Önce "Ya varsa?" mantığının nereden geldiğini ve anlatmaya çalıştığını alıntılayarak konuya başlayalım;

Hz. Ali'ye (r.a), birisi geldi. Adam, ölümü, tekrar dirilmeyi, ahirette hesabı, cenneti ve cehennemi inkar ediyordu. Hz. Ali'ye: 

"Ya Ali, siz müslümanlar ölüme ve ölüm ötesine inanıyorsunuz; biz ise inanmıyoruz. Siz cehennemden kurtulmak, cennete girmek için bir sürü ibadet ediyor, mal harcıyor, zahmete giriyorsunuz. Bu zahmet değer mi? Hem ölümden sonra tekrar dirilmenin olacağı ne malum?" diye sordu.

Hz. Ali (r.a) adamı sükunetle dinledi, sonra ona şu cevabı verdi: 

"Evet, ölümden sonra dirilmek, hesaba çekilmek, cennete veya cehenneme girmek, ya senin dediğin gibi yoktur; ya da bizim dediğimiz vardır. Önce senin dediğinin doğru olduğunu düşünelim. Ölümden sonra ahiret hayatı yoksa, seninle biz aynı durumdayız. Sana da yok bize de yok. Bu arada bizim Yüce Allah için kıldığımız namazların, yaptığımız ibadetlerin, hayır ve iyiliklerin, güzel ahlakın, verdiğimiz zekat ve sadakaların bize bir zararı olmaz. Ama, ya ahiret varsa, bizim dediğimiz doğru çıkarsa, senin hâlin nice olur?" diye sordu.

Adam, biraz durdu, düşündü ve sonra: 

"Vallahi, her iki durumda da siz kârdasınız, ahiret varsa vay bizim hâlimize! Yolunu öğret, ben de müslüman olacağım," dedi ve müslüman oldu.

Şimdi, bu noktada müslüman her birey, "İşte cevap budur!" diye düşünebilir. Ancak yazı neredeyse baştan aşağı yanlışlıklarla ve bir anlamda da dinsel anlayış bozukluğuyla çevrilidir. Şimdi bunları aşama aşama inceleyelim;

1. İnkarcı olan adamın ateist olduğunu varsayalım (aslında o adam deist, agnostik veya panteist de olabilir ama daha yaygın kullanım olan ateisti kullanmayı seçiyorum). Ali için de şüphe yoktur ki müslüman diyebiliriz.

Konunun kısa özeti: İnkarcı olan adam Ali'ye gelir ve durumunu bildirir. Ancak Ali, "Sen haklıysan kimse bir şey kaybetmez." der ve müslüman olmayı seçenlerin 'kazançlı' çıkacağını ekler.

Burada ilk göze çarpan çıkar (menfaat) ilişkisine dayalı bir bağlılığın olduğudur. Yani Allah'ın varlığına inananlar ve O'nun dediğini yapanlar, karşılığını (cennet olarak) göreceklerdir; O'na inanmayanlar ve O'nun dediğini yapmayanlarsa yine karşılığını (cehennem olarak) göreceklerdir. Yani Allah'a inanmanın tek başına değerli olmadığı ve bir anlamda ödül veya cezanın O'na inanmada ve O'nun dediklerini yapmada bir gereksinim olduğu açıkça kabul edilmektedir.

Bu ne demektir? Yani aslında Allah inancı ve Allah sevgisi, ya cezadan korkmaya ya da ödüle konmaya dayanmıştır. Oysa aslında olması gereken, karşılık beklemeden sevmektir. Bu noktada müslümanlar hemen şu itirazda bulunacaklardır; "Bizler zaten seviyoruz ve karşılık beklemiyoruz, bu hikaye inanmayan birini dine çekebilmek içindir. O kişi dine gelince zaten güzellikleri görecek ve Allah sevgisini tek başına ödülsüz veya cezasız anlayacaktır."

Böyle bir iddia en hafif tabirle, 'sevimli' olarak karşılanabilir. Ancak ne yazık ki müslümanların çoğu zaten böyle bir felsefeyi sindirememişlerdir. Bunun yansımasını da, sürekli Allah'tan iyilik (kimi zaman hayırlılık) istemeleri ve her daim cennete gitme hevesi ile yaşamalarında görebiliriz. Yani her müslüman cennet motivasyonuyla imanını kuvvetlendirir. Cennet ve cehennem olmadan, gerçekten bir yaratıcıyı kabul edeceklerini sanmak, saflık olur sanırım.

İlk aşamanın özetini sunacak olursak: Allah'a karşı olan inanç ve O'nun buyruklarını yerine getirmek, ödül isteme ve cezadan korkma temelli bir sisteme bağlıdır. Buradaki Ali'nin söylemi de bunu destekler niteliktedir.

2. Buradaki ikinci önemli husus Ali'nin inkarcıyı davet ettiği dinle ilgilidir. Yani Ali'nin görüşüne göre ya "İslamiyet vardır ve doğrudur." ya da "İslamiyet yoktur ve dolayısıyla yanlıştır." Ancak burada gözden kaçan şey, dünyada yaklaşık 4. 300 din ve mezhep olmasıdır. Bu kadar fazla din içerisinde sadece İslam'a yönelmek ne kadar doğrudur?

Yukarıdaki sayı gerçekten ürkütücüdür. Ve bu dinlerin (hepsi olmasa da bir kısmının) birbiriyle çeliştiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla İslamiyet'i seçen biri, binlerce diğer dindeki Tanrı tasvirlerini ve dini anlayışı hiçe sayar. Peki bu sefer ben şöyle dersem ne olacak; "Tamam İslamiyet hak din ise dediğin gibi karşılığını alacağız, peki ya doğru olan din İslamiyet değilse?"

Burada yine müslümanların temel itiraz noktalarından birini ele almakta fayda var: "Tamam bir çok din var ancak İslamiyet son din ve bu yüzden en geçerli olanı."

Bu iddia doğru olabilirdi, ancak şu bilgiyi de göz önüne almalıyız; İslamiyet'ten sonra onlarca (irili ufaklı) din ortaya çıkmıştır ve bu dinlerin ortaya çıkışı hem İslam'ı yalanlamakta hem de daha güncel dinlerin varlığını göstermektedir. Burada yine şunu duyar gibiyim; "İslamiyet hem son din hem de hak din ama diğerleri uydurma".

Böyle bir söylem aslında konudan uzaklaşıldığının ve objektiflik değerinin yitirildiğinin göstergesidir. Çünkü İslamiyet'in hak ve doğru din olduğunu, ortada kalan (kafası karışık) bir birey neden kabul etsin? Şöyle düşünün; önünüzde (en az) iki satıcı var ve ikisi de aynı malı satıyor ama biri, "Benim malım daha iyi." diyor. O adamın doğru dediğini nereden bileceğiz? Nihayetinde iki satıcıdan da mal alan insanlar var ve herkes aldığı maldan mükemmellik derecesinde memnun. Yani şunu diyorum "İslamiyet kime göre doğru olan din?"

İkinci aşamanın özetini sunacak olursak: Dünyadaki milyonlarca dinden hangisinin doğru olduğunu bilmememize rağmen İslamiyet'in diğer dinlerden üstün tutmak oldukça basit, yanlış ve taraflı bir mantıktır.

3. Burada ele alınacak konu, inancın nasıl bir şey olduğu ve bunun kontrol edilip edilemediğidir. Böyle bir girişle, anlayacağınız üzere, konuyu şuraya getireceğim; "İnanmayan bir insan sırf ödül uğruna veya cezadan korktuğu için gerçek bir inanç veya iman sergileyebilir mi?" Bu aslında çok önemlidir çünkü bilindiği üzere İslamiyet'te iman çok önemlidir. Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, ahirete ve kadere (kazaya) iman gerekmektedir. Peki bunlar için iman beslemek, içten gelen bir şey değil midir? O halde inanmayan birinin özellikle Allah'a ve İslamiyet dinine bağlanmasını nasıl sağlarsınız?

Aslına bakılırsa burada biraz da empati yapmalıyız. Şöyle ki: Bu yazıyı okuyan her müslüman Allah'a inanmaktadır ve biri gelip size şöyle diyor; "Allah'a inanıyorsun ama aslında doğru olan Tek Boynuzlu At'a inanmak. Asıl yaratıcı O ve O'na inanırsan ödül, inanmazsan ceza alacaksın!" Şimdi kaç müslüman o Tek Boynuzlu At'a inanmayı seçti sizce? Tabii ki hiçbiri(niz). Ama yine de biraz hayal gücümüzü zorlayalım ve Tek Boynuzlu At'ın varlığını sırf ödül ve ceza sebebiyle kabul ettiğinizi düşünelim; bu durumda gerçekten de öyle bir varlığın olduğuna içten inanabilecek misiniz?

Dürüst olmakta fayda var; kimse içinden gelmediği sürece bilmediği bir varlığa karşı tam bir inanç besleyemez. Yani Ali, inkarcıyı dine çağırabilir, hatta o inkarcı dine geçebilir, ama biliyoruz ki tam bir iman sergilemediği sürece (ki çoğu inkarcı böyle bir imanı besleyemez zaten) hep bir eksiklik olacaktır.

Burada hemen müslümanlardan gelebilecek olan bir fikre değineyim; "Doğru, iman gereklidir ama o adam dine geçince dinin güzelliğini görüp hayran kalıp zaten imanı sağlayacak, tamamlayacak." Bu iddia da, hoş bir iddia olmaktan öteye geçemez. Bunun sebebi de, o inkarcının din bilgisinden yoksun olduğunu varsaymanız. Aslında "Her inkarcı dinden bihaber olduğu için dinden çıkıyor." düşüncesi çoğunlukla yanlıştır. Ben ve tanıdığım bir çok kişi, dinin içeriğini bildiği için, din yüzünden dinden çıkmıştır ve inkarcı konumuna gelmiştir, ve genellikle aslında mantık (durum) böyle işler. Yani dini sistemi beğenmeyen inkarcılar için yukardaki gibi bir düşünce beslenmesi yersizdir.

Üçüncü aşamanın özetini sunacak olursak: İnanç içten gelen bir şeydir. İnanmayan birini siz dine kazandırdığınızı düşünseniz dahi aslında imanı tam olarak gerçekleştiremez, özellikle dinin içeriğini bilerek çıkan birinin imanı hemen hemen hiç tamamlanamaz.

4. Burada dile getirmek istediğim şey şudur: İnkarcı bir insan her koşulda cehenneme mi gider? Yani bir insan iyilik yaparak hayatını geçirse dahi, sırf yaratıcıya inanmadığı için cehenneme mi gider? Eğer bu soruya cevabınız, "Hayır önemli olan iyilik yapmasıdır." ise, o halde bir din çatısında birleşmenin bir anlamı yoktur, yani maksat iyilik ise dindar olmanın bir anlamı yoktur. Ancak bu soruya vereceğiniz cevap "Evet sırf inanmadığı için cehenneme gider." ise o zaman kutsal dinin kutsallığından az da olsa şüphe etmek gerekir.

Şimdi burada müslümanlarca sunulacak cevaplardan ilk aklıma geleni söyleyeyim; "Cennetin katları vardır ve inanmayıp iyilik yapanlar da cennete gider ama daha aşağı seviyedeki cennete, hem inanıp hem iyilik yapanlarsa çok daha üst yerlerdeki cennete gider." Bu iddia bile inancın cennet için şart olduğuna ters düşer. Cennette olduktan sonra daha iyisini isteyecek kadar hırs dolu mu olmalıyız, yoksa aldığımıza 'şükredip' cennetin keyfini mi çıkarmalıyız?

Daha sert yaklaşım olan; "Tabii ki cehennemde yanacak, bu kadar kanıt varken O'na itaat etmeyen bir insan yanmalıdır." düşüncesini ele alırsak: Bu iddia çok ürkütücüdür ve zaten cevap vermeme bile gerek yoktur, bu düşüncedeyseniz dininizin ne kadar vahşi olduğunu da kabullenmek durumundasınız. Bununla birlikte kısaca üzerinden geçelim ki; Allah'ın varlığı için yeterli kanıt yoktur, sorgusuz bir iman beslenmemesi durumunda, yani mantığın dışlanmaması durumunda, yaratıcı bir güç için yeterli bir kanıt olmadığı ortadadır.

Bu aşamanın özetini sunacak olursak: İnkarcı biri hayatını iyilik ile geçirse ve Allah'a inanmasa dahi cennete gidecekse inanmanın gereği yoktur. İnkarcı biri hayatını iyilik ile geçirse dahi sırf O'na inanmadığı için cehenneme gidecekse de dinin temelleri iyilikle değil, tapınmayla kuruludur ve çok serttir.

5. Bu aşama biraz daha derin bir felsefi irdeleme içeriyor ve herkese göre kesinlik taşımayacağına eminim. Burada sorgulanan şey İslamiyet'i kabul eden birinin eğer yanılıyorsa bir şey kaybedip kaybetmeyeceğidir. Yani hikayenin ana fikrinin başlangıcı şuradan kaynaklanıyor: "Biz inanırsak ve yanılırsak bir şey kaybetmeyiz, siz inanmaz ve yanılırsanız çok şey kaybedersiniz."

Burada incelemeye değer olan şey, inananların eğer yanılıyorlarsa gerçekten bir şey kaybedip kaybetmeyecekleri. Benim gibi düşünecek olursanız, bir dine girmek, ilk başta fiziki olarak bir şeyler yapmamızı gerektirir (namaz, oruç, kabe ziyareti vs.). Eğer yanılıyorsak o kadar fiziki içerikli hamleler ve o hamleler için harcanacak zaman hep boşa gidecektir.

Ama şöyle düşünebilirsiniz; "Tamam fiziki bir şey yapacağız ama namaz, oruç, kabe ziyareti vs. zaten zararlı şeyler değil ki?" Bu açıdan bakabilmeyi isterdim ama namazı bir insanın kendini alçaltması, orucu sağlık açısından zararlı gören biriyseniz böyle bir iddiaya katılmanın mümkün olmayacağını anlarsınız. Ancak bu tartışmaya açık bir konudur ve buna girmek istemiyorum, konu dağılmasın diye.

Fiziki zahmetlerden çok daha önemli olan bir konuya geçmek istiyorum; insan inanırsa, en başta hayattaki amacını kaybeder. Burada 'hayattaki amacı'nı kaybeder dememdeki mantığı açıklayayım hemen: Bana göre insan, hayatta neden olduğunu bulmak için vardır / var olmalıdır. Ancak inanan biri, zaten neden dünyada olduğunu bilir (sınav için) ve geri kalan şey, kendisinden yapılmasını istediklerini yapmaktır. Bence eğer inanan biri yanılıyorsa, koca bir hayatı yanılgı içerisinde geçirmiştir ve koca hayatı yanılarak geçirmek (öldükten sonra bunun farkında olmayacak dahi olunsa) korkunç bir şeydir.

Burada şu itiraz hemen söylenebilir; "Ama sen de yanılıyor olabilirsin ve bu da korkunçtur hem de bu korkunçluğu öldükten sonra anlayacak ve daha da korkacaksın!" Elbette ben de yanılıyor olabilirim ama şunu söyleyebilirim ki ben (ve benim gibiler) gerçeği aradık ama bulamadık. Özellikle dogmatik müslümanlar gerçeği hiç aramadan buluyorlar ve sanırım gerçeği aramak önemlidir benim için. Ortay konan bir çaba olduktan sonra gerisi teferrüattır diyebilirim.

Bu aşamayı da özetleyecek olursak: İnanan biri yanılıyorsa tüm hayatını büyük bir yanılgı ile geçirecek, mucize diye akıl dışı şeylere inanacak, hayatını kul (köle) olarak geçirecek ve tüm bu şeyleri bir hiç uğruna yapacak; bu da oldukça önemli bir kayıptır.

*****

Kısaca toparlayacak olursam, bu beş aşamalı yaklaşım ile "Ya varsa?" mantığının aslında hem ne kadar anlamsız hem ne kadar dine ve mantığa aykırı olduğunu bir nebze de olsa irdelemiş bulunuyoruz. Şundan eminim ki müslüman biri için bunlar mantıklı gelmeyecektir, ama bunların, en azından söylenmesi gereken şeyler olduğunu ve tipik müslüman iddiası olan "Ya varsa?" argümanına, "Ya varsa?" argümanından daha mantıklı bir yaklaşımla verilmiş hazır bir cevabın olması da hoş bir şey.

Hayyam

Yorum Gönder

  1. Allaha inanacan ve görevlerini yerine getirecen.o zaman cenenti kazanırsın.

    Ama Allaha inanmıyorsan iyilik yapacan fakirLere yardım edecen bu insanın yapabiLeceği birşey beLki böyle yaparsan cenneti kazanırsın .

    YanıtlaSil
  2. a.q cin ali sonbaharda kitabı daha sürükleyici ve mantıklı...

    YanıtlaSil
  3. Geçeyim; "ya varsa" demek ne islama uygundur ne de mantığa uygundur.

    YanıtlaSil
  4. "Geçeyim; "ya varsa" demek ne islama uygundur ne de mantığa uygundur."
    aynen katılıyorum çünkü islam da kesin olarak inanılmadan yapılan ibadetler boşa gitmiştir diye hadis var.Mantığa da uymuyor zaten. ödül ve ceza olmayacak olsaydı o zaman neden kitap indirilirdi ki?Kur'andan sonra yeni bir kitap indirilmemiştir indirilmeyecektir.ve insanlar yeni bir ayet getiremezler getirmemişlerdir de.
    İnanmayıp iyilik edenler cennete giremez ancak cezaları hafifletilir yada karşılığı dünyada verilir.
    "Dinin değerleri iyiliğe değil tapınmaya kuruludur"demişsiniz bir iyilik Allah rızası için yapılır ve karşılığı ondan beklenir yada sırf karşındakini kazanmak için,canın istediği için,acıdığın için vs. yapılır.Aslında hepsinin karşılığı vardır ya Allah rızası ya vicdan yada kendi mefaatlerin..

    Namaz insanın bir ihtiyacıdır aslında çünkü her insan acizdir ve yaratıcı karşısında bunu sergiler.Oruçta insanın bir ihtiyacıdır 11 ay durmadan çalışan bir bedenin kendisini dinlendirmesini yenilemesini sağlar bu bilimle de açıklanmıştır.Ayrıca bir gün bizde aç kalabiliriz hem alışkınlığımız olur hemde fakirlerin halini anlayıp onlara yardım etmemizi sağlar,dayanışma artar vs. Zekatta insanı cimrilikten bir nebze olsun kurtarır toplumun zenginleşmesini sağlar vs. bunları anlatmama gerek yok aslında sizde bunları biliyorsunuz ama bir yerde hata yapıyorsunuz.yazdıklarınız mantıklı ama tabi yanlışlarda var,olmasaydı zaten cevap yazmaya gerek olmazdı.Bi yerde hata yapmışsınız ama nerde?Belkide sırf çevrenizdeki cahil müslümanlar yüzünden islamdan soğudunuz.Çünkü bilmeyen insanlar insanı dinden soğutuyor o yüzden doğru kaynaklardan yararlanmalıyız.Eğer bir şeyi işinin ehlinden öğrenmezsek yanlış yola sürüklenme olasılığımız oldukça fazla.Günümüz müslümanları maalesef oldukça cahil olduğunda inanmak isteyenler bile inançtan soğumuş durumdalar bunun örneğini çevremde görebiliyorum.Ne diyeyim rabbim hidayet etsin dicem ama bir insana inanmadığı bir şeyi söylemekte yanlış.

    Bu arada kaç yaşındasınız ne iş yapıyorsunuz sakıncası yoksa öğrenebilir miyim?

    YanıtlaSil
  5. Çoğu zaman yaptığım gibi alıntı ve cevap şeklinde yorumumu göndereyim;

    1. "Ödül ve ceza olmayacak olsaydı o zaman neden kitap indirilirdi ki?"

    - Şimdi burada önemli olan sorular şunlardır; gerçekten bir kitap indirildi mi ve neden ödül-ceza sistemi var?

    Yani durup dururken ne oldu da Allah insanları yarattı ve daha sonrasında iyilik ve kötülük gibi kavramları ortaya çıkardı... Sonuç olarak eğer Allah isteseydi kötülük olmadan iyiliği anlayabileceğimiz bir sistem yaratabilirdi. Veya her insanı ahlaklı yapabilirdi. Ama neden ödül ve ceza gerektiren bir sistemi kurguladı?

    Benim görüşüm şöyle; dünya bir sınav yeri değil zaten. Yapılan iyilik veya kötülük karşılık almayacak. Herhangi bir Tanrı olsa da olmasa da dünyanın bir sınav yeri olduğu düşüncesi her koşulda bu hayata yapılan bir hakaret gibidir, çok basittir.

    Ödül ve ceza sistemi de tamamen insanlara "cazip gelen" bir fikir olduğu için tutunabilmiştir. Çünkü bir tarafta benim görüşüm gibi can yakıcı ve adaletsiz bir görüş, diğer tarafa ise ödül ve ceza gibi güdüleyici bir görüş vardır.

    Yani anladığım kadarıyla ödül ve ceza hayatı sırf anlamlandırmak için ortaya atılmış ve tabii ki kabul görmüş fikirlerdir.

    2. "Kur'andan sonra yeni bir kitap indirilmemiştir indirilmeyecektir.ve insanlar yeni bir ayet getiremezler getirmemişlerdir de."

    - Bu müslümanalrın görüşüdür. Oysa Kur'an'dan sonra onlarca kitap inmiş (daha doğrusu indiği söylenmiş müslüman olmayan insanlarca) ve bir çok yeni din çıkmıştır ortaya.

    Sizler müslüman olduğunuz için ne yeni peygamberleri (daha doğrusu peygamber olduğunu söyleyeneleri) ne de yeni dinleri kabul etmiyorsunuz. Bu sebeple de yeni din yok diyorsunuz, olanlara da uydurma diyorsunuz.

    Şimdi şöyle bir düşünürsek, yeterince objektif olduğunuzu sanıyor musunuz?

    3. "İnanmayıp iyilik edenler cennete giremez ancak cezaları hafifletilir yada karşılığı dünyada verilir."

    - Eğer dediğiniz gibiyse İslamiyet gerçekten de benim kabul edebileceğim bir din değildir. Ve burada kendimi suçlu göremem.

    Çünkü şöyle ya da böyle iyi biri olduğumu düşünüyorum ama din temelli bir tanrı fikrini kabul etmiyorum. Ve sırf bu tanrıyı kabul etmediğim için -ki tanrının varlığı apaçık ortada değildir- ben ceza alıyorum.

    Maalesef ki benim dünya görüşüme göre bu çok yanlış. Ve bu yanlışlığı göre göre bir tanrıya inanmayacağım da çok açık. Ama olur da ben yanılmış olursam (ki çok küçük bir ihtimal bu) karşılaşacağım tanrı (yani allah) bence iyi bir yaratıcı değil. Hatta oldukça egoist ve kendini beğenmiş bir varlık. Sırf ona inanmadım diye beni cezalandıracak...

    4. "Namaz insanın bir ihtiyacıdır aslında çünkü her insan acizdir ve yaratıcı karşısında bunu sergiler."

    - Eğer gerçekten böyleyse ben insan değilim demektir bu (: Çünkü böyle bir ihtiyacım yok. Hatta çevremdeki bazı insanların da böyle ihtiyaçları yok. Belki de bu bir ihtiyaç değil.

    Tanrıya yalvarmadan da yaşanabilir. En azından benim gibiler yaşayabiliyorlar. Doğru, tanrı insanın maneviyatını rahatlatan bir yapıya sahip ama işte zaten bu yüzden de tanrı fikri oldukça yaygın. Çünkü insanları rahatlatıyor.

    5. "Oruçta insanın bir ihtiyacıdır 11 ay durmadan çalışan bir bedenin kendisini dinlendirmesini yenilemesini sağlar bu bilimle de açıklanmıştır."

    - Tüm gün aç ve susuz kalmak dinlenmeyi sağlamaz. Mesela bu yıl bu sıcakta susuzluk çekerken vücudun sağlığa kavuştuğunu mu düşünüyorsunuz?

    Orucun zararlı yanlarına ilişkin açıklamalar da vardır. Ayrıca tamamen aç kalmak yerine yemeği gün içerisinde azaltma çok daha yararlıdır. Yani oruç asla mutlak bir fayda getirmez insana.

    YanıtlaSil
  6. 6. "Zekatta insanı cimrilikten bir nebze olsun kurtarır toplumun zenginleşmesini sağlar vs."

    - Zekat konusunda benim pek bir sıkıntım yok aslında. Yani evet iyi bir şey. Sonuçta ben asla dinin "tamamen" kötü olduğunu da söylemedim. Güzel tarafları elbette vardır. Ancak yeterli değildir. Çünkü ilahi bir din kusursuz olmalıdır.

    7. "yazdıklarınız mantıklı ama tabi yanlışlarda var,olmasaydı zaten cevap yazmaya gerek olmazdı.Bi yerde hata yapmışsınız ama nerde?"

    - Elbette ki yanlışlarım var. Blog hakkında kısmında buna değinmiştim. Ben, benim söylediklerim mutlak doğrudur demiyorum. Sadece kendi doğru bulduğum bakış açısını anlatıyorum. Benim gibi düşünenlere, arada kalanlara, dini sorgulamak isteyip ama çekinenlere seslenmeyi hedefliyorum.

    8. "Belkide sırf çevrenizdeki cahil müslümanlar yüzünden islamdan soğudunuz.Çünkü bilmeyen insanlar insanı dinden soğutuyor o yüzden doğru kaynaklardan yararlanmalıyız.Eğer bir şeyi işinin ehlinden öğrenmezsek yanlış yola sürüklenme olasılığımız oldukça fazla.Günümüz müslümanları maalesef oldukça cahil olduğunda inanmak isteyenler bile inançtan soğumuş durumdalar bunun örneğini çevremde görebiliyorum."

    - Aslında çevremde öyle çok dinine bağlı müslüman da yok. Hayatımın çok az kısmında "gerici dinci"lerle muhatap oldum. Dinden soğumamın sebebi kendi araştırmalarımdır. Çünkü küçükken dinden çok şey bekliyordum. Eğer bir yaratıcı varsa insanların neden bu dünyaya bu kadar bağlı olduklarını anlamıyordum. Ben de madem bir yaratıcımız varsa onu bulmalıyım diye araştırmaya başladım.

    Ama okudukça gördüm ki hayalimdeki o mükemmel yaratıcı yok kitaplarda. Hatta tanrının var olduğuna dair kesin bir kanıt da yok. Hal böyle olunca dinlerin insanların sosyal gelişimi sırasında şekillenen insani birer düzen olduğunu kabul ettim.

    Ancak dinlerden bağımsız bir tanrı var mı yok mu sorusuna cevap bulamadım. Doğru, tanrının varlığı için bir kanıt yok ama tanrının varolmaması için de bir sebep yok.

    Sonuç olarak da din karşıtı ama tanrı fikrine karşı açık bir agnostik oldum çıktım (:

    9. "Bu arada kaç yaşındasınız ne iş yapıyorsunuz sakıncası yoksa öğrenebilir miyim? "

    - Sakıncası yoksa bunu kendime saklayayım. Çünkü yazdıklarım özellikle sizin de belirttiğiniz gibi aşırı dindar taraflarca hoş karşılanmayacak şeyler. Ve maalesef ki halkımız yeteri kadar hoşgörülü olamıyor bazen. Bu sebeple de böyle şeyleri çok da anlatmaya hevesli değilim (:

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer siz bir oyun yazılımcısı olsaydınız ve en iyi okullardan mezum yani o işi çok iyi yapabilen dünyadaki bütün oyunlardan daha iyi oyun yapacagınıza inanan biri hem zeka hem beceri hem hız olarak süper süper kusursuz olsaydınız oyun yapar mıydınız?

      Sil
    2. Bu sorunun nereye gideceğini biliyom. Boşsun.

      Sil
  7. belkide inanmayanlar cennete gidecek.belki değerli olanlar kafa tutanlar,aklına yatmayana inanmayanlar olacak...kim bilebilir...bize verilen aklı kullanmayıp işin kolayına kaçanlar kaybedecek belki...alem gitmişte dönmüş sanki...

    YanıtlaSil
  8. İnsan : koskoca bir kainat emrine verilmiş olan varlık; kendini istikbalde bir sonsuzluk beklerken, üç günlük dünyaya aldanacak kadar küçülüyorsa, küçük düşünüyorsa, çok yazık...

    Bakara / 26
    Allah bir sivrisineği, hatta üstündekini örnek vermekten sıkılmaz İman edenler bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler Kafirler ise: "Allah böyle bir örnek ile ne demek istemiş?" derler Evet! Allah onunla bir çoğunu da şaşırtır, yine onunla bir çoğunu yola getirir Onunla ancak fasıkları şaşırtır.

    YanıtlaSil
  9. "İnsan : koskoca bir kainat emrine verilmiş olan varlık"

    İşte bu en büyük sorunumuz. Kainatın bizlere verildiğini düşünecek kadar bencil, kendini beğenmiş, burnu büyük ve havalı olunması çok ama çok acı bir şeydir.

    Bizler de kainatın bir parçasıyız. Kimse kimsenin hizmetinde değil. Daha doğrusu olmamalı.

    Gelgelelim bir avuç insan için koskoca evreni yaratmak israftan başka bir şey değildir. Evrenin büyüklüğü ile insan sayısını ve kapladığı alanı düşünürseniz ya Allah çok müsrif bir varlık ya da kainat bizim için yaratılmadı.

    YanıtlaSil
  10. insanın güdüleri hep basitlik olarak görülür sizin gibiler tarafından,hep mücadele edilmesi gereken bir düşman.onları anlamlı,bu dünya için küçük mutluluklara çevirmek.yuvarlak sözlerinizi yağmur gibi boşaltırsınız kara bulutlarınızdan.bu küçük mutlulukları örtmek için tembelliğinizle,boşluğunuzla,boşluğunuzu doldurduğunuz askerliğinizle,uyanın arkadaşlarım,hepimiz aynı sofrada mutluluk arıyoruz,asker olmaya gerek yok,büyük emekler vererek küçük mutluluklar üretmemiz lazım hep,yorulmadan,allahın sana verdiği ömrünce,hiç biriniz gidipte dönmedi,beni kandıramazsın boşluğunu doldurmak,deliliklerinizi dizginlemek için kullandığınız kara bulutlarla,emek vericeksin,sogulayacaksın,aklını kullanacaksın,evet zor bu,sizin gibi hiç bir şey yapmadan bir hiçlikle,her gün aynı şeyleri yaparak doldurduğunuz hiçlikle mutlu olmak varken,bak ben sana üç küçük örnek veriyim,bir enstrüman çalmayı öğren,dans etmeyi öğren,rüzgar sörfü yapmayı öğren.emin ol askerlikten daha fazla emek vereceksin,eğer büyük mutluluğu hemen yakalayamazsan ümitsizliğe kapılma,daha çok çalış,yılmadan,çaldığın her nota,yüzündeki her gülücük,başarmanın verdiği mutluluk gökyüzündeki bulutlara ulaşıcak.bende hissetmeye başlıycam hatta bu mutluluklar çoğalınca,daha güzel uyanıcam.mutlulukların küçülmeye başlayınca yeni bir mutluluk aramayı unutma aynı şekilde,hep emek ver,hep sorgula,hep aklını kullan,bırak artık askerliği,zaten sevmiyorsunuz biliyorum,yerin dibine sokuyorsunuz elinizden geldiğince,darbe yap hayatına,kontrolü eline al,allah daha ne yapsın mutlu olman için,şimdi sıra sende,kalbin attığınca,dlin döndüğünce,mutlu ol,mutlu et,yeter söz senin,durmak yok yola devam

    YanıtlaSil
  11. ben de bu konuları çok düşündüm, benim kendimce bulduklarım şöyle
    Yıllar önce bir arkadaşla inşaat işine girdik. O münehdis olarak çlıştığı işimi bırakıcam bu işleri takip edicem siz sadece sermaye koyun dedi, O zamanın parasıyle 1.5 trilyon koyduk ortaya, Sonra arkadaş çok hızlı zengin olmak istedi Rusyada inşaat işlerine borç para alıp başladı. Hesap kitap bilmediğinden önce Rusyada battı, Sonra bizim koydugumuz paraları da oradaki borclarını ödemek ıcın kullanmış vs vs.
    Bu olaydan sonra 2 arkadas cıktı dedi ki biz bu işi daha duzgun yaparız, onlar da başladı inşaate. bu 2 . proejeye ben INANMADIM cunku ilkindne kazık yemiştim , neyse bir çok belge sözleşme vs den sonra kucuk bir oradana girdim. Neyse projeyi kısa sürede bitirdiler ve bu 2. grup arkadas INANAN arkadaslar 2 kat kazandı, Ben de az koydugum için az kazandım. Burada anladım ki doğru seye INANMAK sonuçta cok farkettirir

    2. bir tesbitim ise yukarıdaki olaydan bagımsz olarak insan doğası itibaryle bencildir. Eğer yaratan varsa bunu bilir ve cennet cehennem gibi karşılıklar koyması insanı bildiği için mantıklıdır.

