Sınır

2 Yorum
Bay Bunk hastaneden içeri telaşla girdiğinde, sıcaktan gömleği ter içinde kalmıştı ve iyice azalan saçları kafasına yapışmıştı. Hızla resepsiyona doğru ilerlerken, cebinden bir mendil çıkartarak kafasını nispeten de olsa kurulamayı başardı. Profesyonel bir modelin sırıtışını yüzüne yerleştirmiş olan resepsiyoniste korku içinde sordu.

“Karım? Karım nerede? Az önce bir kaza geçirdiğini duydum.”

Resepsiyonist daha onun adını sormaya fırsat bulamadan, omzuna bir el dokundu. Dönüp baktığında kolun kısa boylu, kendisinden daha şişman ve daha kel bir kişiye ait olduğunu gördü. Bu şahsın üstünde, doktor olduğunu belli eden bir beyaz önlük vardı ve eli de antiseptik kokuyordu.

“Bay Bunk değil mi?” diye sordu.“Gelin şöyle gelin, karınızın cüzdanındaki fotoğraftan sizi tanıdım”

“Karım nasıl? Durumu iyi mi?”

“Eşinizin durumu gayet iyi Bay Bunk, ama yine de buyrun odama gelin. Özel olarak konuşmamız gereken bir durum var.”

Bay Bunk korka korka doktorun odasına girdi. Doktorun odası her hastanede bulunan standart bir doktor odasıydı. Steril ve kişiliksiz. Doktor holo-sayarının başına geçti ve Bay Bunk’un yüzüne baktı.

“Bay Bunk, sizle açık konuşacağım. Eşiniz hayati tehlikeyi atlattı. Fakat maalesef sağ kolu çok derinden kesildiği için yerine dikemedik. Mikrop kaptığı için de başka riskler taşıyordu. Mecburen omuz hizasından kesmek zorunda kaldık.”

Bay Bunk birden oturduğu sandalyeye tamamen çöktü. Karısının hayatta olmasına çok sevinmişti, fakat sağ kolunu kaybetmesi onu üzüntüye boğmuştu. Zavallı karısının psikolojisi tamamen çökecekti. Peki ya kendisi? Kendisi de artık bir kolu olmayan bir kadınla yaşamayı öğrenmek zorunda kalacaktı. Artık ev işlerine daha fazla yardım etmesi gerekecekti, karısının sinir krizlerinde onu teselli etmesi gerekecekti. İşi iyice zorlaşmıştı.

“Fakat korkmanıza gerek yok. Sizle zaten bu yüzden konuşmak istedim.”

Bay Bunk ümitle doktora baktı.

“Acaba Doktor Shirow’un son yıllarda gerçekleştirdiği mucizelerden haberiniz var mı?”

Bay Bunk, tabii ki Doktor Shirow’un ününü duymuştu. Dr. Shirow 3. dünya savaşından sonra tüm sınırlarını dünyaya kapatan Japonya’da yapacak başka bir şey bulamadığından hem hekimlik hem de robot teknolojisi dallarında ödül almış, Japonya’nın tekrar sınırlarını açması üzerine dehasını tüm dünyayla paylaşmış bir bilim adamıydı. En meşhur olduğu konu ise sakat insanlara robotik parçalar takmasıydı.

“Karıma robot bir kol mu takmayı düşünüyorsunuz?” diye sordu Bay Bunk şüpheyle.

“Tabii, neden olmasın? Hem şu anda büyük bir ucuzluk dönemindeyiz. En düşük model olan K-250’yi taktıktan sonra gerçeğe özdeş sentetik bir deriyle kaplayabiliyoruz. En güzeli de tüm bunları kredinize taksit avantajı sunarak yapıyoruz.”

“K-250?”

“Ah evet. İlk modellerden biri, ama hantal bir model değil. Hem bu sayede eşiniz 250 kg’a kadar da yük kaldırabilecek. Düşünün, artık marketten ya da pazardan alışveriş yaparken sizin torba taşımanıza gerek kalmayacak.”

Bay Bunk, bu pazarlamacı kılıklı doktordan biraz işkillenmiş olsa da Dr. Shirow’un işlerini haberlerden takip etmiş ve robot parçaları takan kişilerin memnuniyetini duymuştu.

“Karımla görüşebilir miyim?” diye sordu doktora acınası bir suratla.

