Kullandığımız Kelimeler Beynimizi Değiştiriyor

2 Yorum
Thomas Jefferson Üniversitesi'nden nöbobilimci Dr. Andrew Newberg ile iletişim uzmanı Robert Waldman'ın bir araya gelerek yazdıkları kitap, Words Can Change Your Brain (Kelimeler Beyninizi Değiştirebilir), yapılan bilimsel çalışmalardan elde edilen bulguların neticesinde, kitabın adından da anlaşılacağı üzere, oldukça ilginç bir hipotez atıyor ortaya: Kullanmayı seçtiğimiz kelimeler beynimizi gerçek anlamda değiştirebilir.

Kitapta yer alan verilere göre, olumsuz kelime ve kavramları kullandığımızda, diğer bir deyişle onların beynimize girmesine izin verdiğimizde, beynimizdeki korku merkezi olan amigdalanın etkinliğinin artmasına sebep oluruz. Amigdalanın etkinliğinin artması demek, stres üreten hormonların da harekete geçmesine sebep olmaktadır. Bu hormon ve nörotransmitterler, beynin olağan çalışma şeklini ve mantıksal işlem sürecini engellemeye başlar. Newberg ve Waldman şöyle yazıyor: "Sinirli kelimeler beyne alarm mesajları yollar ve frontal loblda bulunan beynin mantıksal kısmını kısmı olarak felce uğratır."

Kitapta bir başka uzman "doğru" kelimeleri kullanmanın bizim "gerçeklik" algımızı nasıl değiştireceğini şöyle ifade ediyor:
"Aklınıza olumlu ve iyimser kelimeleri getirmek, frontal lobu uyarır. Bu alan, sizi harekete geçirmekle görevli motor korteksiyle doğrudan bağlantı kuran özel dil merkezlerini de içerir. Yaptığımız çalışmalar, ne kadar uzun süre olumlu kelimelere yoğunlaşırsanız beynin başka alanlarına da o kadar etki ettiğini gösterdi bize."
Bu iddia, şu şekilde bir basamak öteye götürülüyor:
"Böylece zamanla parietal lobun işlevi değişmeye başlıyor ve bu da hem kendinizle hem de etkileşime girdiğiniz insanlar ile ilgili algınızı değiştiriyor. Kendinize dair olumlu bir yargıya sahip olmanız, öteki insanları da iyi görmenize sebep olur, olumsuz bir öz irdeleme ise başkalarına karşı şüpheci gözle bakmanıza yol açar. Zamanla talamusun yapısı da bilinçli seçtiğiniz kelime, düşünce ve hislere göre değişim gösterir ve talamik değişimlerin gerçeklik algınızı da değiştirdiğine inanıyoruz."
Konuyla ilgili yapılan bir deney de, bu etki ve değişimin sonuçlarını bizlere gösteriyor: 35-54 yaş arasında bir grup insandan her gece, o gün boyunca olan güzel üç şeyi nedeniyle birlikte yazması isteniyor. Üç aylık süreç içerisinde, deneye katılanların mutluluğunun aşama aşama arttığı ve mutsuzluk hislerinin ise azaldığı gözleniyor. Olumlu fikir ve duygulara odaklanarak ve onları yansıtarak beynimizdeki etkinliği olumlu yönde arttırarak kendi sağlığımızı iyi yönde geliştirebileceğimiz ifade ediliyor.

Hayyam

2 yorum:

  1. Bir insan bilinçli olarak olumsuz yargılar,kelimeler kullansa ve bu kelimelerin kendi ruh haline zarar vermeyeceğini söylese de değiştirir mi peki? Yani bu yazının farkında olarak hareket etse?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar,

      Sorunuza en baştan, kullanılan olumsuz bir kelimenin bilinçli olarak kullanılsa dahi, o kelimeyi ne derece "inanarak" kullandığınızla ilgili olarak beyni etkileyebilir veya etkilemeyebilir diye cevap verebiliriz (beyinde değişiklik yapabilir veya yapmayabilir.)

