den, Muaz'dan ve Übeyy Ibn Ka'b'den" dedigini işittim. (Buhari, Fadailu'l-Kuran 8.)

İkinci hadis: Enes anlatıyor:
"Peygamber öldüğünde, dört kişiden başka Kuran'ı tümüyle ezberlemiş olan yoktu. Ebu'd-Derda, Muaz Ibn Cebel, Zeyd Ibn Sabit ve Ebu Zeyd." (Buhari.)

Üçüncü hadis: Katade'den aktarılıyor:
"Malik oğlu Enes'e; 'Peygamber döneminde, Kuran'ı tümüyle ezberleyenler kimlerdir?' diye sordum. şu karşılığı verdi: 'Dört kişi. Tümü de Medine'li. Übeyy Ibn Ka'b, Muaz Ibn Cebel, Zeyd Ibn Sabit ve Ebu Zeyd (Buhari, aynı yer, Müslim 2465. Hadis.) 

Bu hadislerde adları yazılı olanları topladığımız zaman Peygamber döneminde Kuran'ı tümüyle ezberlemiş olanların sayısı yedi idi demek gerekiyor: Ibn Mesud (Birinci hadiste), Salim (birinci hadiste), Muaz Ibn Cebel (birinci, ikinci ve üçüncü hadiste.)

İslam din bilirleri bu hadislerdeki açıklamaların "dinsizlerin işine yaradığını" ileri sürerler. (Suyuti, El İtkan, Mısır 1978, c.1, s.94, satır 13.)

El İtkan'dan daha başkalarının da Kuran'ı ezberlemiş oldukları adları ile açıklanıyor. Ama aktarmayı yapan, bu adları sayılanlardan kimilerinin, Kuran'ın tümünü ezberleme işini Peygamberin ölümünden sonra bitirdiklerini açıklamaktadır. (El İtkan, 95-9ö.)

Zeyd Ibn Sabit, herhangi bir parçayı Kuran'a geçirmek için "iki tanık" koşulu koymuştu. Ancak bir tanıkla Kuran'ı alma gereği duyduğu ve geçirdiği parçalar da vardı. Örneğin, Ube Huzeyme'de bulduğu ve Tevbe Suresi'nin son iki ayetini oluşturan parça böyleydi.

Kuran'ı derleme ve yazma işi bir yıl sürer. Bu işe girişildiğinde Ömer ile Zeyd, mescidin kapısına oturmuşlar, "herkesin Peygamberden ayet olarak elde ettiği ne varsa getirmesini" istemişlerdi. Başarılan iş, kaynaklarda şöyle tanımlanır: Kuran ayetlerinin, surelerinin bulunduğu iki kapaklı bir kitap. Derlenip yazılan sayfalar, ölene dek Ebubekir'in yanında kaldı, sonra Ömer'in (halife) yanında bulundu. O da ölünce, kızı Hafsa'ya verildi.

Kuran İkinci Kez Derleniyor:
Buhari'de yer alan bir hadis şöyle: Ermeniyye ve Azerbaycan'ı ele geçirmek için savaşılıyordu. Huzeyfe, Ibnu'l-Yeman, Halife Osman'a geldi. Müslümanların okudukları Kuran'lardaki birbirini tutmazlıktan yakındı, "Emire'l-Mü'minin! Bu ümmet, kendisinden önceki Yahudiler ve Hıristiyanların içine düştükleri birbirini tutmazlılıklar gibi bir duruma düştü!"

Bunun üzerine Osman, Hafsa'ya adam gönderdi, başka Kuran nüshaları yazıp almak için kendisinde bulunan sayfaları (yani Ebubekir döneminde yazılan kitabı) göndermesini istedi. "İş bitince sana geri gönderirim" dedi. Hafsa da gönderdi o sayfaları Osman'a. Osman, hemen Zeyd Ibn Sabit'e, Abdullah Ibn Züyebr'e, Sa'd Ibnu'l-As'a ve Hişam oglu Haris oğlu Abdurrahman'a buyruğunu verdi.

Onlar da Hafsa'dan getirilenden alıp Kuran nüshalarını oluşturdular. Osman, kuruldaki üç kişiye şunları söyledi: "(Medine'li) olan Zeyd ile, Kuran'dan herhangi bir kesimde ters düştüğünüz zaman, tartışma konusu olan parçayı Kureyş dili ile yazın. Çünkü Kuran sadece Kureyş dili ile inmiştir."

Onlar da bu buyruğu yerine getirdiler. Sonunda (esas) sayfalardan Kuran nüshaları oluşturup işi bitince, Osman, söz konusu sayfaları (Hafsa'dan getirilenler) geri gönderdi. Alınan nüshaların da her bir kesime gönderilmesini buyurdu. Ve bunların dışında kalan her bir Kuran sayfasını ya da Mushafı buyurup yaktırdı.(Bkz. Buhari, e's- Sahih, Kitabu Fedaili'l-Kuran/3.)

Buhari'nin kendisine anlatılan çabalardan ve "Kureyşli olanlarla olmayanlar arasında" belirecek anlaşmazlığın çözüm biçiminden anlaşıldığına göre, Kuran nüshalarını ortaya çıkarırken, Hafsa'daki Mushaf'tan aynen kopya etmek söz konusu değildi.

İleri sürüle gelen "aynen kopya edildiği" ileri sürülürken, neden kopya edildiğine de "ağız (şive) farklarından dolayı" diye gerekçe gösterilir. Ancak, Dr. Suphi e's-Salih, Mebahis Fi Ulumi'l-Kuran (Beyrut 1979) adlı eserinin 80, 84, 85 sayfalarında bu gerekçenin inandırıcı olmadığını belirtiyor. Dr. Suphi'ye göre, o zaman aynı metni, aynı sözcükleri değişik okunacak nitelikte yazıp yansıtabilmek için gerekli işaret ve noktalama yoktu. O zamanki yazı harflerinin dışında işaretsiz harfler de noktasızdı. Kısacası, halife Ebubekir döneminde oluşturulan "mushaf", istenseydi bile, çeşitli kabile ağızlarını (şiveleri) içerir nitelikte yazılır olamazdı.

Durum böyle olunca, şu sorular karşılıksız kalıyor: Ebubekir döneminde hazırlanan ve Hafsa'dan alıp getirilen "Mushaf" ile Osman döneminde meydana getirilen "nüshalar, mushaflar" arasındaki fark neydi? Yeni çalışma ile gerçekleştirilen nedir? 

Yukarıda anlamı sunulan hadiste bu açıklanmamakta. Ancak, hadisin devamı niteliğindeki bir açıklamada, yapılan işin sadece "bir temel nüshadan alınıp, başka mushaflara aktarma" olmadığını anlatır niteliktedir Dörtlü kurulda yer alan Zeyd Ibn Sabit, şöyle diyor: "Mushaf oluşturma işini yaparken, Ahzab Suresinin sonundan bir ayet yitirdim ('fakattu'). Ki, Peygamberin onu Kuran'dan bir parça olarak okuduğunu işitip tanık olmuştum. Aradık bu ayeti. Ve Sabit oğlu Huzeyme el Ensari'de bulduk (Ahzab suresine 23.ayet) ekledik o mushafta." (Itkan, Mısır, 1978, C1, s.79.)

Birinci Derlemenin Yakılmasındaki Amaç:
Ölümüne değin sandığında saklayan ve alınıp yakılmasını önleyen Hafsa idi. Bu koruyucu ölünce, Kuran'ın Tanrısı "Kuşkusuz Zikr'ı (Kuran'ı) biz indirdik; kuşkusuz koruyucuları da  yine biziz" (Hicr, ayet:9) dese de koruyucusu kalmamıştı. Mervan Ibn Hakem, "sandıktan" aldırtıp getirmiş ve yaktırmıştı. Mervan'ın bu ilk derlemeyi yaktırmasındaki gerekçesini, kendisi şöyle açıklıyor: "Bunu yaptım, çünkü, Onda yazılı olanlar, resmi (imam) Mushaf'a yazılıp geçirilmiş ve korunmuştur. Korktum ki aradan uzun zaman geçtiğinde kuşkucu kimseler bu (resmi) Mushaf hakkında kuşkuya düşerler." (Bkz. Dr. Subhi e's-Salih, Mebahis fi Ulumi'l-Kuran, s.83. Dayandığı kaynak: Ibn Ebi Davud, Kitabu'l-Mesahif, s.24.)

Oysa, asıl kuşkulara yol açan, esas alınmış olduğu belirtilen ilk derlemenin yakılması olmuştur. Çünkü, ilk derleme ile, sonraki (Osman döneminde oluşturulan ve imam adı verilen) "Mushaf" arasında fark olmasa idi, ilkini yakma yoluna gidilir miydi? İlk derlemede bulunmayan eklemeler ya da Kuran'dan çıkarmalar yapılmamış olsaydı, neden korkulmuştu?

Muhammed Döneminin Kuran'ı ile Bugünkü Kuran Aynı Değil:
Burada çok önemli bir tanıklığa başvuralım: Ibn Ömer diyor ki: "Hiçbiriniz, Kuran'ın tümünü aldım (elimde bulunduruyorum) demesin. Bilemez ki, Kuran'ın çoğu yok olup gitmiştir. 'Ne kadar ortada varsa o kadarını elimde tutuyorum' desin yalnızca." (Bkz.Suyuti, el İtkan, 2/32.)
 
Bu tanıklık, bugün elimizdeki Kuran'la, Muhammed'in "vahiy katipleri"ne yazdırdığı bildirilen Kuran'ın aynı olmadığını çok açık biçimde anlatmıyor mu? Kaldı ki, Ibn Ömer, Osman dönemindeki derlemeden sonra bu sözü söylemiştir. Yani, Osman döneminde oluşturulan "Mushaf"ın da orijinali yok. O el yazması, Dünyanın hiç bir yerinde bulunmuyor...

Temel kaynaklarda sözü edilen, ama bugün bulunmayan "değişik mushaflar" da üzerinde durulmaya değer nitelikte. Suyuti'nin el İtkan'ında, Buhari'nin eserlerinde bazı önemli mushaflardan ve bu mushafların içindeki surelerin listelerinden söz edilir. Örneğin, Muhammed'in en yakınlarından biri bilinen ve Peygamberin, Kuran için ezberine başvurulacak dört kişiden biri olarak belirttiği Ibn Mesud'un mushafı, yine Muhammed'in danışılması gereken dört kişiden biri olarak söz ettiği Übeyy Ibn Ka'b'ın mushafı, Abdullah Ibn Abbas'ın mushafı, Muhammed'in karılarından Aişe'nin mushafı, Ali'nin mushafı bunların başlıcaları.

Ayrıca bugün Alevi'lerin, Ali'nin mushafı olarak söz ettikleri bir mushaf ve Hindistan'da saklanan ayrı bir mushaf daha var.