Doktor onu eşinin yanına götürdü. Eşi, tam da tahmin ettiği gibi morali çökmüş, ağlamaktan gözleri şişmiş halde bir yatıyordu. Bay Bunk’u görünce birden gözleri doldu ve karşılıklı sarılıp uzun uzun ağladılar.(Bayan Bunk bir kolu olmadığı için tam sarılamamıştı, bunu fark edince ağlaması iyice hızlanmıştı.)  Gözyaşı yağmuru durunca, Bay Bunk karısına doktorun önerdiği çözümden bahsetti. Bayan Bunk önce istemedi, sonra ister gibi oldu, sonra tamamen reddetti, sonra uzun bir ağlama faslına daha tutuldu, Bay Bunk’a “beni kolsuz da sever misin?” gibi saçma sapan ve vicdanını rahatsız eden sorular sordu, sonra uzun uzun düşündü. Bu gel-gitli ruh hallerinin sonunda kaderine razı oldu ve kol taktırmayı kabul etti. Bayan Bunk iki hafta sonra mutlu bir şekilde yeni koluyla hastaneden çıkmış ve evine geri dönmüştü.

Aradan henüz bir ay geçmişti ki, hastane personeli Bay Bunk’u aynı doktorla alevli bir şekilde tartışırken gördüler. Konu yine Bay Bunk’un eşiydi.

“Yapmayın doktor.” diye bağırıyordu Bay Bunk hararetli bir şekilde. “Karıma 250 kilo kaldırabilecek kadar güçlü bir kolu olduğunu bana söyleyen sizdiniz. Pazarda, markette yardım etmem gerekmeyeceğini siz söylemiştiniz. O zaman niye yapı marketten dört tane otuz kiloluk çimento çuvalını ona yüklediğimde kolu arızalandı? Açıklayın bunu lütfen. Üstelik tam da o kola alışmaya başlamışken.”

“Ben sana karına Meksika katırı gibi mal mı yükle dedim be adam?”

Doktor birden durdu ve Bay Bunk’un söylediği kelimeye takıldı.

“Bir dakika. Kola alışmaya başlamışken mi dediniz?”

Doktor açık açık Bay Bunk’a güldü.

“Yapmayın Bay Bunk. Eşinizin kolunun kendine ait bir zekâ geliştirip akşam uyurken sizi bıçaklayacağını filan mı düşündünüz yoksa? Bunlar sadece B sınıfı bilim-kurgu filmlerde olur. ”

“Düşünmedim değil.”diye mırıldandı Bay Bunk.

“Bakın.” dedi doktor ve Bay Bunk’u tekrar odasına sürükledi. Bay Bunk bir koltuğa oturunca doktor holo-sayarını açtı ve masa üstünde bir insan iskeletinin hologramı belirdi.

Doktor hologramda kol kemiğinin üst kısmındaki yuvarlak şekilli kısmın, omuz kemiğiyle birleştiği yeri işaret etti.

“Kolun üst kısmı, omuz kemiğine tendonlar ve kaslarla bağlanır. Sizin eşinizin kolu mekanik olduğu için bu tendonlar zaten normalde taşımaları gerekenden fazla ağırlık taşıyorlar. Sizin eşiniz de birden 120 kilo yüklenince kol yerinden çıkmış. Ya da şöyle anlatayım. Kol 120 kiloyu kaldırmış, fakat kolla omzu tutan tendon bunu kaldırmamış. Kolda bir arıza yok Bay Bunk. Hala çalışıyor, sadece yerine takılması gerekiyor o kadar.”

“O zaman bir problem yok yani. Kolu yerine takınca düzelecek öyle mi?”

Doktor sıkıntılı bir yüzle Bay Bunk’a baktı.

“Gerçeği söylemek gerekirse, hayır Bay Bunk.”

Bay Bunk öfkeden kıpkırmızı olmuştu. Doktor yüzünü ekşiterek anlatmaya devam etti.

“Bakın, kolda arıza yok, kol her zamanki gibi mükemmel çalışıyor, fakat sorun omuzda”

Doktor tekrar omuz kemiğini gösterdi.

