The Sunset Limited

14 Yorum
The Sunset Limited, intihar etmek isteyen ateist bir profesör ile onu intihardan vazgeçirmek isteyen dindar bir adamın karşılıklı konuşma ve tartışmasını bizlere sunuyor. Film tek mekanda ve iki oyuncu ile geçiyor, ki bu oyuncular da Samuel L. Jackson ve Tommy Lee Jones.

Kendisini trenin önüne atarak intihar etmek isteyen profesörü (Tommy Lee Jones) son anda ortaya çıkıp kurtaran -kendi deyimiyle- taşralı zenci (Samuel L. Jackson), profesörü kendi evine getiriyor ve onu intihar fikrinden uzaklaştırmak için onunla konuşmaya karar veriyor.

Film boyunca çeşitli simgeleştirmeler, imgelemeler, hatta ikonlaştırmalar görmek epey mümkün. Her ne kadar İncil temelli olarak din savunuculuğu yapılsa da, evrensel bir tanrı fikri ve inancı gözetildiği rahatlıkla görülebilir. Çeşitli kilit olan veya olmayan kavramlar üzerine düşülmüş, bir dindar ve ateistin hayata bakış açısı genel itibariyle tarafsız olarak sunulmaya çalışılmıştır.

Elbette ki, söz konusu ateist, intihar etmenin doğru olduğunu savunan, aslında daha doğru bir ifadeyle nihilizmin etkilerini kendisinde görebileceğimiz biridir. Nitekim, sadece tanrıyı değil, hayatın gerekliliğini ve anlamlılığını da inkar etmekte, dini dogmaların ötesinde, kültürel değerlerin de zamanla yitip gittiğini savunmaktadır.

Filmin sonuna kadar dindar olanın çok daha fazla argüman ileri sürdüğü görülürken, özellikle son 10 dakikada profesörün -deyim yerindeyse- ipleri eline alarak filmi taraflı bir din propagandası olmaktan kurtardığı söylenebilir. Bununla birlikte, dindar olanın kozmolojik veya bilimsel kanıtlarla tanrıyı ispatlama yoluna gitmediğini belirtmekte de fayda var. Sadece, tanrının herkesin içinde olduğunu ve doğru ve güzel olanı bizlere söylediğini, bizleri gözettiğini, hayatımıza anlam kattığını ileri sürmekle kalıyor. Profesör de, tanrının bilimsel olarak irdelenmesiyle ilgilenmiyor, kendi baktığı pencereden tanrıyı göremediği gibi, hayatta da yaşamayı değerli kılacak bir şey bulamadığını ifade ediyor.

Tek mekan ve bol diyalog üzerine kurulu film, elbette ki bir din tartışması açısından kusursuz değil ve zaten olamaz da. Ancak ele almayı istediği konuyu pek de kırıp dökmeden işleyebilmesi açısından kayda değer bir yan taşımaktadır.

Filmin sonlarında profesörün attığı tirattan bazı bölümleri alta eklemek istiyorum. Elbette ki filmin tümünün bu alıntılardaki gibi yüksek tansiyonda geçmediğini de belirtmem gerekiyor ki, filmi izleyecekler için beklenti çıtasını fazla yükseğe koymuş olmayayım.

Dünyadan satır satır vazgeçersin. Kendi yok oluşunun suç ortağı olursun. Bu konuda yapabileceğin hiçbir şey yoktur. Yaptığın her şey ileride bir yerlerde bir kapıyı kapatır. Sonunda açık bir tek kapı kalır.
Ben karanlığa özlem duyuyorum. Ölmek için dua ediyorum, gerçekten ölmek. Ve ölünce yaşarken tanıdığım insanlarla karşılaşacağımı bilsem ne yapardım bilemiyorum. Bu, korkunun ve kabusun son noktası olurdu. Annemle karşılaşacağımı ve her şeye en baştan başlayacağımı düşünsem ama bu sefer sonunda özlem duyulacak bir ölüm olmasa bu en büyük kabusum olurdu.
Ben ölüler ölü kalsın istiyorum. Sonsuza dek. Ve onlardan biri olmak istiyorum. Ama elbette onlardan biri olamazsın çünkü varlığı olmayanın toplumu da olmaz. Toplum olmaz. Düşünmesi bile kalbimi ısıtıyor. Karanlık, yalnızlık, sessizlik, huzur. Ve hepsi bir kalp atımı uzakta. Ben ruh hâlimi dünyaya kötümser açıdan bakmak olarak görmüyorum. Dünya böyle diyorum. Evrim elinde olmadan zeki hayatların sonunda bir şeyi her şeyden önce bir tek şeyi fark etmelerini sağlar. Ve o bir tek şey de "boşunalıktır".
İnsanlar dünyayı gerçek hâliyle görebilse hayatlarını gerçek hâliyle görebilseler hayalle ve yanılsamalar olmadan yani bence mümkün olduğunca çabuk ölmemek için ortaya bir tek neden bile süremezlerdi. Ben Tanrı'ya inanmıyorum. Bunu anlayabiliyor musun? Çevrene baksana yahu. Göremiyor musun? İşkence görenlerin yaygara ve gürültüsü O'nun kulaklarına müzik gibi geliyordur. Ve bu tür konuşmalardan da iğrenirim aslında. Tek tutkusu, daha en başından var olduğunu inkar ettiği şeye durmadan hakaret etmek olan köy ateistinin iddialarından yani.
Bana insanı hiçlik ve ölüme hazırlayan bir tek din göster. Bak, o kilisenin cemaatine katılabilirim işte. Sizinki insanı sadece daha çok hayata hazırlıyor. Hayallere, yanılsamalara ve yalanlara. İnsanın kalbindeki ölüm korkusunu yok edersen bir gün bile yaşayamaz. Bir sonrakinin korkusu olmasa kim bu kabusu ister ki? Tüm neşelerin üstüne baltanın gölgesi düşüyor. Her yol ölümle bitiyor. Her dostluk ve aşk da öyle. İşkence, kayıp, ihanet, acı, elem, yaş, aşağılanma, korkunç geçmek bilmeyen hastalıklar... Ve hepsi aynı nihayete eriyor. Senin için, değer vermeyi seçtiğin herkes ve her şey için.
Hiddet sadece iyi olduğum günlerde ortaya çıkıyor. İşin doğrusu, ondan da pek kalmadı. İşin doğrusu, gördüğüm şekillerin yavaş yavaş içi boşaltıldı. Artık içlerinde bir şey yok. Sadece şekil olarak kaldılar... Bir tren, bir duvar, bir dünya, bir insan... Uluyan bir boşluk içinde anlamsız bir ifade ile sallanan bir şey. Ne hayatının anlamı var, ne de kelimelerinin.
Hayyam

