Tanrı'yı Düşlediğinizde Beyniniz Nasıl Görünür?

22 Yorum
Yapılan yeni bir çalışma, dini ya da ruhani bir deneyim yaşadığınızda, beynin harekete geçen bölgelerinin aşık olduğunuzda, cinsel ilişkiye girdiğinizde, uyuşturucu kullandığınızda veya kumar oynadığınızda harekete geçen bölgeler ile aynı olduğunu gösteriyor.

Tanrı veya din ile ilgili düşünce ve hislerin beyinde nasıl göründüğünü ve beyni nasıl etkilediğini öğrenmek isteyen Utah Tıp Fakültesi'nden bir grup araştırmacı, Mormonizm dinine mensup 19 kişinin kendi dini kitaplarını okuyarak kendilerini uhrevi hissettiklerini söylediği bir aktivite sırasında beyinlerini taradılar.

MR taramaları sonucunda, bu uhrevi an sırasında beynin "nucleus accumbens" olarak bilinen ödül merkezinin aktifleştiği görüldü. Bu ödül merkezi, duygusal bir aşk sırasında veya kumar oynarken de aktifleşmektiği bilinmektedir.

Ruhani duygular, aynı zamanda, değerlendirme, yargılama ve ahlaki sınıflama ile ilgisi olan karmaşık bir bölge olan orta prefrontal korteksi de harekete geçiriyor. Deneyimlerinin zirvesine ulaştığında katılımcıların nabızları yükseldiği ve nefes alışları derinleştiği de tespit edildi.

Elde edilen bulguları değerlendiren araştırmacılar, yaşanan ruhani bir deneyimin düşünceleri ve mantıksal süreci tıpkı aşık olmak veya uyuşturucu krizine girmekte olduğu gibi etkilediği düşünüyor.

Yazar ve Utah Tıp Fakültesi öğretim üyesi nöroradyolog Dr. Jeff Anderson şöyle diyor:
"Ruhani deneyimler, insanların iyi ya da kötü olarak sonuçları hepimizi etkileyen kararları almasındaki muhtemelen en etkili bölüm. Bu kararları alırken beyinde neler olduğunu anlamak gerçekten çok önemli.

Dindar kimselerin ruhani, ilahi ya da aşkın bir şeyleri yorumlarken beynin bu sürece nasıl dahil olduğunu daha yeni anlamaya başlıyoruz. Geçtiğimiz birkaç yılda beyin görüntüleme teknolojileri bin yıldır üzerine düşündüğümüz soruları cevaplayabilecek şekilde gelişti."
Bu açlışma için seçilen katılımcılar, yani mormonlar, diğer pek çok din gibi, "tanrıyla bir olmak" duygusundan hareketle kararlarını alır, kendilerinin dahil olduğu kutsal topluluğu bu düstur çerçevesinde yorumlar.

Bir saatlik süreç içerisinde 7 kadın ve 12 erkeğe Mormon Kitabı'ndan ruhani olan ve olmayan pasajlar okunması istendi. Her bir bölümde, "Uhrevi hisler var mı içinde?" diye soruldu ve cevaplar arasında belirli bir süre bırakıldı.

İçlerinin huzurla dolduğunu ve bir sıcaklık hissettiklerini söyleyen katılımcıların çoğunun gözünde, tarama bittiğinde, yaş bile vardı.

"Çalışmamıza katılan kimselere kendi kurtarıcılarını, aileleriyle sonsuza dek birlikte olmayı, cennetin onlara vereceği ödülleri düşünmeleri söylendiğinde, beyinleri ve bedenleri fiziksel olarak buna karşılık verdi." diyor yazar ve Utah Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Michael Ferguson.

Utah Üniversitesi araştırmacıları tarafından 2014 yılında kurulan Dindar Beyin Projesi'nin (Religious Brain Project) ilk girişimi olan bu çalışma, derin ruhani his ve dini inançlar içerisinde olan insanlarda beynin nasıl çalıştığını anlamayı amaçlıyor.

Araştırma sonucu elde edilen bilgiler, Social Neuroscience adlı dergide yayımlandı.