“Dr. Shirow, ilk robot kolu başarıyla naklettiğinde, kimsenin o zamana kadar ön görmediği bir durumu keşfetmişti. Robot kol, normal bir kolun yaptığı her şeyi yapabiliyordu, fakat normal bir koldan çok daha ağırdı. Bu da ilk başlarda omuz kemiğinde, sonraları ise köprücük kemiğinde oluşan yoğun streslere yol açıyordu. Bu yüzden maalesef gerçek kolu sadece robot bir kolla değiştirmek yetmiyordu. Kolu değiştirdikten sonra onu taşıması için omuz kemiği ve köprücük kemiğinin de metalik kemiklerle yer değiştirmesi gerekiyordu. Ve bu değişimin de sadece kolun değiştirildiği tarafta değil, problemsiz tarafta da yapılması gerekiyordu. Yoksa omuriliğe asimetrik yük bineceğinden, ameliyat geçiren kişide müthiş bel ve sırt ağrıları başlıyordu. Bu yüzden artık ameliyatlar şu şekilde yapılıyor.Omuz, boyun ve köprücük kemikleri tamamen metalik olanlarla değiştiriliyor, ondan sonra da kolların dengeli olması amacıyla normal kol da yine bir robot kolla değiştiriliyor.”

Bay Bunk, doktor anlattıkça çıkacak masrafı düşündü ve morali iyiden iyiye bozuldu.

“Ya bu demir kolun daha hafifi yok mu o zaman? Tüm bu ameliyata gerek kalmasa da sadece kolu daha hafifiyle değiştirsek.”

“Olmaz mı?” dedi doktor ve önündeki bir tuşa dokununca Bay Bunk’un önündeki hologram değişti.

“Titanyum, Neobyum, İmplantium, titanyum-çelik gibi bir sürü daha hafif alternatifimiz var. Ama fiyatlar da ona göre tabii ki.”

Bay Bunk kafasında bazı hesaplar yaptıktan sonra, ayaklarını sürüye sürüye acil servise gitti ve karısına olan biteni anlattı. Zavallı kadıncağız yine ağlama krizine tutuldu. Birbirlerine sarıldılar, fakat bu sefer Bay Bunk ağlamadı. Nedense bu işin gittikçe büyüyeceğini ve canının daha da sıkılacağını hissediyordu. Bayan Bunk iki gün sonra ameliyathaneye alındı ve arka arkaya bir sürü operasyon geçirdi. Üç ay sonra evine geri döndüğünde Bay Bunk da eski neşesine kavuşmuştu. Karısının çok daha sağlıklı ve kuvvetli olduğunu fark etmişti ve “Artık arabam bozulduğunda ona ittiririm.” düşüncesini kafasına oturtmuştu. Ama sanki biraz kambur mu duruyordu ne ?

“Eh, aslında bu beklediğimiz bir durumdu.”

Bay Bunk, her gelişinde bu doktordan biraz daha tiksiniyordu. Sanki onu her gördüğünde adam doktor kimliğinden biraz daha sıyrılıyor, daha simsar-vari bir karaktere bürünüyordu. Bir gün geldiğinde duvardaki doktor diplomasının yanında bir de “peşin satan-veresiye satan” tabelası görse hiç şaşırmayacaktı.

“Eşinizin, o kötü kazadan önceki boyu ve kilosu ne kadardı?”

“Eşim narin, minyon bir kadındır. Boyu 1.63 filan olması lazım, yanlış hatırlamıyorsam da 50 kilo falandı.”

“Eşinizin şu an üstündeki robotik uzuvlar sadece 50 kilo çekiyor. Robot kollarını hareket ederken zorlanmaması için verdiğimiz steroidler ve egzersizlerle de kol, sırt ve omuz kasları da iyice gelişti, oradan da bir ekstra on kilo gelmiştir. Eh, düşünsenize, omurilik birden 60 kilo fazladan taşımaya başladı. Karınızın kamburlaşması normal.”

“Bana çözümünü söyleyin.” diye bıkkınca konuştu Bay Bunk.

“Basit, omuriliğini de robotik bir omurilikle değiştirmemiz gerekecek. Ama omuriliğin içindeki sinir yapısını koruyamayacağımız için, eşinizin sinir sistemini de süper iletken fiber optik bir sistemle değiştirmemiz gerekecek. Tabii bu iş biraz problemli.”

Doktor yine Bay Bunk’un önüne bir hologram çıkardı. Hologram da tüm sinir sistemi görünüyordu.

“Normal bir insan vücudu, aslında bir makine gibidir. Beyin sürekli elektrik sinyalleri göndererek vücudun hareket etmesini sağlar. Biz tüm vücudun sinir sistemini değiştireceğiz ve insan beyni ne yazık ki bu fiber-optik sistemi besleyecek kadar çok elektrik enerjisi üretmediğinden, fazladan bir tane elektrik jeneratörüne ihtiyacımız olacak. Jeneratörü de genelde kalbin yanına yerleştiririz, o yüzden eşinizin kaburga kafesini de genişletmemiz gerekecek.”