Suyuti'nin ve Buhari'nin kitaplarında belirtilen mushaflardan hiçbiri günümüze gelememiş. Ancak bunların içerik listeleri yazılmıştır.Ayrıca bazı din kitaplarında, bunlarda bulunduğu söylenen ayet ve surelerden parçalar günümüze kadar gelmiştir. Eldeki resmi nüshadan içerik yönünden farklı oldukları bu listelere bakınca hemen anlaşılıyor. Örneğin, Ibn Mesud'un "Mushaf"ında Fatiha Suresi gibi çok temel bir sure yok. Felak ve Nas sureleri de..Ali'nin surelerinin sırası bugünküne uymuyor. Suyuti, kitabında, Bakara suresinin, Ahzab suresi ile aynı uzunlukta olduğunu aktarıyor. (Bkz. Suyuti, el ıtkan, 2/32.) Oysa bugün, eldeki resmi Kuran'da, Bakara 285 ayet iken, Ahzab yalnızca 73 ayettir.

Üçüncü halife Osman döneminde bir heyet tarafından yeniden derlenip yazılan Kuran'ların kaç adet olduğu ve şu anda nerede bulundukları tartışmalıdır.

Kimilerine göre dört, kimisine göre beş ya da yedi adet yazılmıştır. Dörttür diyenlere göre, Osman bir nüshasını kendisine alıkoymuş, diğerlerini Kufe'ye, Basra'ya ve Şam'a göndermiştir. Mekke'ye, Yemen'e ve Bahreyn'e gönderilenlerden de söz ediliyor.

Kimi kitaplardaki bilgilere göre, bu nüshalardan kopya edilip çoğaltılmasına izin verilmiş, kimi kişiler kendileri için "mushaflar" meydana getirmişlerdir. Ancak, o zaman bu mushaflarda bulunduğu söylenen ve örnekler aktarılan bazı Kuran parçalarının resmi Kuran'da bulunmamasına ne demeli?

Bazı İslam kaynaklarında, Osman döneminde çoğaltılan nüshaların bir kısmının bugün elde olduğu iddia edilir. Örneğin, bir kopyanın Taşkent'te olduğundan söz eden çok sayıda kitap vardır. Yine bazı İslami Türk kaynaklarında Topkapı Müzesi'ndeki Kuran'ın da Osman zamanından kaldığı söylenir.

(Turan Dursun'un bu makalesinin üzerinden geçen sürede, 2000 yılına gelindiğinde,  Yemen'deki Ulu Cami'de yapılan restorasyon çalışmaları sırasında dünyanın en eski Kuran'ının bulunduğu The Guardian gazetesinin haberinde açıklanmıştır. Bu Kuran üzerinde yapılan incelemeler, günümüzdeki Kur'an'ı tutmadığını göstermektedir. )

Konunun araştırmacılarından Prof. Dr. Suphi e's-Salih kitabında, "Peki, Osman döneminde hazırlanmış resmi nüsha şimdi nerededir?" sorusunu ortaya atar ve doyurucu cevap bulamadığını açıklar. Kahire Kütüphanesi'nde olduğu söylenen nüshanın, Osman döneminden kalmış olamayacağını belirtir. Çünkü bu kitapta bir takım işaret ve noktalar vardır, böyle işaret ve noktaların İslamiyet'in ilk yıllarında bulunmadığı bilinmektedir.

Ayrıca, Kuran'ın okunuşundaki farklar da, tek bir Kuran olmadığının göstergesidir. Nitekim, İsmail Cerraoğlu'nun, Ankara 1971 baskılı "Tefsir Usulu" adlı kitabının 90-110.sayfaları arasında, Islam kaynaklarından aktarılan bilgiler de şöyle:

"Kur'an'ın bir harfinin bile değişmediği" yalanı Tevbe suresinin 114.ayetindeki "iyyahu" sözcüğünü, Hammad İbn Zeberkan, "ebahu" diye okurdu. Sad suresinin 2. ayetindeki "izzettin sözcüğünü de "ğırratin" okumaktaydı. Buradaki değişiklikler harf değişiklikleri. Birincisinde "ya"ba" ya, öbüründe de "ayın" harfi, "ğayın" harfine dönüşmüş. Haydi bu tür harf değişikliklerini önemsemeyelim.

Eldeki Kur'an'da görülen kimi sözcüklerin yerine, Abdullah İbn Abbas, "mürâdiflerini", yani "eş anlamlı olanları kullanırdı. Enes İbn Malik de Müezzemmil suresinin 6. Ayetindeki "akvamu" sözcüğünün yerine, "asvabu" sözcüğünü kullanmıştır. İbn Ömer, Cum'a suresinin 10. Ayetindeki "fes'av" sözcüğünün yerine, "femzû" sözcüğünü; İbn Abbas Karia suresinin 5. Ayetindeki "kel'ıhni"yerine "k'essavfı"yı uygun görüp kullanırdı. Yine İbn Abbas "sayhaten vahideten"lerdeki "sayhaten" yerine, "zeyfeten"i yeğlerdi.Enes İbn Malik, İnşirah suresinin 2. Ayetindeki "vada'nâ" yerine,"halelnâ" diye okurdu. (Bkz.Sf.95). Aynı kitapta, gösterilen kesimde başka örnekler de görülebilir.

Buralarda görülen de yalnızca harf değişikliği değil kelime değişikliğidir. Demek ki peygamberden bu yana bir harf bile değişmemiştir savı gerçek değildir.

İsmail Cerrahoğlu'nun da kitabında yer verdiği (Bkz. aynı kitap, s.93-94) bir olay çok ilginçti bu konuda. Aktarıldığına göre, bir gün Hizam oğlu Hakim Oğlu Hişam, Furkan suresini okumaktadır. Ömer dinler, bakar ki, Hişam bu sureyi Muhammed'in kendisine öğretip okuttuğundan başka türlü okuyor. Ömer öfkelenmiştir:

"-Bu sureyi sana böyle kim belletip okuttu?"

"-Peygamber!"

"-Yalan söylüyorsun. Çünkü, Peygamber bu sureyi bana senin okuduğundan başka türlü okuttu."

Ömer bu tartışmayı yaparken, Hişam'ın yakasına sarılmıştır. Sonra, adamı alıp Peygamber'e götürür.

"-Bu adam, senin bana okuttuğundan başka türlü okuyor Furkan suresini."

"-Yakasını bırak da adamın okuduklarını ben de dinleyeyim."

Ömer yakasını bırakınca, Muhammed adama döner:

"-Hişam, haydi oku, bir de ben dinleyeyim, Furkan suresini nasıl okuyorsun?"

Hişam, Furkan suresini, kendisine öğretildiği gibi okur. Sonra, Muhammed, "-Bu sure bana böyle indi." der. Muhammed, aynı sureyi bir de Ömer'e okutturur. Ömer'inki için de aynı şeyi söyler. Yani, ikisininkini de doğru bulmuştur. Sonra da şöyle der:

"-Kuran yedi harf (yedi türlü) indirildi. Bunlardan hangisi kolayınıza gelirse, Kur'an'ı ona göre okuyun. (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l-Husûmât 4; Tecrîd, hadis no: 1766; Müslim, e's-Sahih, Kitabu Salâti'l-Müsâfirîn/270, hadis no:818)

Bu hadis, Hişam'ın okuduğu Furkan suresi ile, Ömer'in okuduğu Furkan suresinin çok çok başka olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu hadise göre, Muhammed, kavgayı tatlıya bağlıyor, "Kur'an'ın yedi çeşit indirildiğini" ve herkesin başka türlü okuyabileceğini söylüyor. Yani Kur'an'ı türlü biçimlerde öğrenip okumayı serbest bırakıyor. "Başkalık"sa, hadisten de kolaylıkla anlaşılacağı gibi, "okunuş"ta değil, "okunanlar"dadır. Yoksa, Ömer'in o denli öfkesinden söz edilebilir mi?

Kaynaklar, ayrı ayrı mushaflar üzerinde durur. Aktarılan örneklere göre, kimi mushaftakiler bugün elimizdeki "resmi kuran" dakileri tutmamaktadır. Ayrıca İbn Ömer'in şu sözü son derece ilginçtir:

-İçinizden kimse, Kur'an'ın tümünü elinde tutuğunu söylemesin. Bunu diyen bilir mi Kur'an'ın tümü ne kadardı, nasıldı? Kesin olan o ki, Kur'an'ın çoğu yok olup gitmiştir. (Bkz. Süyuti, el İtkan, 2/32)

Bütün bunlar karşısında, yine "kuran, Peygamberden bu yana olduğu gibi ve bir harfi bile değişmeden gelmiştir, denebilir mi?

Kur'an'ın birinci orijinali de, ikinci orijinali de yine müslümanlar eli ile yakılmıştır. Kuşkusuz gerçekleri örtmek için. Osman döneminde oluşturulup çoğaltıldıktan sonra belirli merkezlere gönderilen nüshaların orijinallerine de dünyanın hiçbir yerinde raslanmamaktadır.

Yararlanılan İslami Kaynaklar:
  1. Buhari E's-Sahih (Arapça); Kitabu'l Fedail-ül- Kuran Menakıbu'l Ensar, Sahihi Buhari Mustesari. Tecridi Sarih Tercümesi,
  2. Dr. S. Suphi E's-Salih (İslam dünyasında son yüzyılın ıleri gelen ve birçok eserleri olan araştırmacı) Mebahis fi Ulum-il Kuran,
  3. Celalettin Suyuti (Kuran yorumcusu, Hadis uzmanı olarak İslam dünyasında en güvenilir din bilirlrinden birisi): El İtkan Fi Ulumi-l,Kuran,
  4. Müslim E's-Sahih (Arapça),
  5. Ebu Davud

Kaynak: 
  1. Turan Dursun, Din Bu, 1.cilt, Kaynak Yayınları, 10.baskı, sayfa 78-89.
  2. Turan Dursun, Din Bu, 3.cilt, Kaynak Yayınları, 6.baskı, sayfa 187-189

83 yorum:

  1. Söze kaynaklar için teşekkür ederek başlamalıyım. Her ne kadar blog'unuzu ve kendinizi tanıtırken, kaynaklara özen gösteremediğinizi iletmiş, hata var ise sizin de hatalı öğrenmiş olduğunuzdan bahsetmiş olsanız da, kaynaklar vesilesi ile yazılanları kontrol etme ve araştırma şansım olacak.
    Geçtiğimiz hafta bir arkadaşımla Kuran'ın korunması hakkında bilgi alışverişinde bulundum. Ve maalesef konuma çok da çalışmadığımı fark ettim. Nihayetinde inanan kişilerle yapılan bu tarz konuşmalarda kanıta ihtiyacı olan hep bizler olmaktayız (her ne kadar nedenini anlayamasam da). :)
    Benim için yararlı olacak. Teşekkür ederim.
    Blogunuzu tam olarak inceleyemedim. Muazzez İlmiye Çığ'ın kitaplarında geçmiş efsanelerin tüm kutsal kitaplarda yer aldığına dair güzel bilgiler gözüme çarpmıştı. Dikkatinizi çekmediyse, okumanız nacizane önerimdir.

    YanıtlaSil
  2. Söze rica ederek başlamalıyım. Topumun nicel çoğunluğu sebebiyle, hep bir savunma halinde olmamız normaldir. Sonuçta topluma "aykırı" bir fikir ilk aşamada her daim savunarak kendine yer edinebilir.