    Bir diğer konu ise guclunun dediği olur, O yuzden bu sekilde evrenin hakimi bir Tanrı olması halidne onun musrif, adil veya baska bir vasıfta olması veya istediklerinin mantıgının tartısılması anlamsızdır. O istemişse yapılacaktır veya ceza mukafatı gorulecektir bence kendi içinde tutarlı bir yaklaşım

    YanıtlaSil
  12. arkadaşlar kimse allahın varlığını veya yokluğunu ispatlayamaz ancak insan kendini güvende hissetmek için ve vaad edilen dünyanın doğru olma ihtimalinden dolayı inanır vaad edilenler gözünü karartır hiç birşey görmez görmek istemez herkes bir doğru bulmuş kendince gidiyor kıyametine
    allah(varsa tabi) sonumuzu hayırlı etsin

    YanıtlaSil
  13. Ya varsa diye Hz. Ali'ye atfedilen mantık yürütme metodu, hemen aynı şekilde Pascal tarafından da dile getirilmiş ve Kumarbaz argümanı olarak adlandırılmıştır. Elbetteki bu tarz bir inanış, imanın taşıması gereken nitelikler bağlamında kabul edilemez durumdadır ancak yine de yaklaşım oldukça pragmatiktir. Uyarıcı olabilir...

    YanıtlaSil
  14. Din varsa eğer 1 tanedir.Allah tek ise din de tek olmak zorundadır.

    YanıtlaSil
  15. İlk söylediğiniz doğru, yani hak din olduğu söylenen din doğruysa (gerçekse), tek bir tanrı vardır ve o hak olan din İslam ise Allah vardır. İslam hak din değilse, hak olan o İslam dışı din hangi tanrıyı öneriyorsa o tanrı vardır. Çünkü Allah'ın olması için Muhammed peygamberi göndermesi ve tamamen İslam'daki nitelikleri taşıması gerekir.

    Ancak -geniş anlamıyla- ikinci iddianız yersiz. Şöyle ki; Allah tek ise din tek olmak zorundadır ancak yukarda da dediğim gibi, İslam'da tanıtılan tanrı olan Allah varsa din tek olmalıdır. Zira Allah'tan kastınız herhangi bir tanrı ise, yani tanrı 1 ise din de 1 olmak zorunda değil. Çünkü tanrı(lar) din göndermek zorunda değil veya tek din göndermek zorunda değil.

    Gelgelelim (varsa) tanrının amacını, niyetini, isteğini vs. bilemeyeceğimizden kafamızın içindeki sınırlı tanrı anlayışına bakarak bir tanrıyı kalıplara sokamayız; örneğin tanrı varsa din vardır diyemeyiz.

    YanıtlaSil
  16. Allah varsa din vardır.Çünkü Din,Allah'ın var olduğunu ve "Bir" olduğunu kabul etmektir.
    Gönderdiği tüm peygamberler de aynı dini getirmiştir.Başka türlü olamaz ki zaten.Geldiği kaynak aynı yerse,din de tektir.

    YanıtlaSil
  17. Bakın olaya sadece İslam ve İslam tanrısı olan Allah açısından bakıyorsunuz. Allah, İslam dininde özellikleri sayılan bir "tanrı çeşididir". Yani Allah'ın özelliklerini taşımayan bir yaratıcı da olabilir. Eğer Allah gibi olmayan ama bizleri yaratan bir yaratıcı varsa, o yaratıcının din gönderdiğinden emin olamayız. Hatta daha da önemlisi o yaratıcının çoğu özelliğinden emin olamayız.

    Yani bir tanrı varsa o Allah'tır, mükemmeldir, iyidir, bilgilidir, ezelidir, ebedidir vs. diyemeyiz. Bu ve benzeri iddialar ilahi olduğu söylenen dinlerin tasvir ettiği tanrı tiplemesidir. islam da buna benzer bir tanrı olan Allah'ı tasvir etmiştir. Ancak dinlerin böyle bir tasvirde bulunması sadece böyle bir tanrı çeşidinin olacağı anlamına gelmez.

    YanıtlaSil
  18. Olay şudur:Bir "Yaratıcı"ya inanacakmıyız,ve inananıyorsak nasıl bir yaratıcıya inanacağız?Benim aklım ve sezgilerim,"Tek" bir yaratıcı olması gerektiğini kabul ediyor ve ona inanıyorum.Bir ateist de olmadığını kabul ediyor ve öyle inanıyor.Yani mesele inanç meselesidir.İspat edilemeyecek bir şeyin tartışması olmaz.
    Tabii ki Yaratıcı'nın din gönderdiğinden emin olamayız.Olmadığından da emin olamayacağımız gibi...

    YanıtlaSil
  19. Evet şimdi aşağı yukarı olaya aynı noktadan bakmaya başladık. Burada 3 önemli nokta var:

    1. Eğer varsa yaratıcının bildiğimiz en önemli özelliği yaratma özelliğidir. O'nun bu özelliği dışındaki özellikleri sadece tahmin yürütmekle veya sizin dediğiniz gibi sezgisel yolla bulunur. Mesela bir yaratıcı neden aşkın bir varlık olmalıdı? Ya da yaratıcı varlık neden kesinlikle bir sınav mantığına sahip olmalı ve cennet-cehennem'i önemsemelidir? Özetle tanrıyı sadece dinlerin bize söylediği gibi mükemmel olarak varsayamayacağımızdan bir yaratıcı varsa o da Allah'tır (Allah'ın özelliklerini taşımaktadır) ve dolayısıyla din tektir diyemeyiz.

    2. Sizin akıl ve sezgileriniz tanrıyı tanımlıyor ve biçimlendiriyor. Oysa sizin böyle biçimlemeniz eğer ortada başka bir gerçek varsa buna etki edemez maalesef ki. Şöyle ki halüsinasyon gören birini varsayalım, o da bir sanrı görür ama bu gerçek değildir ve böylece o sanrı aslında subjektif olarak kalır.

    3. Ateizm bir tanrının varlığına inanmıyorlar. Ama bunu tamamen bir inanç meselesi olarak da ele alamayız. Yani teistlerin inancı temeli olmayan biir argümana duyulan güvenden ileri gelmektediir. Oysa bir ateist yeterli kanıt olmadığı için inanmayı doğru bulmadığından inanmamayı seçmiştir. (Tabii burada ciddi ateistlerden bahsediyorum, laf olsun diye kendine ateist diyenlerden değil)

    İspat edilemeyecek bir şeyin tartışması olmaz demişsiniz. Aslında bu biraz önyargılı bir yaklaşım. Şöyle ki ispat edilmeyeceğine karar verildi mi? Yani ispat edilemeyeceğini nasıl bilebiliyoruz? Tabii ki bence de ispat edilemez ancak bu ispat edilememe günümüz koşulları içerisinde geçerli, ilerleyen zamanlarda tanrı yoksa bu ispat edilebilir gibi geliyor bana.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. eğer laf kalabalığı ile huzur gelse idi sen şimdi tanrı olurdun ama demek ki insanlar huzuru basit ve net olanda bulmuşlar ki sende burda bir kul olarak kalmışsın

      Sil
  20. 1."Tanrı tek ise dini de tektir." demiştim.
    "Yaratıcı"yı mükemmel saymazsak,kimi veya neyi mükemmel kabul edeceğiz?

    2.Benim aklım ve sezgilerim tanrıyı kendi başına biçimlendirmiyor.Allah'ın bildirdiğinin doğru olduğunu kabul ediyorum,aklım ve sezgilerimle.İnanmak budur...
    Zaten,insan kendi aklıyla gerçeği bulabilecek yetenekte yaratılsaydı,"Din" gönderilmezdi.

    3.Aynı mantıkla,"birgün Allah'ın varlığı da ispat edilebilir" denilebilir. :)

    YanıtlaSil
  21. 1. Mükemmel bir varlık olma zorunluluğuna nasıl ulaştınız? Daha da önemlisi tanrı neden mükemmel olmak zorunda ki?

    2. Dinin gönderildiği varsayımı üzerine düşünüyorsunuz. İnsanın gerçeği aklıyla bulması gibi bir misyonu olduğunu pek zannetmiyorum.

    3. Allah'ın varlığını ispat etmek ile tanrının varlığını ispat etmek farklıdır. Bir gün tanrı varsa ve tabii ki isterse tanrının varlığı ispat edilebilir. Ancak bu ancak bir yaratıcının olduğunu ispat etmek olacaktır. Allah'ı ispat etmek için Kur'an'ın içindeki bilgilerin tamamen doğrulanması veya Kur'an'dan inkar edilemeyek bir mucize ortaya çıkması gerekir. Gelgelelim Kur'an gerek ahlaki bakımdan, gerek bilimsel bakımdan yeterli bir kitap değildir. İlk iddianızı kabul ediyorsanız, yani mükemmel bir varlık var diyorsanız, Kur'an temel anlamıyla mükemmellikten uzaktır aslında.

    YanıtlaSil
  22. 1.Yaratıcının yarattıklarından mükemmel olması gerekmez mi?

    2.Neden varsayım olarak düşünüyorsunuz?İnançtan bahsediyoruz;inanıyorum.
    Misyonu olduğunu söylemiyorum,"gerçeği bulamaz" diyorum.

    3.İspat edilebilir derken"aynı mantıkla" demiştim.Yabancı kelime kullanmayı sevmem ama "ironi" yapmıştım.
    Kuranın doğruluğunu tartışmak mümkün değil ki...
    İnanç açısından değil.Bir "kitap" tamamen bilinmedikçe,eleştirilemez de.Bugünkü Arapçaya bile çevrilmesi mümkün olmayan bir kitabın tamamen anlaşılması mümkün mü?Gerek de var mı,o da ayrı konu... Değiştirilmediğinden de emin olamayız aslında...
    Aslolan inançla ilgili olan konulardır.Onlar da herkesçe biliniyor zaten."Din alimi" olmaya gerek yok.Aslında din alimlerine gerek de yok.

    YanıtlaSil
  23. 1. Yaratıcı yarattıklarından daha iyi olabilir, ancak bu onun kusursuz olduğu anlamına gelmemelidir. Yani sadece bizden daha az kusursuzdur o kadar.

    2. İnancın rasyonel bir temeli yok ki. Mesela ben şu an bu bilgisayarın bir araba olduğuna istediğim kadar inanayım. Sonuçta eğer inancın oluşması için veri yoksa bu boş bir inanç olur ve gerçekle örtüşmez.

    3. Kur'an'ın doğruluğunu şöyle tartışabiliriz; çok eşliliğe izin veriyor, eşcinselliğe karşı, koşullar gerçekleştiğinde adam öldürülmesini söylüyor, el ayak kesme, kırbaç gibi cezalar var. Şimdi bu ve daha fazlasını barındıran bir kitabı kutsal olarak kabul etmek çok zordur. GÜnümüz ahlak ahlayışına ve mantığına sığmayan davranışlar var. Tamamen geçmiş yaşamı düzenleme gayesinde olan bir kitap.

    Buna rağmen hiç anlamadığımız bir yönü olabilir Kur'an'ın, ancak böyle bir varsayımı barındırmak ciddi bir kurgusal beklentiye düşmektir. Çünkü herhangi bir kitabı kutsal kabul edersek ve içindekilerin anlamadığımız gerçeklikler barındırdığını söylersek, o kitap zaten çok önemliymiş gibi görünür gözümüze.

    YanıtlaSil
  24. Konuyu şöyle bir toparlamakta yarar var:
    Öncelikle, şu anda "tek tanrılı dinler" denilen dinlerin hiçbiri tek tanrılı değil.Yani hiçbiri İslam değil.İnsanların uydurdukları,"insan tanrıcı" ve doğa tanrıcı(Panteist) dinler haline getirilmişlerdir...Bu,Hristiyanlık ve Yahudilikte açıkça,Müslümanlıkta ise gizli olarak yapılıyor.Dinler,toplumları gütmek için kullanılıyorlar.

    Tüm peygamberlerin getirdiği şeriat farklıydı.Sadece inanç konularıdır "Din"de esas olan.Kuran,belki de sadece Araplara gönderilmişti.Zaten buna işaret eden ayetler de var.

    İnanç konusunu bilmek için alimlere de ihtiyaç yok.Allah'ın tek olduğuna inanıp "teslim" olacaksın.Bu kadar basit...Ve,iyilik yapıp kötülükten sakınacaksın.Kuran'ın verdiği mesaj bu kadar yalındır."Çok ibadet eden Cennet'e ibadet etmeyen Cehennem'e gider" diye bir vurgusu yoktur.
    "İyilik herkese göre değişir" dersen de cevabı çok basit:"Kendin için istediğini başkaları için de istiyeceksin."

    İnsanın "gerçeğe ulaşma" gibi bir misyonu yoktur.Fakat gerçeğe ulaşma arzusu vardır.Ve bu yolda,felsefe ve bilimle küçük adımlar atma yeteneğine sahiptir sadece..."Gerçeğe ulaşacağım" çabası insanın tanrılaşma hevesidir,ve mümkün değildir.

    Felsefe ile gerçeğe ulaşılamayacağını felsefeciler de biliyor.Bilim ise yüz yıl önce gerçeğe ulaşabileceğini zannediyordu.Bugün gelinen noktada ise bilim felsefeleşiyor.(Kuantum düşünce)

    Bilim ilerledikçe gerçekten uzaklaştığını görüyor.Önceden,felsefe bilimleşiyordu.Bilim tıkanınca felsefeye yöneldi.

    Bügün bilimin geldiği nokta nedir? Meseleye yüz yıl önceki noktadan değil de buradan bakmak lazım:Enerji(hareket) ve maddenin aynı şey olduğu kanıtlanmış durumda.Madde dediğimiz şey,varlığı bile şüpheli taneciklerden ibaret...Bu kadar basit bir şeyden koskoca bir kainatı meydana getiren ilmin arkasındaki gücün kim olduğunu, düşünen insan sorguluyor elbette.Bu güç,tabii ki deneyimleyebildiğimiz şeylerin üzerinde ve aşkın olmalı.
    Bu arayış içerisinde,insanoğlu düşünce ve inanç sistemlerine yöneliyor.Kimi tek tanrılı bir dine,kimi çok tanrılı bir dine,kimi de "doğa tanrılı" bir dine veya felsefi sistemlere yöneliyor.
    Şunu tekrar vurgulamak istiyorum:Bugün yeryüzünde gerçek bir tek tanrılı din yoktur.

    YanıtlaSil
  25. yazıyı okudum yorumlara genel olarak baktım kısa ve öz yazacağım bu dünyada 3 çeşit insan vardır
    1. ALLAHA inanan müslüman. 2. ALLAHA inanmayan kafir. 3. ALLAHA inanmayıp inanmış gibi görünen münafık. kıyamet koptuğu zaman müslümanın cennete gittiğini
    kafirin ve münafığında cehennemin dibini boylayacağını hepimiz göreceğiz bunun için şimdiden neden acele ediyorsunuzki er yada geç azrail hepimizin canını alacak bu nedenle acele mahal yok sırası gelen gidecek görecek hakikati

    YanıtlaSil
  26. Bertrand Russel'a öldüken sonra Tanrı'nın karşısına çıktığında ve "Neden bana inanmadın?" diye sorduğunda ne yanıt vereceği sorulmuştur. Russel "Yeterli kanıt yoktu Tanrım!Yeterli kanıt yoktu..." diyeceğini söylemiştir.

    Arkadaşlarımızın bahsettiği "iyi ve yüce" Allah bilinçli bir ateisti kendisine etrafına ve tanrıya dürüst davrandığı için cezalandırmayacaktır. Ama derseniz ki, yok inanmayanın sonu illa cehennem iki şey söyleyebilirim:

    1. Allah yerine hüküm verilmesine, onun yerine emin olunmasına ne der?
    2. İçtenlikle inanmayan birini cehennemde cezalandıracak Tanrı gerçekten iyi midir?

    YanıtlaSil
  27. Kim senin 'yasa'nı çiğnemedi ki söyle?
    Günahsız bir ömrün ne tadı kalır söyle.
    Yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen eğer
    Seninle benim aramda ne fark kalır ki söyle

    Ömer Hayyam

    YanıtlaSil
  28. İnsan,bilerek yaptığı kötülükten dolayı cehennene gidecek.Birileri tarafından oraya kapatılmayacak.Yaşarken izlediği yol onu oraya götürecek.

    YanıtlaSil
  29. Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri için gelirler vecde cenneti vaad etmeseydi Allah, O'na bile etmezlerdi secde!

    YanıtlaSil
  30. sevgili hayyam şimdiye kadar yazdıklarından 2 tanesini okudum, okumaya devamda ediyorum. yazdığın şeylerde sanki kendimden bir parça buluyorum( tabi ben kendimi senin kadar ustaca anlatamazdım. kültür seviyenin çok üst düzeyde olduğu apaçık ortada). seninle tanışmayı ve birebir sohbet edebilmeyi çok isterdim. çünkü çevremde bu kadar rahat konuşabileceğim insanlar mevcut değil. hatta malesef çoğu insandan bu kimliğimi saklamak zorundayım.( biliyorsun türkiye şartları ). bu düşüncelerimi sadece ailem, nişanlım(ki onlarda müslümanlar) ve bazı üniversiteden arkadaşlarım biliyor. aslında arkadaşlarımdan bazılarıda benimle bazı noktalarda ortak düşüncelere sahipler ama iş bir noktaya gelince onlarda 'Allah'ı reddetmekten korkuyorlar. ben hiç korkmuyorum sonuçta hatalıysam bile en azından kendi doğrularımla yaşıyorum, birçok müslüman gibi ailemin yada onların atalarının doğrularıyla değil. bu yüzden çok huzurluyum. bende senin gibi müslümandım bir zamanlar. hatta oruçta tutmuşluğumda var. bir kere namaz kılmayı bile denedim.(denedim diyorum çünkü onu bile tam beceremedim. şu anda bunları neden yazdığımı bilmiyorum. açıkçası seni bu yazdıklarımı göreceğinden bile şüpheliyim çünkü konu açılalı epey bi zaman olmuş. neyse umarım düşüncelerin başına bela olmaz (aynı dilekler kendim içinde geçerli) ve yazılarına devam edersin. keşke seninle bir yerde bir şekilde tanışmış olsaydım. bu konuda kendimi bu kadar yalnız hissetmez ve düşüncelerimi tartışabileceğim bir arkadaş, kardeş, abiye sahip olurdum. kendine iyi bak hayyam. saygı ve sevgilerimle

    YanıtlaSil
  31. Merhabalar.

    Açık ve samimi düşüncelerin için içten teşekkürlerimi sunuyorum.

    Benim yetiştiğim ortamda dinsiz olmam kimse için bir sorun oluşturmadı. Bunun sebebi biraz da birebir tartışmalarda ılımlı olmayı başarmamdır sanırım, zira inanan insanları değiştiremeyeceğimi ve inanan biriyle tartıştığımda haklı çıkmamın bir öneminin olmadığını artık iyice anladım.

    Allahı reddetmek kolay bir iş değil; çünkü çocukluktan beri bu dini hikayelerle büyütülüyor insanlar ve toplum, bu hikayelere inanmayanı çok sert bir biçimde dışlayabiliyor. E tabi toplumda saygın olma isteğini de eklersek buna, dini ve allahı reddedemiyor inançlılar. Bir de iç dünyalarına kattıkları huzur var ki, o bambaşka bir mevzu.

    Bu blogu da senin ve benim gibi olan, özellikle Türkiye'nin biryerlerinde düşünceleri yüzünden soyut yalnızlık çeken insanlara, hiç olmazsa zihinsel anlamda ulaşabilmek adına açtım. Bir şekilde bunu başarabiliyor olmak mutlu ve huzurlu hissettiriyor beni.

    Bu bloga yazılan hemen her şeyi okuyorum. Her daim iletişim halinde kalabiliriz.

    Sen de kendine iyi bak; saygılarımla.

    YanıtlaSil
  32. sevgili hayyam ben yukardaki yazıyı yazan kişiyim. (25 ekim tarihli yazıyı). haftaya malesef askere gidiyorum. seni bir süre takip edemeyeceğim. ama döndükten sonra mutlaka diğer yazılarını okumayı ve senle fikir alışverişinde bulunmayı istiyorum. bende kendime nick olarak 'fever' diyorum. sana yazdığımda tanıman için. iyi geceler hayyam. kendine ve sevenlerine emanet ol.

    YanıtlaSil
  33. Merhabalar sevgili Fever.

    Umarım sorunsuz ve rahat bir askerlik geçirirsin; keşke gitmek zorunda olmasaydın ama böyle bir özgürlük tanınmıyor maalesef ki henüz.

    Görüşebilmek dileğiyle.

    YanıtlaSil
  34. fever: teşekkürler hayyam. evet keşke gitmek zorunda olmasaydım ama umarım ilerde bu zorunluluk ortadan kalkar ve insanlar hayatının en güzel döneminde 1 yılını heba etmezler.
    umarım görüşürüz hayyam

    YanıtlaSil
  35. fizikcilerin arastirmalari sonucu tanrinin var olma olasiligi %0

    YanıtlaSil
  36. bu arada blogcu arkadas guzel yorumlar yapmis, allah razi olsun , allah onu korusun insallah...

    bak mesela burada bile celiski var , allah neden beni koruyorda baskalarini korumuyor . neden ben zenginimde somalideki musluman cocuklar acliktan oluyor . neden bana futbolcu kabiliyeti verip milyonlar kazanmami sagliyorda bu kiyagi baskalarina yapmiyor . neden arslana guc kuvvet vermis de ceylana vermemis . neden ceylan hep yemek olmak zorunda ???? neden bu kiyak gecme olayi, walla ben bayagi zenginim ve bana neden kiyak gectigini sorucam allaha obur tarafta , enteresan bir durum . onun duzenine karsi oldugum halde hem tipim duzgun, hem saglikliyim hemde zenginim.. allaha sukur :))

    YanıtlaSil
  37. “Allah demek anlam demektir.Modern hayat Allah’tan uzaklaştıkça anlamdan da uzaklaşmaktadır.Anlamsız bir hayat yük, anlamsız bir insan hiç,anlamsız bir dünya canlı cenazelerin meskun olduğu mezardır”. Mustafa İslamoğlu. Allah Kitabından

    YanıtlaSil
  38. Ateizim İnsan Zekasına bir Hakarettir

    http://www.youtube.com/watch?v=bPM4UxO4FC8

    YanıtlaSil
  39. Akıl Tanrı'nın olması gerektiğini söylüyor. Evren varsa bir yaratıcısı olmalıdır. Din var mı? O tartışılır işte...

    YanıtlaSil
  40. "Ateizim İnsan Zekasına bir Hakarettir" nidasıyla video koyan sayın insan;

    Videodaki örnek ve düşünce yapısı maalesef ki çok sığ. Lütfen o videodakilerin aksi yönündeki kaynakları da bir inceleyin. (Bu blogdasınız ama burayı da incelediğinizden şüpheleniyorum)

    Sayın ahbap2;

    Akıl tanrının olması gerektiğini söylemiyor. Bunu söyleyen özellikle ilkçağ ve sonrasındaki idealizm ağırlıklı metafiziksel düşünceye yatkın akıl yürütmelerimizdir.

    Tanrısızlık korkusunu bir kenara bırakarak tanrı var mı sorusu sorulmalıdır. Her ne kadar agnostisizm savunucusu olsam da aklın, tanrının yokluğunu ifade ettiğini düşünmeye daha eğilimliyim diyebilirim.

    YanıtlaSil
  41. Yeryüzünde tek bir çocuk dahi acı çekiyorsa, Tanrı yoktur !
    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

    Bay Dostoyevski'ye katılmadan edemiyeceğim ama eğer katılmıyorsanız ahlak anlayışınızı gözden geçirmenizi öneririm çünkü islam,hristiyan ve yahudi tanrısı onda gücüne rağmen onca bilgisine rağmen hiçbirşey yapmaz -daha cinsellikten anlamayan küçük çocuklara tecavuze göz yumar ,yaşlıların yek başına öldürülmelerine izin verir, afrikada açlıktan ölen masum çocuk ve insanlara yardım etmez , hamile kadınlara tecavüze göz yumar ,göktelenlere çarpılacak olan uçaklara göz yumar ve bunun gibi trilyonlar katrilyonlarca olaya göz yumar- ... Biz ahlaki açıdan gerçek sonuçlara ,olgunluga ulaşan nihilistik( bilimin öğretileri dışında hiçbişşeye inanmayan ) bir insan topluluğu olarak şu iki kanıya varırız ya tanrı amerikan filmlerinin değimiyle aşağılık bir pisliğin teki ya da TANRI YOK

    YanıtlaSil
  42. Belki burada nihilistik anlamda cür'etlice davranmış olabilirim nihilizme inanmayanlar için özürlerimi taktim ederim....

    YanıtlaSil
  43. "Ya Varsa" demek "Ya çıkarsa" demek gibi kumar oynamaktır.
    Dünya müminin kumarhanesidir.

    Yeryüzünde iki çocuktan biri acıyı, diğeri tatlıyı yaşıyorsa TANRI yoktur!
    Yeryüzünde iki kadından biri güzel diğeri çirkinse TANRI yoktur.
    Yeryüzünde iki erkekten biri güzel diğeri çirkinse TANRI yoktur.
    Yeryüzünde iki bölgeden biri güzel diğeri çirkin ise TANRI yoktur.
    Yeryüzünde iki insandan biri mümin diğeri ateistse TANRI yoktur.
    Yeryüzünde iki hayvandan biri yenmek maksadı ile öldürülüyor diğeri öldürülmüyorsa TANRI yoktur.
    Gökyüzünde iki yıldızdan biri büyük diğeri küçükse TANRI yoktur.
    Gökyüzünde iki buluttan biri beyaz diğeri gri ise TANRI yoktur.
    Gökyüzünde iki yağmurdan biri hızlı diğeri yavaşsa TANRI yoktur.

    Din kitabında toplamda konu incelemesine gidildiğinde cehennem cennetten fazla çıkıyorsa TANRI yoktur.

    İslamiyet indirmiş Kur'an-ı Kerim,
    Bahsetmiş bir bir Terazil Kerim,
    Yazmışmış yasayı Hakkul Hakim,
    Bu ne Rahim'dir dostlar ne de Müstakim.

    Yemin olsun incire zeytine,
    And içerim şeytan Müminine,
    Ortalık birbirini Yekzibune,
    Bunlar mı gerçekten Muflihune.

    Ne yaklaştı saat, ne de oldu Şakkat,
    Merak ettim dostlar ne bu Hakkat,
    Bekleyip duruyoz yok bir Hukkat,
    Geçti günler elde yok en ufak Rabihat.

    Verme bana vaad yok sende sadikun,
    Senin her tarafın olsa da vakiun,
    El Cennetul cariyati yusren sahun,
    Yetiştirmişsin bir bir abdul mecnun.

    YanıtlaSil
  44. Kaçırdığınız nokta şurada Tanrı varsa bile çok adaletli ve mükemmel olma zorunluluğunda değil. Diyelim ki Tanrı'nın varlığından eminiz ve dünya şimdikinden daha güzel veya daha adaletli değil o zaman yoneleceğimiz sonuç şu olur: Tanrı sandığımız kadar da yüce değil. Eğer ben çirkin bir XX kromozomu Homosapien isem bu Tanrı'nın hatasıdır. Ya da benim refah düzeyim yüksekken açlıktan ölen insanlar varsa bu da biricik Tanrımız'ın dikkat hatasıdır.

    YanıtlaSil
  45. Haklısınız, ancak bu yazıda herhangi bir yaratıcının 'ya varsa'lığını değil, islamın tanrısı olan ve mükemmellik iddiasında bulunan allahın 'ya varsa'lığını irdelemeye çalıştım.

    YanıtlaSil
  46. Tanrı'nın tek olduğuna inanıyorsak eğer, mükemmel ve kusursuz olduğunu da kabul etmek zorundayız. "Tek" olan, her şeyi yaratacak ve yönetecek kudrettedir.
    Dünyadaki açlığın, savaşların, tüm kötülüklerin kaynağı insandır. İnsanoğlu hiçbir şey üretmese dahi, dünyanın kendiliğinden yaptığı üretim tüm insanlığa yetecek miktardadır.
    Şu anda insanlık bolluk içinde yokluk çekiyor. Tanrı'yı sorgulamak yerine, sistemi sorgulasak daha yararlı bir iş yapmış oluruz.

    YanıtlaSil
  47. Birincisi tanrının tek veya çok olup olmadığını bilemeyiz. İkincisi tekse bile mükemmel olmak zorunda değildir. Elimizde tek olanın mükemmel olması gerektiğine dair mantıksal bir çıkarsama yoktur.

    Sistemin hatalı olduğuna şüphe yok. Ancak sistemi sorgulamanın önündeki en büyük engellerden birinin dinler olduğunu düşündüğüm için, öncelikle bu engeli aşmamız gerektiğini düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  48. "Sistemi sorgulamanın önündeki en büyük engellerden birinin dinler olduğu" konusunda haklısınız. "Sistem" de bunu istiyor zaten... İnsanlık,inanç tartışmaları ile kendini oyalarken, atı alan Üsküdar'ı geçmiş olacak.
    İnanç tartışmalarının bir sonuca ulaşmasına imkan yok. Aslında inançları tartışmanın bir getirisi de yok. Sadece bölünmüşlüğü pekiştiriyor ki, bu da sistemin ekmeğine yağ sürüyor. Bunun yerine, hangi inançtan olursa olsun, insanların, "sistemi karşı mücadele" ortak paydası altında birleşmelerinin en akılcı yol olduğu kanısındayım.

    YanıtlaSil
  49. İnanç ile din farklıdır. Din inancın sistem haline getirilmiş halidir ve insanları yönetme eğilimindedir. Dolayısıyla dinin olduğu yerde teslimiyet gerekir ve sistem sorgulaması yapılamaz.

    İnanç tartışması ile din tartışmasının temel noktası da budur. Benim tartıştığım bireysel inançtan ziyade kitlesel din anlayışıdır.

    YanıtlaSil
  50. Konu başlığı "Tanrı var mı?" değil miydi?
    Dinler tartışılacaksa sadece İslam değil tüm dinler tartışılmalı. Özellikle de sistemi yönetenlerin dini...