14 yorum:

  1. Filmi izlemedim (altyazı sıkıcı) ama mutlaka kişiler ve kurgular hayal ürünüdür.

    Bu film;
    ateizmi ysnlış anlatıyordur
    teizm-ateizm kavgasını körüklüyordur
    dini hurafeler meselesini gündemde tutuyordur
    ateizmi beyinsiz, aptal gösteriyordur
    dinin görülebilen/sorgulanabilen/düşünülebilen hatalarına girmiyordur
    Allah/Tanrı varlığı konusuna teistler zaten tartışmalarda da girmiyorlar, konuyu daha çok dağıtma taraftarı oluyorlar, kur’ân üzerine konuşup konuyu uzatma ve parçalama eğilimindeler, film bu yüxden böyledir
    Film felsefe ve edebiyattan yoksundur, bunları yanlış anlıyordur

    kısaca müslümanda/dindarda bildiğimiz ateizm algısını oturtuyor, bildiğimiz dindar tavırları sahneliyor, klasik teizm-ateizm ortamını bozmadan aynen çalıştıraya devam ettiriyordur. Filmde hiç bir yeni ve gerçekçi bir şey yoktur.

    Yazıdan anladığım kadarıyla da yukarıdakileri söyleyebilirim.

    YanıtlaSil
  2. Ayrıca;
    Böyle bir konu bir kere masa başında konuşulmaz.
    Çok ruhsal duygusal tavırlar vardır ki, bunlar böyle kişiye hiç konuşulmaz.
    Adam depresif dindar ise manik. Ateistin aklına dindarın manikliği gelmiyor. Dünya nın teist-ateist tablosu bu zaten. İki tarafta problemli. Biri kötülük problemli, diğeri iyilik problemli.

    Filmi izlesem daha net ve çok şey söylerimde altyazı beni bozuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Adsız,

      Aslında filmi izlerken kimi yerlerde ben de benzer düşüncelere kapıldım. Öyle bayıldığım söylenemez film için, ancak sonuç olarak, en azından karşıt görüşlerin nispeten tarafsız paylaşıldığı bir film olması sebebiyle blogda bulunmasını uygun gördüm.

      Filmin dublajlı versiyonu da internette ancak ben de dublaj işini pek sevmediğim ve doğru bulmadığım için altyazılı paylaşmayı uygun gördüm. Filmin size bir şey katacağını sanmıyorum, ancak yine de izlemek isterseniz aklınızda bulunsun internette dublajlı bulabileceğiniz.

      Saygılarımla.

      Sil
    2. Dublajda elbette sevimsiz ama altyazıya göre iyi. Filmi bulup izlerim. Filmin kimseye birşey katacağını sanmıyorum. Daha çok sinir bozucu olduğunu tahin ediyorum. Bu filmde oyuncuların, yapımcıların, senaristlerinin vs. arasında ateist yada diğer din dışı anlayışlardan olanlar var mı, bu konuda bişey biliyor musun?

      Sil
    3. Filmin senaristi Cormac McCarthy, yönetmen Tommy Lee Jones ve oyuncular da Tommy Lee Jones ile Samuel L. Jackson.