    Dediğiniz kitabı biraz inceleme fırsatım olmuştu, ama tamamını bitirememiştim. Bu vesileyle şu linki de koyayım, belki bu yazıya denk gelip okumak isteyen olur: http://www.ateistfilmler.com/muazzez-ilmiye-cig-kuran-incil-ve-tevratin-sumerdeki-kokeni/

    YanıtlaSil
  3. geçenlerde bir haber gördüm yanılmıyorsam türk bir arkeolog yaptığı kazılarda bir tablet mi bir kağıtmı bişey buluyor işte emin değilim ama haber başlığında kuranın değişmediği kanıtlandı diyordu...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. nasil bir tablet,ipad olmasin.

      Sil
  4. Ben haberdar değilim maalesef ki o haberden. Biraz bakındım internette ama bulamadım.

    YanıtlaSil
  5. Hayyam Kur'an'ın hükümsüzlüğünü böyle imgesel yazılarla kanıtlayamazsınız. Şu an müminin elindeki Kur'an'la uğraşmalısınız. Benim yaptığım analizi yaparsanız hükümsüzlüğü ortaya çıkarırsınız.

    YanıtlaSil
  6. Kuranı yalanlamak için bedbaht zayıf ve aciz birini ..bir insanın kendi dayanaksız görüşlerini kaynak alacağınıza ilmi , bilimi , o kitabın (kuranın) insana mesajlarını alın Yukarıda Tanrı var mı? konusuna kaynak olarak Turan dursunu koymak yerine... inanan inanmayan herkesin kabul edebileceği bilimi, aklı, mantığı, fıtratı kaynak olarak koymak daha iyi ve olması gereken şeyde bu. benim tavsiyem.... ya hakikat sizin bildikleriniz gibi değilse....o zaman çok büyük bir kaybediş olmaz mı sizin için... kaybediş bir azap bitmeyecek bir azap .... yanılıyorsan neler olur bir düşün....sadece yanıldığında ki durumu değil her şeyi var bildiğin her şeyi düşün....kaybedersen o inkar ettiğin azabın içine gireceksin....evet böylede olabilir..olur diye düşün... Son olarak,, bu şuna benzedi : •••bir adam düz asvalt yolda yürürken ayağına bir tuğla parçası takılıyor da adam : kim koydu, kim attı bunu buraya diye kızıyor da... şu kâinatı düzen içinde işliyor gören aynı adam neden kim yaptı bunu diye merak etmiyor•••....Allah var Allah var Allah var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Görüşler yerine olgu ve olayları; kanıtları. tarihsel bağlamı içinde ortaya koyalım. İman eden birinin kurandan şüphe etmesi zaten mümkün değildir.
      Yazıya cevabınız var mı?

      Sil
  7. Kuranı doğrulamak için yine kendisini gerçeklerin kitabı ve kutsal kabul eden kurana başvuracağınıza bu ayetler gerçekten Allah'ın sözü mü diye sorgulamayı bir deneseniz.Turan Dursun'u bilmem ama şunu söyleyebilirim; Kuranın hükümsüzlüğünü anlatmak için herhangi bir mantık hatasına bile ihtiyaç yok.Kendi içerisinde tutarlı olsa dahi başlangıçta doğruluğu kanıtlanamayan belli varsayımlar üzerinden hareket ettiğinden bulmacanın çözümüne ulaşmaya çalışmadan önce bir çözümü olup olmadığını kendinize bir sorun.
    Kuran...Şimdi size kocaman bir denklem sunuyor.Sizi,beni Allah yarattı, şeytan böyle yaptı, şu şöyle yaptı, bu böyle yaptı...Denklemin çözümsüz olabileceğini hiç akıl ettiniz mi? Sizi mantıklı düşünmeden alı koyan şey nedir biliyor musunuz? Sorgulamamak, daha doğrusu sorgulayamamak... Siz denklemin içini dışını tamamen çözmeden bile "dini sorgulama", "Allah'a inancından en ufak bir miktar bile eksilmesin","Allaha teslim ol","dinin gerektirdiği ibadetlere yerine getir" gibi dayatmalara kendinizi şartlandırdığınız için küçük ayrıntılara takılıp asıl büyük resmi göremiyorsunuz.Bu dayatmalara kendini şartlandırmanızın nedeni, siz daha sağlıklı ve gerçekçi düşünecek yaşa gelmeden anlatılan (hayali/yanlış yorumlanmış) hikayelerle, cehennem korkutmalarıyla, "acı çekmek istemiyorsan"(cehennem) ve "bu dünyadaki sınav sonucu ahirette hakettiğin güzellikleri istiyorsan"(cennet) gibi nitel not sistemiyle dinin gereklerini yerine getir gibi kafa karıştırıcı veya gerçeklik algısını zedeleyici girişimlere maruz kalman.Şimdi ben ciddiye alıp yazıyorum ama düşüncelerinizin onca mantıklı anti-tezi burada açıklanmış olmasına rağmen anlayamamanızı aptallığınıza, okumamanıza, cahilliğinize bağlamak gibi bir derdim yok ama "sorgulamamak" mevzusunu aşabilirseniz gerçeğe ulaşabileceğinizi ve evreni yaratan bir ilahi güç varlığı zorunluluğunun geçersiz olduğunu farkedeceksiniz.Sonuç itibariyle, şayet haklı iseniz, sorgulayarak da yine aynı sonuca ulaşmanız beklenir.İlk ayetiyle "Oku" emrini veren bir kitabın aynı zamanda gerçekliği konuya farklı açılardan bakarak aramak ve tanrıya ulaşmak için bilime veya felsefe ve mantığa başvurmaya karşı çıkacağını sanmıyorum.Doğruluğuna %100 emin olduğunuz, gerçeklikle tam olarak örtüşen mükemmel bir kitap, mantıksal olarak incelenip çelişkisiz olup omadığının kontrol edilmesinden niye korksun ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Akıl, düşünce ve bilinç ile donatılmış olan insan elbette bu yetilerini kullanmalıdır. Zaten benim inandığım Allah da aklı kullanmaya, düşünmeye, tefekkür etmeye pek çok ayetle insanı sevk ediyor, hatta emrediyor. Sizin sorgulamanız kötü bir şey değil, yaratılışınızın gereğini yapıyorsunuz. Ancak inanç da fıtri bir ihtiyaçtır insan için. Yoksa bu dünyadaki zulümler, haksızlıklar, adaletsizlikler, ayrılıklar gibi insanı manen inciten durumlardan neye sığınarak teselli bulabilir? İnsan için en önemli ve kaçınılmaz hakikat olan ÖLÜM karşısında ancak imanıyla bir açıklama,bir teselli bulabilir. Yoksa düşünen bir varlık olan insan ölüm hakikatine bigane kalabilir mi? Bu gerçeği umursamamak, hakkında düşünmemek, görmezden gelmek mümkün mü? Bu kadar mükemmel sistemlerle donatılmış olan insan belli bir ömürden sonra toprakta çürüyüp yok olmak için mi dünyaya geliyor. Bütün hikaye bu mudur yani. Yok olup gitmek için mi bunca cümbüş, bunca hengame? Ama benim inancım bana bu soruların cevabını, aklımı ikna edecek şekilde veriyor ve bana ebedi bir hayat vaat ediyor. O hayattaki konumumu da bu dünyadaki tercihlerim ve kararlarımla yönlendirdiğim yaşayışımla, ama en önemlisi İMANIMLA belirliyorum. Böyle inanıyorum ve teselli buluyorum ve hayatımı daha yaşanılır ve kolay kılıyorum.
      Gerçekliği yüzde yüz kanıtlanmış bir şeye inanmak zaten iman anlamı taşımaz. Nesnel bir yargıya, mesela "güneş doğudan doğar" ifadesine "buna ben inanmıyorum" diyecek olan aklı başında biri çıkmaz sanırım. Çünkü günümüz teknolojisiyle denenmiş, ispatlanmış bir durumdur bu. İmani meseleler ise hem akla hem de kalbe yöneliktir. Akılla duyularımıza hitap eden pek çok şeyi idrak ederiz, ancak aklımızla çözemediğimiz noktalarda gönlümüze, kalbimize danışır, ya inanma yolunu ya da inkar yolunu seçeriz. Bunu hür irademizle yaparız. İman etmek de öyle özgür bir eylemdir ki belki de insanın en özgür eylemidir. İcbar altında inanma iman değildir. Tamamen hür irade ile inanma gerçekleşirse ancak iman olur. Nesnel bir yargıya, %100 kanıtlanmış bir gerçekliğe inanmak da zorunlu bir inanış olur. Oysa iman icbar kabul etmez. Böyle bir inanışın Allah nezdinde bir değeri de yoktur.
      İnanmamak da özgür bir tercihtir neticede. Ama ebedi bir iyiliğe, Baki Olana ulaşmadan mahrum olma riski var. Allah'a iman etmek(tüm iman esaslarıyla) hayati bir şey kaybettirmez, ebedi bir hayat vaat ediyor. Denemeye değer derim. : )

      Sil
  8. Videoyu izlemenizi tavsiye ederim

    http://www.youtube.com/watch?v=M3p1ocVpzjA

    YanıtlaSil
  9. Bu sayfa kesinlikle Müslüman olmayanlar tarafından hazırlanmıştır.!! Kur'an tevafukla noktalama işaretleriyle anlaşılması için derlenmiş ve bu haliyle farklı dillerdekilerde anlasın diye bir çok sebep ve vesilelerle değişmemiş tek ve doğru olan ilahi kitaptır...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah yoktan varedendir kuran nın aslı levhi mahfuz da yazılıdır ve bir de Allah dilediği kulunu ilimle donatır.Kuranı rüyasında ezberleyenler var.Hatta şu an sağ salim.ve Allah'ın ol emri daimdir.