    YanıtlaSil
  51. şimdi özellikle şunu belirtmek istedim.
    Hz. Ali türkçe konuşmuyordu, şimdi kendini zeki sanan salaklar bana diyicekki biliyoruz salak falan vs.
    onun türkçe konuşmadığını biliyosunuz madem onun türkçeye çevrilmiş bi diyaloğunun anlatmak istediği şeyi peki türkçe karşılıyormu ?
    yani demek istediğim şey bi cümleyi başka bi dil'e çevirirseniz hiç kuşkusuz o çevri ( diyalog ) bazen kişinin anlatmak istediği gibi anlaşılmaz.
    madem dine inanmıyorsun sana tek bir sorum var ve bana tek mantıklı bir cevap ver.
    cevabını bana face hesabımdan atabilirsin e-mail olarak atarsan okumadan silerim.
    bana evrenin bir yaratıcı olmadan nasıl yaratılabiliceğini ve şuanda dünyanın nasıl bu kadar kusursuz işlediğini anlat.
    benimde gözümü aç benide bilgilendir benide varsa bilginle aydınlat şimdi bana o felçli felsefeciden alıntı yapıp onun belgesilinin özetini çıkarıp sakın zaman yoksa tanrıda yoktur deme ( big bang öncesi ) çünkü zamanı yaratanın zamana ihtiyacı yoktur.

    YanıtlaSil
  52. Hayyam yukarıdaki yorumlarının birinde ''Ama okudukça gördüm ki hayalimdeki o mükemmel yaratıcı yok kitaplarda. Hatta tanrının var olduğuna dair kesin bir kanıt da yok.'' demiştin. Buna cevaben; sana sopayla vurduğumda sen acıma hissini bana gösteremezsin ancak sen onun varlığını bedeninde hissedersin. bu örnekte olduğu gibi Allah'ın varlığını kimse kimseye gösteremez fakat herkes bunu kalbinde hissedebilir.

    YanıtlaSil
  53. Bir şeyin tanımını yaparken, genelde başka bir nesneye, sisteme veya davranışa, konumuma, içeriklerine ve bu içeriklerin birbirleri ile ilişkilerini kullanırız, bu şeylere ait benzerlikleri dikkate alırız. Yani analoji yaparız. Ancak bunu yaparken bu benzerlikler bizi yanılgılara götürebilir. Bu benzerlikle ilgili model kurarken sırf benziyor demeden önce, kurmaya çalıştığımız modeli çökertmeyecek şekilde bağlantı kurmak, gerçek benzerlikleri bulmak gerekir. Çünkü, örnek alınan modeldeki bir değişimin karşılığı, benzetmeye çalıştığımız yeni şeyde yoksa, yapmaya çalıştığımız benzetme anlamsız kalabilir.

    Yorumdaki, “Allah'ın varlığını kimse kimseye gösteremez fakat herkes bunu kalbinde hissedebilir.” düşüncesini bu çerçevede yorumlayalım.

    Bildiğimiz üzere, kalbi rahatsız olan bir kişinin kalbi, uygun verici bulunduğu zaman kalp transplantasyonu ile değiştirilebilmektedir. Bir başka deyişle, bir kişi başka bir kişinin kalbi ile yaşamını devam ettirebilmektedir. Bu durumda, kalbi değişen kişi, başka bir kişinin inancını mı taşıyacaktır? Kişinin inancı yok ise, kalbi değişen kişi inançsız mı olacaktır? Buna verilebilecek uygun bir cevap, kalbi değişse de, kalbi değişen kişinin yeni kalbi ile bu inancı hissedeceği düşüncesidir. Bu düşünce elbette ki uygundur ve buna bir itiraz getiremeyiz. Çünkü, kalp değişse de, kalbi değişen kişinin kendisine ait inanç hissiyatını nasıl olup da yeni kalbine taşıdığına dair mekanizmayı bilmediğimizi söylemek zorundayız. O zaman sorgulamamıza devam edelim. Yine biliyoruz ki, her transplantasyon, hayatını kaybetmiş veya beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden yapılmamakta, bunun yerine insan yapımı ileri teknoloji yapay kalp, kişinin kendi kalbi çıkarılıp yerine takılmaktadır. Burada, bahsedilen, ne kalp pili ne de kalbin kısmi fonksiyonunu gören takviye edici cihaz olmayıp, kalbin tamamının görevini üstlenmiş yapay bir kalpten bahsedilmektedir. Hatta bazen, öyle durumlar vardır ki, kişinin kalbi bile yoktur. Yeni bir kalp bulunana kadar kişi, kalp görevini gören ve vücudun dışındaki bir cihaza bağlı olarak yaşamlarını sürdürmektedirler.

    Bu örneklerden hareketle, ilgili yorumcumuzun, inanca dair hissedişin, kalbin dışında bir yerlerde, sanırım, beyinde hissetmek gerektiğini söylemek istediğini düşünüyorum. İnancı “kalpte hissetmek” düşüncesinin tamamen bir benzetme olduğunu varsaydığını varsayıyorum. Çünkü bu örneklere bakarak, sevgi de dahil, hangi tür inanç olursa olsun, inançların kalpte olamayacağını söyleyebiliriz.

    Diğer taraftan, “…sana sopayla vurduğumda sen acıma hissini bana gösteremezsin…” cümlesini yorumlayalım. Bununla ilgili, olarak bir iki örnek vermeye çalışayım.

    Eğer birini korkutursanız ve sonra fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) cihazı ile bakılırsa korktuğumuz yerin beyindeki amigdala denen yer olduğu görülür. Eğer bir çocuğa dondurma ısmarlayacağınızı söyleyip onu sevindirir, dondurmaya sahip olmak için beklentiye sokarsanız, beklenti için çocuğun hissettiği bu duygunun nerede olduğunu görmek isterseniz, beynin tabanındaki nucleus accumbensin hareketlendiğini görürüz. Eğer birine sopayla vurursanız, beyninin duygularla ilgili limbik bölgesinde acı bölgesi hareketlenir. Bunlar, ön singulat korteksi, beyin kabuğundan (korteks) alınan bilgileri ileten insula, tüm duyuların kortekse gitmeden önce uğradığı röle istasyonu görevi yapan talamus ve dokunma ağrısı gibi duyuları algılayan duyu korteksi (somatosensory korteks) gibi bölgelerin hareketlendiğini görebiliriz.

    YanıtlaSil
  54. (Devam)
    Hatta, nefret ve romantik duygularda “Putamen” ve “İnsula” (adacık) olarak bilinen bölgelerin etkinleştiğini görebiliriz. Peki bunları nasıl görürüz? İster duygu, ister inanç, ister düşünce, ister karar verme, ister akıl yürütme, ister müzik dinleme, ağlama, gülme esnasında ve hatta cinsel uyarımlarda, beynimizin ilgili kısımlarında glikoz ve oksijen tüketimi artar ve bu kısım daha fazla ısınır. İşte fMRI cihazı, bunları görmemizi sağlar. Yani, duyguların, hislerimizin beynimizdeki yerleri gösterilebilir. Bazı duygular oluşurken, beyindeki bir yeri işaret ederken, bazıları, birden fazla yeri işaret edebilirler. Bu duygular ve hisler oluşurken, hormonlar, zihnin kimyasallarını da unutmamak gerekir.

    Şimdi, bunların, dediğimiz bu duyguların, hissedişlerin gerçekten bu merkezlerde mi olduğu sorulabilir. Şunu diyebiliriz ki, herhangi bir kaza veya beyindeki bir hastalık nedeniyle bahsedilen bu bölgelerden biri veya ilgili bölgeleri çıkartılmak gerekirse, kişinin bahsedilen duygu veya hissedişleri de azalmakta veya kaybolmaktadır. Örnek olarak, korkunun algılandığı yer olan amigdalalar çıkarıldığı zaman kişi, bırakın korkmayı, saldırgan bile olmaktadır.

    Şu halde, inanç duygusunun kalpte olmadığını, olsa olsa beyinde olduğunu ve bize vurulduğu zaman da acı hissinin beyinde nasıl gösterilebileceğini artık biliyoruz.

    YanıtlaSil
  55. Duyu, Zihin, Duyulama, Nesne Ya da Varlık :

    Allah duyulanamayan varlık mı? Görülemeyen varlık mı?

    Acı yada his Allah'la ilişkili konu mu? Acı duyulanmayan mı, görülmeyen mi?

    Akıl, duygu duyulanmayan mı, görülmeyen mi?

    Batın;
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Allah%27%C4%B1n_99_ismi
    http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%A2t%C4%B1n_(din)

    Bâtın; gizli, cisim olarak görülmeyen, varlığı gizli olan, ancak varlığı da kesin olarak bilinendir. (Bu nasıl oluyor? Duyularla mı, duyusuz mu? Duyusuz ise, varlık duyusuz olarak nasıl kesin biliniyor?)
    Hayâl, duygu, akıl ve düşüncenin de görülmeyip eserle varlıklarının kesin olarak bilinmesi gibi. Akılların idrâk edemeyeceği yüce, azabı gizli olan demektir. (Bu nasıl oluyor? Bu işarete yorum yapmak, ilim falcılığı yapmak değil midir?)

    Zihin ile soyut (duylanman varlık) birbirini anlamıyor. Zihin soyut kabul etmiyor. Siz Allah derken şekilsiz, biçimsiz, soyut varlık desenizde zihniniz simge-şekil oluşturuyor, zihin şekil istiyor. Yani dilinizle-dediğinizle zihniniz uyuşmuyor. Zihin göz istiyor. Siz göz vermeyince şekil hayal ettiriyor. Buna cevabınız nedir?

    YanıtlaSil
  56. hayyam yorumu niçin sildiniz?

    YanıtlaSil
  57. Duyu, Zihin, Duyulama, Nesne Ya da Varlık :

    Allah duyulanamayan varlık mı? Görülemeyen varlık mı?

    Acı yada his Allah'la ilişkili konu mu? Acı duyulanmayan mı, görülmeyen mi?

    Akıl, duygu duyulanmayan mı, görülmeyen mi?

    Batın;
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Allah%27%C4%B1n_99_ismi
    http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%A2t%C4%B1n_(din)

    Bâtın; gizli, cisim olarak görülmeyen, varlığı gizli olan, ancak varlığı da kesin olarak bilinendir. (Bu nasıl oluyor? Duyularla mı, duyusuz mu? Duyusuz ise, varlık duyusuz olarak nasıl kesin biliniyor?)
    Hayâl, duygu, akıl ve düşüncenin de görülmeyip eserle varlıklarının kesin olarak bilinmesi gibi. Akılların idrâk edemeyeceği yüce, azabı gizli olan demektir. (Bu nasıl oluyor? Bu işarete yorum yapmak, ilim falcılığı yapmak değil midir?)

    Zihin ile soyut (duylanman varlık) birbirini anlamıyor. Zihin soyut kabul etmiyor. Siz Allah derken şekilsiz, biçimsiz, soyut varlık desenizde zihniniz simge-şekil oluşturuyor, zihin şekil istiyor. Yani dilinizle-dediğinizle zihniniz uyuşmuyor. Zihin göz istiyor. Siz göz vermeyince şekil hayal ettiriyor. Buna cevabınız nedir?

    YanıtlaSil
  58. Ben hata yapmış olabilirim belki pardon.

    YanıtlaSil
  59. Yorumunuz spam olarak görünüyordu, neden bilmiyorum ama bazen yapıyor bunu. Sanırım karışıklık bundan kaynaklanmıştı.

    YanıtlaSil
  60. Peki. Teşekkür ederim ilginize.

    YanıtlaSil
  61. ben bir ateistim aynı zamanda periistim aynı zamanda cinistim kısacası varlığı kanıtlanmamış hiç bir şeye inanmıyorum.

    YanıtlaSil
  62. Bilimsel metodoloji bir durumu açıklarken, ayrıştırır, küçültür, parçalara ayırır. Tanrı fikri ise, resmin bütünüdür. Bu yüzden bilimsel olarak Tanrıyı açıklamaya çalışmak ya da varlığını aramak yersiz. Zira bir üst akıl tarafından oluşturulduğu iddia edilen alt akıl ile, kendinde var olandan fazlasını anlamaya çalışmak denizi bardağa sığdırmaya çalışmak gibi bir şey. Sen bardağın kadarını doldur, gerisini düşünme bile.

    YanıtlaSil
  63. hayyam, görüşlerinden çok etkilendim zaten benim kafamda da bir çok buna benzer sorular var , biz müslüman bir ailede doğmuşuz küçüklükten beridir inanmazsan yanarsın denmiş ister istemez ya varsa sorusunu kendine kendine sorup korkuyordum ama aslında buna hiç gerek yok dediğin gibi müslümanların tanrısı kullarıyla oyun oynamaktan başka birşey yapmıyor , durduk yere şeytanı ve insanı yaratmış neden çünkü bilinmek istenmiş tamam bilindin ama sınav niye , şeytanla iddaya girip milyarlaca insanı sırf sana inanmadığı için yakmak için mi?

    Sonuçta herşeye gücü yeten tanrı bunların hiçbirini istese yapmazdı.bunlara ihyacayıda yok zaten.

    Birde budist yahudi hirstiyan doğanların suçu ne onlar cehenneme gitmek için mi yaratılmış .

    Çağlar,ozman tanrı meeklerini gönderip ben varım desin bizde onu kavramaya çalışmayalım neden onu aramak zorundayız ki bizle oyun mu oynuyor.Sonuçta onu kavramak imkansız senin dediğin gibi yani. Düşünmeden mantıklı gelmeden bir varlığa kulluk mu edecem .sen öle yapıyorsun galiba
    iİnsanlar düşünmekten korkuyor aslında çünkü korkutulmuşlar korkuya dayalı bir dine mensubuz malesef

    YanıtlaSil
  64. İnandığınız doğrultuda çok güzel bir blog hazırlamışsınız öncelikle teşekkür ediyorum, ikinci olarak da bu konuyla ilgili naçizane yorumumu kabul ederseniz sevinirim. Tabi ki cennet başka ne olabilir :)

    YanıtlaSil
  65. sizin deyiminizle Allah yok.yani klasik tesadüfen oluşmuş big bang terorisine inanıyorsunuz...her sey rastgele oluştu.. şans yani hayat işte.. yapılan deneylerde en basit amino asit protein yapmanın nerdeyse olanaksız olduğu kanıtlanmıştır... (o da uygun deney ortamında)olaya maddeci bir anlayışla yaklaşmak herseyin tesadüfen olduğuna inanmak bana çok çok saçma geliyor.. sonuçta siz maddeye inanıyorsanız ben de sizin saçma(haşa) dediğiniz Allah inanıyorum.. kim saçmalıyor her sey sans mı yoksa yoksa ilahi bir güç var mı..benimki en azından kendimce tutarlı.. evet Allahı maddi deliller ile ispatlayamıyoruz ama yoluğunu da ispatlayamıyoruz... sen yok olduğuna ben var olduğuna inanıyorum... hayatın ve evrenin rastgele olustuğuna inanmak yanlış anlamayın ama bana daha bir saçmalık geliyor.. saygılar...

    YanıtlaSil
  66. Değerli kardeşim vaktim olmadığı için açıklamalı bir yazı yazamıyorum fakat 1) Kur'an-ı Kerim in içinde yazan gelecekle ilgili bir çok ayet var bu ayetleri normal bir insan nasıl söyleyebilir. ve bir çok o zamanlarda bilinmesi mümkün olmayan farklı bilgiler var.Tesadüf olması imkansız olan durumlar var mesela demir. (bunları tek tek yazmak isterdim lakin vaktim çok kısıtlı) 2) bunları ben yazamadığım için bi kaç araştırma yapmanızı isteyeceğim tahminime göre de bu konularla ilgilenen bi insan bunu yapar. a) Google'a yazacağınız "Kur'an-ı Kerim mucizeleri" ifadesiyle bir kaç bilgiye ulaşabileceğinizi umuyorum ve seyrangah.tv adresinde de belli başlı bazı sorularınızın cevabını alabileceğiniz videoların olduğuna inanıyorum. Gerçekleri bulabilmemiz dileğiyle. "ANKA"

    YanıtlaSil
  67. Maalesef ki Kur'an'da geçen ve mantıklı ve makul olan hiçbir mucize yoktur. Çoğu zorlama yoruma dayalıdır. Ömer Çelakıl mucizeleri gibi sayısal olanları ise çok yetersizdir, çünkü önce ulaşılması istenen bir sayı saptanıyor, sonra sistemsiz bir şekilde o sayıya ulaşmak için anlamsız işlemler yapılıyor.

    Şöyle bir site önereyim ben de size: http://www.mucizeyalanlari.com/

    YanıtlaSil
  68. Ku'an'da bi tür hesaplar yapıyorlar, ortaya mucize çıkarıyorlar. Bende dedim ki, acaba bende bir hesapla kitapla ortaya tam tersi (mucizenin tersi, kelimeyi bulamadım, böyle bir kelime eğer varsa söyleyin) bir durum ortaya çıkarabilir miyim? Çıkıyor bişeyler. Hemde çok dokundurucu olanlarıda çıkıyor bazen.

    YanıtlaSil
  69. Hz Ali'nin Önermesi Hala Geçerliliğini Koruyor.. Eğer Ahiret varsa ben Kazançlı çıkıyorum, sen Zarardasın. Eğer Yoksa İkimizde Fitiz.

    YanıtlaSil
  70. ahsen, senin dediğini (bu önermeyi) ateizm çoktan yıktı. Belkide bu önerme o anda yıkıldıda haberimiz yok.

    Ama şu yazıyı okuyup inanan müslümanlar olacak ya, böyle basit, bilgisiz, habersiz, ateizm deryasını keşfedememiş yazarların yazıları ciddiye alınıyor ya, benim tepem atıyor.

    Arkadaş oku, Ateizm'i oku. Okumadan anlamadan yazma. Bu önerme çoktan öldü. Senin haberin yok.

    YanıtlaSil
  71. 12 eylülden önce bazı arkadaşlarım ateistti sonra dine dönüş yaptılar. o zamanlar sol takılıyorlardı. öyle işlerine geliyordu. kendilerine zaman yaptıkları dinsizlık propagandası yüzünden dinsiz ve ateist olmuş olan varsa onların hesabını nasıl vereceklerini sordum cevaplayamadılar. sizde şimdi buradan ateizm dinin propagandasını yapıyorsunuz. sonra pişman olacaksınız. ama sizin yüzünüzden birileri ateist olursa onun hesabını vermek çok zor olur. onun için yol yakınken gelin tövbe edin ve bu işten vazgeçin. ateizm de bir dindir. insanları sömürmek için tarihin her döneminde kullanılmıştır. en güçlü zamanına dünyadaki sosyalizm ve komünizm akımların yaygın olduğu 1900 yılların başından 1980 li yıllara kadar devam etmiştir. sosyalizm ve komünizm egemenliği altına aldığı insanları kolayca sömürmek için ateizme dört elle sarılmıştır. kadın çocuk demeden insanları üretme masalına inandırıp insanları hayvan gibi çalıştırmıştır. onların çalışmalarından embesil sınıfından olanlar fayda sağlamıştır. ama nihayet yavaş yavaş son bulmuştur. ama artıkları hala var ateizm insanları sömürme dinidir. ateizmi savunan için hiç bir kural yoktur . onda anası ile oğlu yatabilir babası ile kızı çiftleşebilir kardeşler birbirini düdükleyebilir. ateistler o zaman çırılçıplak gezsinler milletin kurallarına uymasınlar. ikiyüzlülük yapmasınlar. devamli kendilerini gizliyorlar. fırsat buldular mı küçük çocukların bile eline şeker verip cinsel taciz de bulunuyorlar. ateistlerin kural ve kaideleri ve bağlı oldukları bir şey olmadığı için sapıklığa daha fazla meyillidirler. ateizm dininde olanlar büyük ruhi bunalımlar içindedirler. her türlü sapıklığı deneyip egosunu tatmin edip rahatlamaya çalışıyorlar. ama olmuyor çünkü insan vücudu sürekli sapıklığa meyiilleniyor . işte burada din devreye giriyor insan'nın egosuna hakim olmasını sağlıyor yoksa ateizm dininde olanlar çevre baskısı kaldığı zaman hemen her türlü melaneti yapılar burada bu gerçekleri söylediğim için şimdi bana kıl olanlar var.onlara bir kıllık yaparım kıllarını oraya koysunlar. bu yazım burada yayınlanmaz zannetmiyorum o olsun ben söyleyeyim belki ateizm dininde olanlar varsa bir ders alırlar tövbe ederler de bu kötü yoldan vazgeçerler.

    YanıtlaSil
  72. inan bana şu yazdığın yazıda ateizm kelimesini çıkarıp yerine islam kelimesini koysan bir iki düzeltmeyle tüm duygularıma tercüman olurmuşsun. o yüzden sana çok teşekkür ederim güzel bir taslak hazırlamışsın.

    YanıtlaSil
  73. İnsanın ulaşabildiği bilgi, Evren'de var olan bilginin yanında zerre gibi kalıyor.

    İnsanoğlu kendini ne zannediyor ki? Yetersiz aklıyla ve de bilgisiyle "Bilginin Sahibi" ni yok sayıp, kendince doğrular uyduruyor?

    Evrende insanoğlu ulaşamadığı bir "bilgi" "var". Bu bilgiye sahip olan "Bir"i olması gerekmiyor mu? Bu kadar mükemmel ve koordineli çalışan bir sistemin "Tek" bir "Yönetici" si olması gerekmez mi? İnsan "aklı" bundan başka bir açıklama koyabilir mi ortaya?

    YanıtlaSil
  74. İnsan aklının alamayacağı bilgiler olabilir, olmalıdır. Ancak bu bilgileri bir zihnin algılaması gerektiği düşüncesine katılmıyorum. Bununla birlikte, bu zihnin 'tek' olması savına da katılmıyorum, birden çok zihin olabilir. Son olarak, mükemmel bir sistem yok, bunu unutun.

    YanıtlaSil
  75. Zihin olmadan bilgi nasıl mümkün olur? Algılamak değil; bilgiyi ortaya koymak ve uygulamak...

    Evren oluşumu ile de işleyişi ile de, mükemmel bir sistemdir. Canlılar çok daha mükemmel sistemlerdir. İnsan ise mükemmelliğin zirvesidir.

    YanıtlaSil
  76. İnsanmı bozulmuş, hayvanmı bozulmuş? İnsan bozulduğuna göre, insan hayvandan alt varlık. İnsan bu evrenin en boktan varlığı bence.

    İnsan zihni bu kadar boş olduğuna göre, bu kadar aptallatığına göre bunun neresi mükemmel.

    YanıtlaSil
  77. İnsan, yaratılışı gereği, iyi veya kötünün seçimini yapabilecek yetenektedir.
    İyiyi ve doğruyu seçerse yücelir. Kötüyü seçerse hayvandan da aşağı bir seviyeye iner. Yaratan böyle yaratmış.

    YanıtlaSil
  78. Benim dediğim boktan olan bu nokta zaten. İyiyi ve doğruyu seçebilecek yeteneği yokki hayvandan aşağı olmuş. Hayvanın bildiğini bilemez olmuş.

    YanıtlaSil
  79. ateistler hep "ya varsa" diyorlar

    YanıtlaSil
  80. Ahbap2 lütfen değerli yorumlarını esirgeme . Özellikle senin yorumların için bu blogu takip ediyorum.

    Hayyam sizde yorumlar da bulunun en azından orta yol bulunur. Kimseye hakaret etmeden kimseyi incitmeden dini duygularını yok saymadan

    YanıtlaSil
  81. Teşekkürler Kumpas Arkadaşım. :)

    Ben de istiyorum; ayağı yere basan yorumlar gelse, "fikirler çatışsa da, hakikat doğsa"...

    YanıtlaSil
  82. Siz hakikatle hareket etmedikçe hakikati bulamazsınız.

    Uyduruk laflarla hareket etmekten, basit cümlelerle karşımıza çıkmaktan vazgeçin. Hele hele içiniz boşken dolu gibi görünmekten vazgeçin.

    Edebiyat yapmayın, felsefe yapmayın. Kafa demlemeyin.

    Siz kendi içinizde çatışırken başka cephede çatışmaya kalkmayın.

    Ben birde namazsız niyazsız tatbikatsız müslümanı hiç ciddiye almıyorum. Namazsız niyazsız ilahiyatçıyıda hiç ciddiye almıyorum. Namazsız niyazsız Allah yolunda mücadele olmaz. Eğer tatbik yoksa mücahitlik yapmayın. Tatbiki olmayan ilahiyatçıyı bana kaynak sunmayın.

    İşte size ayağı yere basan yorum.

    YanıtlaSil
  83. "Ayağı yere basan yorum" dedik, kısmetimize çıkana bak.
    Reeelde bana söylemeye cesaret edilemeyecek sözleri, klavye gerisinden sallayan yorumlara cevap vermek gibi adetim yoktur.

    Not: Hiçbir zaman hiçbir ilahiyatçıyı örnek de almadım örnek de vermedim. Sallamanın da bu kadarına pess...

    YanıtlaSil
  84. Seninle tartışılmaz. Sen git önce kulluğu ve insanlığı öğren.

    YanıtlaSil
  85. Delikanlı, önce üslubunu düzelt; ondan sonra benimle tartışmaya yelten. :)

    YanıtlaSil
  86. Ben sana üstündeki yorumu üslubundan dolayı yaptım. Üslup kimde var iyi gör. Ben nasıl yazıyorum sen nasıl yazıyorsun iyi gör. Ben ne diyorumda sen böyle oluyorsun iyi gör.

    YanıtlaSil
  87. Tartismanın bor manası yok bence adsiz sen burda haksızsın saldırgan yorumda bulunuyorsun biraz daha sakince. Ahbap2 sende hemen parlama lütfen.

    Arkadaslar buradaki yorumlarımıza dikkat edelim. Belki birini dinden çıkarır veya dine getiririsinz. Bu yüzden yorumlar da olabildiğince sakın ve tatlı bir dil kullanmak gerekir diye düşünüyorum. Saygılarımla...

    YanıtlaSil
  88. Haklısın Adsız2. Biriniz nikini değiştirse ya... :)

    YanıtlaSil
  89. Benim yazdığım ilk yorum kimseye yönelik değildi zaten. Yarası olan gocunmuş.

    YanıtlaSil
  90. 1)
    ödül ve ceza:
    Allahın emirlerini yerine getirmeyenlere ceza adalettir ama yapanların bunun karşılığında ödül beklemeleri ancak Allahın vaadi olduğu için normal karşılanabilir yoksa yapılan iyiliklerin karşılığı, adil bakılırsa cennet çok büyük bir ödül olur. Ancak Allah razı olduğu kullarına onu vermeyi vaat etmiştir. her halde Allaha inanmayanlardan Allahın razı olması gibi bir durum olmasa gerek.
    namaz:
    cehennemden korkmak cenneti arzulamak tıpkı bu dünyada iyilikleri isteyip kötülüklerden korkmak gibidir.yani insan yaratılışta bu duygulara sahiptir. bu duyguların aksine sahip olduğunu düşünenler ya dinen sorumlu değillerdir ya da başlarına gelebilecek en kötü şeyleri düşünmeden yaşamaktadırlar akıllarını örtmektedirler , düşünmekten kasıt sürekli kötülüğü hatırlamak değil böyle bir ihtimalin varlığıdır.
    namaz ödül için değildir o zamana kadar olan zamanda verilen nimetlere teşekkürdür. neden bizim namaza ihtiyacımız var bir sürü sebebi var 1-2 tanesini yazayım hakiki namaz kötülüklerden alıkoyar ve iyi bir kul olmaya yardımcı bir ibadettir. yaratana teşekkürdür, teşekkür ise onun rızasını kazanmada önemli bir araçtır.
    cennet ve cehennem
    cennet ve cehennemin varlığı Allahı kabul etmemizin şartlarından değil tam aksine Allahın varlığına delildir. mutlak adalet(cehennem) ve razı olduklarına nimetlerini arttırması(cennet)
    insanda ki ebediyet arzusu "ben de yok deme sor bakalım kendine geleceğe dair ne planlar yaptın bunların içinde şu zaman ölmeyi düşünüyorum var mı olamaz çünkü ölüm bütün planlarını bozar " insan planlarını hiç ölmeyeceği yere göre yapmalı bence .
    cennet ve cehennem imandaki motivasyonu değil amelde ki motivasyonu arttırır. iman bir motivasyon işi değil insan imanı talep eder Allah ise nasip eder. nüfus cüzdanı Müslümanlığından bahsetmiyorum onlarda talep yok gibi duruyor.
    2)
    4300 din olması ürkütücü değil insanın doğasında olan bir olgudur din yani hayatını belirli prensiplere göre yaşamak duygusu. dine inanmayanlar da bile prensipler vardır adına din demeseler bile "ama ben o prensiplere bazen uymuyorum demeyin çünkü dine inananlarda bırakın hepsine uymayı çoğunu bilmiyorlar bile." ,
    başlangıçtan ALINTI: Peki bu sefer ben şöyle dersem ne olacak; "Tamam İslamiyet hak din ise dediğin gibi karşılığını alacağız, peki ya doğru olan din İslamiyet değilse?"

    Burada yine müslümanların temel itiraz noktalarınan birini ele almakta fayda var: "Tamam bir çok din var ancak İslamiyet son din ve bu yüzden en geçerli olanı."
    sen zaten özgürsün hangisinin doğru olduğu seçmekte veya seçmemekte. fakat islamın geçerli din olduğunu kabul edenler bilir ki onu geçerli kılan son din olması değil (zaten insanlık tarihi boyunca hep islam var olmuştur bütün peygamberler islamı tebliğ etmiştir içerikleri imanda ve genel amelde değişmemiştir mesela adam öldürmemek yalan söylememek namaz kılmak....... bazı amellerde; bunların da hepsi dünyaya bakan toplum ve birey saadeti için zamanla alakalı olarak değiştirilmiştir miras akraba evliliği .... kemale ermesi peygamber efendimiz vasıtasıyla olmuştur ve artık zamana göre değişmeyeceği kur'an la kayıt altına alınmıştır.) akla ve mantığa %100 uygun olmasıdır.

    başlangıçtan ALINTI: Dünyadaki milyonlarca dinden hangisinin doğru olduğunu bilmememize rağmen İslamiyet'in diğer dinlerden üstün tutmak oldukça basit, yanlış ve taraflı bir mantıktır.
    tabi ki bir dine mensup biri taraftır tarafsız olamaz ama Bir şeyin taraflı olması yanlış olduğunu göstermez sana düşen araştırmak

    YanıtlaSil
  91. 3)

    başlangıçtan ALINTI: Dürüst olmakta fayda var; kimse içinden gelmediği sürece bilmediği bir varlığa karşı tam bir inanç besleyemez. Yani Ali, inkarcıyı dine çağırabilir, hatta o inkarcı dine geçebilir, ama biliyoruz ki tam bir iman sergilemediği sürece (ki çoğu inkarcı böyle bir imanı besleyemez zaten) hep bir eksiklik olacaktır.
    Burada doğru söylüyorsun günümüzün en büyük problemi de bu zaten imansız Müslümanlık ama sana şunu söyleyeyim bir kişi Müslüman da olsa agnostik te olsa Allahı en iyi anlatan kitap kurandır. herkese tavsiye edilir belki inanırlar nasıl bir Allah olduğuna Allah herkesin gayretini arttırsın.

    başlangıçtan ALINTI: Ben ve tanıdığım bir çok kişi, dinin içeriğini bildiği için, din yüzünden dinden çıkmıştır ve inkarcı konumuna gelmiştir, ve genellikle aslında mantık (durum) böyle işler. Yani dini sistemi beğenmeyen inkarcılar için yukardaki gibi bir düşünce beslenmesi yersizdir.
    Her inkarcı dinden bihaber olduğu için dinden çıkıyor." düşüncesi ne kadar yanlışsa ben dini biliyorum demek te o kadar yanlıştır. burada kullandığınız kelime "beğenmemek" eğer yanlış yazmadı iseniz beğenmek akli değil hissi yani nefsani veya vicdanidir islamda akla ve vicdana ters gelen bir prensip yoktur ama araya nefis girerse kabahat dinde değil nefistedir.