Bay Bunk’un birden yüzüne renk gelmişti. Bu kadar problemden sonra, sonunda işine yarayacak bir şey oluyordu.

“Doktor bey, o zaman bu kaburga kafesini genişletirken...?”

“Evet” diye sırıttı doktor. “Göğüslerini de büyüteceğiz.”

“Hangi ölçüye kadar?” diye sordu Bay Bunk. Karısının göğüslerini hep minik bulmuştu ve ne kadar ısrar ederse etsin karısı silikon taktırmamıştı. Yıllardır hayalini kurduğu kafasını göğüslere gömerek uyuma rüyası gerçekleşecek miydi yoksa?

“Heh heh…” diye sırıttı doktor. “Siz ne kadar isterseniz.”

Bay Bunk yine acil servis’e karısını ziyarete gitti. Bayan Bunk ona sarılıp hüngür hüngür ağlarken, Bay Bunk kaliteli yonca bulmuş bir eşek gibi 32 dişini göstererek sırıtıyordu. Karısı “ Nedir bu çektiklerim?” diye ağlarken, o ise “Bu minik göğüsleri son kez hissediyorum.”diye mırıldanıyordu.

Hastane personeli artık bay Bunk’u ilk ismiyle çağıracak kadar tanımaya başlamışlardı. O yüzden doktorun odasından gelen bağrışmalara aldırmıyorlardı.

“Bakın doktor, bu iş artık can sıkıcı olmaya başladı. En son 6 ay evvel geldiğimde artık bunun son olduğunu düşünmüştüm, ama şimdi yine buradayım. Buradan her ayrılışımda biraz daha çöküyorum. Daha kaç kez geleceğim buraya?”

“6 ay evvel gittiğinizdeki suratınızın halini daha dün gibi hatırlıyorum. Sizdeki keyif eşekte yoktu azizim.”

Bay Bunk cevap vermeden doktor devam etti.

“Hatırlatın, karınıza takılan omurilik uzun geldiği için boyu 5 cm uzamıştı ve göğüs çapı 105 D olmuştu. O gün eve giderken hiçte çökmüş durmuyordunuz.”

Bay Bunk son altı ayı karısının iri göğüslerine kafasını gömerek uyuyordu ve bundan da çok memnundu. Fakat bu sefer de eşi çok çabuk yoruluyor ve her tarafı ağrıdığı için de çok fazla iş yapamıyordu.

“Karımın görünüşünden memnunum, o ayrı. Ama performansından değilim. Sürekli yorgun zavallıcık. Çok uzun yürüyünce 3-4 saat dinlenmesi gerekiyor.”

“Bu da normal. Vücudunun üst kısmı tamamen metal, ama ayakları etten kemikten. Ne olmasını bekliyordunuz ki?”

“Çözümü yok mudur? Ya da dur söyleme ben tahmin edeyim doktor.Bacakları da alıp, yerine robot bacak takacaksınız. Zaten ondan sonra karımın etten kemikten bir yeri kalmayacak. O zaman siz de rahatlayacaksınız, ben de. Akşam da hatunu fişe takarım, sabaha kadar şarj olur.Ya siz benle dalga mı geçiyorsunuz? Bunun başka yolu yok mu? Orası ağrıyor, hop metal kol tak, burası acıyor hop metal bacak tak. Karım insanlıktan çıktı sizin yüzünüzden.”

“Peki, Bay Bunk, size o zaman bir soru sorayım. Eşinizin bazı parçalarını robotlaştırdık. Eşinizin tamamen bir robot olmasından korkuyorsunuz. O zaman soruyorum. Sizce insanlık nerede son bulur ve robotluk nerede başlar?”

Bay Bunk ellerini göbeğinde birleştirdi.

“Yıllarını bu işe veren filozofların sorguladığı soruyu mu bana soruyorsunuz? Bundan sonra ne yapacağız peki? Robotların 3 temel yasasını mı tartışacağız?”

“Yo çok ciddiyim Bay Bunk. Vücudu tamamen etten kemikten olan birisi bir insandır değil mi? Peki bir kolu ve bacağı metal olan birisi ? Ya da her iki kolu robotik olan biri ? Peki, suni bir kalp’le yaşayan bir erkek? Ya da robotik bir vücuda oturtulan bir insan beyni, hala insan mıdır?”

“Iıı, bence…” diye duraksadı Bay Bunk.