      Sil
  10. 1-Kur’an dilbilgisi değiştirldi
    2-Kur’an harfleri değiştirildi
    3-Kur’an sureleri (konuları) ayetleri (cümleleri) değiştirildi, parçalandı, ayrıldı
    4-Kur’an ayetlendirme değiştirildi
    5-Kur’an surelendirme değiştirildi
    6-Kur’an Arapça değil
    7-Muhammed yazarken hata yaptı
    8-Ebu Bekir yanlış anladı, Ali’nin kafası karıştı düzelteyim derken bozdu
    9-Muhammed her şeyi düzgünce yazdı anlattı öğretti ama sonradan birileri Kur’an’ı yanlış aksettirdi, karıştırdı, değiştirdi
    10-Muhammed hiç bir şey anlatmadı/anlatamadı o zamankiler bir şeyler uydurup yaydı
    11-Kur’an ummadığımız kadar değişti
    12-Kur’an imlasıda dilide sabittir, değişmedi, değişemez, bozulmadı, bozulamaz ama tüm bu yazımlar çizimler bir plan
    13-Kur’an noktaları, çizgileri, eğrileri, ovalleri, açıları değiştirildi
    14-Kur’an anlaşılamaz
    15-Kur’an’ı anlamıyoruz
    16-Kur’an anlamak için değil
    17-Kur’an sadece mükemmel tınılar kaynağı
    18-Kur’an ibadet, kur’an dua, kur’an zikir
    19-Kur’an müzik tedavisinin Din’i yeri
    20-Kur’an bin bir lisanla bin bir şey anlatan çok kutsal bir kitap
    21-Kur’an’ın her suresi başka bir lisan
    22-Kur’an sadece psikolojik destek
    23-Kur’an dili değiştirildi
    24-Kur’an harekeleri değiştirildi
    25-Kur’an işaretleri değiştirildi
    26-Kur’an arttırıldı
    27-Kur’an eksiltildi
    28-Kur’an aslında bu kadar değil devamı incil tevrat zebur’da
    29-Kur’an kısa cümleyle çok şey anlatır, değişmedi
    30-Kur’an’da her şey var
    31-Kur’an sadece Din’i ibadet öğretimi olmalı, bunun dışındaki ayetler sureler ekleme
    32-Kur’an sadece Din’i ibadet öğretimi olmalı, bunun dışındaki ayetler sureler yanlış anlaşılıyor
    33-Kur’an harekesiz, işaretsiz, ayetlendirmesiz, surelendirmesiz, noktalamasız yazıldı, zamanında işe karışarak yanlış yapmışlar
    34-Kur’an harekeli, işaretli, herşeyiyle yazıldı
    35-Kur’an sadece sessiz harflerle yazılıp sesli harf değiştirme yöntemiyle yazıldı (Yani sessiz harflerin üstüne altına yanına neyse sesli harfleri çeşit çeşit koyarak farklı farklı keimeler elde etme yöntemi) (Ör. KLP sessizlerine kaç değişik sesli koyarak kaç değişik kelime oluyorsa)
    36-Kur’an yanlış anlaşılıyor
    37-Kur’an yanlış anlatılıyor
    38-Kur’an sapıkların elinde değişti
    39-Kur’an’ı Ateistler değiştirdi
    40-Kur’an’ı Agnostikler değiştirdi
    41-Kur’an’ı Müslümanlar değiştirdi

    41 Kere Tefekkür. Belki de 99 kere.

    YanıtlaSil
  11. Kur’an değişti, değişiyor, değişecek. Kur’an’ı müslüman değiştirdi, değiştiriyor, değiştirecek.

    Burası “Hareke” diyor.
    http://www.zaman.com.tr/cuma_kuran-harekelerinin-hikayesi_2109421.html

    Burası “Kur’an harfleri içinde sesli harf yoktur. Bu harflerin okunuşunu harekeler ve bazı özel işaretler sağlar.” Diyor.
    http://www.brpdf.org/file-1508088.html

    Burası “ses işareti” diyor.
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Arap%C3%A7a_Ses_%C4%B0%C5%9Faretleri

    Burası “ünsüze ünlü özelliği kazandırmak için ek işaret” diyor.
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Hareke

    Burası “Kur’an harfleri tamamen sessizdir. Bazı işaretlerle sessiz harfleri seslendirmek.” diyor.
    http://kuran.diyanet.gov.tr/egitim/3ders-1.swf

    Burası “Arap alfabesinde hareke yani noktalama işareti yoktur" diyor.
    http://www.mumsema.com/sizden-gelen-sorular/139659-bazi-arapca-kitaplarda-hic-hareke-yok-bu-nasil-oluyor.html

    Burası “Cezm, bir harfin harekesiz olmasıdır. Harekesiz harfler kendi başlarına okunmadığından harekeli bir harfle beraber okunurlar.” Diyor.
    http://www.tecvid.org/index.php/tecvidli-elifbe/3-ders-cezim

    Arapça’nın yazımı şöyledir.

    bereket kelimesi

    (cezm) e e e
    t k r b


    Müflihun kelimesi

    (iki ötre=un) (cezm) u
    h l f m
    i

    zibidi kelimesi

    d b z
    i i i

    Cakka kelimesi

    k c
    a(şedde) a

    Yılan kelimesi

    (iki üstün=an)
    l y
    ı

    Yalan kelimesi

    (cezm) a a
    n l y

    YanıtlaSil
  12. Kur’an değişti, değişiyor, değişecek.

    Evirip çevirip dolambaçlı tanımlamalar, kıvırıp kıvırıp süslemeli püslemeli gösterişli anlatımlar yapılıyor, yapılacaktır. Kelimeyi oluşturan her bir biçime harf denir. Dünya’da her dilde kelime harfle (bir sesli bir sessiz) oluşur. Adına ne derlerse desinler, nasıl anlatırlarsa anlatsınlar bunun adı harftir. İşaret, sembol, simge, hareke, belirti, iz, alamet, harfisyon, işitasyon, alametisyon, işaretisyon değildir. İşaret hareke simge ve başka adlar denmez. Böyle söylenince Arapça ve diğer diller sanki başka bir şeymiş anlaşılıyor. Tüm diller aynıdır. Her insan aynıdır, her lisan aynıdır. Kelime sesli ve sessiz harften oluşur. Onlar başka adlar koysada bu böyledir. Bu ikisi olmadan kelime olmaz. Sesli harfsiz dil olmaz.

    Tek sese harf denir, birden fazla ses kelimedir. Ağızda birden fazla (sesli harfle birlikte) hareketle birleşen sese kelime denir. Birden fazla her ses kelimedir. Adına başka ne derlerse desinler. Anlamı olan şey kelime, olmayan ise harfir. Harfe anlam koyulmaz. Harf ancak gruplandırılabilir, anlamlandırılamaz. Sesli ve sessiz harf içeren her yazım/okunum kelimedir. Birden fazla harf kelimedir. “elif” kelimedir, “sad” kelimedir, “iks” kelimedir, “fu” kelimedir, “hım” keliedir, “mmm” kelimedir, “miyav” kelimedir, “hav” kelimedir. “ks” ifade eden şekil harf yada kelime değil ikili harftir. Türkçe’de elif’e kelime deyip Arapça’da bu harftir denmez. Harekesiz işaretsiz Arapça’da deseniz sesli harf demeden olmaz. Siz bir şekilde sesli harf kullanıyorsunuz. Öyle ya da böyle.

    Üstün, hareke yada işaret değil, sesli harftir. O harftir. Üstün dedikleri e harfidir. Onun adı e dir, üstün değil. İki üstün dedikleri “e ve n” harfleridir. İki üstün “en” sesi işareti değildir. İki üstün iki aynı çizgiden oluşan iki harftir. Çizginin biri e biri n dir.

    Cezm harfi harfe bağlamaz, harfi seslisiz okutmaz. Seslisiz okunan harf diye bir şey olmaz.

    Şedde hareke yada işaret yada harf değildir, harf+harf yapan şeye, aynı harfi tekrar okutan şeye ne denir bilemedim.

    Ötre. u ile ü arası okuma olmaz.

    Sakin nun, sakin olmayan nun, sinirli nun, öfkeli nun, üzgün nun, ağlayan nun olmaz. Sessiz b, sesli b, suskun c, kızgın c, dargın c, sükut eden c, olmaz.

    Bir harfe hem sessiz hem sesli denmez.

    Harfin bazısı kalın bazısı ince, kalın okunan harf, ince okunan harf olmaz. Kalın t, ince t olur. Kalın t başka şekil, ince t başka şekille ifade edilir. T harfini çıkaran bölümün ses türleri olur daha doğrusu.

    Kameri (Gerçek anlamla aysal) harf, şemsi (güneşsel) harf, necmi harf, dünyevi harf, ahri harf, arzi harf, semai harf, eveli harf diye bir şey olmaz.

    Şunun yerini tutan harf, şunun yerini tutan işaret, şunun şeyini tutan el olmaz.

    Peltek okunan harf olmaz. Harfin değişik biçimleri olur. Yumuşak, ince, kalın, uzun, kısa gibi. Peltek aynı zamanda özürdür. Peltek sesliler doğal insan değildir. Sesi bozuk olan insanın diğer fonksiyonlarıda bozuktur. Kelimelerdede olduğu gibi. Petek kattınızmı iş bozulur. Yok tam olarak peltek derken onu (gerçek pelteği) kastetmiyorum derseniz yine verdiğiniz adlandırma yanlış olacaktır. Harfin okuma türü olmaz, ses türü olur. Rengin tonları olması gibi. Kırmızı bordoya boyanmaz, kırmızı bordoya getirilir. Kırmızıyı bordoya boyamak diye bir şey yoktur.

    Kelime aşinasıyla sesli harf ortaya çıkarılmaz. Sesli harfi okuyorsanız, sesli harf seslendiriyorsanız, harfinide çizmek zorundasınız. Eğer a bir harfse Kur’an’da lisanınızda bunu çizmelisiniz. Sesli harf belirtmeden kelime yapılmaz.

    Bir kelimede harfin bir kalın türü bir ince türü uzun türü kısa türü kuyruksuz türü noktalı türü okunmaz. O zaman hepsi başka başka kelime olur. O kelime başka o kelime başka olur ve o zaman o anlam başka o anlam başka olmalı.

    Arap Akbar diyor sen Ekber. Olmaz. Arap u diyor sen ü. Olmaz. İngiliz formeyşın diyor sen formasyon. Olmaz. Formasyon, ekber gibi kelimelerin Dünya dillerinin hiç birinde yeri yoktur. Bu kelimelerin dili belirsizdir. Dünya’da her lisan böyedir. Her lisanda belirsiz lisandan kelime mevcuttur. Bir çok kelime dilsizdir.

    YanıtlaSil
  13. Kur’an değişti, değişiyor, değişecek.

    Uzatma harfi, kısaltma harfi, büyütme harfi, küçültme harfi, kalınlaştırma harfi, inceleştirme harfi işareti harekesi kuyruğu kolu olmaz.

    Hurufu-u mukatta olmaz. Elif lam mim demek harf okumak değildir, kelimedir. Elif lam mim harf değildir.

    Harfin yarısını, kuyruğunu, bir kısmını kesip yazıyorsan bu yine bu harftir, olmaz. Parmağın yarısını kesersen o yarı parmaktır. Yarı parmağa tam parmak denmez.

    Kelimede, bazen hareke (sesli harf) kullanıp bazen kullanmayınca kullanıyormuş gibi olmaz. Bir insanı sevmiyorsan seviyormuş gibi olunmaz.

    Her farklı şekile (harfe) aynı ses verilmez. İnsanın kafasındaki her şey göz değil.

    Eğer bu harfte üç nokta bu harfte tek nokta varsa bu açıklanmalı. Kafadan sallama şekiller oluşmadı. Bunu birileri bir şeylere dayanarak belirledi. Bu her dilde böyle oldu.

    Elif denilen harf düz bir dikey çizgi. Diğerlerine bakınca bana pek harf gibi gelmiyor. Başka bir şekildi, biçimdi, parçalanmış belki. Her şeyede harf denmez.

    Hareke denilen şeye kolaylık değil zorluk denir.

    Kur’an kelimesi tek kelime sayılmayabilir. “Kur an” demetir ki iki kelimedir bu.

    Ezbere lisan olmaz.

    YanıtlaSil
  14. Lisanlar değişti, değişiyor, değişecek.

    Dünya’da gerçek Kur’an çevrimi yoktur. Bunlara Kur’an çevrimi değil, Kur’an değişimi denir.