    4)
    başlangıçtan ALINTI İnkarcı biri hayatını iyilik ile geçirse dahi sırf O'na inanmadığı için cehenneme gidecekse de dinin temelleri iyilikle değil tapınmayla kuruludur ve çok serttir.
    Birinci temsil: Meselâ, şahane bir bağ var ki, nihayetsiz meyvedar ve çiçektar masnular, içinde bulunuyorlar. Ona nezaret etmek için pek çok hademeler tayin edilmiş. Bir hizmetkârın vazifesi dahi, yalnız o bağa yayılacak ve içilecek suyun mecrâsındaki deliğin kapağını açmaktır. Ve şu hizmetkâr ise tembellik etti, deliğin kapağını açmadı. O bağın tekemmülüne halel geldi veyahut kurudu. O vakit, bütün hademelerin o sersemden şikayete hakları vardır. Zira hizmetlerini akim bıraktı veya zarar verdi.

    YanıtlaSil
  92. İkinci temsil:Meselâ, büyük bir gemide, bir adam ufak görevini terk etmesiyle, gemideki tüm görevlilerin görevlerini yaparak HEDEFe ulaşmalarına halel getirdiğinden ve bazen de mahvettiğinden, bütün o görevlilerin namına gemi sahibi ondan şedit şikâyet eder. Kusur sahibi ise diyemez ki, “Ben bir adi adamım; ehemmiyetsiz ihmalimden şu şiddete müstehak değilim.” Çünkü, tek bir adem(emre uymamak), hadsiz ademleri(emre uymamalara) sebep olur Çünkü istenilen bir sonucun çıkması(HEDEF) için tüm görevlilerin emre itaati gerektiği halde, bir HEDEFin başarısızlığına ise o HEDEFi sağlayacak görevlilerin yalnızca bir tanesinin emre itaat etmemesi sebep olur.
    Üçüncü temsil: Bir atomdaki elektronun görevini yapmaması diğer tüm elektronların,protonların, o atomun, atomun bağlı olduğu elementin, elementin bağlı olduğu maddenin, maddenin kullanıldığı nesnenin, nesnenin kullanıldığı sistemin (istediğin kadar götürebilirsiniz.) görevini yapmasına halel getirir ve HEDEFi bozar .
    Bu örnekler ışığında; İslam da HEDEF tüm kulların (sadece insanların değil yaratılan her şeyin) Allahı bilmesi tanıması ve anmasıdır(zikir,fikir,şükür).Burada HEDEFi iradesine bağlı olan sadece insandır ve cindir. İnsan ise diğerlerini hayır veya şerde kullanmada tasarruf sahibidir.
    İnsan kendisine verilen tüm nimetleri Allah ın HEDEFi doğrultusunda kullanmak zorundadır buda nimetlerin insan üzerindeki hakkıdır ki görevlerini yerine getirmiş olsunlar. Eğer bir insan Allahı bilmiyorsa; yani zahirde çok küçük görünen bu hata aslında ona verilen tüm nimetlerin(hava su besin bedeni ruhu aklı vicdanı ailesi arkadaşları toplumu ülkesi gezegeni güneşi galaksisi kısacası tüm kainat) görevlerine halel getirir ve cinayettir denebilir. Şu hukukta bile bir cinayete müebbet verilirken sonsuz sayıda ki cinayete sonsuz müebbet verilmesi aynı ADALETTİR (cehennem).
    NOT: Hikayede Hz Ali nin konuştuğu kişi seninde yazdığın üzere mutlak küfürde idi. diyalogun sonunda ise mutlak küfür de şüpheye düşerek Müslümanlığa girmesiyle imana ilk adımını atmış oldu.yoksa onun için HEDEFE ulaşmıştır denilemez her şey o andan sonra daha yeni başlamıştır. Araştıracak soracak düşünecek uygulayacak ve inşallah bulacak. Allah herkese nasip etsin. Müslümanlık HEDEF değil HEDEF e götüren kesin, hatasız ve en kestirme yoldur.

    YanıtlaSil
  93. Merhabalar sayın adsız,

    Size cevap mahiyetinde bir şeyler yazıp yazmama konusunda çok tereddütte kaldım, çünkü neredeyse baştan aşağı farklı görüşlerdeyiz ve bu da muhtemelen uzayacak bir sohbetin (daha doğrusu yazışmanın) içine sokar bizi, ki bu yazışmadan da önemli bir fayda alacağımızı sanmam. Yine de dilim döndüğünce fikren ayrılan noktalarımızı ve neden ayrıldığımızı yazayım.

    1. Ödül-ceza ve cennet-cehennem gibi mefhumları akla ve mantığa uygun bulmadığımı, bir gerçeklik taşımadığını ve mitolojik bir efsanenin devamı olduğunu düşünmeme rağmen, sizinle tartışabilmek adına bir anlığına gerçek varsayayım.

    Siz şöyle demişsiniz: "Yapılan iyiliklerin karşılığı, adil bakılırsa cennet çok büyük bir ödül olur."

    Peki ortalama olarak 60 yıllık bir insan yaşamında Kur'an'ın tanrısı olan Allah'a iman etmemek, sonsuz bir cehennem ateşi içinde derisi değiştirile değiştirile yakılacak, kaynar irinler içirilecek kadar adil bir ceza mıdır?

    Siz şimdi "O her şeyi yaratandır, O'nun emirlerine karşı gelmek böylesi bir cezayı hak getirir." düşüncesi içerisindesinizdir ama ben böyle bir yaklaşımı kabul etmiyorum. Kur'an ayetlerine göre ben cehennem azabı içerisinde yanmayı hak eden bir mahlukum; ama dürüst olmak gerekirse, benim böyle bir şeyi hak ettiğimi sanmıyorum. Amacım, Kur'an'ın diğer binlerce din gibi, ilkel dönemlerden kalma efsaneleri içinde barındırarak insanları kontrol etme ve sözde düzen uğruna gelişen insan hakları ve hümanist anlayışa karşı statik kalan emirlerinin sorgulanmasını sağlamak ve akabinde bu kitabın vasat olduğunu gösterebilmek. Sizler için kutsal olsa da bu kitap ve içindekiler, ben bir kutsallık görmüyorum ve nasıl ki bu kitabın kutsal olduğuna inananlar çeşitli cemaatler altında birleşip bir şeyler yapmaya çalışıyorsa ben de burada naçizane bir çaba içerisindeyim. Ve bu çabam da salt bir inkar değil; yani yaratıcıya karşı isyankar bir tavır değil, onun yerine sorgulayan ve neyin ne olduğunu inançları bir kenara bırakarak mantıklı olduğunu sandığım bir yol ile göstermek.

    Bu noktada "Allah'ın takdiridir senin cehenneme gidip gitmeyeceğini, bilemezsin." gibi bir şey derseniz; o halde Kur'an'ın cennet ve cehenneme kimlerin gideceğiyle ilgili ayetlerin hepsi anlamsız olur ve "benim kalbim temiz" gibi ne olduğu belirsiz bir tesellinin altında kıvranır dururuz.

    2. Namaz hakkında şöyle demişsiniz: "Neden bizim namaza ihtiyacımız var? Bir sürü sebebi var. Bir iki tanesini yazayım: Hakiki namaz kötülüklerden alıkoyar ve iyi bir kul olmaya yardımcı bir ibadettir. Yaratana teşekkürdür, teşekkür ise onun rızasını kazanmada önemli bir araçtır."

    Bu iddianızın bir genelleme olmadan bile çok uzak, öznel bir yaklaşım olduğu ortadadır. Sizler namaz kılmanın önemli bir şey olduğuna 'inandığınız' için namazı böyle önemsiyorsunuz. Oysa namaz, en fazla bir meditasyon çeşidi olabilir ve dolayısıyla asla doğa-üstü bir şey bahşedemez.

    Gelgelelim, namaz kılmadığım için kötülüğe bulaşacağımı sanmıyorum. Kötülük, daha doğrusu başkalarına zarar verici bir eylemi gerçekleştirme, namaz ile çok az ilgili bir şeydir. Bir inançsız olmasına rağmen, yani namaz dahil hiçbir ibadeti gerçekleştirmemesine rağmen gerçekten çok iyi insanlar var ve demek ki namaz olmadan da iyi insan olunabilir. Tabii sizin için iyilik yalnızca tanrıya iyi kulluk etmek, onun rızasına uygun şeyler yapmaksa iyi olmak, dünyevi hayattaki eylemler ikinci plandaysa, bilemem.

    YanıtlaSil
  94. 3. Cennet-cehennem hakkında şöyle demişsiniz: "Cennet ve cehennemin varlığı Allah'ı kabul etmemizin şartlarından değil tam aksine Allahın varlığına delildir."

    Bu savınız o kadar mesnetsiz ki, neyi nasıl oturtacağımı bile anlayamadım. Yazınızın ileriki kısımlarında da bunun gibi temeli olmayan iddialar ileri sürmüş, şahsi kanaatinizi sanki bir gerçekmiş gibi belirtmişsiniz. Burada da, sanki cennet ve cehennem gözümüzün önüne duruyor ve bizler ona bakarak Allah'ı inkar ediyormuşuz gibi bir izlenim oluşmuş.

    Bir şeyin delil olması için, önce o delil olan şeyin elinizde gerçekten var olması gerekir. Cennet ve cehennemi bir delil olarak sunmak istiyorsanız ya gerçekten onları somut bir biçimde gösterebilmeli, ya da en azından cennet ve cehenneme gidip gelenlerle sistemli bir deneyim deneyi yapmalısınız. Yine siz müslüman olduğunuz, yani Kur'an'da yazan her şeyin gerçekten de kesinlikle var olduğuna inandığınız için size delil gibi görünmekle birlikte, gerçek dünyada bu inancınızın bir yansıması yoktur.

    Bu arada, mutlak adalet ve nimet arttırılmasını cennet ve cehennemin sembolik anlamı olarak sunmaya çalışmanızı da görmedim değil, lakin böyle bir sembolik anlamı -takdir edersiniz ki- ciddiye almak mümkün değildir; zira ben de size Allah'ın olmadığını gösteren tonlarca sembolik anlam sunabilirim; oysa bunların da gerçek hayatta bir yansıması bulunmamaktadır.

    4. İslamiyet ve diğer dinler hakkında şöyle bir şey demişsiniz: "Zaten insanlık tarihi boyunca hep İslam var olmuştur. Bütün peygamberler İslam'ı tebliğ etmiştir. İçerikleri imanda ve genel amelde değişmemiştir; mesela, adam öldürmemek, yalan söylememek namaz kılmak vs. Bazı amellerde, bunların da hepsi dünyaya bakan toplum ve birey saadeti için zamanla alakalı olarak değiştirilmiştir; miras akraba evliliği vs. Kemale ermesi peygamber efendimiz vasıtasıyla olmuştur ve artık zamana göre değişmeyeceği Kur'an'la kayıt altına alınmıştır."

    Yine inanılmaz bir şekilde mesnetsiz bir iddia ileri sürmüşsünüz. Yukarıdaki cümleyi söyleyebilmek için hem diğer hiçbir dini bilmemek gerekir hem de bu iddiayı bir yerlerden mutlak doğruymuş gibi okumak gerekir. Diğer türlüsü, art niyetli bir şekilde gerçeği çarpıtmaktır.

    Öncelikle şunu bilmek gerekiyor: Dünyadaki tüm dinler monoteist değildir; politeist yani çoktanrılı dinler de vardır, var olmuştur. Aynı şekilde tanrısız ama insan-üstülüğü barındıran Uzak Doğu dinleri de şu an için bile yaygındır. Sizler sadece Kur'an'da adı geçen peygamberleri ve o peygamberlerin yaydıkları öğretileri kabul etseniz de, Kur'an'ın lanetlediği çoktanrıcılık ve putperestlik gibi birçok din vardır. Şimdi siz, bu dinlerin bile Allah tarafından mı geldiğini iddia ediyorsunuz?

    Bu noktada, "Onlar yaşayan insanların sapkınlıklarıydı, yanlış yola sapmışlardı." gibi şeyler söyleyebilirsiniz, ancak maalesef ki bu doğru değildir. Çünkü siz yine İslam penceresinden hayata bakarak sapkınlığın tanımını yapmaktasınız. Oysa politeist biri için monoteizm sapkınlıktır, diğer tanrıları hor görmek, inkar etmek, yok saymaktır. Yani sapkın olan sizsiniz, onlara göre.

    YanıtlaSil
  95. Demek istediğimi anlatabildim umarım. Yani dünyadaki her din, İslam'ın özüne uyan davranışları, inançları ve yaklaşımları içermiyor. Misal, Budizm de bir dindir. İslam ile uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Hatta birçok ters düşen noktası vardır. Aynı şekilde Hinduizm ve Şintoizm de İslam'la ilgisizdir ama vardır. Bunlar gibi, yeni çıkan Raelien dini gibi uzaylıları yaratıcı olarak kabul eden veya Vodoo ve Şamanizm gibi kabile dinleri de mevcuttur. 4300 sayısını kolay telaffuz ettiğiniz için, hepsi İslam'ın habercisidir ve İslam'a genel olarak uygundur gibi bir iddiayı öner sürmek kolaydır ancak açıp incelerseniz bu dinleri hiç de söylediğiniz gibi olmadığını rahatlıkla görebilirsiniz. Arada kimi dinlerin İslam'a uygunluk gösteriyor olması, onların İslam'ın öncüsü olduğu anlamına değil; İslam'ın onların devamı olduğuna bir karine olabilir. Yani, hemen her din gibi İslam da diğer bazı dinlerin inanış ve ibadet şekillerinden örnek almış, çeşitli gelenekleri kendi din sistemi içine kabul etmiştir. Siz bunu, böyle bir evrilmeyi görmeyip, önceki dinler ile İslam aynı potada eritilebilir deseniz de, kendinizi dine inanan birinin pozisyonundan çıkarıp var oland uruma bu şekilde bakarsanız, ne demek istediğimi daha rahat görebilirsiniz.

    5. Şöyle demişsiniz: "Fakat İslam'ın geçerli din olduğunu kabul edenler bilir ki onu geçerli kılan son din olması değil; akla ve mantığa %100 uygun olmasıdır."

    Böyle bir iddiayı savunmak gerçekten ilginç. Çünkü aklın ve mantığın orta yolu olmadığını kolaylıkla kabul edebiliriz. Misal, eşcinsellik. Eski ve Yeni Ahit kadar şiddetli ve kesin olarak olmasa da, İslam'da da eşcinsellik kabul gören bir durum değildir. Lut kavmi ile ilgili ayetler ve Kur'an'ın genel olarak kadın-erkek ilişkisine yaptığı göndermelerden bunu rahatlıkla anlayabiliriz.

    Peki, eşcinsellik akla ve mantığa gerçekten aykırı mıdır ki Lut kavminin yaptığı iş iğrenç olarak değerlendiriliyor?

    Başka bir örnek vereyim: Kur'an'da Allah'ın varlığını reddedenlerin aşağılık mahluklar olduğunu, hayvandan beter oldukları, akılsız oldukları vs. defalarca söyleniyor. Ben Allah'ın varlığına inanmayan biri olarak akılsız mıyım? Eğer buna cevabınız, "Evet, gönül gözün kapanmış, aklın örtülmüş, şeytanın vesvesesine kurban gitmişsin." gibi şeyler olacaksa, zaten sizinle bir daha tartışmaya lüzum yok demektir.

    Peki, Allah'a inanmayanlara bizzat Allah tarafından hakaret edilmesi akla ve mantığa uygun mudur?

    Gelelim başka örneğe: Kur'an'ın birçok yerinde öldürme emirleri verilmekte. Gerek cihad adı altında, gerek sadece dini korumak adı altında. Özellikle Allah yolunda savaşmanın ve bu uğurda verilecek zararın Allah katında affedilip, hatta mükafatlandırılacağı söyleniyor.

    Peki, bir insanın bir dini yayması veya koruması için insan öldürmesi akla ve mantığa uygun mudur?

    Bunun gibi kadınlara erkeklerle eşitlik vermeyen, Muhammed'in kişisel hayatını düzenleyip evrensel bir dinle ilgisi olmayan ayetler barındıran (bkz. Ahzab 50-53. ayetler) ve bunlar gibi sayılabilecek birçok ayet içeren bir kitap akla ve mantığa yüzde yüz uygundur demek, bana pek de bir şey ifade etmiyor.

    YanıtlaSil
  96. 6. Şöyle demişsiniz: "'Her inkarcı dinden bihaber olduğu için dinden çıkıyor.' düşüncesi ne kadar yanlışsa, "Ben dini biliyorum." demek de o kadar yanlıştır. Burada kullandığınız kelime "beğenmemek", eğer yanlış yazmadı iseniz; beğenmek akli değil hissi yani nefsani veya vicdanidir, İslam'da akla ve vicdana ters gelen bir prensip yoktur ama araya nefis girerse kabahat dinde değil nefistedir."

    Yukarıda kısaca örneklediğim ve daha da ayrıntılandırabileceğim gibi Kur'an'da akla ve vicdana ters gelen birçok şey bulunabilir. Ama sizler hepsine bir mazeret uydurabilirsiniz pekala. Misal, o zamanlar öyleydi, her ayetin belli hüküm süreci vardır, Kur'an'ın geneline bakmalıyız vs. Sorun şudur ki, bu şekilde bir yaklaşım asla objektif değildir. Önkabul olarak Kur'an'ın gerçekten Allah tarafından gönderildiğini ve içindeki her şeyin yüce bir anlamı olduğunu kabul ettikten sonra geriye doğru açıklamaları yapmak, deyim yerindeyse, işi kılıfına uydurmak kalıyor. Böyle bir sorgulama asla doğruyu vermez. Eğer sizler hata görmek istemediğiniz bir kitabı sorguluyorum adına temelsiz iddialar ile destekleyip, bakın işte ne şahane bir kitap derseniz, bu durumda sizin değer yargılarınıza, tarafsızlığınıza ve doğruluğunuza inanmak mümkün olmaz.

    7. Son olarak şunu demişsiniz: "Müslümanlık HEDEF değil HEDEF'e götüren kesin, hatasız ve en kestirme yoldur."

    Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi, sizler müslümanlık penceresinden bakarak olaya yaklaştığınız için size İslamiyet kusursuz gibi görünüyor. Belli bir hedef varsa bile, bu hedefe gidilecek yolun müslümanlıktan geçmediğini söyleyebilirim. Yeterli derecede sorgulamada samimi oldukça ve kendi mesnetsiz iddiamızı haklı çıkararak bir yerlere varmaya çalışmadıkça hepimiz söyleyebiliriz bunu.

    Bu noktada, "Sen de aynı şekilde agnostik tavrına sarılmış, kendini haklı çıkarmaya uğraşıyorsun." diyebilirsiniz. Belki de haklısınızdır ama en azından benim belli bir kitabım ve bana buyrulan emirler yok. Sadece aklım ve vicdanım var. Doğrulamam gereken, her olumsuz eleştiriden sonra imanımı korumak için bir şekilde kurtarmam gereken kitabi prensiplerim, kendime mutlak biçimde örnek almam gereken çok eskiden yaşamış bir peygamberim veya hiç görmediğim ama doğruluğundan kuşkulanmanın uygun sayılmayacağı mucizeler yok. Ve daha da önemlisi, "Bu neden doğru? Çünkü Kur'an'da yazıyor. Peki doğruluğundan nasıl emin oluyorsun? Çünkü Allah'ın buyruğu. Peki Allah'ın buyruğu olduğunu nereden biliyorsun? Çünkü Kur'an'da yazıyor." gibi bir kısır döngüyle değil; çok daha özgür bir hür iradeyle debeleniyorum bilinmeyenin içinde.

    YanıtlaSil
  97. Hayyam ne güzel yazıyorsun, güzel cevaplar veriyorsunda, bunu yorum bölümü yerine konu başlığı yapsan daha sağlıklı okuyacağım. Bloğunu sürekli takipteyim. Şu uzun yorumlar hiç iyi olmuyor.

    Böyle uzun cevapları hiç yoruma yazma. Direk konu aç. Sıkıntılı oluyor.

    YanıtlaSil
  98. Hem okuyucu genelde daha çok konuları görüyor, yorumları görmüyor.

    YanıtlaSil
  99. Yorumlarda spontane geliştiği için yazdıklarım, daha doğrusu karşıdakinin argümanına göre şekillendiği için, bir başlık altında toplayıp isim vermek zor.

    Yine de bu dediğini dikkate alacağım; bundan sonrasında belki bir "Sık Sorulan Sorular" minvalinde bir şeyler yapılabilir ve konu konu düşüncelerimi yazıp, ayrı ayrı başlıklarla yayınlayabilirim.

    YanıtlaSil
  100. Sık sorulan sorular filan değil, Belli başlı kavramlar başlığında yazılabilir.

    Cennet dersin düşüncelerinizi dizersin.
    Cehennem dersin, şeytan dersin, ceza dersin, ödül dersin ...... falan filan.

    YanıtlaSil
  101. Yok, zaten Sık Sorulan Soruları öylesine dedim; kastettiğim belli bir düzen içerisinde nokta atışı yapacak şeyleri belirtmek.

    Neyse, teşekkür ederim fikirlerini belirttiğin için; bundan sonrası zaman bulmama ve aklımda ne yapılması gerektiğini tam oturtmama kaldı.

    YanıtlaSil
  102. Merhabalar sayın hayyam;
    başlangıç olarak yazım tekniğinizle ilgili acizane bir şikayetim olacak bir sual soruyorsunuz sonrada kendinizce benim o şekilde bir cevap vereceğimi ön kabul yapıp ona göre metninizi kurguluyorsunuz
    Alıntılar:Siz şimdi "O her şeyi yaratandır, O'nun emirlerine karşı gelmek böylesi bir cezayı hak getirir." düşüncesi içerisindesinizdir….
    Bu noktada "Allah'ın takdiridir senin cehenneme gidip gitmeyeceğini, bilemezsin." gibi bir şey derseniz; o halde Kur'an'ın cennet ve cehenneme kimlerin gideceğiyle ilgili ayetlerin hepsi anlamsız olur ve "benim kalbim temiz" gibi ne olduğu belirsiz bir tesellinin altında kıvranır dururuz.
    << sizce bütün verilebilecek cevaplar bu kadar mı?>>

    Alıntı:Peki ortalama olarak 60 yıllık bir insan yaşamında Kur'an'ın tanrısı olan Allah'a iman etmemek, sonsuz bir cehennem ateşi içinde derisi değiştirile değiştirilerek yakılacak, kaynar irinler içirilecek kadar adil bir ceza mıdır?
    << Savaş başlatan bir askeri düşünün ve o savaşta sizin yazdığınız tabirlerden daha fazlasının bu savaşta meydana geldiğini ve bu işkenceye maruz kalanların arasında da sizin sevdiklerinizin olduğunu peki siz karar verin bu kadar az sayıda bir cinayete ne karar verirdiniz ? örnekleri eğer inceledi iseniz inkarın ne kadar sayısız cinayetlere sebep olduğunu görmeniz gerekirdi tabi burada yaşam hakkına sahip sadece insanı görüyorsanız ;doğayı oluşturan tüm güzellikleri zerreden galaksilere kadar sayısı sonsuzlara ulaşan nesnelerin katlinden (HEDEFe ulaşma gayesini engelleme) bahsediliyor. Eğere siz inkar da ki cinayeti göremiyorsanız o zaman kainatın yaratılış gayesinde algılama problemleri vardır. Eğer sorun HEDEF te ise akli olarak öyle bir gaye söylemelisiniz ki cinayet ortadan kalksın. Zaten sizde kainatın başı boş öylesine boş vakitte tasarlanmış ve hiçbir amaç güdülmemiş demiyorsunuzdur, diyenler için ise bu akıldan çok uzaktır. İnsanın bile hayatta acayip gayeleri varken , kainatın gayesiz yaratıldığını söylemek ya acizlikten kabullenmektir veya mantık ağında ciddi bir problem var demektir. Sonuç olarak Bence bu hüküm tam bir ADALETTİR.>>

    YanıtlaSil
  103. Alıntı:"yani yaratıcıya karşı isyankar bir tavır değil"
    <>
    Alıntı:"Oysa namaz, en fazla bir meditasyon çeşidi olabilir ve dolayısıyla asla doğa-üstü bir şey bahşedemez."
    <>

    YanıtlaSil
  104. Alıntı:"yani yaratıcıya karşı isyankar bir tavır değil"
    <>
    Alıntı:"Oysa namaz, en fazla bir meditasyon çeşidi olabilir ve dolayısıyla asla doğa-üstü bir şey bahşedemez."
    <<size hediye verildiğinde herhalde teşekkür etmeyi bir borç bilirisiniz namazda kasıt da budur Teşekkür etmek her halde doğa üstü bir olgu olmasa gerek tabi burada denebilir ki allaha teşekkür etmek için illa namaz gerekmidir hayır ama nezaketen iyilik yapana sorarsınınız size nasıl teşekkür edebilirim diye karşı tarafta gerek yok diyebilir ama yine de şöyle şöyle yapabilirsin diye açıklama gelmesi gayet doğaldır. tabi sizin burada sanki teşekkür bekliyormuş gibi bir de yol gösteriyor demeniz teşekkür isteğinizle bağdaşmaz çünkü bu yolu soranın niyetinde teşekkür etmek vardır namazda aynı teşekkür gibi yapmak isteyenedir.

    YanıtlaSil
  105. Alıntı:"yani yaratıcıya karşı isyankar bir tavır değil"
    sözünüzden anladığım kadarıyla sizin bir yaratıcı inancına sahip olduğunuz fakat bu yaratıcının nasıl bir yaratıcı olduğunu akıl ile onu tarif etmekte çabalıyorsunuz. Bu çabanız tabiki de takdire şayandır fakat teşbihte hata olmasın tıpkı sudaki balığın suyun tamamını tarifi ne kadar imkansız ise sınırlı bir akla sahip insanın da her yönden sınırsız bir yaratıcıyı kavraması imkansızdır.İşte tam burada kuran insana yardım elini uzatıyor keşke kuranın sadece küçük bir cüzünü oluşturan hukuk kuralları yerine 2/3 nü oluşturan imana dair ayetler incelenebilse idi. ama çoğu insanın doğası gereği muhalefet duruşu tabi ki de çok önemli bir özellik,bu özellikten ötürü insan ilk bakışta o ayetlerle bulunduğu şartları(bu şartlar insanın özgür dediği düşünce hayatında ön yargılar oluşturur) kıyas ederek aceleci bir yargıya varıp inkara kalkar. kuranda çoğu ayette genelde sonlarında allaha ait bir isim geçer bunlar en güzel isimler olarak adlandırılır kimine göre 99 kimine göre 1000 gerçek sayısını allah bilir. Bu isimlerin anlamlarını derinlemesine insanın tahkik etmesi gerekir. o isimler sayesinde allah insanlara kendini tanıtır zaten bu isimler kuranda yazıldığı gibi kainatı ve zerreleri melekleri kısacası allahtan gayri herşeyi oluşturan birer sırlı anahtardır.feyz ve tecelliyat hakkındaki yorumlara bakmanı tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  106. Alıntı:"Oysa namaz, en fazla bir meditasyon çeşidi olabilir ve dolayısıyla asla doğa-üstü bir şey bahşedemez."
    size hediye verildiğinde herhalde teşekkür etmeyi bir borç bilirisiniz namazda kasıt da budur Teşekkür etmek her halde doğa üstü bir olgu olmasa gerek tabi burada denebilir ki allaha teşekkür etmek için illa namaz gerekmidir hayır ama nezaketen iyilik yapana sorarsınınız size nasıl teşekkür edebilirim diye karşı tarafta gerek yok diyebilir ama yine de şöyle şöyle yapabilirsin diye açıklama gelmesi gayet doğaldır. tabi sizin burada sanki teşekkür bekliyormuş gibi bir de yol gösteriyor demeniz teşekkür isteğinizle bağdaşmaz çünkü bu yolu soranın niyetinde teşekkür etmek vardır namazda aynı teşekkür gibi yapmak isteyenedir.
    Alıntı:"Gelgelelim, namaz kılmadığım için kötülüğe bulaşacağımı sanmıyorum. Kötülük, daha doğrusu başkalarına zarar verici bir eylemi gerçekleştirme, namaz ile çok az ilgili bir şeydir. Bir inançsız olmasına rağmen, yani namaz dahil hiçbir ibadeti gerçekleştirmemesine rağmen gerçekten çok iyi insanlar var ve demek ki namaz olmadan da iyi insan olunabilir. Tabii sizin için iyilik yalnızca tanrıya iyi kulluk etmek, onun rızasına uygun şeyler yapmaksa iyi olmak, dünyevi hayattaki eylemler ikinci plandaysa, bilemem"
    kötülüğün başkalarına zarar verebilecek davranışlar olarak algılanması bence yetersizdir.başkalarının içinde canlı cansız herşey kendinde dahil isen doğrudur.kötülükten kasıt bence zulümdür zulüm ise bir şeyin hakkını başka şeye vermektir en kapsayıcı tanımla, bir örnek yeter bence alkol almak belki başkalarına zarar vermez ama bedenine zarar verdiği aşikardır zulmün tanımını bu örneğe uygularsak bedenin hakkı olan sağlığı sen kalkıpta nefsinin hevasına veremezsin bu zulüm olur. namazın insanı bu zulümden nasıl alıkoyacağını izah etmeye gerek var mı bilmiyorum ama yinede bir cümle yazayım içkili iken namaz kılınmaz. insan HAKKIYLA namaz kıldıktan sonra belli bir süre metafizik gerilim içinde olur ve rabbiyle irtibatta olduğunu hisseder ve bu his onun kötülüklerden korunmasına yardımcı olur günde en az 5 defa tekrarlanmasının hikmetlerinden biri de budur.

    YanıtlaSil
  107. Alıntı:"Bu savınız o kadar mesnetsiz ki, neyi nasıl oturtacağımı bile anlayamadım. Yazınızın ileriki kısımlarında da bunun gibi temeli olmayan iddialar ileri sürmüş, şahsi kanaatinizi sanki bir gerçekmiş gibi belirtmişsiniz. Burada da, sanki cennet ve cehennem gözümüzün önüne duruyor ve bizler ona bakarak Allah'ı inkar ediyormuşuz gibi bir izlenim oluşmuş
    Bir şeyin delil olması için, önce o delil olan şeyin elinizde gerçekten var olması gerekir."
    benim bahsettiğim allahın varlığına delil olduğudur. buradan hareketle allahın varlığını bilmiyoruz ama ona imanı ön kabuldür, yukarıda bahsettiğim en güzel isimlerden yola çıkarak tabi bunlar da ön kabuldür ama burada şöyle bir tez ortaya atılabilir eğer inandığımız yaratıcının nasıl biri olduğunu düşünüyorsak ulaşacağımız nokta burasıdır yani öyle bir yaratıcı olmalı ki bu özelliklere sahip olmalı şimdi bu isimlerden yola çıkarak mevzuyu anlatmaya çalışayım Saltanat sahibi--emrindekilerini motive için Mükafat ve mücazat gerektirir, Kerem -- Sınırsız ikram etmek ister, Merhamet--affetmek ister, Celali--Cezalandırmak ister,Adalet--Hukukun muhafazasını ister, Cemal--Sonsuz görünmek ve görmek ister, Hafiz--Kayıt altına alır Kayıt ise muhasebenin işaretidir, Sadikul-Vaad--Vaadini tutar. Vaade hulf Azamete zıttır, Baki olan Halık , Baki olan alemi de yaratacaktır. kısacası Esma-i İlahinin tam tezahürü için ahiret vardır.