“Tamam, o zaman şöyle soralım. Farz edelim sizin beyninizi bir kaba koyduk ve vücudunuzu ortadan kaldırdık. Ama onun yerine beyniniz 100 tane robot hamam böceğini kontrol edebiliyor. Onlar sayesinde görüyorsunuz ve etrafta geziyorsunuz. Ne yapardınız ?”

“Şey… Bilmem ki…”

“Ben söyleyeyim, ya gider bir kız kolejinde duş bölümüne gizlendirdiniz, ya da – ne bileyim- banka soyardınız.”

“Başka ülkelere giderdim herhalde. Hiç Arjantin’e gitmedim mesela.”

“Bakın, hemen duygularınız işin içine girdi. Bir robot, sadece ona verilen görevi yapar, ama siz hemen kişisel zevklerinizin peşinden gittiniz. O zaman sorumuzun cevabı hemen beliriyor. İnsanlık nerede biter, robotluk nerede başlar? Hepimizin önemsediği o sınır, nerede belirir? Gayet basit. Beyin doğru düzgün düşünebildiği ve duygularından vazgeçmediği sürece, insanlığı her zaman var olacaktır. Asla tamamen bir robot olmayacaktır.”

“Zaten bildiğim kadarıyla robotik parçalar takılan insanlara android diyorlar, robot değil.” diye mırıldandı Bay Bunk.

“Boşuna polemiğe girmeyelim Bay Bunk. Ne demek istediğimi çok iyi anladınız.”

Bay Bunk derin bir iç çekti.

“Peki, sizinle tartışmayacağım. Bu sefer ne yapılacak?”

“Bu sefer tamamen bir değişime gideceğiz Bay Bunk. Eşinizin ayaklarını ve bacaklarını değiştireceğiz, fakat artık iç organları da eşinizin yeni ağırlığına ve süratine ayak sağlayamayacaklar. Kalp, akciğer, karaciğer vs… hepsini suni organlarla değiştireceğiz. Beyin bu kadar farklı sinapsı kaldıramayacağı için beyninin de bir kısmına çipler takacağız.”

“Karımdan geriye orijinal olarak bir tek derisi kalacak yani?”

“O kadar abartmayın canım. Yüze, beyinin büyük bir kısmına, gözlere falan dokunmayacağız.”

“Çok eskiden 6 Milyon Dolarlık adam diye bir bilim kurgu dizisi vardı. Kendimi onun setinde gibi hissetmeye başladım. Hoş benim karı şimdiden 250 milyarı buldu herhalde.”

“Bakın Bay Bunk. Bu işin bir de avantajlarını düşünün. Karınızı 5-10 cm daha uzatabiliriz. Kalçasını isteğinize göre büyültüp küçültebiliriz. Şurada idealinizdeki kadını yaratmaktan bahsediyoruz.Üstelik karınızın uyum sağlaması ve para kazanması konusunda da hastanemiz size yardımcı olabilir.”

Bay Bunk sessizce önüne baktı.

“Nasıl isterseniz öyle yapın, artık umrumda değil.” dedi yorgun bir biçimde.

Bayan Bunk’un son ameliyatından üstünden 2 sene geçmişti. Artık vücudundaki çoğu organ organik değil metaldi, fakat artık vücudunda hiç bir problem çıkmıyordu. Ama artık problem çeken kişi Bayan Bunk olmuştu. Çünkü daha 4-5 sene evvel, orta düzeyde güzellikte standart bir ev kadınıyken, artık dış görünüşüyle mankenlere taş çıkartan ve de yeni mekanik vücudundan dolayı da süper kahramanları aratmayacak güçlere sahip olan bir kadındı. Böyle bir kadın da, tüm gün ev işleri yapıp kocasını beklemekten inanılmaz derecede sıkılıyordu.