    Lisan devrimi denilen şey, önceki lisanı devirmekten başka bir şey değildir. Devrim denilen şey budur. Şapka devrimide, kılık kıyafette öyle. Adına ne derseniz deyin, bu uygulama eskiyi yıkıp iyi bir yeni yapmak değildir. İyi bir şey yapmak değildir. Hatta bazen öncekinden daha kötüsünü yapmaktır. Devrim, yapıcılık değil yıkıcılıktır.

    Demogoji tüm Dünya lisanlarında yapılır, mümkündür. Lisanlar aynı zamanda demagoji düşünülerekte oluşturulur. Özel kelimeler üretilir. Sanırım, Cumhuriyet tarhinin en uzman demagogu Atatürk’ten sonra Tayyip Erdoğan, Osmanlı Tarihinin ise Kanuni’dir. Uzun yıl hüküm sürmek demagojiye bağlıdır. İyi bir edebiyatçı demoagojisinde gizlidir. Fuzuli şair olmasaydı, Kanuni o tahtta olmaz, Fuzuli olur ve Kanuni’den fazla hüküm sürerdi.

    Kur’an’ın tüm dillerde Arapça okunuşunun yazımı yapılır. Kur’an her dilde okunur yapılabilir. Dili kısıtlayıp (kıtlayıp) millete Arapça dayatmanın anlamı yok.

    Tüm Dünya dillerinin okunuşu, meali yapılır. Okunuş ya da çeviri yapılamamak kıtllamanın/kıtlığın göstergesidir. Kıtlıktan çıkılabilir. Yalnız bu kadar millileşmeye/farklılaşmaya gidilirse çıkılamaz. Bu kadar farklı lisana kelime oluşturacak zenginlik yok. Demek ki böyle bir milli ortamda Türkçe’nin gerçekliğinden varlığından birliğinden olacağından olduğundan geleceğinden sözedilemez. Tam bir Türkçe oluşturamazsınız. Tam bir Arapça, Japonca oluşturmazsınız. Kur’an’a % 100 Arapça diyemezsiniz.

    Şive, lehçe, eski türkçe, Türkiye Türkçesi, Amerikan ingilizcesi olmaz. Her farklı ses başka dildir. Anlam farkı olan her ses başka lisandır. Kişilerin farklı konuşması bile farklı dildir. Her insan farklı lisandır. Aslında ortada belli bir lisan yoktur. Dünya’da tanımlanabilecek açıklanabilecek bir lisan yoktur.

    Arapça’da, İngilizce’de, Farsça’da, Japonca’da, Dünya’nın tüm dillerinde şu harf şöyle okunur denmez. Şu harfin karşılığı şu sestir/harftir/harflerdir denir. Alfabe tercümesi yada harf seslendirmesi yapılmalı, alfabe okutması değil.

    Yazıldığı gibi okunmayan, yazıldığı gibi okunan, yazıldığı halde okunmayan, yazılmadığı halde okunan, gizli okunan, açık okunan, gizli harf, açık harf, gizli işaret, açık işaret, gizli okuma, açık okuma olmaz.

    Dil farkı denilen şey seslerin/harflerin farklı farklı yerde olmasından başka bir şey değildir. Lisan farkı harfin şekil farkı değildir. Lisan farkı ses farkıdır, yazım farkı değildir. Yazımın lisanı olmaz. Yazım/Şekil farkı başka bir şeydir.

    Kur’an’ı anlamadan okumak boş okumaktır. Ayrıca bu lisansızlığı ifade eder. Anlamı olana kelime diyeceksek, lisan da anlamlılık diyeceksek, anlamsız ifade/okuma kelime ya da lisan değildir.

    Dil söylüyor kafa boşsa bu lisan değildir. İnsan okuyabiliyor ama anlayamıyorsa bu lisan değildir. Bu boş laftır. Bu sadece sestir. Bu durum çene var akıl yok insanlar demektir.

    İnsanca yargı olması için, Lisanca yargılama kalkmalı. İnsan ile Lisan uymuyor, bu görülmeli. Dinsel değil Bilimsel yargı olmalı. Kur’an’a kitaba göre değil, insana gre yargı olmalı. Sözlüğe bakıp hüküm verilmez. Gözlüğe bakıp hüküm verilmez. Anlatılana değil anlatana bak.

    YanıtlaSil
  15. Kuran değiştiyse sana ne be sayın Yazar, sen nasıl olsa ona inanmıyorsun...Ha biz değişmediğini sana ispat etsek bize söz ver bakalım inanacak mısın ?

    O zaman bugünden itibaren Kuran-ı Kerim' in Elmalılı Tefsirini okumaya başla. (M.Kemal Atatürk' ün emriyle yapılmıştır.)

    Biz acele etmeyeceğiz sen bitirinceye kadar bekleyeceğiz.

    Tabiiki anlaman için bütün bilimlerin hocaları ile istişare yapmayı unutmamanı şimdiden öneriyorum.

    İçimden geçen Yazar asla bu çalışmayı yapmaz düşüncesini çürütmeni bekliyorum.

    Yüce Allah Müminlerin dostu ve yardımcısıdır. Selam olsun onlara.

    YanıtlaSil
  16. Kur’an-ı kerim değiştirilemez

    Sual: Tevbe sûresinin son iki âyeti fazla diyen, Kur’anın değiştiğini söyleyen kâfir olmaz mı?
    CEVAP
    Böyle bir şeyi Müslüman yaparsa kâfir olur, kâfir zaten kâfirdir, tekrar kâfir olmaz. Emirler yasaklar Müslüman içindir.

    Önce Kur’an-ı kerimin bugünkü hâle nasıl geldiğini bildirelim:
    Yemame savaşında, Kur'an-ı kerimi hıfzedenler [ezberleyenler] şehid olup azalmaya başlayınca, Hazret-i Ömer, halife Hazret-i Ebu Bekir’e, Kur'an-ı kerimin yazılıp Mushaf haline gelmesini tavsiye etti. Hazret-i Ebu Bekir de, Resulullahın kâtibi olan Zeyd bin Sabit’e sûreleri ayrı ayrı yazdırdı. Sonra, Eshab-ı kiramın ittifakı ile bir heyet tarafından bir mushaf yazıldı. Hazret-i Osman zamanında bu mushaftan, 6 adet daha yazılarak vilayetlere gönderildi. Bugün bütün İslam ülkelerinde mevcut olan Kur'an-ı kerimlerin tertibi ve şekli bu mushafa tam uygundur. O zamandan beri de bir tek harfi değişmemiştir. (Mirat-ı kâinat)

    Kur’an-ı kerimin değiştiğini söylemek birkaç yönden küfür olur:
    1- Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimi hiç kimsenin değiştiremeyeceğini ve bunu bizzat kendisinin koruyacağını bildiriyor:

    (Rabbinin sözü doğruluk ve adaletle tamamlandı. Onun sözlerini [Kur'anı] değiştirebilecek [hiçbir şey, hiçbir kuvvet] yoktur.) [Enam 115]

    (Kur'anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9]

    (Kur’an, eşi benzeri olmayan bir kitaptır. Ona önünden, ardından [hiçbir yönden, hiçbir şekilde] bâtıl gelemez [hiçbir ilave ve çıkarma yapılamaz. Çünkü] O, kâinatın hamd ettiği hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.) [Fussilet 41-42] [Kur’anı Allah indirdiği için, onu bozabilecek birinin çıkamayacağı açıkça bildiriliyor. Diyelim ki 19 cu, Tevbe sûresindeki iki âyeti veya başka âyetleri çıkarıp Tam Kur’an diye bir kitap bastırsa, piyasaya sürülünce, hile meydana çıkar ve hiç itibar görmez.]

    Bu üç âyet-i kerimeye rağmen, Kur’an değişti demek çok büyük, çok çirkin bir iftira olur.

    2- Kur’an-ı kerimi hâşâ Resulullah değiştirdi diyenler de çıkıyor. Bu, âlemlere rahmet olarak gönderilen son Resul için çok çirkin iftiradır. Üzerinde durmak bile gerekmez. Bir âyet meali:
    (Eğer O [Peygamber] bize atfen, [Kur’ana] bazı sözler katsaydı, biz onu kuvvetle yakalayıp şah damarını koparır, helak ederdik, hiçbiriniz de buna engel olamazdınız.) [Hakka 44-47]
    Resulullah değiştirdi diyen bu âyeti de inkâr etmiş olur.

    3- Daha çok Rafıziler, üç halife ile eshab değiştirdi diyorlar. Üç halife, âyet-i kerimelerle övüldüğü gibi, eshabın tamamı da övülmektedir. Hepsinin Cennetlik olduğunu bildiren bir âyet-i kerime meali:
    ([Eshab-ı kiramın] hepsine hüsnayı [Cenneti] vaad ettik.) [Hadid 10]
    Hepsi Cennetlik olan bu kıymetli insanlara nasıl iftira edilebilir ki?

    4- Mucize olması bakımından da değiştirilemez. İki âyet meali şöyledir:
    (Kulumuza [Peygambere] indirdiğimizden [Allah’tan geldiğinden] bir şüpheniz varsa, iddianızda doğru iseniz, Allah’tan gayri şahitlerinizi [bilginlerinizi] de yardıma çağırıp, haydi onun benzeri bir sûre meydana getirin! Bunu yapamazsınız, asla yapamayacaksınız da.) [Bekara 23, 24]

    (De ki: Bu Kur'anın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler toplanıp, birbirine destek de olsalar, yemin olsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [İsra 88] [14 asırdır, din düşmanları, hâşâ Allahü teâlâyı yalancı çıkarmak için uğraşmışsa da yapamadılar. 19 cular da bunu yapamaz.]

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hep aynısınız. Sıktınız.

      Sil
    2. Hep aynı olmamız sizin gibi hep aynı olmanıza benziyor, neden şaşırdın ?

      Sil
    3. Ne şaşırması. Biz şaşırmayız. Biz şaşıda değiliz. Biz hep ayrıyız. Biz her gün ayrıyız. Her saat ayrıyız. Biz her an üretiyoruz. Siz yerinizdesiniz.

      Bizi sizi çok iyi anlarken, siz bizi hala anlamıyorsunuz ya biz ona yanıyoruz.

      Sil
  17. muhammet karasu1 Haziran 2014 00:09

    Arkadaslar bu ve buna benzer sayfalarin kuruculari, analarin yillarca buyuk emeklerle buyuttugu evlatlari, haince arkadan vuran teroristlerle buyuk bir isbirligi halindeler, ey guzel allahim sen bunlari bildigin gibi yap, ey benim merhametli rabbim iyi ki cehennemin var, yasasin zalimler, hainler icin cehennem...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Muhammet,

      Şu söylediğiniz sözlerin gerçekten de hakkaniyetli olduğuna inanıyor musunuz? Sizin dini anlayışınıza göre konuşacak olursak, hiç tanımadığınız biri hakkında bir yargıya varıp alenen bunu dillendirmek doğru bir şey mi? Birilerini bir şekilde suçlarken, bunun mesnetli olmasına özen göstermez misiniz? Hakikaten Allah'tan korkuyor musunuz, kul hakkından çekiniyor musunuz? İnancınızda samimi misiniz?