    YanıtlaSil
  108. "Kur'an'ın lanetlediği çoktanrıcılık ve putperestlik gibi birçok din vardır. Şimdi siz, bu dinlerin bile Allah tarafından mı geldiğini iddia ediyorsunuz?"
    hayır sizin din diye saydıklarınız sadece insanlar tarafından oluşturulan belli prensiplerdir. ve insan zekasının ürünü olduğu çok bellidir. islamın prensipleri ise kuranla sabittir ki insan ürünü olmadığı çok aşikardır çünkü kuran indirildiği dönemden öncesi ve sonrası hakkında o kadar mucizevi bir biçimde örnekler sunmaktadır ki insan ürünü olmasına imkan yoktur.
    "Peki, eşcinsellik akla ve mantığa gerçekten aykırı mıdır ki Lut kavminin yaptığı iş iğrenç olarak değerlendiriliyor?"
    Bu konu da yine zulümle alakalı bir konu cinselliğin amacı zevk almak değil üreyip çoğalmaktır zevk ise insanı bu yola götüren araçtır. yani helal olan eşinizin hakkını yine nefsinize vermektir. günümüzde cinsellik o kadar nefsani gösterilmiştir ki bırakın eş cinselliği ensest ilişkileri bile aklı örterek normalleştirmiştir. kalkıp ensest ilişkide akla uygundur demek herhalde abesle iştigaldir.bir şeyin nefse hoş gelmesi ayrı bir şey akla uygun olması ayrı bir şeydir. bu konuya daha derin olarak girmek istemiyorum çünkü bu durum bazılarında pisikolojik bozukluklardan ötürü ortaya çıkmıştır.

    YanıtlaSil
  109. "Başka bir örnek vereyim: Kur'an'da Allah'ın varlığını reddedenlerin aşağılık mahluklar olduğunu, hayvandan beter oldukları, akılsız oldukları vs. defalarca söyleniyor. Ben Allah'ın varlığına inanmayan biri olarak akılsız mıyım? Eğer buna cevabınız, "Evet, gönül gözün kapanmış, aklın örtülmüş, şeytanın vesvesesine kurban gitmişsin." gibi şeyler olacaksa, zaten sizinle bir daha tartışmaya lüzum yok demektir."
    tabiki de akılsız değildir öyle biri ,öyle olsa zaten dinen mükellef olmazdı onlar akılsız değil aklını kullanmayanlar içindir. hayvandan daha aşağı olmasına gelince insan yetenekleri sebebiyle dünya lezzeti adına hayvanlardan çoğu zaman aşağıdadır mesela gelecek korkusuna veya geçmişte kalmış lezzetleri düşünebilen bir insan bu durumda tabi ki hayvandan daha aşağıdadır fakat inanan insana ne gelecek korkusu ne de geçmişin bitmiş lezzetleri elem veremez.

    YanıtlaSil
  110. saat 01:21 de yayınlananların 2. ve 01:22 de yayınlanan yorumlar yanlışlıkla yayınlanmıştır diğer itirazlara cevaplara vakit yetiştiremedim sonra yazarım inşallah

    YanıtlaSil
  111. "Peki, Allah'a inanmayanlara bizzat Allah tarafından hakaret edilmesi akla ve mantığa uygun mudur? "hakaret etmek kelime anlamına baktığımızda onur kırma, onura dokunma, küçültücü söz ya da davranış. küçüklük. İtibarsızlık. hor ve hakir görmek. küçümseme. küçük görme. tâzimsizlik gibi anlamlar karşımıza çıkar Buradan yola çıkarak yalancılığı, sabit olmuş birine yalancı demek ona hakaret olarak algılanmamalı sadece tespittir hatta söyleyenin niyetine bakarsanız belki de doğru olması için söylenmiştir. küfür edenler için hayvandan da aşağıdadır sözünün hakaret değil sadece tespit olduğu yukarıda izah edilmişti.

    "Gelelim başka örneğe: Kur'an'ın birçok yerinde öldürme emirleri verilmekte. Gerek cihad adı altında, gerek sadece dini korumak adı altında. Özellikle Allah yolunda savaşmanın ve bu uğurda verilecek zararın Allah katında affedilip, hatta mükafatlandırılacağı söyleniyor. Peki, bir insanın bir dini yayması veya koruması için insan öldürmesi akla ve mantığa uygun mudur? "burada iki olayı iç içe sokmuşsun yani dini yaymak başka dini korumak başka zaten bence bunlar ikisi içinde insan öldürülmez mesela biri senin dinine küfür ediyorsa ortadan kaldırılması gereken şey küfürdür kafir değil yani insan canı değil, bu anlayışla zaten islam da günahkarlarla değil günahlarla mücadele vardır(cihad budur) bu da insan öldürmekle olmaz. Eğer bir gurup birilerinin canlarına kast ediyorsa o birileri canları için allah yolunda onlarla savaşabilir tabi bunun bile hukuku vardır.Kimse şunlar benim canıma kast etti gideyim onları öldüreyim diyemez hele bir de bunu allah yolunda yapıyorum diyemez. Canları için Allah yolunda savaş nasıl olur? can insana HEDEFe ulaşması için verilmiştir. eğer o cana kasıt varsa canın dolayısıyla HEDEFin korunması için savaş yapılabilir.Hatta Hz Ali den bir örnek vereyim Uhud savaşında yere yatırdığı düşmanı öldürmek üzereyken düşman Hz Alinin yüzüne tükürür. O da artık HEDEFiyle fiilinin arasına nefsi girdiği için o adamı öldürmemiştir. Yani her fiilde gaye HEDEF olmalıdır. Ve hiçbir HEDEFe gayri meşru yollardan ulaşamasın.Ayet: Hayır(iyilik) barıştadır.

    YanıtlaSil
  112. Ya varsa örneğini Hz ali değil paskal vermiştir dostum iyi araştır :)

    YanıtlaSil
  113. Ya varsa örneğini Paskal da vermiş mi, bilmiyorum; ama Hz. Ali'den böyle bir anekdot aktarıldığı kesin. Ben bunu değil de şunu söyleyecektim esasında:

    Ben İslam'la ilgili yüzlerce eser ve İslam'ın anayasası hükmünde olan Kuran'ı Arapçasıyla anlayacak kadar çok okumuş ve hala müslüman olan biri olduğum halde yazının hakkaniyeti, dürüstlüğü ve akıcılığı beni cezbetti. Bana şu anlamdaki ayeti hatırlattı: Onlar(müminler)tüm sözleri dinlerler ve en güzeline tabi olurlar. Bence bilgili birikimli insanlara hakaret edeceğimize onları iyice dinlemeli ve algılamadan yargılama hastalığımızdan vazgeçmeliyiz. En azından kendisine müslüman diyenler bunu yapmalı. Ziya Paşa'nın dediği gibi "En ummadığın keşfeder esrar-ı derunun/ Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın?"
    Son sözüm: Bilgi güçtür ve yazıyı yazan arkadaşın gücüne hayran kaldım.

    Her kime hikmet verilmişse ona büyük bir hayır verilmiştir.(Sevdiğim bir ayet meali, evet sev(e)mediğim ayet mealleri de var. Senin yok mu? En azından kendini kandırma!)

    YanıtlaSil
  114. Kuran ı zaman zaman okuduğumda ayetlerin söyleniş biçimi,manası veya konusu olarak bir çoğu bana anlamsız gereksiz geliyor.yüce Allah neden bunları söyledi veya gerek duyduki gibi yorumlamama neden oluyor.Beni çok etkilemiyor.Benmi göremiyorum.yada nasıl görmeliyim.
    muhteşem,bir benzeri olamaz.1 ayeti bile yazılamaz deniyor...bir akış mı varda ben göremiyorum.beni nedden etkilemiyor nerede eksiğim var.inançsız biri değilim ama ben bu hissi bir türlü hissedemiyorum...onlarca cümle tekrar ediliyor.andlar içiliyor.hikayesini bile bilmediğimiz olaylar anlatılıyor...gerek var mı diye içten içe düşünüyorum...
    bu konuda yardımcı olacak var mı bana...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuran bir yaratılış/insanlık tarihi hikayesidir.
      Ragıp Şevki Yeşim'in "ALLAH'ın gazapları" kitabını oku.
      Ben sadece 1. cildini bulabildim. 4 ciltmiş.
      Yaratılışı ayrıntılı anlatıyor.
      Kuran adeta onun bir özeti.
      Daha sonra kuranı anlayarak okuyabiliyorsun.
      Mükemmel bir kainat/yaratılış gerçeği hikayesi.
      Tanrı sözleridir, bir insan yazımı değil, anlarsın o zaman.

      Sil
  115. Sayın adsız,

    Benim veya benim gibi olanların edebileceği yardım -veya buna yardım demeyelim, irdeleme diyelim- tam da bu ve benzeri sebeplerle Kur'an'ın geçerli ve özel bir kutsiyeti olmadığını belirtmek olacaktır. Kuşkusuz birçok mitten farkı yoktur islamın ve sizin gibi bu basitliği -yani Kur'an ayetlerinin özel bir his yaratmayışını- inançlı olan kimse kolay kolay ifade edemez. Kanımca bu çok önemli ve ciddi bir objektiflik ve samimiyet içermektedir.

    Kur'an'ı okurken manevi olarak kendini özel hisseden kimselerin sonuca odaklı motivasyon içerisinde olduğunu düşünüyorum. Kur'an'ın kutsal olduğunu ve direkt tanrının sözleri olduğunu kabul eden ve içinde manevi duyguları yüksek olan kimse için, elbette en gereksiz görünen ayetler bile uhrevi görünebilir; ancak biz inançsızların da temel bireysel dinsel deneyimi, bu uhreviyatı yakalamayışta, islamı özel kılan bir yan bulamamaktadır. Zaten dinde özel bir yan bulmaya programlanmamış bir zihin de, bir müddet sonra, ilahi olduğu söylenen emirleri sorgulamaya, gerçekten bunlar evrensel mi diye incelemeye başlar.

    Bu aşamada İlhan Arsel, Turan Dursun veya Erdoğan Aydın gibi kimselerin kitaplarına göz atmanızı tavsiye ederim. Sizi bir sonuca götürecek ipuçları bulabilirsiniz onlarda.

    YanıtlaSil
  116. Hz. Ali (r.a) gayet güzel anlatmış fakat siz anlamak istediğiniz gibi anlamışsınız. Şimdi size bir örnek vereceğim. Küçük bir çocuğun size okuduğunuz üniversitenin herhangi bir dersinde sizin anlayabileceğiniz bir tanımlamayla yapılan birşeyi sorduğunu düşünün. Bunu siz o çocuğa sizin öğrendiğiniz o tanımlamı anlatırsınız, yoksa onun yaşına uygun olacak örneklemelerlemi anlatırsınız? Hz Ali(r.a) de ahirete ve yapılan ibadetlerin saçma ve gereksiz bulan kişiye onun anlayacağı şekilde gayet güzel anlatmıştır. "Yoksa biz bişey kaybetmeyiz" derken bunun böyle olma ihtimalini düşünerek değil karşısındaki kişinin anlayabilmesi için söylemiştir.

    YanıtlaSil
  117. Herhangi bir yaratıcıya inanmamanın bize kazandıracağı ne ki? Ateist olmak bana ne kazandıracak. Anlatında bilelim. Sadece inanan insanlara saldırmaktan başka bir bildiğiniz yok. En azından ben birşeye inanıyor ve o uğurda ölmeyi bile göze alabiliyorum. Ya inanmayanlar hayvanlardan ne farkı var. Hiç bir şeye inanma ye otunu iç suyunu inekler gibi yaşa git.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dindar mısınız yoksa tüccar mı, anlayamadım bir türlü.

      Sil
    2. Bunlar bir Dindarın, müslümanın sözleri olamaz. Hayır hayır, bir müslüman böyle olmaz. Ben inanmıyorum.

      Eğer müslümansan, o beğenmediğin ineğin sütünü içerek büyüdün, yoğurdumu yiyorsun, kurbanda kesip yanına ayran yapıyorsun, nankör.

      Sil
  118. Sayın editör .

    Öncelikle kültürlü ve samimi bir kafir olduğunuz çok belli ...Hz. Muhammed in hayatını okudunuz mu ? Okumadınızsa hemen okuyun ltf..

    ben şu soruyu cevaplamanızı istirham ediyorum .

    1-okyanuslarda sıcak su ve soğuk su akıntılarının birbirine karışmadan aktığını
    bilim dünyası yeni bulmuşken kur an nasıl 1500 yıl önceden biliyor ?

    2-Kuranda evrenin sürekli genişlediği yazar..Peki 1500 yıl önce Hz muhammed bir teleskop yapıp izlemiş olabilir mi ?

    3-Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzüp giderler. (21: 33)

    Nasıl olurda bu bilgiyi yıllar önce hz muhammed bildirmiştir.?

    4-Sonra onu dayanıklı bir karar yerinde bir damlacık haline getirdik.(23:13)
    Sonra o damlacığı asılıp tutunan birşeye dönüştürdük…(23:14)

    Peygamberimiz’in yaşadığı döneme göre böyle bir embriyolojik bilgi nasıl edinilmiş olabilir?

    Anlaşılan o ki siz kuranı incelemeden işkembe i kübradan sallıyorsunuz.Eğer bilime inanıyorsanız yukardaki bir kaç mucizevi hadiseyi de bize hangi tesadüflerle açıklarsınız.

    Birkaç polemik malzemesi felsefik safsatayla nereye ulaşabilirsiniz.hadi allahı görmüyorsun da kuranı da mı görmüyorsun ?
    allah kalbinize hidayet versin ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın imana gel,

      Gerek ve yeter miktarda, -islamiyet başta olmak üzere- din bilgisini haiz olduğumu düşünüyorum. Size de samimi tavsiyem, islami kaynakların dışında da olayı ele almanız ve incelemenizdir. Özellikle mucize iddiaları gibi şeyleri ciddiye almamanızı da ayrıca salık verebilirim. Bugün teologların hepsi, dinin geçerliliğini Kant'ın ahlak teorisi gibi felsefi argümanlar üzerinden açıklamaya çalışıyorlar; çünkü bilimsel hiçbir veri, dini ve özellikle islamı desteklememektedir. Şayet din dışı kaynakları referans almak istemiyorsanız bile, Mehmet Aydın veya İhsan Eliaçık gibi kimseleri incelemenizi öneririm (Edip Yüksel'in 19 mucizesi iddialarını saymazsak, onun da dine bakış açısı kayda değerdir). Harun Yahya veya Ömer Çelakıl gibi kimselerin uydurma iddiaları ne inancınıza bir şey katar, ne de dininizi iyi temsil edebilmenizi sağlar.

      Sorduğunuz sorulara ise şu cevaplar verilmiş durumdadır:

      1. http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/

      2. http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/

      3. http://www.mucizeyalanlari.com/gunesin-gidis-istikameti/

      4. http://www.mucizeyalanlari.com/kurandaki-embriyoloji/

      Sil
    2. Sen imana gel diyorsunda iman kaç para biliyormusun? İman için, cennete girmek için harcadığım parayı kenara koysaydım şimdi kim bilir nerelerdeydim.

      Sil
  119. SAYIN EDİTÖR: Aslında siz de bir nevi müslümansınız..biz nasıl görmeden sadece dünya daki verileri akılla yoğurup iman ettiysek sizde ateistlerin müslümanı sayılırsınız..Çünkü siz de allahın var ettiği bu kadar veriyi görerek körü körüne reddediyorsunuz..Bu kadar veri yüce allahın varlığını ispat etsede siz yine de kendi içinde çelişkilerle dolu sözde bilimsel açıklamamalarla kendinizce bir bakış açısı getirmişsiniz.

    Gelelim asıl meseleye ..Pekala bu kadar organize olarak hazırlanmış başka bir kitap gösterebilirmisiniz.Kuran zaten sizin anlaymayacağınız bir dil değil .Çok sade ve açık bir dille yazılmış.Kur anı kerim de bulunan bir çok olay (mucize) nasıl tasarlanmış olabilir.KiM HAZIRLAMIŞ OLABİLİR? Evrenin kendi kendine oluşma ihtimali (bilimsel verilerinize göre ) yüzde kaçtır ?Bir ağacın durduğu yerde basit bir tabure olma ihtimali ile yaklaşık değerde olabilir mi yoksa daha mı zordur?

    Evrenin ezeli nedir ? bana toz ve gaz bulutu vs dersen ondan öncesi neydi diye sorarım ?

    Şu sizin materyalist felsefe yumurta bal vs.üretebilir mi ?

    Hayvanların aklı olmamamasına rağmen içgüdüsel olarak yaptıkları işler tesadüfle açıklanabilir mi ? Ve ya canlılarda ki içgüdü nasıl oluşmuştur ?

    Dünyada bu kadar insan yanılıyor olabilir mi ?(tek allah yüce yaratıcı konusunda)

    Dna dizilimlerinin tesadüfen oluşma ihtimali var mıdır *

    herhangi bir eser, göz ile göründüğü hâlde, ustası akıl ile anlaşılır.Görmediğime inanmam diyen bir insan, bu eserin yapıcısını inkâr durumuna düşer. Aynen bu örnekte olduğu gibi, sonsuz bir kuvvet, ilim ve sanat ürünü olan bu muhteşem kainatı seyrettiği hâlde, onun sanatkârını kabul etmeyen insan, ilim ve akıldan uzaklaşmış olur mu ?

    Ve hiç bir insanın aklı görünmez .Siz bana aklınızın olduğunu ispat eder misiniz?(zorunlu değil )Veya bana acıyı gösterir misiniz.? bu kavramlar görünmediği için saçamadır yoktur cebvabınızı da kabul ederim..

    Son olarak
    1-siz dinin neyinden rahatsızsınız?
    2-Dinde yanlış olan ne var ?(beşeri algılamalar ve uygulamalardan bahsetmiyorum )
    3-İnsanların allaha inanıp ibadetlerde bulunması neden zorunuza gidiyor yada neden eleştiriyorsunuz .?
    4-Bize göre her şey allah tarafından yaratılmıştır tüm imanımızla tasdik ederiz..
    Sizin anladığınm kadarıyla bilimselliğie çok değer veren birisi olarak allahın varlığını ispat eden bir teziniz var mı oldu mu bundan sonra olur mu ? Körü körüne ateistliğe devam mı edeceksiniz ?Bilimsellik şüpheciliktir .Allahın varlığından hiç şüphelendiniz mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın imanagel,

      Aslında herhangi bir cevap vermemeyi yeğledim ilk başta, ancak sonra, bunun, ucu açık bir tavır olacağını düşünerek, neden cevap vermemeyi yeğlediğimi açıklamakta karar kıldım.

      İlk olarak, "Siz de allahın var ettiği bu kadar veriyi görerek körü körüne reddediyorsunuz." demişsiniz. Öncelikle böyle bir iddia ile tartışmaya başlarsanız, amacınızın yapıcı değil, dikte edici olduğunu düşünürüm. Hoş, 'imanagel' kullanıcı adı da aksini söylemiyor ama yine de fikir tartışmalarında önyargıyı pek sevmem.

      Yukarıdaki ifadede körü körüne, gördüğüm ilahiliği reddettiğimi belirtmişsiniz. Öncelikle, ne ben evrende yaratıcıya dair bir iz görüyorum ne de körü körüne yaratıcının var olduğunu reddettiğimi düşünüyorum. En azından bu blog bile, benim herhangi bir kimseden daha fazla tanrı ve din üzerine yoğunlaştığımın göstergesi sayılabilmelidir. Elbetteki bu, nihai bir bilgi dağarcığına sahip olduğum anlamına gelmemelidir, ancak yine de, 'körü körüne yaratıcıya ait delilleri reddetmek' suçlamasını da kabul edemem.

      Kur'an'daki mucizelerden veya inanılmaz düzeninden bahsetmişsiniz. Ancak ben böyle bir düzen göremediğim gibi, tam tersine, çok daha düzensiz, birbiriyle uyumsuz söylemler ve bilimsel anlamda ilkel bir yaklaşım görüyorum Kur'an'da. Dolayısıyla, Kur'an'daki bu mükemmelliği nasıl açıklarsınız dediğiniz şeye karşılık, öyle bir mükemmellik olmadığını söylüyorum.

      Temel olarak bilimsel sayılması gereken sorularınızın ise yine Harun Yahya gibi kimselerin öğretilerinden kapılmış ezbere sorular olduğunu düşünüyorum. Bunu da, evrenin var olma ihtimali ile 'bir ağacın durduğu yerde basit bir tabure olma ihtimali'ni karşılaştırmanızdan çıkarıyorum. Evrendeki yasaları bu şekilde anlamanız veya -siz olaylara bu şekilde bakarken- benim bir şeyler anlatabilmem güç. Şayet bu soruların cevaplarını ciddi anlamda merak ediyorsanız, bilimsel kaynakları incelemenizi öneririm. Çünkü allah olmadığı için, tüm evren ve canlılık da kendi kendine var olmuştu ve bu varoluş, her bakımdan açıklanamamış olsa da, metafizik açıklamaları gerekli kılmayacak şekilde de yeterlidir.

      Öte yandan, sizlerin bu ve benzeri sorulara vereceğiniz cevap nedir?

      -Evren nasıl oldu?
      -Allah ol dedi ve oldu.
      -Canlılık nasıl ortaya çıktı?
      -Allah ol dedi ve oldu.
      -DNA nasıl RNA'dan evrildi?
      -Allah ol dedi ve oldu.

      Bu şekilde uzayıp gider konu. Bilimsel açıdan irdelenip bir cevap sunulabilecek her konuya, 'allah ol dedi ve oldu' demek, bir cevap vermek demek değildir. Bu bakımdan, bilim bu sorulara cevap veremeseydi bile -ki veriyor- sizin de herhangi bir cevabınız olmuş olmayacaktı. Anlıyorum, şu an için söylediklerim makul gelmiyor size, allahın ol demesi ve her şeyin öyle olmuş olması aklınıza yatkın geliyor, lakin olaylara ne yazık ki böyle yaklaşamazsınız.

      Sil
    2. Son sorularınıza da kaba taslak yorum yapmam gerekirse;

      1. Dinler, insanlık tarihi boyunca savaş sebebi olmuştur; toplumları kontrol etmek amacıyla, bireylerin hak ve özgürlüklerine ket vurmuştur. Şu anki dünya düzeninde bile, özellikle Orta Doğu'da, geri kalmışlığın en önemli etkenlerinden biri dindir. Çünkü içindeki emirler bir yaratıcının emirleri değil; ilkel inanışların bir lider tarafından toplu hale getirilip dikte edilmesinden oluşmaktadır.

      2. Dinin en yanlış yanı, beşeri uygulamalarıdır zaten. Din kendi içerisinde hem iyi hem de kötü emirler içerir; ancak beşeri yansıması her daim çok daha kötü olur. Dindar bir toplumda bireylerinin özgür ve demokratik bir biçimde yaşadığı pek görülmez. Bunun sebebi de, dinin baskıcı yanının kendini uygulatmasıdır. Bu da dinin doğası gereğidir. Çünkü, din, kendi zamanının ilkel inanışlarını kanunlaştırır, ki o zamana bile pek ilerici sayılmaz bunlar; ama ahlak sekülerleşir, evrilir ve gelişir. Böylece de hiçbir din, revize edilmeden modern yaşama uyum sağlayamaz.

      Şayet spesifik olarak islam dininin zararlı yanlarını söylememi istiyorsanız, bu blogdaki islamiyet bölümünde birkaç konu var, onlara bakabilirsiniz.

      3. Kişisel ibadetlerle bir derdim yok. Bence hiçbir tinsel geçerliliği olmadığı için gereksizler ama biri evinde namazını kılıyorsa da, gidip ona karışmam. Ama bir din asla basit ibadet boyutunda kalmaz: İbadete uymayanlara toplumsal müeyyideler uygulanır ve bu da hoş bir şey değildir.

      4. Bu soru için allah ve tanrı ayrımını yapmak gerekir. Allah, islam dinin öne sürdüğü, islamdan önceki putların en büyüğü olan el-ilah'ın evrilmiş halidir. Yani bir put olan el-ilah, daha sonra Kur'an'a allah olarak geçer; ve iddiası da, tek yaratıcı olmasıdır ve esmaül hüsna olarak da tanımlanan çeşitli sıfatlarla kendisini tanımlar. Bu, islam dininin hipotezidir.

      Oysa tanrı, insanlık tarihi boyunca ileri sürülen tüm yaratıcı modellerini kapsar. Diğer bir deyişle, allah, istediği kadar sınırsız ve tek olduğunu iddia etsin, o da tarih boyunca ileri sürülen tanrı modellerinden biridir sadece.

      Dolayısıyla, allahın olmadığını Kur'an'a bakarak söyleyebiliriz. Zira Kur'an'daki yaklaşımlar bilimsel olarak geçerlilik ifade etmez. Bunun en basiti de evrim kuramıdır kuşkusuz. Bilim bize göstermiştir ki, çamurdan bir erkeğin, onun kaburgasından da bir kadının yaratılıp dünyaya gönderilmesinden ortaya çıkmamıştır insanlar.

      O halde diyebiliriz ki, allah yoktur. Ancak, allah dışında, evrenin bir yaratıcısı -veya yaratıcıları- olabilir mi diye sorulursa, bu ihtimal dahilindedir ancak bilimsel olarak hiçbir geçerliliği yoktur bu iddianın. Bu, tamamen felsefi bir argüman olarak kalır. Çünkü bilim materyalisttir ve deterministtir -kuantum fiziğini ayrı tutuyorum-, dolayısıyla da tanrı gibi idealist ve kurallar üstü bir kavram fikrini irdelemez.

      Şöyle düşünün: Sanırım Borges demişti, 'belki de hepimiz bir ormanda gezinen jaguarın aklından geçen düşleriz', diye. Bu da varlığımıza tanrı kadar bir açıklama getirir ve aslında tanrının olma ihtimali ile aynıdır bu açıklama da.

      Toparlarsam, bilim tanrının varlığını ispatlar bilgiler sunmaz. Ancak, evrenin işleyişine dair edindiği bilgiler, genelde, beklenen teistik tanrı anlayışını yok edecek cinstendir.

      Açıkçası umduğumdan uzun oldu bu cevap, yine istemeden kendimi kaptırdım. Ama başta da dediğim gibi, neden sağlıklı bir tartışmaya giremeyeceğimizi belirtmeye çalıştım: Zira siz, sadece dini kaynaklardan beslenmişsiniz -ki bence o kaynaklar da çok sağlıksız kaynaklar, dini doğru düzgün anlamayan ve hatta dine zarar veren kaynaklar- ve bu yüzden bir yere varmamız güç. Bu, elbette ki, kötüniyetli olduğunuz anlamına gelmez.

      Saygılarımla.

      Sil
    3. Sayın İmanagel,

      Yazmış olduğunuz aşağıdaki cümlenin irdelenmeye ihtiyacı vardır.

      “Ve hiç bir insanın aklı görünmez .Siz bana aklınızın olduğunu ispat eder misiniz?(zorunlu değil )Veya bana acıyı gösterir misiniz.? Bu kavramlar görünmediği için saçmadır yoktur cevabınızı da kabul ederim”

      Nasıl ki bilgisayarın çalışması için bilgisayarın içinde bulunan devrelerdeki iletkenler (donanım) içinde elektronların hareketi söz konusu olup ve bu elektronların yarattığı elektrik akımı ve bunların oluşturduğu kodlar, bilgisayarın çalışmasını sağlıyorsa (yazılım), beynimizde de bunun karşılığı olarak birbirleriyle bağlantılı nöronlar (donanım) ve bu nöronlar arasındaki bilgi transferini sağlayan nörotransmitter denen kimyasallar vardır (yazılım). Nörotransmitter denen kimyasallar, nöron yan, beynimizdeki sinir hücrelerinin birbirleri ile bağlandığı yerdeki kesecikler vasıtasıyla, bir sinir hücresinden diğerine bilgi taşırlar. Söz gelimi bu nörotransmitterlerden biri dopamin adı verilen bir kimyasaldır ve bunun içinde, kömürdeki karbon, havadaki oksijen, gübredeki azot ve uçan balonun içine konan ve balonun uçmasını sağlayan hidrojen vardır. Ve formülü de C6H3(OH)2-CH2-CH2-NH2’dir. Yani beynimizdeki birçok nörotransmitterden sadede biri olan bu kimyasal olmasa idi, akıl diye bir şey olmazdı. Peki bu dopamin ne işe yarıyor? Hani, tuttuğunuz takım gol atınca sevinirsiniz ya, işte beynin salgıladığı dopamin sizi neşeli kılıyor. Bu nörotransmitter olmasa aklımız da olmazdı. Gol atılsa bile, bizler donuk donuk tv ekranına bakar dururduk. Keza, hani anneler çocuklarını doğuruyorlar ya, sonra da onları emziriyorlar ya bunu da sağlayan oksitosin adlı kimyasaldır. Eğer siz bu kimyasalı bir kadının (hayvanların dişileri için de geçerli) beyninden çıkartıp alırsanız anne hiçbir zaman çocuk doğurmak istemeyecek ve emzirmeyecektir. Yani kadınları çocuk sahibi olmaya iten bu kimyasaldır.
      Ayrıca, beynimizdeki zeka, akıl gibi unsurları sağlayan diğer etkenler bu kadarla değildir. Beynimizdeki bildiğimiz sinir uzantıları (akson, dendrit) üzerinde sofra tuzundaki Sodyum, muzdaki potasyum, kireçteki kalsiyum atomlarının iyonları vardır. Bu ve bunlardan burada ifade edilmeyen birçoğunun uygun kodlarda dizilmesi, nasıl ki bilgisayarın devrelerindeki yazılımı (programı) çalıştırıyorlarsa, beynin bu kimyasalları da akıl denen unsuru (yazılımı) oluşturuyor. Eğer siz, buradaki kimyasallardan sadece birini beyinden çekip alsanız akıl, zeka diye bir şey kalmaz.

      Ağrının, acının yeri gösterilebilir mi diye sormuşsunuz? Elbette ki gösterilir. Eğer internete bakarsanız, beynimizin ön lobunun yanında ve beyin kabuğunun altında insula diye isimlendirilen yer vardır. Biz insan olarak (hayvanlarda da öyle)acıyı işte orada hissederiz. İlginçtir ki, elimiz bir yere sıkıştığında hissettiğimiz acı ile aşık olduğumuz zaman çektiğimiz acı duyan yer aynı yerdir. Diyelim ki bir şeyden dolayı korktunuz. Peki şimdi soralım. Beynimizde korktuğumuz yeri gösterebilir misiniz diye. Elbette ki gösterebiliriz. Beynimizin ortasında ve her iki yarım küresinde amigdala olarak isimlendirilen küçük yapılar vardır. İşte, bir şeyden korktuğumuz zaman burası ile korkarız. Yani korktuğumuz yer gösterilebilir. Ola ki bir hastalık veya kaza sonucu ameliyat ile beynin bu kısımları alınırsa, insanlar hiçbir şeyden korkmaz hale gelirler. Yani bu kısımlar bizim korku merkezimizdir. Peki ben size sormak isterim, söz gelimi tuttuğunuz takım gol attığında sevindiğiniz zaman, sevindiğiniz bu yer gösterilebilir mi? Elbette ki gösterilebilir. Bu kısım da, beynimizin alın lobunun altında, gözlerimizin hizasında ve arkasındaki yerdedir. Adına da nucleus accumbens denir.