Ama doktor sözünü tutmuş ve Bayan Bunk’u onun gibi ameliyat geçiren ve uyumda zorluk çekenler için grup terapi seanslarına yazdırmıştı. Bunun dışında hastane, kendisi gibi kişilere farklı iş imkânları da sunabiliyordu. Hükümetin zor koşullarda insan çalıştıramadığı yerlerde robotikler ( kendilerine bu ismi veriyorlardı ) yüksek para alarak çalışabiliyorlardı. Hastane bu kazandıkları ücretten belli bir yüzde keserek ameliyat veya bakım borçlarına aktarıyordu. Bayan Bunk son bir buçuk sene boyunca radyoaktif santrallerde tamir ve bakım işleri yapmış, okyanus derinliklerinde yosun tarlalarında tarla sürmüş ve yerin binlerce metre altında bulunan madenlerden değerli taşlar çıkartmıştı. Bu Bay Bunk’un da işine gelmişti çünkü karısının hastane masrafları yüzünden ipotek ettiği evi geri almayı başarmış ve tüm gün evde sıkıntıdan patlayan eşi gitmiş yerine inanılmaz hikâyeler anlatan mutlu bir eş gelmişti. Tabii bazı işler karısının 2-3 hafta dışarıda kalmasını gerektiriyordu ama buna da katlanmayı öğrenmişti. Yalnız son aylarda karısında bir farklılık hissetmeye başlamıştı. Eşi ona soğuk davranıyor, çok konuşmuyor ve konuştuklarında da konuyu hızla değiştiriyordu. Bay Bunk yakında eşinin ona açılacağını tahmin ediyordu o yüzden çok meraklanmıyordu.

Bay Bunk arkadaşları tarafından endişeli bir kişiliğe sahip birisi olarak bilinirdi. Çoğu arkadaşı, bu endişeli kişiliğini son 4-5 yılda karısının başına gelenlerden sonra edindiğine inansa da, aslında Bay Bunk bu karakterine çocukluğundan beri sahipti. Zaman içinde endişeleri değişmişti, istediği sarı arabayı alamama endişesi, evi geçindirememe telaşına doğru değişim geçirmişti. Fakat özellikle son yıllarda karısının göğüslerinin büyümesi ve her gece onlara gömülerek uyuması sayesinde daha huzurlu bir kişi olmaya başlamıştı. Fakat o gece evin kapısını açıp içeri girince ve eşinin onu ayakta ve sabit bir yüz ifadesiyle karşılaması, bütün eski endişelerini geri getirmişti. Bay Bunk karısına bakıp ne olduğunu sordu. Karısı, gözünü sabit bir noktaya dikti ve yüzünde dudağı dışında en ufak bir yeri oynamadan, bir bilgisayarın soğuk sistematik sesi ve mantığıyla konuştu.

“Bitti.” dedi kısaca ve arkasından ekledi “Ben bu evden ayrılıyorum.”

Bay Bunk daha itiraz edemeden karısı devam etti.

“İtiraz edeceksin, biliyorum. Ama gerçekleri görelim. Senle aynı yaşta olsak ta benden hem fiziksel olarak hem de beyinsel olarak zayıfsın. Şu anda yaptığım işlerle senden de yüksek para kazanıyorum ve ekonomik özgürlüğümü çoktan elde ettim. Şimdi dönüp de geçmiş hayatımı sorguladığımda senle evlenmemin tek nedenimin, senden daha iyisini bulamayacağımı düşündüğüm için yaptığımı görüyorum. Ama şu anda senden o kadar üstünüm ki, senden daha iyisini rahat rahat bulabilirim. 3 ay evvel meteor parçalamaya gittiğimde, o istasyonun sahibi-ki kendisi çok yakışıklı bir mülti-milyonerdir bana kur yapmıştı. Daha geçen ay lağımlarda gezinen o canavar timsahları öldürdüğümde, “Silver” lokantalar zincirinin veliahdı benle çıkmak istediğini söylemişti. Hepsi bir yana, çalıştığımız merkezde benim gibi robotik olan çok genç ve yakışıklı iki çocuk var ve ikisi de bana asılıyor. Kısacası Bunk, etrafımda o kadar çok kişi var ki, senle niye bu kadar evli kaldığımı bile bilmiyorum.”

Bay Bunk, karısının ayaklarına sarılıp hüngür hüngür ağlamaya başladı. İlk kaza geçirdiği günden bugüne kadar olan her günü ayrı ayrı lanetledi, karısını ne kadar sevdiğini defalarca yineledi ve belki karısının yüzünde bir yumuşama belirtisi görme umuduyla onun yüzüne baktı.

Fakat kendisinin ağlamaktan yüzü gözü şiştiği halde karısının gözünde bir damla yaş bile yoktu. 

Çünkü tekrar düzenlenen suratında, mühendisler göz altlarına gözyaşı kanalları açmamışlardı.

Bu hikaye Ay Evrenkenti adlı sitenin düzenlediği Bilim-Kurgu Kısa Öykü Yarışması'nda birinci gelen hikayedir.

2 yorum:

  1. hastır... çok manyak bir hikayeydi. emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. muhteşem ötesi teşekkürler

    YanıtlaSil