      İnanın bana, bu ve benzeri sorular çoğaltılabilir. İşte dinin temel sorunu da budur: İyilik emrettiği iddia edilen bir kurallar dizisine inanmanıza rağmen, yaptığınız gayri ahlaki çıkarım ve davranışların sorumluluğunu almıyor, doğrudan sizin kötü saydığınız, ama aslında tanımadığınız kişiler için cehennemi diliyorsunuz. İşte gerçek hayatta, oteller yakan, insanlar taşlayan veya insani olan ne varsa, din kisvesi altında bunu başkalarının burnundan getirenler, bir cehennemi dileyenler ve o cehennemi bu dünyada kendi elleriyle yaratmak isteyenlerdir.

      Bu laflarım, sizin vasıtanızla, sizler gibi peşin hükümlü olan, ama kendisini de suçladığı kişiye oranla daha az günahkar gören, sözde inandığı kutsal değerler olanlar için sar edilmiştir.

      Saygılarımla.

      Sil
    2. muhammet karasu1 Haziran 2014 01:07

      Ey hayyam sana hicbir sey demem seni allah hidayete erdirsin, o allah ki gorunmeyeni gorur, isitilmeyeni isitir, ey rabbim sana sesleniyorum sen zalimleri kahret, ey rabbim islam sancagini dunyaya hakim kil, ey rabbim ortadoguda siyonizmin tuzagina dusmus kardeslerimize yardim et
      ey benim sehit mehmedim, elbet ahirette hesabin sorulacak, rahat uyu sen.

      Sil
    3. muhammet karasu1 Haziran 2014 01:27

      Seni yaratan kim, sana o muhtesem akli veren kim ey insanoglu hala dusunmezmisin, git aynaya bak, suretine bak, sana nimet veren kim, yerden turlu nimeti cikartan kim, ariya karincaya yol gosteren kim, agaca rengi veren kim, kucucuk tohumdan devasa agac bitiren kim, suyu, havayi veren kim, anaya sevkati veren kim, geceyi gunduzu yaratan kim, aski sevgiyi yaratan kim, sensin sen allahim sensin. La ilahe illallah muhammeden resulullah...

      Sil
    4. Hayyam ben seni iyi bir araştırmacı, bir çok konuda bilgili bilirdim. Yanılmışım.

      http://www.psikonet.com/konu.asp?kid=135

      Bu adam ya seni tanıyor kafa buluyordur, yada hastadır. Başka seçenek varsa ben bilmiyorum.

      Sil
    5. Devlet bile mesnetli olmaya özen göstermezken halk mı gösterecek Hayyam?

      Sil
    6. Dünya’da gerçekten gizli ve açık örgütler olabilir. Bunu bilmek zaten herkesin kuşkulanmasına, korkmasına, paranoyaya girmesine nedendir. Bu arkadaşta muhtemelen aşırı yoğunlaştı ki bu duruma geldi. Arkadaş az çok haklı ve doğru. Az çokta yanlış tabi ki.

      Sil
    7. muhammet karasu1 Haziran 2014 01:58

      Vallahi ben deli degilim hasta degilim, ulkemizde 30 yildir kan dokuluyor kan, ey allahtan korkmazlar, besikteki bebegi alnindan vuran hainler, allah sizi kahretsin, allah sizi sonsuz azablar icinde biraksin, ey bu orgutun propagandasini yapan site sahipleri, allah sizi atesler icinde biraksin, nasil ki bizin yuregimiz yandi allahta sizi yaksin kavursun kul etsin, ey hayyam allah seni bildigi gibi yapsin savundugun degerler yerin bin kat altina batsin, nasil ki siz mehmedimizi sehit ettiniz, allah sizi guldurmesin hep aglatsin, allah size gun yuzu gostermesin, allah sizide fikirlerinizide yok etsin, yere batsin sizin her seyiniz.

      Sil
    8. Ben deliyim, hastayım. Bunu kabul ediyorum. Yoksa bu saatte buraya niye yazıyorum. Ben manyağım salağım. Kafam basmıyor bir şeylere ki bu Dünya’nın cennetine eremedim. Sende kabul et. Bu Dünya'da herkes deli hasta. Psikolojik hasta. Psikolojik hasta da bir şey yok. Sıkıntılı dertli sorunlu anlamında bu. Herkes gibisin yani, herkes gibiyiz yani. Kimi gerçeklerle sorunlaşır, kimi kuşkularla, kimi yanlışlarla. Çeşit çeşit.

      Bu bloğu iyi oku. Terörü eleştirip duran, ölüme üzülen yazıları çoktur.

      Sil
    9. muhammet karasu1 Haziran 2014 02:12

      Vallahi sensin deli, bu milleti bu hale getiren sizlersiniz, allah sizi kahretsin emi

      Sil
    10. Zaten Dünya’da akıllı (bilgili) insan yoktur. Bu tıbben ve ilmen böyledir. Her Şey Akılsızlıktan (Bilgisizlikten) gelir. Artık bu cümleyi nasıl alırsanız. Belki akıllı olabilir, ama hasta olmayan herhalde yoktur.

      Sil
    11. Hayvanın hayvanı, insanın insanı, bitkinin bitkiyi yediği bir Dünya’da yaşıyoruz. Bu hastalıktır.

      Sil
    12. muhammet karasu1 Haziran 2014 02:19

      Ah ah ne cektik sizden, vallahi ne zulum gordu insanlik sizden, hala cekiyoruz sizin insafsizliginizdan, ey rabbim bunlara firsat verme, ey rabbim bu yalancilari, sahte timsah gozyasi dokenlerin islerini ayaklarina dola amin.

      Sil
    13. Bir Ateist olarak deli olduğumu kabul ediyorum. Zararlarımın olduğunu kabul ediyorum. Zararı yarara çeviremediğimi kabul ediyorum. Yararsız olamadığımı kabul ediyorum. Bazen belki onca insanın ölümüne sebep olduğumu kabul ediyorum. Öfke her zaman zarar olabilir, kabul ediyorum. Kendime kızıp başkasına zarar vermiş olabilirim, kabul ediyorum. Ne dersen kabul ediyorum. Yalan dolan değil, gerçek ve samimiyetle söylüyorum. Seni rahatlatmak için filan değil.

      Sil
    14. Bak ne demiş Ömer Hayyam.

      Uğrunda dertlere düştüğüm sevgili
      Bir başkasına tutulmuş o da dertli
      Derdimin dermanı kendi derdinde
      Hekim hasta olunca kime gitmeli

      Herkes hasta demiş.

      Sil
    15. Muhammet Karasu. Önceki rumuzlar sen değilsin sanki. İlaç mı aldın, bir şey mi içtin. Ya da başkasııydı o.

      Sil
    16. muhammet karasu1 Haziran 2014 02:26

      Vallahi seytan sizi esiri yapmis, siz seytana tapiyorsunuz, siz ateist degilsiniz, siz seytana tapiyorsunuz, allah size hidayet versin

      Sil
    17. muhammet karasu1 Haziran 2014 03:03

      Vallahi bu hayyam teroristin onde gidenidir. Bu sahsin diger teror sayfalariyla olan yazismalarina sahit oldum. Bunu oyle bi egitmislerki, oyle bir beynini yikamislarki, anlatamam, bunlarda yalan diz boyu. Hayyamin arkadas sitesi teror sayfasi "ulumalar.com" dur. Kim bilir kac site daha vardir boyle. Ey hayyam hain hayyam, arkadaslar gorun kimlerin pesinden gidiyorsunuz. Bunlar kandan besleniyor kandan, bunlar sadist bunlar seytana tapiyor. Lutfen inanmayin boyle sitelere

      Sil
    18. http://tanrivarmi.blogspot.com.tr/2010/12/ben-deli-degilim-sizofreni-yarismasi.html

      Bu linge gel. Uykum yok. Seninleyim. :)

      Sil
    19. Sayın Muhammet,

      Sizin "troll" minvalinde kafa bulup kendinizce eğlendiğinizi düşünmekteyim. Yok, eğer öyle değilse, ciddi anlamda sorunlarınız olduğunu belirtmem gerekiyor. Bu ruh halinin mutlaka bir şekilde rehabilite edilmesi gerek.

      Saygılarımla.

      Sil
    20. muhammet karasu1 Haziran 2014 21:21

      Hayyam lafı dolaldırma sen bir teröristin milleti kaldırmayı bırak artık itiraf zordur seni anlıyorum siz akıllı biz deli numaralari artık bayatladı. Korkma cesur ol biraz

      Sil
    21. muhammet karasu1 Haziran 2014 22:52

      Herkese acik adres veriyorum. Facebookta "bir bilgi sivesi ulumalar" sayfasina giren herkes pkk nin batidaki yapilanmalarina sahit olacaktir. Bu sayfada "tanri var mi?" Face sayfasi reklami vardir. Bunlar ayni yolun yolculari, hayyam acaba ne yalan uyduracak simdi!

      Sil
    22. Sayın Muhammet,

      Sizin genel olarak değerlendirme yetisi eksikliğiniz var. Ulumalar.blogspot.com ile ortak bir çok video-altyazı çalışmamız olmuştur, onların aydınlık görüşlerini de sever ve desteklerim elbette ki. Bunu zaten inkar edecek değilim, ama onları "terörist" olarak adlandırmanız gayet yersiz, çünkü öyle değiller.

      Sizin anlayamayacağın bir hak ve özgürlük arayışını sığ kalıplara yerleştirip "terör" sanmanızı anlıyorum aslında, ancak buradaki arayış, zannettiğiniz gibi, insanları öldüren, kan dökme amacı taşıyan bir arayış değildir. Bahsettiğiniz siteyi biraz anlasanız, hayvanların öldürülmesine bile şiddetle karşı çıktığını görebilirsiniz (ki bunu destekleyen onlarca belgesel paylaştılar), kaldı ki insan öldürmek.

      Size ne anlatsam boş olacağının farkındayım. Hala da tek ümidim, bir nevi şaka yapıyor olmanızdır; çünkü sizin gibi düşüncelere sahip birinin gerçekten var olmasındansa, böyle ne idüğü belirsiz bir şaka yapmayı uygun bulan biri olmanızı yeğlerim.

      Saygılarımla.

      Sil
    23. Terör terörist deyince aklıma terörizm geldi. Neymiş deyip bir bakayım dedim.

      http://tr.wikipedia.org/wiki/Ter%C3%B6rizm

      Terör ya da terörizm, siyasal, dinsel ve/veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere; resmî, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımıdır. Terör uygulayan organize gruplara terör örgütü; terör uygulayan şahıslara ise terörist denir.

      Türkçeye, Fransızca "terreur" sözcüğünden geçmiş olan[1] terör sözcüğü Latince kökenlidir.[2] Latince sözcüğün anlamı "korkudan titreme" veya "titremeye sebep olma"dır.[2]

      Fransızca Petit Robert sözlüğünde "Bir toplumda bir grubun halkın direnişini kırmak için yarattığı ortak korku" olarak tanımlanır. Oxford İngilizce Sözlük'te[2] "Genellikle siyasal nedenlerle, halkın gözünü korkutmak ve halkı yıldırmak için dehşet öğesini kullanmak" olarak tanımlanır.[2] Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde, "Yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma, tedhiş" olarak tanımlanır.[1]

      Literatürde terör sözcüğü bazen şiddet veya siyasal şiddet kavramlarıyla eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.