      Sil
    4. (Devam)

      Bir şeye sevindiğimiz zaman, bu kısma yukarıda sözünü ettiğim dopamin kimyasalı gider ve biz sevinmiş oluruz. Yani, beynimizde, elimizi, kolumuzu, bacağımızı oynattığımız hatta dilimizi oynatmamızı sağlayan sinir hücrelerinin olduğu yerler gösterildiği gibi, acı veya ağrı duyduğumuz, sevinç duyduğumuz veya korktuğumuz yerler de gösterilebilir. Peki bu yerler nasıl gösteriliyor derseniz, artık teknoloji, malumunuz çok gelişti. Bunu da fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) veya pozitron emisyon tomografisi (PET) ile gösteriyorlar. Eğer amigdala yazar ve Google’den aratırsanız, karşınıza çıkan yazıları okursanız en basitinden korkunun beynimizin neresinde olduğu konusunda daha geniş ve “akademik” yazılar sizi daha fazla tatmin edecektir diye düşünüyorum. Sonraki zamanda, ağrı, acı, sevinç vb diğer duygu konularını da daha fazla irdeleyebilirsiniz.
      Tabii ki bunlara bakarak, eski bir inanışa göre sevgi denen şeyin de, kalbimizde değil beynimizde olduğunu da söylemek gerekir. Eğer kalbimizde olsaydı, bir kişiye kalp nakli yapıldığında, başkasının sevgisini veya sevgisizliğini taşımız olurduk. Varsayalım ki bir kişi sevecen bir kişi ise ve kalbini aldığı kişi kötü kalpli ise, sevecen kişinin de kötü kalpli olması gerekirdi diye düşünebiliriz. Bırakın, başkasının kalbini almayı, yapay kalple yaşayanlar var. Yapay kalp, bildiğiniz üzere özel plastikten yapılmış bir cihaz. Buradan da anlıyoruz ki, sevgi denen şey, kalbimizde değil, beynimizde. Daha da özetle, biz insanların (hatta hayvanların) duygularının olduğu yer, beynimizin orta kısmında bulunan ve adına limbik sistem denen yerdir.

      Saygılarımla.

      Sil
  120. eROL BEY SİZİN AÇIKLADIĞINIZ ACININ YERİ DEĞİL KAYNAĞI VE OLUŞUMU İLE İLGİLİ DEĞİL .AMA KONUMUZ DA O DEĞİL ...BEN BİR ANLAYIŞTAN SÖZETMİŞTİM ..NESELA VİCDAN SEVGİ MERHAMET VS. BUNLARIN OLUŞUMUNUN CEVABINI MATERYALİZM VEREMEZ..

    SAYIN EDİTÖR
    BENİM SORDUĞUM SORULARA CEVAP VERMEMİŞ YİNE KENDİ BİLDİKLERİNİZİ OKUMAYA
    DEVAM ETMİŞSİZİ.

    Ve hiç bir insanın aklı görünmez .Siz bana aklınızın olduğunu ispat eder misiniz?(zorunlu değil AKIL NERDEDİR..

    Çünkü allah olmadığı için, tüm evren ve canlılık da kendi kendine var olmuştu ve bu varoluş, her bakımdan açıklanamamış olsa da, metafizik açıklamaları gerekli kılmayacak şekilde de yeterlidir.Bu cümleyi herhangi bir akıl seviyesi normal birine söyleseniz(Çünkü allah olmadığı için, tüm evren ve canlılık da kendi kendine var olmuştu cümlesini )size güler inanın ..herşey kendiliğinden oldu bravo valla tebrik ederim)

    Siz burda çuvalladınız sayın editör..Açıklayamadığınız bu evrenin yaratılışı sorusuna materyalistlerin cevabı yo k....

    ayrıca içgüdü ile ilgili sorulara da cevap verememişsiniz çünkü cevabı yok .

    Ayrıca ben namaz kılmazdım yaklaşık 2-3 gündür başladım ..allah sizden razı olsun ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın İmana gel,

      Her ne kadar, konunuz Sayın Hayyam ile olsa da, yazılan konular, sitenin takipçileri tarafından da okunmaktadır. Dolayısıyla, bir konuyu tartışırken, konunuzun ana çatısını veya özünü anlatmak için kullandığınız, destek aldığınız kavramların da kendi içinde tutarlı olması lazım diye düşünüyorum. Eğer söylemlerinizi bir üniversitenin ilahiyat fakültesinden bitirme tezi, yüksek lisans ve doktora tezi olarak sunmaya kalksanız, tezini savunurken karşınızdaki jüri, size, savunduğunuz tezin hangi kavramlarla dayanarak oluşturduğunuzu soracaklardır. Bildiğiniz gibi, eğer söyleminiz kuvvetli bir sav ise, tüm argümanlarıyla tutarlı olmalıdır. Yoksa, jürideki öğretim üyeleri, konu sizin bizatihi içinde olduğunuz ve savunduğunuz anlayış dahi olsa, size iltimas geçmeyeceklerse, sırf siz öyle söylüyorsunuz diye tezinizi kabul etmezler. Söz gelimi, biyoloji dalında ve fotosentez konusunda bir tez savunan bir kişi, çıkar da, fotosentezin karanlık ortamda olduğunu savunursa, jürideki kişiler de o talebeye karanlıkta fotosentez nasıl oluyormuş diye sorarlar. Çünkü, ışık olmadan fotosentez olmaz. Ola ki, bir yol bulmuşsanız bunu anlatabiliyor olmanız lazım. Çünkü, ismi üzerinde, fotosentezin olması için “foton” yani ışık gerekir. Ama yine de siz, ışık olmadan fotosentezi yapabildiğinizi iddia ediyorsanız, bunu jüriye ikna edici delillerle göstermelisiniz. (Tabii ki buradaki jüri derken, konuyu sizden daha iyi bilen uzmanları kastediyorum )
      İçgüdüden bahsetmişsiniz. İçgüdü ile aklın doğrudan bir bağlantısı yoktur. Hayvanlarda da, insanlarda da vardır. Hani yukarıda, size nucleus accumbens ve amigdaladan bahsetmiştim ya, işte sizin bahsettiğiniz içgüdülerden biri yani cinsel içgüdüyü bu kısımlar oluşturur. Hani, evlenme programlarında kadın erkek çıkıyor da senden elektrik aldım veya almadım diyorlar ya, işte orada aslında ortada elektrik falan yoktur. İnsanlar tanımlayamadıkları için kendilerince bir şey uyduruyorlar. Aslında, kişiler birbirini gördüklerinde görünüşleri ile beraber kişilerin tenlerinden yayılan, birbirlerinden aldığı kokuya dair kimyasallar yani feromonlar karşı cinsi etkiler. İşte bu anda, zevk, ödül ve cinsellik hatta intikam almak için beynin kullandığı nucleus accumbens devreye girer. Amigdala ile beraber, karşı iki cinsi yan yana getirir. İşte içgüdülerden biri budur. Bu iç güdünün akılla bir alakası yoktur. Ve dediğim gibi bunların yeri de görevleri de bellidir.
      Diğer taraftan “..MESELA VİCDAN SEVGİ MERHAMET VS. BUNLARIN OLUŞUMUNUN CEVABINI MATERYALİZM VEREMEZ..,” diyerek vicdandan bahsetmişsiniz. Vicdan denen mekanizma da beynimizin her iki yarı küresinin iç kısımlarında bulunan anterior singulat korteks vasıtasıyla ortaya çıkar Yani merhamet, vicdan gibi mekanizmaların da beynimizde yeri bellidir. Eğer bir kişinin hastalık veya kaza sonucu, bu kısmı beyninden alınmak durumunda kalırsa veya bu kısmın sinirsel bağlantıları koparsa, insanların mantığı çok güzel çalıştığı halde, vicdani duyguları yiter gider. Sizin vicdanınızı etkileyen bir olay onların etkilemez. Çünkü, bu kısım arızalıdır. Ancak buna karşılık, sizden daha bile zeki olup, üniversite imtihanında birinci bile olur, sizin çözemediğiniz problemleri çözerler. Hatta ve hatta vicdanın bir başlatıcısı olan ve empati diyeceğimiz bu mekanizmayı yani empatiyi de beynimizde ayna nöronlar denen sinir hücreleri vasıtasıyla olur. Bunlar olmadığı zaman empati de olmaz. Onun içindir ki otistikler donuk davranırlar, çünkü otistiklerde ayna nöronlar beklenilen daha azdır.
      Cevabınızda “eROL BEY SİZİN AÇIKLADIĞINIZ ACININ YERİ DEĞİL KAYNAĞI VE OLUŞUMU İLE İLGİLİ DEĞİL .AMA KONUMUZ DA O DEĞİL . BEN BİR ANLAYIŞTAN SÖZETMİŞTİM…” ifadenizi kullanmışsınız. O zaman neyi anlatmak istediğinizi de ifade daha açık ettiğinizde ben de, Sayın Hayyam ile olan yazışmalarınızı okumakla kalır ve bilgi edinirdim ve size soru yönelterek sizi yormazdım.

      Sil
    2. (Devam)

      Sunu demek istiyorum ki, savınızı ortaya koyarken, önce argümanlarınızı inceleyip, savınıza destek verecek ise, savınız için kaynak olarak göstermelisiniz diye düşünüyorum. Çünkü, savınıza destek olarak ortaya koyduğunuz desteklerden biri dahi tutarlı değilse inandığınız savınız çöker. Bunun da materyalizm veya benzer bir şeyle ilgisi yoktur. Buradaki düşünce sebep sonuç ilişkisi çerçevesinde çeşitli verilerle savınızı ispatlama düşüncesi, ama inandırıcı bir ispatlama ortaya konması daha makuldür. Dediğim bu sebep sonuç ilişkilendirmesi, ilahiyat fakültesindeki herhangi bir konu için de geçerlidir. Sebep sonuç ilişkilerinin bu anlamdaki bir üniversitede geçersiz olduğunu söyleyebilir miyiz? Bunun da materyalizmle bir ilgisi yoktur. Bu daha çok toptancı düşünce için uygundur. Aksi halde, her söylemimizi doğru olarak kabul edersek, üniversiteler ne gerek var diye sorulmalıdır.
      Şunu demek istiyorum, bu sitede yazılan yazılar başkaları tarafından da okunuyor. Yazdığınız yazıyı farklı uzmanlık dalında olanlar da okuyor. Dolayısıyla, ortaya koyduğunuz bir şeyi, ilgili kişi, sizin savunduğunuz o şeyi, o bilgiyi neye göre edindiğinizi sorması son derece makuldür.
      Her ne kadar, yazınızın içinde iki satırla da olsa, içgüdü, acı, vicdan, merhamet gibi kavramlar az bir yer kaplıyor dahi olsa bin halkaya sahip bir zincirden bir tanesi bile zayıf ise, savunduğunuz konu bu halkadan kopar ve savunduğunuz savın tamamını çökertebilir.

      Ancak siz, ortaya koyduğunuz sava destek verecek delilleri öylesine ortaya koyduğunuzu yani acının yerinin gösterilemezliği, vicdani merhamet, içgüdü gibi kavramların mekanizmalarını araştırmaya gerek kalmadan siz öyle inandığınız için yazdığınızı ifade etmek istiyorsanız, size üniversitelerin objektif kaynaklarını göstersem, hatta bu kaynaklara siz kendiniz de ulaşsanız, size, deterministik açıdan bir şeyleri gösterme şansım olmaz. Böyle bir durumda, daha evvel ve şimdi yazdıklarımı lütfen dikkate almayınız. Zaten öyle yapacağınıza inanıyorum. Sizi bu anlamda yormak istemem.

      Bu arada, savınızın metafizik boyutuyla bir yorum yapmadığımı, düşüncelerimin sadece ve sadece, acı, içgüdü, vicdan ve ayrıca bir savın inandırıcılığı konusundaki
      düşüncelerimle sınırlı olduğunu tekrarlamak isterim.

      Ana konu üzerinde zaten siz Sayın Hayyam ile gerekli müzakereyi yapıyorsunuz.

      Sil
  121. Sayın erol bey ve editör..Tüm bahsettiğiniz bilimsel gerçeklikleri kabul ediyorum ..ama açıklamasını yaptığınız argümanların nereden geldiğinin cevabını veremiyorsunuz..Sadece var olan gerçeklikleri irdeleyebiliyor ama sebeblerin asıl yaratıcısını ıskalıyorsunuz.

    sayın editör hep dini kaynaklardan beslendiğimi belirtiyordu .Buyrun bu kaynağıda irdeleyin ltf.cesaretiniz varsa okuyun ltf...

    Aşağıdaki yazı tamamen alıntıdır...

    William Lane Craig

    İngiliz yazar C. S. Lewis bir defasında Tanrı'nın herhangi birisi için orta derecede ilgilenilebilecek bir şey olmadığını söylemişti. Sonuçta eğer Tanrı yoksa, Tanrı ile ilgilenmek için zaten bir neden yoktur. Öte yandan Tanrı gerçekten varsa, bu fevkalade önemli ve ilgi çekmesi gereken bir konudur, ve en önemli işimiz varlığımızın kaynağı olarak yaşamımızı borçlu olduğumuz bu varlıkla nasıl doğru bir ilişki kurabileceğimiz olmalıdır.

    1. Eğer Tanrı yoksa yaşamın hiçbir anlamı yoktur. Eğer yaşamınız ölümle sona erecekse, ne tür bir yaşam sürdürdüğünüzün hiçbir anlamı yoktur. En sonunda, dünya üzerinde yaşamış olup olmadığınızın hiçbir anlamı ve önemi yoktur. Tabi ki başkaları üzerinde bir etkiniz olduysa ya da tarihin akışını etkilediyseniz göreceli olarak önemli bir yaşam sürdürdüğünüz söylenebilir.Ancak insanlık eninde sonunda evrenin ölümünün sıcaklığında yok olmaya mahkumdur. Eninde sonunda kim olduğunuz ya da ne yaptığınız hiçbir şey ifade etmez. Yaşamınız önemsizdir.

    Bunun sonucunda bilim adamının insanlığın bilgisini ileriye götürme çabası, doktorun acı ve hastalıkları ortadan kaldırmak için yaptığı araştırma, diplomatın dünyada barış sağlama işi, dünyanın her yerindeki iyi insanların insanlığı ileri götürmek için yaptıkları fedakarlıklar bunların tümü hiçtir. Sonuç olarak ateizm doğru ise yaşam anlamsızdır.




    YanıtlaSil
  122. devam

    2. Eğer Tanrı yoksa bizler yaşamımızı hiçbir umuda sahip olmadan sürdürmeliyiz. Eğer Tanrı yoksa sınırlı varoluşumuzun eksikliklerinden kurtulabilmesi için hiçbir umut yoktur. Örneğin kötülükten kurtulmak konusunda hiçbir umudumuz yoktur. Birçok kişi Tanrı'nın nasıl olup da bu kadar kötülükle dolu bir dünya yaratmış olabileceğini sorgulamasına karşın aslında dünyadaki kötülük ve acıların büyük bir kısmı insanın karşısındaki insana insanlık dışı davranmasından kaynaklanır. Bir önceki yüzyılda tecrübe ettiğimiz iki dünya savaşı, 19. yüzyılın insanlığın ilerlemesi konusundaki naif iyimserliğini tamamen ortadan kaldırmıştır. Eğer Tanrı yoksa tamamen keyfi ve sonu gelmeyen acılarla dolu bir dünyada umutsuzluğa mahkumuz, ve kötülükten kurtulmak için hiçbir umudumuz yoktur.

    Ya da yine eğer Tanrı yoksa yaşlanma, hastalıklar ve ölümden kurtulma konusunda da hiçbir umudumuz yoktur. Sizin gibi üniversite öğrencilerinin bunu düşünmesi zor olabilir, ancak genç bir yaşta ölmediğiniz sürece bir gün siz de evet, siz de yaşlı bir kadın ya da erkek olacaksınız, kendinizi yaşlanmaya karşı sürekli kaybettiğiniz bir savaşın içerisinde bulacaksınız, bedeniniz gittikçe bozulacak, hastalıklarla, hatta bunamayla karşı karşıya kalacaksınız. Mezarın ardında hiçbir yaşam olmayacak. Bu nedenle ateizm, umudu olmayan bir felsefedir.

    3. Öte yandan eğer Tanrı varsa yaşamda sadece anlam ve umut olmakla kalmaz, aynı zamanda bu Tanrı'yı tanıma ve sevgisini kişisel olarak tecrübe etme olasılığı da vardır. Bunu düşünün! Sonsuz Tanrı'nın sizi sevmesi ve kişisel olarak sizinle dostluk kurmak istemesi! Bir insanın tadını çıkarabileceği en yüksek konum olmalı! Tanrı'nın varlığı sadece insanlık için büyük bir fark yaratmakla kalmaz, bu aynı zamanda sizin için de yaşamınızı kişisel olarak değiştiren bir fark yaratacaktır.

    Şimdi bunların hiçbirinin Tanrı'nın varlığını kanıtlamadığını kabul etmeliyiz. Ancak bunlar Tanrı'nın var olup olmamasının müthiş bir fark yarattığını gösterir. O halde Tanrı'nın var olduğu yönündeki kanıtlarla var olmadığı yönündeki kanıtlar tamamen eşit olsa dahi sanırım akıllıca olan şey ona inanmak olacaktır. Yani bana öyle geliyor ki kanıtların tamamen eşit olduğu bir durumda umut, anlam ve mutluluk yerine ölüm, boşluk ve umutsuzluğu seçmek gerçekten de akıllıca değildir.

    Ancak aslında kanıtların tam olarak eşit olduğunu bile düşünmüyorum. Bence Tanrı'ya inanmak için oldukça iyi nedenler var. Ve bu akşam size kısaca bu nedenler hakkında konuşmak istiyorum. Bunların her biri üzerinde koca kitaplar yazılmıştır, ancak bu akşam sadece her bir argümanın hızlı bir resmini çizeceğim ve tartışma zamanımızda bunlar arasında daha fazla konuşmak istedikleriniz üzerinde durabiliriz.

    Bizler yaşamın yolunda yolculuk yaparken amacımız etrafımızdaki şeyleri anlamak, dünyayı olduğu gibi anlamlandırmaktır. Tanrı'nın var olduğu varsayımı çok geniş tecrübelerimiz ışığında oldukça akla uygun..


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın imana gel,

      Yazının anlatmak istediğini tamamıyla inkar edemem, ancak kaçırılan ve yanlış varılan sonuçlar vardır.

      Öncelikle, felsefe ve yaşam dünyası iki ayrı düşünceden oluşmamaktadır. Şöyle ki, ya dinler gönderen tanrının (veya tanrıların) varlığını savunan teizm ya da hiçbir tanrı olmadığını savunan ateizm varış gibi davranılamaz. Öncelikle teizm, monoteizm ve politeizm olarak içinde ikiye ayrılır. Ardından, ateizm de pozitif ve negatif olarak yine ikiye ayrılır. Bunların yanı sıra, tanrının var ya da yok olduğunun bilinemeyeceğini savunan agnostisizm ile din göndermeyen, dünyayla ilgilenmeyen bir tanrının varlığını savunan deizm de vardır. Bunların dışında tanrıyla ilgilenmeyi uygunsuz bulanlar veya çok daha farklı yaratılış teorilerini (uzaylıların denekleri olduğumuzu) savunanlar da vardır.

      Yazıda, sanıyorum ki, hristiyanlığın tanrı anlayışı ele alınmıştır. Yani ya hristiyanlığın savunduğu tanrı vardır ya da hiç tanrı yoktur gibi sığ bir görüş hakim. Oysa tanrının hangi tanrı olduğu cevaplanmalı. Kötücül bir tanrı da var olabilir, değil mi? Tanrının mahiyetini nasıl bilebiliriz? Kötücül bir tanrı olması yerine hiç tanrı olmaması daha iyi değil midir?

      Bunun dışında, ateizm temelde bir umutsuzluk felsefesi değildir. Tanrının olmaması demek, hiçbir değerin anlamı olmadığı anlamına gelmez. Gelgelelim, tanrının var olması da hiçbir şeyi anlamlı kılmaz; sadece başlangıç nedenini açıklar. Tanrı var olsaydı bile, hayatım daha anlamlı olmazdı. Kuşkusuz dua vb. şeyler insanı iç huzura kavuşturur, tıpkı plasebo etkisi gibi. Ancak felsefi olarak bir anlam kattığı görüşüne karşıyım.

      Öte yandan, şu an kabul edilen tüm insani değerler, tanrının emri olduğu için değil; seküler ve rasyonel olduğu için kabul edilmiştir. İnsan hakları diye dilimizden düşürmediğimiz haklar, kudretini ilahi kaynaklardan almamış, tanrıyı işe karıştırmayan bir süreç neticesinde oluşmuştur. Giderek de bu böyle bir şekilde artacaktır. Tanrı fikri, ilkel dönemlerde bir korku unsuru olarak varlığını sürdürmüş, kendi görece düzenini din adı altında insanlara sunmuştur; ancak artık, özellikle Batı'lı toplumlarda, önemini yitirmeye yüz tutmuştur.

      Ateizm her koşulda nihilistik bir bakış açısı getirmez. Misal, ben, ölümden sonra bir hayatın olmayacağını düşünüyorum ve bu, beni içinden çıkılmaz bir karamsarlığa sürüklemiyor. Bu karamsarlık, dini hikayelerle yetişen insanların, o hikayeler olmaksızın kendisini bir boşlukta gibi hissetmesinden kaynaklanmaktadır. Şayet baştan beri dini hiçbir hikaye aktarılmazsa çocuğa, hayatı olduğu gibi kabul edecektir ve teistlerin, ateistik bakış açısıyla anlamsız bulduğu hayatı, anlamsız bulmayacaktır.

      Son olarak, tanrının mahiyetini bilemeyeceğimizi söylediğim yukarıdaki görüşe paralel olarak, tanrı sadece bireylerin içinde saf saf inandığı tanrı olarak kalmaz. Bunun mutlaka siyasi boyutu olur; bir din oluşturmaya ve insanları o din vasıtasıyla kontrol etmeye çalışır. Bunu elbette ki insanlar yapar, ama tanrı fikrinin en önemli yan etkisi budur. Özellikle muhafazakar yapısıyla ön plana çıkan din, ötekileştirme ve sindirme politikası olarak kullanılır. Bunda dinin ne suçu var demeyin, vardır, çünkü bir tanrının emirleri olmadığı gibi, içerikleri de -doğal olarak-- tamamıyla iyi şeylerden oluşmamaktadır.

      Bu ve benzeri sebeplerden, yukarıdaki yazı eksik ve hatalıdır. Ha, Sayın Erol ile de daha önce bu blog içerisinde inanmanın zararları ve yararları üzerine epeyce tartıştık, bireysel olarak bir fayda sağladığı su götürmez bir gerçektir; ancak benim nazarımda, bireysel olarak getirdiği yarar, toplumsal olarak oluşturduğu baskı ve ilerlemeye burduğu ket ile boy ölçüşemeyecek oranda azdır.

      Sil
  123. Sayın Erol ve imana gel vasıtasıyla başımdan geçen kısa bir olayı paylaşmak ve görüşlerimi toparlamak isterim.

    Bundan birkaç yıl önce, bir arkadaşımla karşılıklı konuşurken konu tanrı ve evren mevzusuna geldi. Tıpkı Sayın imana gel gibi, 'şu nasıl oluştu, bu nasıl oluştu' diye sorular soruyordu. Tahmin edeceğiniz üzere kendisi bir inançlıydı. Ben de elimden geldiğince evrenin oluşumunu, atomların meydana gelişini, dna evrimini, canlıları, insan evrimini anlatmaya çalışıyor ve akabinde dinin -özellikle islamın- neden iyi olmadığını, içindeki ayetleri de örnek göstererek aktarmaya çalışıyordum.

    Uzunca bir konuşmanın ardından, ben kaba taslak akla gelen tüm sorularına cevap verdikten sonra, bir ara durakladı, çevresine bakındı ve yerde duran dikenli kestaneyi göstererek, 'peki bu nasıl oldu? Neden bunun dikenleri var, bunu da açıkla hadi' dedi.

    Daha önce de bildiğim şeyi, çok daha derli toplu bir biçimde anladım o an. Bu sorular bitmez. Ne kadar cevap verilirse verilsin, evrimin en temel mekanizmaları anlatılsın, bunu kabul etmeyen biri için, hiçbir anlam ifade etmez. Burada gerçekten bir merak söz konusu değildir. Çünkü saatlerce süren konuşmada, elimden geldiğince evrimin mekanizmasını anlatmaya çalışmama rağmen, çevresinde ilk gördüğü şeyin yine benden ayrıca açıklamasını bekliyordu kendisi.

    Sayın imana gel de aynı şekilde, akıl ve acı ile başlayan soruları, merhamet, vicdan, sevgi gibi şeylere kaydırdı. Bunların tek tek açıklamasını yapmak yetmiyor maalesef. Çünkü bir noktada bıkıyoruz ve cevap vermediğimiz yerde, 'işte cevap veremedin, o halde bunu tanrı yapmış olmalı' diyecekleri anı bekliyorlar. Oysa bunların bilimsel ve akademik onlarca açıklaması var, araştırmak yeterli olacaktır.

    Bu kötü bir huydan ziyade, bir alışkanlık gibidir. Çok kolay da bir yoldur açıkçası. Hiçbir şeyin açıklamasını araştırmazsın, öğrenmezsin, dolayısıyla her şeyin bir anda yüce bir varlık tarafından yaratıldığına inanırsın ve bunun böyle olmadığını ileri süren birine karşı her şeyin tek tek açıklamasını istersin.

    Taa ilk başta cevap verip vermemedeki tereddütüm de asıl bundandır. Çünkü bunlar samimi sorular değildir. Bunlar, karşı taraf 'bilmiyorum desin de, ben tanrıya bağlayayım olayı' diye hazırda beklemektir. Açıkçası hiçbir yararlı yanı da yoktur. Şu an elimizin altındaki bilgisayar ve internet de dahil olmak üzere, her bilimsel ve teknolojik gelişme, bilimsel süreçlerin sayesindedir. Bu bilimsel süreçlere de dinin ve tanrının zerre etkisi ve faydası yoktur.

    Umarım Sayın imana gel beni yanlış anlamaz. Kötü ve aşağılama amacı güden bir yaklaşımla anlatmıyorum bunları. Ama yıllardır bu ve benzeri iddialar ile baştan başlayarak uğraşmak yorucu olabiliyor. Bazen üşenmiyorum ama bazen de çok üşeniyorum. Nitekim bu blog içerisinde iyi-kötü bir çok görüşümü belirtmeme rağmen, bunların okunmadığını, birkaç yazıya bakarak tartışmaya girildiğini hissetmek pek de hoş bir durum olmuyor haliyle.

    Bir de blogun kuruluş amacında yazdığım gibi, asıl amacım teistlerle tartışmak değil, gerçekten tanrının varlığı ve yokluğu fikriyle ilgilenenler ile fikir alışverişinde bulunabilmektir.

    Saygı ve sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  124. Ben yine söylemek istiyorum, bilince girmezseniz inanç ve düşünç ile devam ederseniz, böyle anlamsız tartışmalara yazışmalara devam edem edersiniz:

    Adam Allah’ı bilinçsizce kabul etmekten bahsediyor siz nerelere geliyosunuz. Adam ne dediğini bilmiyor, siz bunu açığa çıkarmak yerine nerelerdesiniz. Adam ne aklın ne olduğunu biliyo, ne Allah’ın, ne duygunun ne gözün ne bilimin.

    Aynı şeyler yazıp duruluyor yıllardır.

    BİLİNÇ.

    YanıtlaSil
  125. Bu şekilde gitmez. İyiye gitmez. Yazık. Şu sayfaya, şurda geçen zamana yazık.

    Ateizm, agnostisizm, .......... FELSEFE KALKMALI.

    YanıtlaSil
  126. Dinlinin müslümanın “Din Nedir” den, sizinde “Bilim Nedir” den haberiniz yok.

    YanıtlaSil
  127. .......... -4 -3 -2 1 0 +1 + 2 +3 ........

    yukardaki denklemin orta noktasını dünya hayatı olarak olarak kabul edersek dünya hayatının bitimi olarak pozitif hayatın başlayacağını görürüz..ezelin ve ebedin sahibi de hz ALLAH olduğuna göre - sonsuzluk (+) + sonsuzluk : varlığın başlangıç ve bitişinin olmadığını bu da varolmanın belli bir tekelde olduğuna işaret eder..

    nasıl ki dünya da herhangi bir karmaşık organize olayın veya varlığın tesadüfler sonucu oluşacağı varsayımı bilimsel olarak saçma ise en basit dünyevi yapay bir maddenin yapıcısı sahibi ustası varsa insan elinin değmeden üretebileceği tüm doğal maddelerin yaratıcısı da mutlaka olacaktır.Bütün ilahi olguların tesadüflere dayandırılarak temelsiz bir evrimsel döngüye bağlanması gerçekten de büyük bir yanılgıdır..

    evreni sadece materyalist bir bakışla yorumlarsanız , ancak yaratılanın üzerinden bilimsel çıkarımlarda bulunmakla yetinirsiniz.Ve maalesef büyük fotoğrafı kaçırırsınız..Bu da su dolu bir vadide susuz kalmak anlamına gelir.

    Ben bir müslüman olarak sizi uyarma görevimi yaptım ..Bundan sonrası size kalmış..

    saygılarımla.....imana gel !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kur'an'da tasvir edilen mükemmel yaratıcı(her şeye gücü yeten, her şeyi bilen) yarattığı biz insanları niçin sınava tabi tutma ihtiyacı hissediyor ki. Bir yaratıcı yarattığı şeyi test etme ihtiyacı hissediyorsa kendisinden şüphesi olmalıdır ve acaba yarattığım insan yeteri kadar mükemmel mi diye sınava ihtiyaç duyuyordur. Eğer bilerek mükemmel yaratmadıysa mükemmel yaratmadığı insanın işlediği günahların hepsi yaratıcının suçu olmalıdır çünkü bilerek onu hatalı yaratmıştır. Özgür irade safsatasına inanmasam da özgür irade olsa bile Allah bir insana can verdiğinde onun öldükten sonra cennete gidip gitmeyeceğini bilmiyor mu? Her şeyi bilen yaratıcı bunu nasıl bilemez. Sınav sonucu baştan belliyse niçin sınav yapılıyor? Bu soruların cevabını bilen yazsın imana gelelim.

      Sil
  128. Öncelikle böyle ilgi çekici bir forumu açan kişiye emeklerinden dolayı teşekkür ederim, yazılanlar ve forumdaki konuşmalar gayet ilgi çekici ve sürükleyici olmuş. Ateistte olsa Müslüman da olsa bir emek ve araştırma söz konusu, bildiğim kadarıyla İslamiyette de araştırıp gerçeği bulmak en büyük sevaplardandır, anne babadan ya da çevre baskısıyla adının müslüman olması onun cennete gideceğini inanmayan iyi bir insanın cehenneme gideceğini Allah'tan başka kimse de bilemez. Editör arkadaşın çok bilgili olduğu ortada ama bu da onun her söylediğinin doğru olduğu anlamına gelmez ki kendisi de bunu iddia etmiyor zaten, sadece sorguluyor gerçek bilgiye ulaşmaya çalışıyor. Benim düşünceme göre kainattaki her şeyin kendiliğinden var olması aklıma mantığıma hiç yatmıyor, canlıların anotomisi bile muazzam bir uyumluluk içinde ve bu canlı bedeninde bile bir yönetici beyin bulunmakta, doğaya baksan tüm canlılar arasında ekolojik bir denge var bu canlı da neden yaratılmış diyemiyoruz,desek bile araştırma yapıldığında bir yararı olduğu ortaya çıkıyor,buna sayılamayacak kadar çok örnek verilebilir,özetlemek gerekirse ben tüm kainatın oluşmasını sağlamış olan büyük bir güç olduğundan hiçbir şüphe duymuyorum, Müslümanlar Allah der İlah der,Hristiyanlar Tanrı der yani kim ne derse desin o güç sonuçta yaratıcıdır.

    YanıtlaSil
  129. Şimdi küfür edicem he, kimsenin kendiliğinden oldu dediği yok, nerden çıkıyo bu uydurmalar. Doğru düzgün bilgi almadan konuşmayın. Hocanıza ilahiyatçınıza şeyhinize inanmayın. Sinir etmeyin insanı. Yok tesadüf diyormuşuz, yok şöyle diyormuşuz.

    Hiç bir ilahiyatçı hoca hakkımızda konuşmasın.