      Hiçbiri hakkında ateizm konusunda bayrak salladığına dair net bir bilgi yok. Ancak şu listede (http://dailyatheistquote.com/atheist-quotes/famous-atheists-3-2/) senarist ünlü ateistlerden sayılmış. Neye göre böyle sayıldığını bilmiyoruz. Şu başlıkta da (https://answers.yahoo.com/question/index?qid=20120129112609AAByqPi) Jones'un ateist olduğunu düşünenler var. Şu başlıkta ise (http://hollowverse.com/samuel-l-jackson/#footnote_0_6653) Jackson kendisini maneviyatı güçlü olarak tanımlamış şeklinde bir bilgi var. Oysa bu forum başlığında (http://www.politicalforum.com/humor-satire/263411-samuel-jackson-borders-becoming-atheist.html) attığı bir tweet'ten dolayı ateist olduğu düşünülmüş.

      Açıkçası hiçbiri tatmin edici değil. Film de ufuk açıcı bir film değil. Sadece, daha önce de belirttiğim gibi, ateistik ya da nihilistik bir görüşü filmin ilk kısımlarında dindar görüşe biraz ezdirse de, sonlara doğru durumu toparlayarak bir eşitlik sağlamış ve bu anlamda işe yarar bir şeyler sunabilmiş.

      Sil
    4. Sen olsan nasıl bir senaryo yazardın? Eminim ki böyle yazmazdın. Böyle bir ortamda kurmazdın. Daha doğal olurdun. Dimi?

      Hemen hemen ateistler ve diğerlerin % 99’u (parmakla gösterilecek kadar az açık olanlar, beni bile bilen şurada kaç işi var) kendilerini gizliyor diye düşünürsek, bu film ateist(ler) tarafından düşünülmüş ve tasarlanmıştır gibime geliyor. Bir inançlının bunun üzerine birşey yapacağını sanmıyorum.

      Filmin izleyici sayısı? Bunu seyreden kaç inançlı olabilir ki. Kafayı yerim diye seyretmezler.

      İntihar konuları (inançlı yada inançsız intihar oranı kaç ki Dünya’da, hem ateistler sanki her gün intihar etmek istiyor yada intihar düşünceli) üzerine tartışılan film/dizi olacağına cinayet üzerine tartışılan dizi/film yapılsın. Cinayetler biterse intiharlarda biter. Depresyonla uğraşarak bir yere varılmaz. Mani ile uğraşılmalı. Depresyon intihar, mani cinayet oluşturur. Depresyondaki kendini, manideki başkasını döver. Depresyondaki kendini değersiz, manideki başkasını değersiz görür. Depresyondaki kendine, manideki başkasına zarar verir.

      Kendine zarardan önce başkasına zararı öğrenmeli insan. Din nedense başkasına karşı uyarı vermiyor. Ters uyarı veriyor. Bu uyarı işe yaramıyor.

      Bu filmin birde mani tartışmasını düşünmeli.

      Manik ve depresyon üzerine iyi bir inceleme yaparsak, kurumsal bireysel toplumsal cinayet terör ve intiharları tanımlarız sanırım. Mesela Güvenlik/Polislik manik bir kurumdur diyebiliriz herhalde. Halk depresif oluyor buna karşılık. Halk Devlet’e karşı manik duruyor, ama Devlet’te mani/depresyon yok. Adalet depresif, halk mani oluyor buna karşılık. (Şu an sallama yazdım, incelemek lazım)

      Sil
    5. Psikolojide aynısını yapıyor. Ters uyarı veriyor.

      Sil
    6. Cinayet psikolojisi diye aydınlatıcı bir çalışma var mı dünyada? Yok. Ben hiç duymadım. Varsa söylesin bilen.

      http://www.kizlarsoruyor.com/kultur-sanat/q27576-cinayet-katil-psikolojisi-bir-kitap-var-mi

      İntihar psikolojisi diye ara, dolu yazı var.

      Sil
    7. Bunlar gitsin manik islamın cinayetlerini yazsın. Depresif ateistide islamıda yazmasın.

      Ben bu filme sinir oldum.

      Sil
    8. Bende hafif mani oldum tabi bu arada. Hassasiyetliliği bırakmak lazım. İslamdan kaldı tabiki. İslamı tamamen atmak lazım kafadan. Yok az çok mani/depresyon içimizde.

      Sil
    9. Düzeltme = Yoksa az çok mani/depresyon içimizde.

      Sil
    10. Kızılelma da (25. bölüm) dediğime benzer bir sahne geçti. Küçük sorunları değil büyük sorunları çözmek. İntihar büyük sorun değil, küçük sorun. Cinayet küçük sorun değil büyük sorun. İnsanlığın büyük sorunu depresyon değil, manidir. Nefis dediğide manidir.

      Sil
    11. Bir örnek daha, Allah büyük sorun, şeytan küçük sorundur. Öyleyse Allah mani, şeytan depresyondur. (Mantıklı gibi)

      Sil
    12. Bu oyuncuların ikiside ateist. Yada biri agnostik (zenci) diğeri ateist. Yüzlerinden mimiklerinden öyle çıkardım.

      Sil