      Yani buna göre "biz İslam'a korku veriyorsak (veriyoruz değil mi), baskı yapıyorsak teröristiz". E onlarda bize yapıyorsa onlar da terörist.

      Buna göre, Korku yaratan her şey terörse, her şey terör o zaman. Allah bile terör.

      Sil
    24. Bak kaçırmayalım burayı. Korku veren teröristtir.
      Ben şahsen mslümanın biri beni öldürür diye korkuyorum. Ayette var zaten.

      Şiddet uygulayan teröristtir.
      Biz acaba Ateizm, Agnostisizm vb. olarak psikolojik şiddet uyguluyor muyuz?

      Terörizm okuyunca zihnim açıldı. Bu kim bilir nerelere gider şimdi. İncelemek lazım.

      Sil
    25. http://tr.wikipedia.org/wiki/Dini_ter%C3%B6rizm

      Dini terörizm, kendine dini inanışları zemin aldığını iddia ederek, dünyada yapılan her türlü bozgunculuk, terörist eylemdir.

      HER TÜRLÜ BOZGUNCULUK.

      Sil
    26. Hayyam hadi bir Terörizm konusu açta tartışalım.

      Sil
    27. Herkes terörist. Hayvanlarda terörist. Öyle çıkıyor wikipedia ya göre. Mantıklı. Demek ki ben kabul ederken bunları (terörizmi) demeye çalışmışım.

      Terörizm sadece insana hayvana değil doğaya göğe yere denize suya aya güneşe her şeye olabilir.

      Osmanlı terörist, Bizans terörist, PKK terörist, Devlet terörist, idam terörizm ise idam eden Devletler terörist o zaman.

      Kafam allak bullak oldu. Neyse.

      Sil
    28. muhammet karasu2 Haziran 2014 12:11

      Hayyam siz bir hayvan oldugu vakit ortaligi ayaga kaldirirsiniz lakin konu sizin hak ve ozgurlugunuz oldugu zaman, tunceli ovaciktaki masum sivili tehdit ederek on hayvanini oldurursunuz. Sabahat tuncel, selahattin demirtas ta hayvan haklari mitinglerine katiliyorlar ama zamaninda dagda ovada askerin sivilin kanina bizzat girenlerdir onlar. Sizin, hak ozgurluk dediginiz sey bir insani koruyup binlercesinin kanina girmektir. Siz kandan besleniyorsunuz, senin isin ney biliyormusun hayyam orgut liderlerinin yaptigi katliyamlari, boyalayarak millete hos gostermek ve bunlari ozgurluk kilifina uydurarak servis etmektir. Siz aydin degilsiniz siz vampirsiniz. Siz dunyanin her tarafindaki teror olaylarinin bas tetikcilerisiniz. Siz beyinlerini yikadiginiz masum gencleri daga cikartip, kardesine kursun siktiran serefsizlersiniz, hainlersiniz. Siz seytanin ta kendisisiniz. Allah sizi cehennemin yedi kat altinda yaksin kul etsin. Allah belanizi versin. Pis yaratiklar

      Sil
  18. Hayyam kızmasın. Konu ne biz neler yazıyoruz. Nokta.

    YanıtlaSil
  19. BU blog zaten tanrı var mı diyor...Tabii ki yok...

    Yüce Allah' ın kitabı ile ilgili araştırma ve paylaşımı ise bayağı iyi hazırlanmış...Paylaşımın son kısmında geçen Kuran' ın yedi anlamı cümleleri çok doğru...Çünkü Nefsin 7 Makamı vardır. Her makam alınışta Kuran kendini o kalbe açar...

    Okuyuculara vereceği faydadan ötürü sayın Yazara teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nefis dediğin Şeytan değilmiydi?

      Sil
    2. İnsanda nefs, şeytan ,kalp, akıl, ve ruh bulunur...
      İnsan nefsin emrine girerse kaybetmeye,
      Şeytanın emrinde perişan olmaya başlar.

      Akıl ve kalp üstün olursa ruh rahatlar. İki dünya mutluluğu yakındır.

      Sil
  20. muhammet karasu10 Haziran 2014 17:10

    Hak ve ozgurlukten bahsedenler, yine masum cocuklari korkutup daga cikariyor, hayyam islami elestirdigin kadar, ideolojilerine imrendigin aga babalarinin yaptiklarinida biraz elestir. Keza ortadoguda musluman muslumanin kanini dokmedi ve dokmuyor, senin hep ovunerek bahsettigi projelerin sahipleri ve oyun kurucular kafa kesiyor. Neden mi? Islami kotu gostermek muslumanlari terorist ilan etmek. Hayyam sen herseyin farkindasin, sen ve senin gibilerin dusunceleri hipnoz altinda. En tehlikeli varliklarsiniz, elbette icinizde masumca dusunceleri degistirilenler var fakat bi dunya tarihini arastir, ozellikle osmanli tarihin, 600 islamla huzur icinde yasadi bu devlet ve aldigi topraklarda hosgoru esasti, bugun dunya mevlana hosgorusunu benimsese bir tek canli bile olmez ama siz engelsiniz, siz hep biz biliriz, gerisi yalnis bilir dusuncesindesiniz, her vakit bilim sizin oyincaginiz baskasinin degil, dunya sizin etrafinizda donuyor zannediyorsunuz. Ama buyuk bir yanilgi yasiyorsunuz, artik uyanin, 1800 yillarin eskimis paslanmis dusuncelerini bi yana birakin, artik acin kararmis, beyninizi, heba ediyorsunuz herseyi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muhabbet Beyazsu10 Haziran 2014 20:11

      Sen ne ayaksın. Sen kesin fitnecisin. Seni birisi mi görevlendirdi. Hangi örgüttensin bakem. Sen bence Ateist-Müslüman savaşı tetikleyicisisin. Yada Ateistleri Agnstikleri filan birbirine düşürmek için çalışıyorsun. Sen kimsin len söyle bakim. Sen müslüman falan değilsin. Ama yemezler. Pkk terörist değil, sizin gibiler terörist.

      (Osmanlı 600 sene huzur içinde yaşadı.) Yanlış. Ayrıca Osmanlı her sene an az 600 kafa kesti.
      (Müslüman müslümanı kesmedi). Yanlış. Lan yanıbaşında 30 sene müslüman müslümanı öldürdü.

      Sil
  21. Lisanın kibarı kabası olmaz. Lisanın hakiri yükiri olmaz. Lisanın huyu karakteri, davranışı, kişiliği, rengi, ırkı, ailesi, akrabası, imanı, irfanı, mesleği, aleti, cihazı, erkeği, kadını, hayvanı, dalı, yaprağı olmaz. Lisanda başka başka kelime olmaz. Bu başka başka lisanlar oluşturmaktır. Üstü kapalı, imalı, benzetmeli, edebili, felsefili, değişimli, birleşimli, ifadeleri açın. Tek kelime kullanın. Kur’an’da ve hayatta kelimelere birde böyle bakın. Başka kelime lisan değişimi, dolayısıyla Kur’an değişimidir.

    Orospuluk : senin anan orospu değildi, siz göz göre göre orospuluk mu yapıyorsunuz, Allah orospuluğu emretmez, namaz orospuluktan alıkoyar, namaz orospuluğu engeller,

    İbnelik : İbnelik yapanlara eza edin, ibnelere işkence edin, siz göz göre göre ibnelikmi yapıyorsunuz,

    Sikmek : Tarlalarınıza dilediğiniz gibi girin, kadınlarınıza dilediğiniz yerden girin, dilediğiniz yere sokun, istediğiniz gibi sikin, istediğiniz gibi sevişin,

    meme : tomurcuklanmış meme, küçük meme, portakal meme, limon meme, yumurta meme, kıçık meme, köçek meme, dik meme

    Genel : amlarını korusunlar, memelerini kapatsınlar, kadın avrat, olgun kadın, avretsiz kadınlar, açık saçık kadınlar, dik gözlü, iri gözlü, hapseden göz, güzel göz, güzel bakışlı göz, ahu göz, harika göz, iri dilber, iri güzel, dik güzel, yumurta gibi kadın, yumurta gibi güzel, allah utanmazdır, allah gerçekten utanmaz, gerçekten utanılmaz, ahlaksız kafirler, kötülük üreten ahlaksız kafirler, utanmaz kafirler, orospu kafirler, yusufun güzelliği, yusufa taciz,

    YanıtlaSil
  22. Kardes, dinlerin hepsi birbirine tepki olarak dogmustur, amac, iyi bir toplum olusturmak, ancak insanogly dunyada 19 milyon yildan beri vardir, bu sure icindeki birikimlerini hep kendinden sonraki nesile aktarmistir, arada bir kesikler de olsa (depremler, yanginlar vs, bazi medeniyetleri, halklari yok etkistir), Kuran'a gelince o donemin en son toplum bilimlerinin ele alindigi ve de insanlar arasindaki iliskilerin insani boyutta olmasini saglamak icin yazilmis bir kitaptir. Gokten inmemistir.

    YanıtlaSil
  23. Mutlaka bir yardan, Tanri, Allah, God, Rab her ne adi tasirsa tasisin var. Icinde bulundugumuz kainat ve bu kainattaki duzen veya kurallar illa ki birilsi tarafindan kurulmus veya yaratilmistir. Bunu bilmek icin veya bu kaniyi olusturmak icin fazla degil lise seviyesinde biyoloji, fizik ve astroloji okumak yeterlidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte bu kanının yanlış olduğunu anlamak içinse, lise seviyesinin üstüne çıkan bir biyoloji, fizik ve astronomi (astroloji değil) bilgisi gerekmektedir.

      Sil
    2. Hayyam kardes, bilmem ne gibi bir egitim seviyeniz var? ancak ifade sekliniz sanki tum bilimleri yemis yutmus gibisiniz, Emin olun ben en az 4 bilim dalinda doktora seviyesinde biriyim. Turkiyedeki liselerde ne derecede yukarida bahsettigim dallarda egitim veriliyor veya ogrenciler bilgiyle donatiliyorlar orasini bilemem ancak Avrupa'da Lise seviyesinde bu dallarda egitim almis olmaniz Yaradanin varligini inkar etmenize musade etmez.

      Obur turlu siz Hayyam olarak herhangi bir bitki veya canli turu yaratin veya en basidi dogada olmayan herhangi bir element yaratin. Mevcut canli ve bitki turleri bu turleri olusturan yapitaslari ve bu yapitaslarinin birbiriyle olan etkilesimleri kurallari nasil oldu/olustu?

      Az daha higgs parcacigini siz mi buldunuz yoksa diyesim geliyor!.

      Sil
    3. Sayın "en az" 4 bilim dalında doktora seviyesindeki Adsız,

      Astroloji ile astronomi arasındaki farkı bile gözetemeden, bir yaratıcının varlığının bilim vasıtasıyla kabul edilmesi gereken bir olgu olduğunu iddia etmeniz, edebilmeniz, gerçekten düşündürücü.