    Nokta nokta nokta.

    YanıtlaSil
  130. Bilim, bilinç meselesine ek olarak; bir şey bulmak (icat etmek vb.), bilmek (Bilim, Bilinç) değildir.

    YanıtlaSil
  131. Yanlış anlamaya yol açabilir. Düzeltiyorum.

    Bilim, bilinç meselesine ek olarak; bir şey bulmak (her türlü buluş), bilmek (Bilim, Bilinç) değildir.

    Bir şey bulmak bilmek değildir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Adsız,

      Güzel ve bir o kadar da ilginç kavramları yanyana getirmisşiniz. Bu kavramların birbirleri ile ilişkilendirme konusundaki düşüncelerinizi anlamak isterim. Söz gelimi, "bilmek" diye bir kavram olmasa bilinç veya bilim diye kavramlar olur muydu? Bu kavramlar, saydıklarınızdan herhangi biri olmasa da diğerleri olan kavramlar mıdır, yoksa, birinin de olmaması halinde diğerinin de olmayacağı birbirlerine bağlı kavramlar mıdır? Veya aynı şeyin farklı algılanışları mıdır?

      Sil
  132. Açık anlaşılır bir biçimde yazdım. Anlaşılmaz bir biçimde cümle kullanmadım. Siz anlamadıysanız sizin için bir şey yapamam.

    Bana tekrar kimse bir şey yazdırmasın.

    Kısa ve öz; Bilim'de arama (araştırma), bulma (bulgu, icat, keşif), belme (belge, kanıt, ispat), tanımlama (tanım, tanıt, tanı), eleştirme, tartışma, benzetme, inanma, düşünme, rastlama (tesadüfe gelme, rastlantı), planlama, tasarlama, hayal kurma, kurgulama, deneme, zannetme, çelişme, ilişme, kabul etme, red etme, kapalılık, ulaşamamazlık, bilinemezlik, yokluk, ve daha nice yanlışlar olmaz.

    YanıtlaSil
  133. Sizin de dediğiniz gibi açıklamanız açık ve öz ve ben bunun için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  134. Kur'an'da tasvir edilen mükemmel yaratıcı(her şeye gücü yeten, her şeyi bilen) yarattığı biz insanları niçin sınava tabi tutma ihtiyacı hissediyor ki. Bir yaratıcı yarattığı şeyi test etme ihtiyacı hissediyorsa kendisinden şüphesi olmalıdır ve acaba yarattığım insan yeteri kadar mükemmel mi diye sınava ihtiyaç duyuyordur. Eğer bilerek mükemmel yaratmadıysa mükemmel yaratmadığı insanın işlediği günahların hepsi yaratıcının suçu olmalıdır çünkü bilerek onu hatalı yaratmıştır. Özgür irade safsatasına inanmasam da özgür irade olsa bile Allah bir insana can verdiğinde onun öldükten sonra cennete gidip gitmeyeceğini bilmiyor mu? Her şeyi bilen yaratıcı bunu nasıl bilemez. Sınav sonucu baştan belliyse niçin sınav yapılıyor? Bu soruların cevabını bilen yazsın imana gelelim.

    YanıtlaSil
  135. Hayyam! Şu satırları yazıyor olmak bile içimde bir sancı yumağına dönüşüyorken, ya şimdi ya hiç... Sana ulaşmam lazım. Gereğini yapacağını düşünüyorum. Sağlıcakla kalınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Adsız, iletişim için tanrivarmi@gmail.com adresini kullanabilirsiniz.

      Sil
  136. Var olmanin bedelidir bu dunya hayati ve icindeki butun cileler. Guzellikler de var, bildigimiz, yasadigimiz bu dunyada, mutluluk var, nese var. Ama uzuntu de, keder de, aci da var. Herseyin bir bedeli var. Ama kim bunu, hic var olmamaya tercih ederdi ki? Olumden sonrasina inanmayan ve intihar edenler, yok olmayi tercih ediyorlar aslinda dusununce. Ahirete inanan insanlar ise olumden ahireti bilmedikleri icin (yani gercekten var mi acaba? inanmak bilmekle ayni degildir) ve/veya ahiretten korktuklari icin (cehenneme mi gidecegim acaba) korkarlar... Neyse bunlar isin baska yonu. Tanri var mi sorusuna gelince ise, mantik tek yoldur cevaba yaklasabilmek icin. belki cevaba kesin olarak ulasmak hic mumkun olmayacak, ancak her zaman biraz daha yaklasabiliriz. tabi ki objektif bir bakis acisiyla, yani 'acaba var mi?' diye dusunurken, bir yandan da 'acaba yok mu?' diye dusunerek, bu konuda arastirip her turlu kaynaktan bilgi edinerek (Tanri'dan geldigi iddia edilen kitaplarin yani sira, bilim, felsefe, tarih (dinler tarihi) vb. okuyarak) daha derin dusunmeye calisarak ancak kendimizi biraz olsun tatmin edecek bir sonuca ulasabiliriz, yoksa inaniriz ama mantikli temeli olmaz, ya da inanmayiz ama mantikli temeli olmaz (duygusal bir temeli olur cogunlukla). Once Tanri var mi yok mu sorusunu cevabi aranmali, eger var olduguna inanirsan da din gondermis midir, gondermemis midir sorusuna cevap aramali. sonra da gondermisse, hangi din gercekten ondandir, hangisi insan urunudur, ya da insan tarafindan bozulmus/degistirilmis/eklentiler yapilmistir diye bakmali. Ve gunumuze bozulmadan gelebilmis hak bir din var mi yoksa yok mu? sorusunu sormali. Eger hicbiri Tanridan gelen ve korunmus, orjinal halinde kalmis bir din olarak gorunmuyorsa, o zaman neden bu kadar zaman Tanri yeni bir peygamber ve din gondermedi diye dusunmeli. Bunlarinda sonucunda da varilan cevap (en mantikli olarak gorulen cevap) secilmeli, ve yasadigimiz surece, bu cevap acaba en mantikli cevap mi? diye dusunup, tekrar tekrar saglamasini yapmaya calismali. Ya da tum bu stresi bir kenara birakip agnostik olabilir, bilinemezki diyip isin icinden siyrilabilirsiniz. ve hayata (elinizde olana) odaklanirsiniz.. Tanri eger varsa sonumuzu iyi etsin diye dileyerek bitireyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duzeltme: " Ama kim hic var olmamayi buna tercih ederdi ki? " olmaliydi.

      Sil
    2. Tüm dinler insan ürünüdürler. Tanrı eğer varsa; farklı farklı kitaplar göndermesinin anlamı yok. O kadar yok ki sonuncu denilen Kuran'ın saçmalıklarını bile "O günün koşulları" demekten başka akla yatkın yanıt veremiyorlar

      Sil
    3. Merhaba,
      Tanrı farklı farklı kitaplar göndermemiştir.
      Son kitaptan tüm öncekiler tahrif edilmiştir.
      Kuran dahi bozulsa, tanrı yine tek ve kanunları değişmez.
      Eğer elçi gönderecekse, yine aynı şeyleri söyleyecektir.
      Tanrı bizlere, Nuh nebiden beri aynı mesajı iletmiştir.
      Tanrı mesajlarını o günün koşullarında iletmiştir.
      Hz. İsa ile bugünün koşullarında mesaj göndermesi akla mantığa aykırıdır.
      Tanrı yarın elçi gönderse, bugünün koşullarına uyacağından şüpheniz olmasın.
      Sağlıcakla kalın...

      Sil
  137. Nefret dolu. Huysuzmu huysuz. Kudurukmu kuduruk. Azgınmı azgın. Delimi deli. Katil, canavar, korkunç suratlı, hemen kılıcına sarılan, kafa koparan. Anlayışsız. İnsanın yapabildiği güzeliği yapamayan, bir damla sevgisi olmayan, hakaret küfür dolu, daha henüz tıbben keşfedilememiş bir hastalığı olan, tatlı bela bile olmayan, denizler mürekkep olsa onun bu halini yazmakla bitiremeyeceğim olan bir Tanrı.

    Bu Tanrı’yı ululayan, ona inanan güvenen boyun eğen, yüklerini yüklendikçe kamburlaşan, zulmünü merhamet hediye şefkat sevgi gören, … (neyse anladınız siz) bir kul.

    Çok sevimli, her an öpücük yollayan, insanın içini ısıtan harikulade şahane mükemmel sıcak bir Tanrı, Tanrı’sıyla mükemmel mutlu bir kul varsa düşünelim.

    Yazıyı yazmadan önce hiç programım yoktu bu akşam. Yazıyı yazdıktan sonra canım bir kaç insan topluluğuyla sevgiselleşmek istedi. Bütün insanlara yardım eli uzatmak geldi. O Tanrı’nın veremediklerini vermek istedi. Eskiden zengin olma hayaliyle bunları yapmak isterdim. Şimdi bilgilerimle bu hayali kuruyorum. Zenginlik olmadı. Bu da olmayacak gibi görünüyor. Hayaller gerçekleşmiyor. Ünlü biri olup tüm Dünya’ya sesimi duyurma hayali bile kurdum. Ama yusuf yusuf edince olmuyor. Aziz Nesin korkmayın diyor ama, bak Şeytan Ayetleri ni çevirmedi.


    Hepinizi seviyorum. Öpüyorum. Saygılar.

    YanıtlaSil
  138. Hayır, cehennem varsa söndürürüz, dondururuz diyeceğim ama sonuçta bana kimse inanmaz güvenmez ama Akif demiş, cehennem olsa söndürürüz, birlik-dirlik olursak amaç birliği edinirsek söndürürüz (olmasa bile zihinimizde ya da kimimizin zihnindeki cehennemleri, çünkü inana ya da düşünen biri için ya da birinin zihninde cehnnem vardır ve kendi geçmişimden/çocukluğumdan biliyorum, acı, korku ve travma vericidir)
    Örneğin bende, din, bilim, akıl, matematik, fizik, metafizik, felsefe, psikoloji, uzakdoğu öğretilerinden, mistik öğreti ve kişilere oradan çağın ruhsal kanallıklarına (spiritüalizm'e) kadar her şeyi okuduktan inceledilkten, araştırdıktan, düşündükten ve sorguladıktan sonra; önce tanrı dualitesini/ikiliğini zihinimden yıkıp, önce tanrı ile bütünlükçü (panteist,vahdetçi) bi yapı kurup daha sonra onuda yıkıp tanrısız bi yapı kurduktan sonra zihnime çok düşündüm, Tüm bunları nasıl sunarız,sunarım, aktarırız, aktarırım gibi; Ki bugünlerdeki tüm bu karmaşadan, aşırı metafizik düşünüş ve algı yükünden delilik eşiklerinde yüzen aklımın denemediği kalmadı, Ben burada kitaptak icehenem vb. yapıları mitoloji ya da benzeri sembolizmalar gibi düşünüp, dilin ve dillerin sessle matematiksel yapıları olabileceği düşüncesi ile Türkçe üzerinden isim sembolizması geliştirmermeye ve aramay kadar bi çok şey denedim, Delice günlerdi ve burayı bi delinin hatıra defteri olarak düşünelim, Ben cehennem sözcüğünden önce bi karadelik çıkardım, Daha sonra, dünyanın eterik-manyetik alanının yanması ve benzer bi çok şey ama en ilginci şuydu, Ceh kökü ve cehalet ve cehe nin ters çevrilmesi hece, buradan heceleşmemiş kelime, hecenin nemi, cehaletin nemi, bilgileşmemiş-oluşmamış kelime gibi kavramsallaştırmalar yapıp, nemi buharlaşma-yoğuşma olarak yorumlayıp farklı kavramsallaştırmalar yaptım, ceh-i nem, ceh-ö nem, cehalet önemli;
    cehennem bana bunu anlatır örneğin, benim masalım budur; masalımın anafikri budur,

    Ama şu var bunu denediğim dönemlerde kendimce güçlü sembolizmalar ve gerçekler bulduğumu düşünmüştüm, Ama şu var bence tanrı düşüncesi taşımayan biri olarakta öyle düşünüyorum ki, tanrı dualitesi, yaratıcı varlığın kendinden ayrı/gayrı duyumsanmasının zihinlerden yıkılması, varlığının ya da yokluğunun sorgulanmasından ya da yokluğu üzerine ispat ya da karşıtlık geliştirilmesinden daha önemli bi çaba olabilir çünkü varlıkta ikilik düşünmek, kendini yokluktan düşünmek, zihni körelten bi saçmalık kökü, Yani varsa bile seni kapsamayan barındırmayan seninile özdeşik olmayan bi şey yeni yaratamaz, tasarlayamaz, Yani ya varsa sen osun, Aslında tasavvuf mistisizmine vahdetine açık fikirli bi mistik ya da herhangi biri de bakarsa görür ki tanrı inancı yoktur çökmüştür ancak çağa ve dış dünyaya bu fikri açamazlar farklı yollardan sunarlar; bunu zaten artık bu fikri zihninde yıkmaya hazır olan oradan ya da buradan görür ve bulur,

    YanıtlaSil
  139. İnamıyor olabilirsiniz ama tanrısızlık düşüncesini çocukluktan itibaren benimsememişseniz ve güçlüce bi din ve tanrı fikrine tutunmuşsanız onu bırakmak yıkmak ya da zihindeki zilerini silmek geröçekten zor ve travmatiktir, Ortak dil, fikir birliği, grup çabları ile belki en azından açık olanalrda bu fikir aşındırılabilir ama karşıtlıkla karşıt kanıtlar geliştirmek bence çatışmayı ve birbirini anlamzlığı daha da derinleştiriyor; Benim içinde kitabı tanrı yazdırmamıştır ama sonuç olarak muhammed bi mistiktir ve metafizik süreçleri vardır, Bi çok mistik, delilik, mani, şizofreni eşiklerinde dolaşmaktadır; Ben bunu Soktrates ın sezgi ile felsefe damıtması gibi yorumlarım yine de ve derim ki yaşadığı çağ ve ortam belki Sokrates'i de o hayatta olsa Muhammed yapardı; Ki yukarıda belirttiğim dönemlerde içimde öfkeyle Muhammaed diye bağıran şizoid bi sesi hatılayan biri olarak söylüyorum, Ve her şeyin içinde zeka, zihin barınıyorsa, tüm olup biten şeyler bi rastgelelik ve tesadüfler bütünü değilse her yerde ve herşeyde veri ve bilgi var, Tüm karşıtlıklar ya da karmaşalar öğrenmemiz için veriler sadece, Tüm yaşam varlık algım bu, Her şey saf veri ve bilgi ve dışından daha yüksek bi yerden bakarken içindede yüzerek acı çeksekte o nasıl oluru deniyoruz; Bi an bile olsa, tüm herşeyin, olan bitenin, gerçekliğin bi parametreler ve veriler bütünü olduğunu düşünmüş olsanız, Kendisi ile oyun oynayan bütünleşik-özdeş bi zekanın, daha fazla heyecan ve adrenalin arayan insan gibi, çeşitlilik ve özgünlük arayışında tüm bu gerçeklik parametrelerini oluşturmuş olması sonucu olmaz mıydı? Ne sonuç doğururdu? Daha özgün, daha çeşitlilikli daha fazla yaratım ve daha özgün yeni ve alternatif gerçeklikler bence; Benim delirip çıldırıp bitsin artık ya da her neyse bilinir olsun, sobe olsun kazan çömlek patlasın açık bilinir olsun, gerçek çıksın ortaya ama şunu dediğimde oldu , Bunu ancak ben yaratırdım, Yaratıyor ve deneyimliyor olsam böyle bi gerçekliği ben bile yaratmış olamam dediğim bi gerçekliği yaratıp içine girip bakmak nasıl olurdu? yu sormadan olur mu? Fiziksel evrime değilde, Evrimleşen bilince, bilincin evrimine ve nihai evrimde bütünleşik birleşik tek zihne inanan biri olarak, kendimi kendi tasarımımın içinde ya da kendi evrimimin geçmişinde ya da nasılını bilmediğim bi biçimde burada bunu keşfedip eğlenmeliyim, zorda olsa; Ve dileyen o evrim zirvesine tanrı desin; O hepimiziz, hepimizin toplamı o zaman, Bırakalımda kitap göndermemiş bunu biri uydurmuş ya da kendini-varlığı anlamaya çalışırken delirip saçmalamış olsun, birbirimizi aydınlatmanın ve uyandırmanın birlikte bi yolunu bulalım;

    Düşünce ayrılıklarımız olsada, Bu platformu her nedense gerçekten sevdiğim ve açık fikirli olarak gerçeğin peşinde olduğunu, bu değilse bile bi özgünlük ve içtenlikle gerçeklikte gördüğü büyük bi soruna pozitif çabayla sonuçlar-çözümler üretmeyi denediğini gördüğüm için ve aslında yorumlara saldırmadığı içinde yazıyorum, Şaka bi yana Ve burayı bi kişisel iç dökme alanı gibi kullanmış ya da çalakalem kendini anlatamamış, yanlış/ekisik/tutarsız anlatmış ya da haddini aşmış ifadeler sarfetmiş olabilirim, affola; İç-ten-lik için şöyle bi kavramsallaştırma geliştirmiştirk, İç ten lik, Tüm tenler iç içe ve tenini içindekilik; içdenlik-içtenklik,içdenklik tüm içler denk
    Bağışlanmak ve anlaşılmak için içtenliğinize sığınırım;

    YanıtlaSil
  140. Dünya Bizim İçin Yaratılmış Olmalı?


    Aletler, bizim amaca yönelik düşünmemize, nesneler yapmamıza, bize daha iyi uyacak bir dünya yaratabilmek için bir şeyler yapmamıza olanak sağlamıştır. Şimdi mutlu bir alet yapma gününün ardından, çevresini incelemekte olan ilk insanı hayal edin. Etrafına bakıyor ve onu çok mutlu eden bir dünya görüyor:


    Arkasında içinde mağaralar olan dağlar -dağlar önemlidir, çünkü gidip mağaralarda saklanabilir, yağmurdan korunur ve ayılar ona ulaşamaz- önündeyse orman -içinde kabuklu yemişler, böğürtlenler ve lezzetli yiyecekler olan- vardır. Yakından geçen nehir suyla doludur -su içilebilir, içinde teknesini yüzdürebilir, türlü çeşitli işler yapabilir. İşte kuzen Ug, görünüşe göre bir mamut yakalamış -mamutlar çok önemlidir, etlerini yiyebilir, postlarını giyebilir, kemiklerini silah yapmak için kullanıp başka mamutlar yakalayabilirsiniz.


    Demek istediğim bu müthiş bir dünya. Ama bizim ilk insan düşünüp taşınacak bir vakit bulmuştur, kendi kendine der ki, "Peki, içinde bulunduğum bu dünya ilginç bir yer."


    Sonra kendi kendine onu arkadan vurabilecek, bütünüyle anlamsız ve yanıltıcı bir soru sorar. Doğası gereği, böyle biri olarak evrimleştiği ve böyle düşünerek geliştiği için bu soruyu sorar.


    Alet yapan ilk insan dünyasına bakar ve şöyle der: "Peki, o zaman, kim yaptı bunu?" Kim yaptı?" Bunun neden kalleşçe bir soru olduğunu görebilirsiniz. İlk adam düşünür: "Eh, eşya yapan sadece bir tür varlık tanıdığıma göre, bütün bunları yapan her kimse, benim gibi ama çok daha büyük, çok daha güçlü ve mutlaka görünmez biridir, bütün aletleri yapan, güçlü olmaya yatkın olan kişi ben olduğuma göre, o da muhtemelen bir erkektir!"


    Böylece Tanrı düşüncesine varırız. Bir alet yaptığımızda, onunla bir şey yapmayı amaçladığımız için ilk insan kendi kendine şunu sorar: "Eğer bunu o yaptıysa, ne amaçla yaptı?" İşte tuzak burda kapanır, çünkü ilk insan şöyle düşünür: "Bu dünya bana çok uyuyor. Bana destek olan, beni doyuran, bana bakan her şey burda. Evet, bu dünya tam bana göre." Ve kaçınılmaz sonuca varacaktır, dünyayı yapan her kimse, onu kendisi için yapmıştır.


    Şimdi hayal edin, bu durum bir su birikintisinin bir sabah uyanıp düşünmeye başlaması gibidir: "Bulunduğum bu dünya ilginç bir yer -bulunduğum bu delik ilginç bir delik- tam bana göre, öyle değil mi? Aslında bana şaşılacak kadar uyuyor, beni içinde barındırmak için yapılmış olmalı!"


    Bu öyle güçlü bir düşüncedir ki, güneş gökyüzünde yükselip hava ısınırken, su birikintisi de giderek buharlaşıp küçülür, küçülür ama o telaş içinde her şeyin iyi olduğuna inanmaktadır, çünkü bu dünyanın amacı kendisini içinde barındırmaktır, onu içinde barındırmak için kurulmuştur. Bu yüzden, su birikintisinin kaybolma noktasına geldiği an onu çok gafil avlar...


    Douglas Adams

    YanıtlaSil
  141. Varlık" Açıklanması Gereken Bir Şey Midir?


    “İnsanın anlama yetisi kendi doğasından dolayı dünyada olduğundan daha fazla düzen ve düzenliliğin varlığını varsayma eğilimindedir Bir düzenin geçerli olduğunu kabul eder, yani bununla ilgili bir inanç oluşturursak, önyargılarımızla uyuşmayan her deneyimi yok sayarız.


    Akıl, doğanın kendisine duyular yoluyla bildireceklerini öncelemektedir; böylece akıl çabuk bir takım sonuçlar çıkararak bu erken doğmuş kurgulama, önyargı veya önceden verilen yargıların(önyargı) duyuların mesajını çarpıtmasına yol açmaktadır. Böylelikle algısal hatalar ortaya çıkmaktadır; olayların doğru boyutunu gözden kaçırarak, yanlış ya da belirsiz ön kavrayışlara (önceden edinilmiş kanılar) ya da önyargılara bağlı kalmaktayız


    Bir fikir edinildiği zaman insanın anlama yetisi bunu destekleyecek ve bununla fikir birliğine varacak her türlü sonucu çıkarabilir. Buna karşıt düşünce lehine çok daha fazla sayıda ve ağırlıkta örnek olması durumunda bile, esas düşünce bunu boş sayacak ya da küçümseyecek veya bu büyük ve tehlikeli öngörü yüzünden kendinden önceki çıkarımların bozulmadan korunabilmesi için belli bir ayrımla bu karşıt örnekleri bir kenara ayırıp, reddedecektir.


    “Örneğin güvenli bir yolculuk için dua eden ve gerçekten de eve sağ salim dönen denizcilerin resmedildiği tabloları işaret ederek ibadetin gücünü savunanları düşünün; Ancak dua ettikleri halde boğulan denizciler nereye resmedilmiştir?” Francis BACON


    İnancın kaynağının akıl, mantık, bilim, vb. değil sadece psikolojik şartlanmalar olduğunu hep söylüyoruz. İnançlılar akıl ve mantık yoluyla inandıklarını düşünmek isterler ama inançlarının asıl kökeni toplumdan ve güvenilir kişilerden hazır aldıkları bilgilerdir (Bu bilgilere olan güvenleridir). Fakat insan zihni sorgulayıcı olduğu için, bu bilgilerin akıl ve mantık süzgecinden şöyle bir geçirildiğinde akla yatması ve mantıklı görünmeleri gerekir. Tümü ayrıntılı mantıksal analizde parça parça olur ama önemli olan bu değildir ve zaten ortalama insan ayrıntılı mantıksal ve felsefi analizlere girmeyeceği için önemli olan bu inançların sağlam dayanakları olduğu yanılsamasını yaratmaktır.


    Bu ise genellikle zihinlere yerleştirilen fikirsel şartlanmalarla gerçekleştirilir. İnsanoğlu düşünmeye belli kabul noktalarından baslar. O noktaları sorgulamaz. Her şeyi o noktalar üzerine inşa eder. İşte işin özü ve yanlış fikirlere zihinleri inandırmanın temeli, yanlış fikirlerin dayanağını bu kabullerin içine gizlemektir. Bunun benim gözümde en güzel örneklerinden biri "Varlık"ın açıklanmasıdır.


    Felsefeye aşinalığı olmayan insan bu konulara fazla kafa yormadığından, toplumdan öğrendiği şekliyle, varlığı "tuhaf", "doğaüstü", "yapay" ve "açıklanması gereken" bir şey olarak görür. "Yokluk" ona göre doğaldır, başlangıçta olması gereken durumdur, fakat "varlık" yapaydır. Açıklanması gereken, sonradan meydana çıkmış olması gereken bir şeydir.


    İnançlıların "Peki Allah yoksa bizi kim yarattı", vb. tarzındaki sorularının kökeninde de bu şartlanma vardır. İnançsızlığın mantıksız ve mümkün olmayan bir şey olduğunu düşünenlerin çoğunun çıkış noktası bu yanılsamanın beyinlerini köreltmesidir. Bu yüzden sağlıklı bir beynin inançsız olamayacağını düşünür bu kişiler. Hâlbuki bu konuda sağlıklı düşünmeyen beyin kendilerininkidir.


    YanıtlaSil
  142. DEVAM
    Çünkü tam tersi "varlık" daha temel, daha doğal bir durumdur ve "yokluk" açıklanması gereken bir şeydir. Varlık varken yokluğu anlayabilir ve tanımlayabilirsiniz. Fakat hiçbir şey yokken ne varlığı, ne yokluğu tanımlayamazsınız. Yani kısacası, varlık daha temel bir durumdur bir bakıma. Ya da daha doğrusu, şöyle demek daha uygun, varlık ve yokluk diyalektik bir bütündür ve biri olmadan diğeri anlamsızlaşır.


    Nitekim bu sebeple, insanlığın düşünce tarihinde "yaratılma" fikri (yani yoktan var edilme) nispeten daha yeni bir kavramdır (Birkaç bin yıllık). Ondan önce daha çok bir şeyden başka bir şeye dönüşme vardır eski mitolojilerde, inançlarda. Çünkü doğal olan ve çevrede görülen durum budur. Hiç kimse durup dururken bir şeyin kendiliğinden yoktan ortaya çıktığına tanık olmaz günlük hayatında. Böyle bir düşünce, yüksek düzeyde bir soyutlama gerektirir ve bu yüzden örneklerini doğadan alan insan zihninin doğal olarak bir çırpıda ulaşacağı bir sonuç değildir.


    Böyle bir şeyin mümkün olduğunu düşünmek belli bir zihinsel şartlanma gerektirir. Çünkü zihin normal koşullarda böyle bir şeyin örneğini görmez. Doğada her şey bir şeyin başka bir şeye dönüşmesidir. Bu ilke, artık günümüzde madde ve enerjinin korunumu gibi ilkelerle bilime de yerleşmiştir. İlkel bakış açıları bakımından düşünüldüğünde, doğada tek tük nereden geldiği belli olmayan oluşumların ortaya çıktığı durumlarda bunların neyin neye dönüşmesi sonucu oluştuğu biraz kafa karıştırsa ve şaşkınlık yaratsa da, ilkel insanlardan itibaren, normal olarak her şeyi başka bir şeyin ona dönüşmesiyle açıklamak esastır. Örneğin, ilk insanlar çocukların neden oluştuğunu çözmekte uzun süre zorluk çekmişlerdir. (Cinsel ilişki ile çocuğun doğması arasında 9 aylık bir süre olduğundan, bu ikisi arasında doğrudan bir ilişki kurmak kolay olmamış ilkel topluluklarda). Çocuk neredeyse, durup dururken, kendiliğinden annesinin karnında peydahlanan bir şey gibi gözükmüştür insanlara. Fakat bir şeyin kendiliğinden değil, ancak başka bir şeyin sebep olmasıyla ve onun dönüşmesiyle oluşması gerektiği, tüm örneğini doğadan alan "deneye dayalı" insan zihinlerine öyle bir yerleşmiştir ki, onu bile örneğin pek çok kültür "rüzgâr" ile açıklamıştır. Bugün bile, okyanusyadaki adalarda yasayan pek çok ilkel kabilede rüzgârın getirdiği çocuklardan bahsedilir. Ya da besin olarak yenilen şeylerle, vb. açıklanmıştır. Yani doğal sebeplere bağlanmaya çalışılmıştır.


    Ne zamandır ki, insanoğlu soyutlama yeteneğini geliştirmiş ve matematik gibi bilimleri ilkel sekliyle bile olsa icat etmeye başlamış doğayı algılayışını geliştirmiştir, işte ondan sonra doğada doğrudan örneği olmayan fikirler de kolayca ortaya çıkmaya ve kabul görmeye başlamıştır. "Yoktan var edilme" veya "yaratılma" bunlardan biridir.


    Bu kavram tek Tanrılı dinlerin bir icadıdır. (Daha doğrusu, tek tanrılı dinlerden önce bu fikir yavaş yavaş dönemin filozofları tarafından geliştirilmiştir ve kendisine bazı kayıtlarda rastlanmaktadır, fakat yaygınlaşması tek Tanrılı dinlerledir). Zamanla tek Tanrılı dinler, toplum düzenlemesi, insanların kontrolü ve yönetimi gibi konularda sağladıkları başarı sayesinde, insanların beyinlerine de çok sağlam bir şekilde girmiş ve örneğin varlığın tuhaf olduğu ve açıklanması gerektiği gibi fikirleri insanların zihnine sokmuştur.


    Peki, günümüzde kuantum fiziğinde de sözü edilen, boşluğun pozitif ve negatif enerjiye ayrışması, vb. gibi fikirler de varlığı yokluk yoluyla açıklama girişimleri değil midir? Bana göre hem öyledir, hem değildir.


    YanıtlaSil
  143. Çünkü ya varlık sonsuzdan beri vardır ve sonsuzdan beri her şey birbirine dönüşüp durmaktadır, ya da varlık sonradan vakumun ayrışması sonucu, vb. ortaya çıkmıştır. Fakat ikinci durum, boşluğun pozitif ve negatif varlıkların birleşmesinden ibaret olduğunu düşündüğü için aslında yine de varlık kavramını hesaba katmakta, bir bakıma varlığı daha öncelikli görmektedir. Ya da ikisini de eşit öncelikli görmektedir. Yani yine de yokluğu doğal bir durum gibi görmemektedir.


    Kısacası, varlık ve yokluğun birini öncelikli görmek ve diğerini ondan çıkarmaya çalışmak boş bir çabadır. Varlık ve yokluk diyalektik bir bütündür. Varlığı yokluk yoluyla açıklamaya çalışmak gereksiz olduğu gibi zaten mümkün de değildir. Bunu yapmaya çalışan her düşünce, farkında olarak ya da olmayarak, aslında varlığın da var olduğu kabulü altında yorum yapmaktadır.


    Yani Tanrı’ya "Varlık" kavramını açıklamak gayesiyle inanmak geçersiz bir şartlanmadır. Tanrı kanıtlarından "varlık" delili tamamen şartlanma urunu, geçersiz bir delildir. Diğer deliller (yani kozmolojik veya teleolojik deliller, vb) ayrı konudur.

    YanıtlaSil
  144. (Güvercin gerdanlığı... İbn Hazm...alıntı)


    "Yaklaş" diye fısıldadı Dağın Şeyhi. "Daha yakına. Buraya otur."


    Başları neredeyse aynı yükseklikteydi. Yüzlerinin arasında sadece bir karış mesafe vardı. Quaim şaşılacak denli güçlü bir sesle konuşuyordu: "Tanrıya inanıyor musun?"


    "Sadece inanmakla kalmıyor, onu görüyorum da" diye karşılık verdi Orlando.


    "Onu görüyor musun?"


    "Yarattıklarıyla her gün karşımıza çıkıyor."


    "Demek bir yaratıcıya inanıyorsun! Neden?"


    "Bunu nasıl sorabilirsiniz? Göğü ve yeri ondan başka kim yaratabilir?"