      Daha açık bir örnek vermeye çalışalım. Bir kişinin yüksekten korktuğunu yani yükseklik korkusu olduğunu düşünelim. Bu kişi, kendi kendisine şu sözleri söylediğini varsayalım. "Ben, yüksekten korkan bir kişiyim. Ancak, madem ki yüksekten korktuğumun farkındayım ve de bunu bilinçli olarak söylüyorum, o halde, 'bende şu andan itibaren yükseklik korkusu kalmayacak, çünkü bunu bilinçli olarak söylüyorum' " dediği anda, yükseklik korkusunun kalmaması gerekirdi. Diğer bir deyişle, bu korkuyu içeren nöronal (sinir) ağları, korkuyu içermeyecek şekilde yeniden düzenlenirdi. Ancak öyle olmuyor. Çünkü geçmişteki o korkuyu içeren bilgiler yani sinirsel ağlar defalarca birbiri ile bağlantı kurduğu için, bilinçli olarak dahi söylense tek bir söylemle değişmez. İşte bu nedenle Freud tarzı gibi olmasa da, Bilişsel Terapi denilen yani, kişiye bilinç çerçevesindeki soru ve yorumlarla ve "birden fazla seansla" o korku giderilmeye çalışılmaktadır. Aslında burada, bu terapi ile yine bilinç kullanılarak "korkmamaya" yönelik bir "inanç" oluşturulmaktadır.

      İnanç sistemleri de, küçüklüğümüzden itibaren beynimizdeki nöronlar ağlarla "defalarca" bağlanması nedeniyle kalın diyebileceğimiz bağlantılar oluşabilir ki, bu bağları çoğunlukla bilinçle, isteseniz de , nadir haller dışındaki değiştirme şansınız olmayacaktır. Buna en iyi örnek, gelenek-görenek, örf-adet ve en önemlisinin din nedeniyle beynimizde oluşan "bilgi sistemi" olduğunu söyleyebiliriz. Burada "bilgi" derken, illaki "doğru bilgiyi kastetmiyoruz. Beyin için "bilgi", içeriği ne olursa olsun, ister doğru ister yanlış hatta yalan dahi olsa "bilgi" dir. Çünkü, beyin doğru da olsa yanlış yalan da olsa nihayetinde bir "kod"dur ve beyin bunun için "işlem" yapar. Nasıl ki, Güneş'in, Dünya'nın etrafında döndüğüne inanıldığı ancak bugün bu bilginin doğru olmadığına inanıldığı günlerde olduğu gibi.

      Sonuç olarak beyin özünde şuna bakar. "Benim varlığım için yararlı bilgiler, benim varlığımı ortadan kaldırmaya veya tehdit etmeye yönelik bilgiler" Ve beynimizin içinde bu bilgiler devamlı gerek bilinç gerek bilinçaltı çarpışır durur. Hangi galip gelirse, o bilgiye ait sinir ağları kurulur ve bizim davranışlarımızda "bilincimize rağmen" bize egemen olur. Şu halde son olarak diyebiliriz ki, olumsuz bilgiye dayalı bağlar ne kadar zayıfsa, bilincinizle onu etkileyip değiştirebilirsiniz. Ancak ne kadar kuvvetli kurulmuş ise (aynı bilgiyi taşıyan nöronlar ağlardan defalarca bağlantı olmuş demek isteniyor) böyle bir durumda, bilinç çerçevesinde dahi olsa bu ağları yeniden düzenlemek o kadar kolay olmaz, gelenek görenek vb.

      Eğer, bilinç ile beynimizdeki ister olumlu ister olumsuz her tür bilgiyi kolayca değiştirebilseydik, kötü anılarımızı bellekten hemen siler ve huzurlu olurduk. İşin ilginç tarafı, o kötü anıları bir an için belleğimizden bir an için kaldırdığımızı düşünsek bile böyle bir şey bizim için iyi olmaz yani huzur dediğimiz şeyin ne olduğunu anlamazdık. Çünkü beyin, ancak o kötün aşanmışlıklara bakarak rekatif olarak veya referans alarak biz "huzur" duyuyoruz. Bu, aynısıyla, her yerin kırmızı olup, kırmızı dışında başka hiç bir rengin olmaması gibi olurdu. Kırmızının kırmızı olduğu göstermek bir referansımız olmadığından farkına varmazdık. Ayrıca, beynimizde hiç bir kötü anı olmaması nedeniyle, aynı hataları bir daha yapardık. Çünkü, beyin öğretiden çok bizzat "yaşayarak" öğrenen bir sistem.

      İlginiz için teşekkür eder, esenlikler dileriz.

      Sil