      Saygılarımla.

      Sil
    4. Dusundurucu olmasi gayet dogal cunku yaratan akil vermis, mantik ve bilgi dogrultusunda insanlar bazi seylerin olup olmadigini veya bazi seylerin inanilir inanilmaz oldugunu kabul eder. Dusunuyorsaniz demek ki aklinizi kullaniyorsunuz. tebrik ederim sizi.

      Sil
    5. Benim cahil nenem senin dediğini demez adsız. Dört dalda doktora insanı baya sapıttırıyor herhalde.

      Sil
  24. http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16148/kur-an-in-ilk-yazilmis-nushalari-neden-ortadan-kaldirildi-kur-an-in-asli-yakildi-mi.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buradaı akılsız Allah, ne yaptığıını bilmez Allah durumu anlatılmış.

      Sil
    2. Aklıma 50 den 5 e inen namaz hikayesi geldi.

      Sil
    3. Yazının hangi kısmından o fikre kapıldınız?

      Sil
    4. Boşver bilalf.

      Sil
  25. http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16148/kur-an-in-ilk-yazilmis-nushalari-neden-ortadan-kaldirildi-kur-an-in-asli-yakildi-mi.html

    YanıtlaSil
  26. Akıl, düşünce ve bilinç ile donatılmış olan insan elbette bu yetilerini kullanmalıdır. Zaten benim inandığım Allah da aklı kullanmaya, düşünmeye, tefekkür etmeye pek çok ayetle insanı sevk ediyor, hatta emrediyor. Sizin sorgulamanız kötü bir şey değil, yaratılışınızın gereğini yapıyorsunuz. Ancak inanç da fıtri bir ihtiyaçtır insan için. Yoksa bu dünyadaki zulümler, haksızlıklar, adaletsizlikler, ayrılıklar gibi insanı manen inciten durumlardan neye sığınarak teselli bulabilir? İnsan için en önemli ve kaçınılmaz hakikat olan ÖLÜM karşısında ancak imanıyla bir açıklama,bir teselli bulabilir. Yoksa düşünen bir varlık olan insan ölüm hakikatine bigane kalabilir mi? Bu gerçeği umursamamak, hakkında düşünmemek, görmezden gelmek mümkün mü? Bu kadar mükemmel sistemlerle donatılmış olan insan belli bir ömürden sonra toprakta çürüyüp yok olmak için mi dünyaya geliyor. Bütün hikaye bu mudur yani. Yok olup gitmek için mi bunca cümbüş, bunca hengame? Ama benim inancım bana bu soruların cevabını, aklımı ikna edecek şekilde veriyor ve bana ebedi bir hayat vaat ediyor. O hayattaki konumumu da bu dünyadaki tercihlerim ve kararlarımla yönlendirdiğim yaşayışımla, ama en önemlisi İMANIMLA belirliyorum. Böyle inanıyorum ve teselli buluyorum ve hayatımı daha yaşanılır ve kolay kılıyorum.
    Gerçekliği yüzde yüz kanıtlanmış bir şeye inanmak zaten iman anlamı taşımaz. Nesnel bir yargıya, mesela "güneş doğudan doğar" ifadesine "buna ben inanmıyorum" diyecek olan aklı başında biri çıkmaz sanırım. Çünkü günümüz teknolojisiyle denenmiş, ispatlanmış bir durumdur bu. İmani meseleler ise hem akla hem de kalbe yöneliktir. Akılla duyularımıza hitap eden pek çok şeyi idrak ederiz, ancak aklımızla çözemediğimiz noktalarda gönlümüze, kalbimize danışır, ya inanma yolunu ya da inkar yolunu seçeriz. Bunu hür irademizle yaparız. İman etmek de öyle özgür bir eylemdir ki belki de insanın en özgür eylemidir. İcbar altında inanma iman değildir. Tamamen hür irade ile inanma gerçekleşirse ancak iman olur. Nesnel bir yargıya, %100 kanıtlanmış bir gerçekliğe inanmak da zorunlu bir inanış olur. Oysa iman icbar kabul etmez. Böyle bir inanışın Allah nezdinde bir değeri de yoktur.
    İnanmamak da özgür bir tercihtir neticede. Ama ebedi bir iyiliğe, Baki Olana ulaşmadan mahrum olma riski var. Allah'a iman etmek(tüm iman esaslarıyla) hayati bir şey kaybettirmez, ebedi bir hayat vaat ediyor. Denemeye değer derim. : )

    YanıtlaSil
  27. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/360613/Turan_Dursun_u_kaybedeli_25_yil_oluyor.html
    Köktendinci kişiler tarafından değil, boktandinci kişiler tarafından.
    Bu boktandinciler bir gün bizide öldürecek.

    YanıtlaSil
  28. Mümezzil 6'daki gibi sözcük değişikliklerini dikkatle incelerseniz, değiştiğini veya önceden farklı yazıldığını söylediğiniz sözcükler o ayete konduğunda saçma duruyor.
    Bu aynı " Ali aydı bak." diye bir çocuğun yanlış yazdığı sözcüklerin Kuran'ın inişinden 300 yıl içinde gelişen Arapça dilbilgisi ve yazım tekniklerinin göz ardı edilip öyle bırakılması demektir. Şimdi uzaylı değilseniz tüm dünyada adından söz ettiren İslam bilgini İbn Haldun'dan haberdar olmalısınız bu konuda böyle yorumları rahatça yapabilmek için. Onun da Mukaddime'de belirttiği gibi peygamberin yaşadığı çağda ve 4 halife döneminde dil bilimlerinin bilinmediği görülmektedir. Böyleyken bol miktarda yazım hatası yapılmış olmaktadır ki bunlar dikkatli gözler tarafından seçilip ayıklanabilse de düşüncesiz kimseler tarafından yanlış anlaşılmaya ortam hazırlamakta idi.
    Kuran'ın değişmeyen tarafı yazısı sözü değil anlamıdır, özüdür. Araplar İslam'ın ilk çağında bilimlerden uzak olan yalnızca ahlak sahibi olan kimselerdi. Yazmalar konusunda o çağda bir çok hata yapılmıştı ki bugün de elimizde bulunan yazmalarda bunlar çoğunlukla saklanmıştır, fakat okunmamaları için belli küçük işaretlerle belirtilmiştir. Öte yandan diğer bazı cümle düşüklüğü anlam bozukluğu oluşturan hatalar giderilmiştir. Üstelik incelikli düşünürseniz Kuran'ın Arapça ezberden okunması sünnettir, fakat anlaşılması farzdır. Yazısı ise yalnızca bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmak ve onun korunmasında kolaylık sağlaması yönünden önemlidir. Arap yazısı ile Kur'an yazmak ne farz ne vacip ne de sünnettir. Geleneksel bir seçimdir, o kadar.
    Elbette maddi her varlığı putlaştırma eğilimi olan insan Kuran'ın yazmalarını da putlaştırmıştır, Kabe'yi de hatta peygamberin anısını bile bir ortakçılık aracına dönüştürmüştür. Bunlar olmadan inançlı olamayacağına yemin eder ya da -kendini maymunlardan üstün görmek mağrifetmiş gibi- evrimi yok saymayı bir inanç ilkesine dönüştürür. Bu gibi eğilimler yok sayılması tehlikeli gerçekliklerdir. Çevremizde böyle düşünen tonla insan bulunabilir. Bu onların aybıdır, bizi bağlamaz. Üstelik onları düzeltmek bizim öncelikli görevimiz de değildir. Herkes öncelikle kendisinin kurtarıcısıdır. Bu nedenle bu zorlukların insanı inançlı olmaktan yıldırması gerekmez. Öte yandan insan bu yılgınlığa kendi kendini itebilir. Bunun da tek nedeni üşengeçliği ve zevke olan düşkünlüğüdür. Düşünmeye başlayıp bunu tamamlamak yerine yar yolda durmasıdır. Ben şimdiki Kuran'ın yazmalarının hiç bir yerinde okumayın dediğini görmedim. Ama okumak bu kadar zorken niye uğraşalım ki buradan desteksiz atmak daha kolay nasıl olsa...
    Durum böyleyken inançlarımızla ilgili bir sıkıntının kaynağı ve sorumlusu kim olabilir, bizden başka?
    Allah zenginliği istediğine, bilgiyi isteyene verir. Öte yandan kimse bilmek istemezse kimse de öğrenmiş olmaz. Öğrenmediğimiz bir şey hakkında da susmayı bilmek de, atıp tutmak da bizim sorumluluğumuz.
    Allah her şeyin en iyisini bilir, umalım ki bizi ona iletir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Buzbey, yazdıklarınız bana bir konuda ufuk kazandırdı. İyi ki sizin gibi insanlar var. Rica etsem bana bir e-posta vermeniz mümkün mü? Belki daha detaylı bilgiler alırım sizden. Teşekkürler...

      Sil
    2. "Kuran'ın Arapça ezberden okunması sünnettir, fakat anlaşılması farzdır."

      Muhammed arapsa, senin okuduğun arapça kuran sünnet olmaz. Sen burada muhammedle tam uyumlu değilsin.

      Muhammede inen kuran açık bir ifadeyle/dille yazıldıysa, anlamak farz diye bir şeyde olmaz.

      Sil
  29. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  30. Olmadığını ispat etmek çok zor ama olduğunu ispat etmek çok kolay.

    YanıtlaSil
  31. 1500 yildir anlasilamayan bir kitap niye yazilmistir anlamiyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu kitapta tek anlaşılan şey, cinayet.

      yaradanın takdirini kazanmanın yolu belli; silah. (cesur yürek 13. bölüm)

      Sil
  32. Kulumuza [Peygambere] indirdiğimizden [Allah’tan geldiğinden] bir şüpheniz varsa, iddianızda doğru iseniz, Allah’tan gayri şahitlerinizi [bilginlerinizi] de yardıma çağırıp, haydi onun benzeri bir sûre meydana getirin! Bunu yapamazsınız, asla yapamayacaksınız da.) [Bekara 23, 24]

    (De ki: Bu Kur'anın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler toplanıp, birbirine destek de olsalar, yemin olsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [İsra 88] [14 asırdır, din düşmanları, hâşâ Allahü teâlâyı yalancı çıkarmak için uğraşmışsa da yapamadılar. 19 cular da bunu yapamaz.]dinimiz nakil dinidir. Hem baslik olarak tanri yazmissiniz bizim Allah imiz var. Hz Ömer peygamberimizin "ben peygamber olarak gelmesen(alim bilgi) Ömer gelirdi."diyeyek övdügü asabidir. Kurani direk peygamberimizden ögrenip anlamadigi yerlerini peygamberimize danismizdir. Hem dogru yol pergamber efendimiz. Benim ve asabimin yolu demistir. Asabinin onayladigi yol mustuman icin cennet yoludur. Hadis-i şerifte, (Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılır, yetmiş ikisi Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir) buyuruldu. Bu fırkaya Ehl-i sünnet denir.) [C.2, m.67] Allah herkezi dogru yolda yürümeyi nasip etsin.Allaha sükür bizim anamiz havva babamiz Adem. Maymunlardan gelenlerden degiliz..

    YanıtlaSil