    "Demek her şeyin birileri tarafından bir zamanda yaratılmış olduğunu düşünüyorsun."


    "Elbette, başka türlü nasıl olabilir ki?"


    "Peki, onu kim yarattı?"


    "Kimi?"


    "Yaratıcını?"


    "Tanrıyı kimse yaratmamıştır. o her daim var olmuştur."


    "Tuhaf" dedi Hasan Sabbah. "Söz konusu Tanrı olduğu zaman, başı ve sonu olmayan, her zaman var olan ve var olacak olan bir şeyi tasavvur etmekte güçlük çekmiyorsunuz. Ancak sıra Kâinata gelince, onu yaratmış olan birine ihtiyaç duyuyorsunuz. Sayısız yıldızla dolu kâinatın sonsuzluğuna bak. Ne zamana, ne mekâna bağlı olmadan, ezelden beri var ve sonsuza dek var olacak. Bir tanrı olsa bile, böyle bir şeyin birisi tarafından yaratılmış olabileceğine aklın yatıyor mu gerçekten?"


    "Ama tanrı..."


    "Kaşfol as-Rar, son sır işte bu: Tanrı Yoktur! Tanrı sadece bir düşten ibarettir. Ancak insan düş görmek zorundadır. Aksi takdirde aklını yitirebilir. Biz hepimiz şifa bulmaz birer din budalasıyız."


    "Tanrının varlığından şüphe mi duyuyorsun?"


    "Varlığından şüphe duymuyorum. Onun var olmadığını biliyorum. Yüksek ateşten dolayı sayıkladığımı sanma sakın. Aklım başımda. Şimdi beni iyi dinle! Üç tür insan vardır: Tanrıyı arayan ve bulduktan sonra ona hizmet edenler, Tanrıyı arayan ama bulamayanlar ve ihtiyaç duymadıkları için onu aramayanlar. İlk grup mutlu ama mantıksızdır. Son grup belki mutlu değildir ama mantıklıdır. Durumu kötü olanlar ise ortadakilerdir, çünkü hem mutsuz hem de mantıksızdırlar."


    "Tanrıya inanmanın mantıksız olduğunu mu söylemek istiyorsun?"


    "Var olmayan bir şeye inanmak mantıklı bir davranış mıdır?"


    "Hayatta gerçekleştirilmesi en güç olay imandır."


    "İman gerçek olan her şeyi gerçek olmayana dönüştürür."


    "Tanrı var olan her şeyin yaratıcısıdır."


    "O bizi değil, biz onu yarattık."


    "Ya Muhammed ve İsa?"


    "Onlarda da bunu biliyordu. Sırra vakıf olmuşlardı."


    "Yani Tanrının var olmadığını bildiklerini i söylüyorsun?"


    "Evet"


    "Demek onların birer yalancı olduğunu düşünüyorsun."

    YanıtlaSil
  145. Maharaj, Ben oyum’dan (http://tr.scribd.com/doc/48091269/Ben-O-Yum-Maharaj)

    Bu dünyayı siz yaptınız ve onu değiştirebilirsiniz. Bu dünyayı siz yaptınız ve onu değiştirebilirsiniz.

    Tanrı sadece zihninizdeki bir fikirdir. Gerçek olan sizsiniz. Kesin olarak bildiğiniz tekşey: "Burada,şimdi ben-im"dir.

    Bunu siz söylüyorsunuz! (Tanrı değil) Tanrı gelip de size dünyayı, sizin değil, O'nun yarattığını ve bunun O'nun işi (meselesi) olduğunu mu söyledi?

    ( S=Soran, M=Maharaj)

    Soran:Tanrı sadece bir kavram, bir kuram olabilir. Yine de çok yararlı bir kavram!
    Maharaj:Bunun için onda iç çelişkilerin bulunmaması gerekir ki, durum bu değil. Neden kendi kendinizin yaratıcısı ve yaratığı olduğunuz kuramı üstünde çalışmıyorsunuz? Hiç olmazsa kendisi ile savaştığınız dışsal bir Tanrı olmaz
    S:Herkes Tanrı'ya inanır.
    M:Bana göre siz kendi kendinizin Tanrısısınız.
    S:Sizden ayrı bir Tanrı yok mudur?
    M:Nasıl olabilir? Kök "Ben-im", Tanrı ağaçtır. Kime ve ne için tapmam gerekiyor?

    S: Benim dünyam bir rastlantı sonucu olmuş olamaz. Onun bir anlamı var, Benim Tanrım'ın bir plânı vardır.
    M:Eğer dünya sahte (asılsız) ise, o zaman plân da ve onun yaratıcısı da sahtedir.

    Soran: Benim dünyam sıkıntı ve acı dolu. Kötü bir dünyanın Tanrı'sı acımasız bir Tanrı'dır.
    Maharaj:Dünyanızın Tanrı'sı sizsiniz ve siz hem budala hem zalimsiniz. Varsın Tanrı kendi yarattığınız bir kavram olsun. Siz kim olduğunuzu bulun, kötülüklerle dolu bir dünyaya gerçeği, iyiliği ve güzelliği özleyerek yaşamak için nasıl olup da geldiğinizi bulun. Sizin, Tanrı'nın kim olduğunu, ne hakkında konuştuğunuzu bilmeden, Tanrı lehinde ya da aleyhinde konuşmanızın ne yararı var? Korkudan ve umuttan doğmuş, arzu ve imgelemeyle şekillenmiş tanrı, evrenin Zihni ve Yüreği olan O Kudret olamaz.

    Soran:Tanrı bir kişi değil midir?
    Maharaj:Siz kendinizi kişi olarak düşündüğünüz sürece O da bir kişidir. Siz herşey olduğunuzda O'nu herşey olarak görürsünüz.

    Dünyayı yaratıp ayakta tutana siz Tanrı ya da takdir-i İlâhi diyebilirsiniz ama nihai olarak, Tanrı'nın varlığının kanıtı sizsiniz. Çünkü Tanrı hakkında herhangi bir soruyu sormak için sizin varlığınız gerekir

    S:Tanrı dünyayı böyle mi yönetir?
    M:Tanrı dünyayı yönetmiyor.
    S:Öyleyse kim yapıyor bunu?
    M: Hiç kimse. Her şey kendiliğinden vaki olur. Hepsi bilinç içindeki bir oyun. Bütün bölünme ve ayrılıklar hayal ürünüdür.
    M:Siz Tanrı'nın sizi bildiğini düşünüyorsunuz, öyle mi? O dünyayı bile bilmez.

    S:Tanrı'nın gücü olmadıkça hiçbir şey yapılamaz.
    M:Hepsi O'nun işidir, kuşku yok. Ben birşey istemediğime göre, bundan bana ne? Tanrı bana ne verebilir ve benden ne alabilir? Benim olan benimdir, hatta Tanrı yokken bile benimdi. Kuşkusuz. Dünya benimdir; onun üstünde yetişenler ise Tanrı'nın.

    Bilincin kaynağı bilinç içindeki bir nesne olamaz.

    Herşeyin onun için de meydana geldiği bilinç vardır. Bu apaçık gerçek, herkesin deneyim alanı içindedir.

    Gerçek kanıtlanamaz da çürütülemez de.

    Göreli bakışın size ne yararı var?

    "Ben-im duygusu sizin Öz, Tanrı, Gerçek ya da herhangi başka bir adla adlandırabileceğiniz daha derin bir nedenin yansımasıdır. dünya sizden dolayı vardır ama siz dünya değilsiniz.

    S: Benim Tanrım sade bir Tanrı'dır ve oldukça çaresizdir. O sadece durup bekler.
    M:Eğer siz ve Tanrınız, her ikiniz de çaresizseniz, bu, dün yanın rastlantısal olduğu anlamına gelmez mi? Ve eğer öyle ise yapabileceğiniz tek şey, onun ötesine geçmektir.

    S:Rüyanın oluş nedeni düşünmek midir?
    M:Herşey fikirlerin bir oyunudur. Kök fikir "Ben-im (var olanım)"dır.

    S:Bu Ula (oyun) fikrinden hoşlanmıyorum.
    M:Siz onu çok ciddiye alıyorsunuz. Hem oyunun nesi var?

    M: Tanrı mükemmelliktir, mükemmel olma çabası değil.

    M:Bir neden kabul ettiğimiz takdirde, Tanrı nihai nedendir, dünya ise sonuç. Onlar farklıdır ama ayrı değildir.

    S:Neden benim irademle değil?
    M:İşte yine kendinizi böldünüz-Tanrı ve tanık diye. Her ikisi birdir.

    M:Tanrı yüce ve harikulade olan herşeydir;

    YanıtlaSil
  146. Tanrı var mıdır? sorusu hem evet hem hayır ya da ne vardır ne yoktur hem vardır hem yoktur olarakta yanıtlanabilir mi?
    Onu sadece gerçeklikteki bi ifade, bi fikir, bi soyut ya da bi kavram olarak görüyorsanız neden olmasın?
    Neden bilinç-madde; kaynak-yansıma vb. ayrım yapmıyorsunuz her şey çok açık değil mi? Ya da neden ben böyle görüyorum ve hissediyorum ve neden bunu anlatamıyor ya da aktaramıyorum?
    Yaratılmamış,öncesiz ve sonrasız bi olgu olarak doğası var olmak olan ve var olan şey bilinç olsun; Ve bilinç içinde tüm bunları oluşturabilir olsun;
    İsterseniz şunu ekleyelim, Bilincim kendini tek bir ben yapı olarak deneyimlemek yerine kitlesel bölünme ve dağılımla açtığını, patladığını ya da kendi içinde kendi potansiyelinden farklı matematiksel donanımlarla bilinç ve algı bütünlükleri oluşturduğunu ve hepsinin özdeş ve eşit irade ve bilinç taşıdığını düşünelim;
    Fizikselliği bilinçten ayrıştırmadığımız ya da algısal bi ilüzyon olarak ama gerçeklik yaratmanın ve deneyimleninde bir yolu olarak ama gerçekliğin kendisi asla olmayarak görmediğimiz sürece sanırım göremeyeceğiz;
    Bilinç içinde özerklik kazanmış her bilinç yapısı ki bilincicin farkıan varmış bilinç bölümü, bütünlüğü ya da matriksi diyelim evrimsel yetisince gerçeklik oluşturabilir ve betimleyebilir ancak kendi öz doğasını değiştiremez ne var bunda; Fiziksellik tasarlamak sadece algı tasarlamaktır, varlık yaratma kdeğildir ve bu evren bile olabilir; bunu neden ve nasıl göremiyoruz; Evet varlık doğasınca sadece vardır ama varlık içinde bilinç ki varlık kendisi yanılsamadır, doğası gerçektir; bunu enerji olarak düşünelim; aynı enerji bi çok farklı makine çalıştırabilir, Fiziksel aracınız bedeniniz sadece makinedir, enerji ortak ve özdeştir; ancak farklı öğrenmişilk ve evrimelşmişliklerde olaiblir, biliyorum bu anlatı meksik ve anlatması, kavramsallaştımam eksik ve yetersiz ama geliştiriyoru mve elimden gelen bu, Fiziksellik algıdır, sapğmadır, ilüzyondur ama gerçekliği nkendisi öyledir bu tanımlamada; Zekanın doğası kendinin farkında yaratabilir zeka olmaktır, Ve tasarlanmış bi evrende ya da tasarlanmış bi bedende olmak fikri onu birini ya da bi şeyin yoktan yarattığı anlamına gelmez; Bilim iyi güzel, ama varolşunuza dair tek anlamınız bilimin bu hızla giderse trilyonlarca yılda çözeceği bi gerçeği beklemek mi? Varsınız, varız; olmak, olmak içindeyiz, kendiiz olarak, kendimizin sorumluluğunu almak tek yapmamız gereken bu belkide, fiziksellikte gerçek aramak eksiktir/yanılgılıdır ve bu apaçık gerçektir ve görmek isterseniz keskin ve açık olarka göreceksiniz; Siz bilirsiniz, neye isterseniz ona inanın; İsterseniz kendinizi görün ve kendiniz olun; Her şey mümkü , beni mtek bildiğim bu, sonsuz ve sınırsız olasılık ve mümkünsüz olamaz, Gerçeklik parametresi olarak algı içinde tasarlanamayacak deneyimleneyecek mümkünsüzlük olamaz, olmamalı; Gerçeklik tasarlayabilen zeka ne isterse onu tasarlar; deneyimleyen kendisidir, Başkası olamaz, Başka bi gerçek ya da sonuç üretmeyeceksiniz; Milyarlarca yıl bilim yapın, siz bilirsiniz;

    YanıtlaSil
  147. Bilime ve evrime inanıyorsunuz, açık fikirliliğe inanıyorsunuz, her şeyden şüphe etmeye inanıyorsunuz ve evrende başıboş dolaştığımıza belki, tabi varsayım bunlar; O halde O isterseniz şöyle düşünelim, İnsan uygarlığı gelişti ve evrimleşti,

    Sibergenetik robotlar üretti ve sınırlı bir sanal-zeka, yapay zeka geliştirdi yükledi onlara diyelim, varsayalım; Onlardan istenen tek şey itaat olacaktır,Ama gelişebilen bu zeka kendini geliştirdi-geliştirmeye başladı ya da evrenin-varlığında doğasında olan bilinçle iletişim kurdu, Ve sorgulamaya başladı, Tabi ki insan aklı ondan gelişmiş olacaktır ve insan kendini onlara karşı onların yaratıcısı-tasarlayıcı, vb. olarak bile sunabilecektir; Yani bunu yapabilecek veri ve teknoloji elinde olacaktır; Evrim bu;

    İkinci örnekte, yine bilim ve genetik bilimi gelişti, örneğin maymun genetiği ile oynayarak, robotumsu ve hizmetçi, işçi, itaatkar bi ırk belki insan genomununda bilgileri kullanılarak, yeni bi maymun genomu, genetiği üzerinde yeniden dizayn edildi

    Ve bu örneklerin ortak noktası şu, bu ırklara bunların yapıldığı asla söylenmeyecek ya da söylenmemiş olacak, bunlar doğal ve programlı olarak, programlanmış ve geliştirilmiş türler, hatta biz başka bi dünyaya gitmiş, başka dünyalarda kolonileşmiş ve onlar bizim varlığımızı hiç bilmiyor ve kendi dünyalarında yaşıyor bile zannedebilirler, evrimleştik ve geliştik ve hatta fiziksel araçlarımızı/bedenlerimizi daha enerjisel olarak değiştirebilecek kadar belki evrildik, enerjisel fizik beden formları ürettik olsun hatta bu örnekte; bu bizim müdahaleli tasarımlarımız kendilerini özgür sanan ve bu dünyada yaşayan türler olsun ama bizim programlarımızı barındırıyor ve onlara uygun davranıyorlar olsunlar, Teknolojimizin olanaklarıyla bizi göremiyorlar, Dünyada bi uygarlık oluşturuyorlar ve biz onları sömürüyoruz, onlardan enerji çalıyoruz ve nasıl olduğunu bile anlamıyorlar diyelim;

    Üçüncü örnekte, fiziksellik eşdeğerinde ya da yakın sibergenetik ya da kopyalama ve gen transferi benzeri yollarla yine insan ya da hayvan bedeni ya da kendimiz deneysel, karma beden türleri tasarlayabildiğimiz bi yapı düşünelim, Bütün genetik özelliklerini değiştirdimiz bi tür ya da karma bi tür, Domates yapar gibi tıpkı öğrendik bunu da, Hizmetçi insan bi sınıf ya da yen ib isınıf-tür yarattık nasıl olsa sorgulama genlerini çıkardık diyelim ve ekstra özellikler ekledik çıkardık genlerden, her ne olursa;

    Dördüncü örnekte, bunu kolonileşmek ve fethetmek üzere gittiğimiz başka bi dünyadaki türe yaptığımızı düşünelim; Yine gelişmiş evrim ve teknolojiyle, bilincimizi katı fiziksel beden yerine enerjisel formlarda tutabildiğimiz bi gerçeklikte ya da öyle olmasa da olur, Bizden düşük teknolojili ve evrimli bi toplumu bulmuş ve onların genetiğini müdahale etmiş ya da kendimizi onlarla mucizelerle tanrılar olarak gösterip kaybolmuş ve mitolojilerine kadar yansımış abuk subuk tanrılar olalım,

    Beşinci örnekte yine kolonileşilen başka bi dünya, bizden düşük uygarlık, Gidip fethedip hepsinin genetiğini değiştirelim, Ve gelecek nesillerde unutup gidecekler bunu o dünyayı terk edip gideceğiz; Ya da orada onlarla yaşayacağız ama böceklerin bizden habersiz oluşu kadar bizden haberleri olmayacak, evrim bu, nende olmasın?

    Şimdi tekrar düşünelim, aslında bizi manipüle ettiğini bile bilmediğimiz sözde Tanrı, kötü niyetli uzay uygarlıkları; bilmediğimiz-görmediğimiz uzak ve enerjisel teknolojiler kullanıyor ve bizi manipüle ediyor ya da geçmişte etmiş olamaz mı?

    Bu sorunun yanıtını hepimiz biliyoruz

    YanıtlaSil
  148. İster inanın, ister inanmayın, cevaplarınızın büyük bölümü yukarıdaki yorumda, Cevaplarınızn ve arayışınızın büyük bölümünü içeriyor olabilir;
    Ben tüm deliliğimle özgürce böyle düşündüm ve yazdım sadece, deliliğin bana verdiği yetiye dayanarak, çünkü yazmasam, demesem çıldıracaktım, bunu anlatabilen başka bi ifadem yok;
    Bunu ispatlayamam, yani açık olarak bun kanıt sunamam, ama bakarsanız göreceksiniz ve lütfen bu yorumdan ötürü yorumlarımın silinmesi vb. gündeme gelirse, lütfen sadece bunu silin; Süveyda Ölüdeniz paylaşımı hatrına, bu da benim 2013 hikayem olsun ya da Süveyda gibi sanalın hikayesi; bilmiyorum okunuyor mu ya da ciddiye alınıyor mu ama, ben çok ciddiyim ve ben değilim, tanrının olmayışını, varlıksızlığını başkalarına anlatamayışınız kadar analtamayışım ve içimde boğulan çığlıklarım; Görüyorum apaçık, okudum; dedimya kanıt sunamam, ama matematik olsa, mantıksal bi sınamada muhtemelen yukarıdaki sorunun cevabı olabilir geçerdi, neden olmasın olurdu; bundan başka kuantum teorisi içi nbi olasılık olurdu; ama bilimi ya da denklemim yok bunun;

    Böyle bi şeyden bahseden kaynaklar varmı diyecek olursanız var ama muhtemelen sizin bilimsel geçerlilik sınamalarınızı geçmeyecektir, belki bi tanesi hariç, Muhtemelen onu da sözde blimsel metodla sunum yapan deneysel bi çalışma olarak görmeyeceksiniz; Ama yinede paylaşmak isterim, ben sorularımın yanıtlarını, nerdeyse hepsini burada buldum ve paylaşmasam ölecektim/öleceğimli bi duygu durumda nerdeyse yazıyorum; Ne kadar inanırsınız, ne kadar ciddiye alırsınız, Neye inanırsınız bilmiyorum ve neye inanırsanız inanın siz bilirsiniz, bilim ya da din ya da akıl, bu da gerçeklikteki bi veri ve incelenmemiş bi veri;

    Sizlerden tek bir ricam var, İnceleyin, inceleğinizde bari dinle savaşacağınıza bunla savaşın, en azında nsavaşmaya değer bi düşman, buna karşıt argümanlar geliştirinde gelişelim, Çünkü din gibide değil okuduklarımı atamıyorum aklımdan, aksi düşünce ya da inançsızlık geliştiremiyorum, Lütfen bu doğmaysa sesimi duyuyorsanız, siz yardımcı olun, En az din kadar, kitap kadar inceleyinde aksi argümanlar sunun lütfen, Çünkü benim gibi çok sert inananları var; Sizler gerçeğin savaşçılarıymışcasına böyle bi kılıcı dalgalandırıyorsanız ve yeryüzünde Tanrı gerçeğiyle savaşıyorsanız cesur ve değerli insanlarsınız, duygusallığımla yazmak istemiyorum, gerçekten öyle bi durumdayım ve bu veri ondan/onlardan çok ama çok daha karmaşık, bin kat daha karamaşık veri ve bi gerçek emin olun, Lütfen bize de yardım edin;

    Ve ben deli değilim, gerçekten tüm içtenliğimle tüm çığlığımla yardım istiyorum; bu veriyi dinsel bi kitapmışçasına önyargısızca hatta karşıt veri ve düşünce üretmek için bile olsa tümüyle inceleyip, bilimsel, nesnel görüş bildiricek birilerine ihtiyacım(ız) var,



    Kasyopya Deneyi;

    http://tr.cassiopaea.org/



    İngilizce Deney Transkriptleri-Verileri

    http://cassiopaea.org/forum/index.php/board,51.0.html?PHPSESSID=1f10dacea977561dbe8edc96a8df3847

    Örnek Türkçe Veri

    http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=11



    Türkçe Verinin Büyük Bölümü

    http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=7

    YanıtlaSil
  149. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  150. Bu hayat en buyuk multiplayer (cok oyunculu) oyundur. Her oyun gibi bu oyununda bir tasarlayani vardir (Tanri). Nereden geldi bu oyunun kurallari (fizik, kimya vb.) ve nereden geldi tum bu karakterler (insanlar, hayvanlar, bitkiler...), her biri cok gelismis bir robot gibi. Duygusal sebeplerle ateist olanlari anlamakta zorlaniyorum. Dunya'daki kotuluklerden bahseder ve iste Tanri boyle kotu derler, halbuki o kotulukler hep insan eseridir. Tanri sadece insanin kotuluk yapmasina izin vermektedir. iyilik yapmasina izin verdigi gibi. cunku biz melek degiliz, robot degiliz, kendimiz karar verir ve uygulariz. iyilikleri de kotulukleri de. Depremler gibi dogal afetler, hastaliklar vb. olumsuzluklar tabiki Tanri'dandir. Onlar bizim kaderimizin bir parcasi. Islam dinine gore bu tur afetler, hastaliklar vb. bizim gunahlarimizin bedelini bu dunyada odememiz icin birer aractir, bazen de erkenden olmemiz icin. Erken olmek iyidir, eger sonrasinda cennete gideceksen. cunku bu hayat cennetle kiyaslanirsa cehennem, cehennemle kiyaslanirsa cennettir.

    YanıtlaSil
  151. 1. aşamada cennet ve cehennem rızası için Allah' a inanmak olmaz diyorsun. Haklısın. İslamda da zaten bu vardır. ama hazreti ali orada yine adamın anlayacağı şekilde bu cevabı verir. yoksa hazreti alinin sadece allahın rızasını gözetmediğini söyleyemezsin.
    2. aşamada neden islam demişsin. İslamdır çünkü ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın bir şekilde hep kendini devam ettirmiştir. İlk araplarla başladı. sonra araplar iyi teslim edemedi. sonra türklere geçti. kuranda geçen mucizeleri söylemiyorum bile. peygamberin, sahabelerin özelliklerini söylemiyorum bile. ha sen şimdi sadece bu olaya bakıp hazreti ali gibi bir insanı eleştirmişsin ama onun hakkında bir kitap okudun mu o meçhul. bu işler öyle basit işler değildir. islam çok büyük bir şey.
    3. aşama... bunu nasıl söyleyebiliyorsun inanamadım. bakış açını biraz genişleteyim. çok sevdiğin biri uçurumdan aşağı düşecek. onu kurtarmaz mısın? islamın mantığında da bu vardır. ben sevdiğim insanın cehenneme gitmesine izin veremem. eğer verirsem öteki tarafta o bana sorar. ben onun iyiliği için elimden geleni yapmalıyım. ve gerisini allaha bırakmalıyım. anlatabildim değil mi? bu şekilde gerçek imana sahip olur mu bilemem. ben bile gerçek imana sahip değilimdir. ama en azından içine iman tohumları serpmiş olurum. ve bu da müslüman olarak herkesin yapması gereken bir şeydir.
    4. aşama... Allah ı düşün kardeşim. seni yaratıyor. seni bir canlı olarak yaratıyor. ve seni kainatın en şereflisi insan olarak yaratıyor. ve seni imtihan için dünyaya gönderiyor. sana meleklerden daha üstün olabilme imkanı veriyor. bunu senin iradene bırakıyor. ve seni seviyor. sana kendi ruhundan üflüyor. bu nimetler karşısında da ona inanmanı istiyor senden. çok mu? kitap, peygamber gönderiyor. din gönderiyor belli kurallara bağlı olmak için. önüne seriyor her şeyi. ama sen yine inkar ediyorsun. birsürü kanıt çıkarıyor karşına. kainattaki hiç bir şeyin tesadüf olmayacağına dair inanılmaz bir uyum gösteriyor. sonra da bize katkı sağlayan ateist bilim adamları neden cehenneme gidiyor gibi bir şey soruyorsunuz mesela. cevap belli oldu değil mi? sana bu nimetleri veren allaha inanmazsan, o kibre düşersen olmaz işte.
    5. inanan biri çok şey kaybedebilir diyorsun. ya inananlara bir bak bence. ha orta doğudur yok islam devletlerindeki durumdur onları demiyorum. onlar çeşitli oyunlarla ve kötü temsil edilmeyle bu duruma gelmişler. şimdi inanan insanlara bak hadi diyelim tamam öteki taraf yok. bak senin anlayacağın şekilde cevap vermek için bu yolu kullanıyorum ben de. olmasın öteki taraf. islam diye bir şey olsun. sen bu islamın hadislerini okudun mu hiç? alimlerin yazdığı kitapları okudun mu? sen tasavvufla hiç tanıştın mı? bir abdulkadir geylani okudun mu? bir imam gazali okudun mu? oku. sonra islamın insana dünyada da neler kattığını gör. sana nasıl bir sağlıklı yaşam sunduğunu gör. ve ahiret inancından bahsedeyim sana. öldükten sonra başka bir yerin olduğu inancından. bu inanç insanı dinç tutar. insanı karamsarlıktan alıkoyar. ahiret yok dersen ölümden korkarsın. ölüm hiç gelmesin istersin. kafanı meşgul eder. sonra yaşlanırsın. ölüm yaklaşır. sonra ölüm döşeğinde acaba var mı dersin. inanma zorunluluğu hissedersin. çünkü yaklaşmışsındır artık. ama allah sana bunu da vermeyebilir. genç yaşında da alabilir canını. o zaman ne yapacaksın? Allah korusun...

    İslamın şimdilerde çok kötü temsil edildiğinin farkındayım kardeşim. Ama islamın özünü anlamak istiyorsan. İslami bakış açısıyla bakman gerek. Din felsefesinde vardır bu. bir dini anlamak istiyorsan o dinin içine girmelisin. eğer dine girmezsen onu düzgün yorumlayamazsın. ben senin dine girmeni istiyorum. bu karmaşadan kurtulmanı istiyorum. lütfen kardeşim. islam harika bir şey. her şekliyle. bundan yoksun kalma. diğerleri gibi olma. lütfen...

    YanıtlaSil
  152. 2. aşamanı doğru bulmuyorum kardeşim. Burada 4.300 dinin varlığından söz etmişsin fakat biz burada bu adamın herhangi bir dine inanmadığını kabul ettik ki bu adam bu konuda birşey yapmadığını savunuyor. Bu durumda matematiksel hesaplama ile gidelim:
    X^2-4=0 olsun
    Bu durumda denklemi 2'nin çözeceği hemen aklımıza geliyor değil mi. Ama aslında bu denklemi -2 de çözüyor.
    Şimdi -2 ölümden sonra dirilmenin olmaması anlamına gelsin. 2 de ölümden sonra dirilmenin olması anlamına gelsin. Bu durumda Müslüman kişi (Örn: Hz. Ali) için bir sıkıntı yok. O iki kalıba da uyar fakat diğer kişi için %50'lik kayıp ihtimali var. Bu sebepten dolayı önermelerinden birinin yanlış olduğunu düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  153. özgürlüğün bedelidir bence cennet cehennem

    YanıtlaSil
  154. Allah'a, cennetine, cehennemine inanmayıpta bu dünyada intihar etmeyi seçmemiş olan her insan ikiyüzlüdür.. Hiç sormazlar mı kendilerine madem ödül ceza beklentiniz yok ne diye bu dünyanın hem neşesini hem kahrını alıyorsunuz.. Eğer samimi bir ateist olsaydınız ne bu fikri insanlara açıklayarak zaman kaybeder ne de bu dünyada bir saniye bile durmazdınız.. eliniz mi bağlı kolunuz mu zincirli, ne diye intihar etmiyorsunuz.. dünyada kalıpta ne yapacaksınız insanlara iyilik edip, insanlardan gelen kötülüğü mü çekeceksiniz.. neden iyilik edesiniz ki bu sizin doğanızda mı var? bu doğayı kim size verdi? yoksa dünyayı terk etmemek için bir sürü menfaatiniz mi var? sevdiklerinize mi üzülüyorsunuz.. nasıl olsa her şey bitmeyecek mi? İ

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin işiniz gücünüz hadsizlik, densizlik, düşüncesizlik, anlayışsızlık, hakaret, damga, iftira, karalama, kovuculuk, savıcılık, sövücülük, nefret, kin, bitmeyen insanlık dışı davranışlar. Tam bir insanlık dışısınız. İnsanlıktan çıkmışsınız. Siz kendi inanç değerlerinizle bile dalga geçiyorsunuz. Siz berbat bir şey olduğunuzdan haberdar olup umursamayan gülüp geçen bir rezilsiniz. Ağlayacağınız halinize gülen bir hastasınız. Siz iyilikten bahseden kötülük dolu ikiyüzlüsünüz. Siz şeytan dediğiniz şeyin kendisisiniz. Sizin Allah dediğiniz şey ağzınızda. Siz Allah dediğiniz şeye karşı bile kepazesiniz. Siz salyalı sümüklü, şeytan işlerinde olan, insanlık bilmeyen bir zihniyetsiniz. Sizin yaptıınızı hiç bir hayvan ve Allahsız insanlar yapıyor. Siz ötesiz insanların ta kendisisiniz. Sizin ahirette yatacak yeriniz varsa, senin bu zihniyetin ve karakterinle orada yatacak yerin varsa be istemiyorum o öteyide Din'ide Allah'ı da.

      Ben sizin bu berbat vasıflarınızı yazmakla btiremem.

      Not: Ben hakaret kullanmadım. Ama sen yukarıda sana yazdıklarımı, beni, bizi anlayamazsın. Sen bizdeki zihniyet ve karakteri anlayamazsın.

      Sil
    2. http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/48385/Erdogan_dan_inanilmaz_gaf__Evlatlarima_helal_lokma_yedirmedim.html

      Siz haram yemeyi öğrenen ama haram yedirmemeyi öğrenemeyen aptallarsınız. Siz bu lafa gaf deyip geçen beyinsizsiniz.

      Tekrar not: Yukarıda hakaret yok.

      Sil
  155. Nereye gitcegini biliyosun madem gel gidelim niye kaçıyosun eger boş biri görmek istiyorsan tek boynuzlu atlara inanırmıydınız diyen insana bi bak derimm..

    YanıtlaSil

Blog içerisinde yorumda bulunacakların, şayet gmail vb. bir hesapla yorumda bulunmayacaklarsa, kendileri için bir Ad / Rumuz / Nick seçmeleri rica olunur. Aksi durumda, yorum yapan kişinin adı Adsız olarak çıkmaktadır ve kimi durumda bu, karışıklığa sebep olmaktadır.

Ad seçmek için, yorumunuzu yazdığınız yorum formunun altındaki Yorumlama biçimi'nin önünde duran seçeneklerden Adı/URL kısmını seçip Ad kısmına kendiniz için seçtiğiniz bir kullanıcı adını yazmanız yeterlidir. URL seçeneği boş bırakılabilir.

 
Top