İleri okumalar ve daha ayrıntılı bilgiler için, aşağıdaki başlıkları inceleyebilirsiniz:

Hayyam

22 yorum:

  1. merhabalar bir sorum olacakti konuyla alakasiz olacak ama bu karar verme suresinde veya düsünürken gecen süre degismekte midir? mesela benjamin libetin deneyinde 500 ms lik bir gecikme varken daha kompleks bir deney olan john dylan haynesin deneyinde yani fmri cihazina sokulan denek istedigi zamanda istedigi dugmelerden birine basmasi gerekiyordu ve bu deney sonucunda john 6 saniye once aktiviteyi gozlemlemisti.yani kararin aldigi sure 6 saniye surmustu. ilk deneyde cok az bir surede karar alinirken ikinci deneyde 6 saniye sürmüs. mesela bir cümle kurarken degindigimiz konu derinse 2 saniye bekleriz, basit ise dusunceler daha kisa surede ifade edilir. yani ilk deneyde hareket soz konusu elini kaldirmak gibi, ikinci deneydejohn dylan haynes)frontal loblar aktivite olmus. bir cumle kurarken 6 saniye beklenmiyor ama dugmeye basmanin karari 6 saniye almis. sanirim kelime secmek cumle kurmak daha kisa, karar vermek daha uzun sure aliyir galiba yani asil merak ettigim konu hangi durumlarda sure daha cok uzuyor mesela konusurken kullandigimiz kelimelr cabuk secilmekte telaffuz edilmekte dusunmek ile (cumle kurmak gibi) ve karar almak farkli mekanizmalar midir 6 saniye bana uzun gibi geldi kafam karisti acikcasi.. beni aydinlatirsaniz cok sevinirim ,minnettar kalirim .simdiden cok tesekkür ediyorum degerli yorumunuz icin saygilar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Hasan,

      Benjamin Libet deneyi ve özgür irade mefhumu hakkında daha detaylı bir yazı blogda bulunmakta: Beynimiz ve Biz: Benjamin Libet Deneyi / Özgür İradeye Sahip Miyiz? Sadece yazıda değil, Erol Bey'in yazının altındaki yorumlara verdiği cevaplarla bir bütün arz eden konuyu dikkatinize sunmak isterim.

      Aklınıza takılan soruların cevabını bulamadığınız takdirde görüşlerinizi bildirmekten lütfen çekinmeyin.

      Saygılarımla.

      Sil
    2. Merhabalar Sayın Hasan,


      Sayın Hayyam’ın ifade ettiği gibi, bazı cevaplar bu blogda yer alan Benjamin Libet deneyinin kısmen makale içinde, kısmen de yorumlarda mevcut. Ancak burada, sorularınıza daha doğrudan ve derli toplu bir cevap vermeye çalışalım. Sorulardan bazılarını, sizin cümlelerinizden seçerek doğrudan oluştururken bazılarını da yine sizin cümlelerinizden kısaltarak biz oluşturalım.


      SORU: Karar verme suresinde veya düsünürken gecen süre degismekte midir?”


      Buna verilecek cevap evettir. İster bilgisayarda olsun, ister insan beyninde olsun, karar verme sürecine dahil edilecek argüman sayısı ne kadar fazla ise, karar alma süreci ve bu sürece bağlı olarak süre de o kadar artar. Çünkü, kaba anlamda, beyin de, verilerin birbirleriyle tutarlı olup olmadığına bakmak için karşılaştırma yapar. Argüman (değişken) sayısı ne kadar fazla ise, karşılaştırma sayısı ve dolayısıyla karar alma süresi o kadar uzar. Varsayalım ki, elimizde iki ayrı havuz problemi olsun. Bunlardan birinde üç değişken, diğerinde beş değişken varsa, beyin çok değişkenli için daha fazla zaman harcar.


      Ancak, bir de otomatik kararlar vardır. Söz gelimi, ilk zamanlarda araba kullanmayı öğrenirken beynimiz yorulur ve karar almak için süre uzar. Ancak sonradan bu süreçler otomatikleşir. Dolayısıyla, aynı beyin “aynı olayla” ilgili olarak süreç ve karar alma süreleri farklılık gösterecektir. O olaya ait tekrarlar arttıkça, karar alma süresi kısalacaktır. Zaten buna tecrübe diyoruz.


      SORU: Benjamin Libet Deneyinde karar alma süresi 500 milisaniye ilken, fMRI ile yapılan deneyde süre neden 6 saniye olarak artmış görülmektedir? (Neredeyse 12 kat)


      Aslında sürelerin farklı oluyor gibi görünmesi kullanılan yöntem ve cihazlardan kaynaklanıyor gibi görünüyor. Dolayısıyla “deneyler ve cihazlar” hakkındaki “bildiklerimizle” şunları söyleyebiliriz.


      Şöyle düşünelim, fMRI altında yapılan deneyi (düğmeye basmak) alsak ve aynı deneyi Benjamin Libet deneyi sistemi altında test etseydik, karar süresi acaba yine 6 saniye mi olacaktı? Muhtemel olmayacaktı. Bunun nedeni, her iki deneyde dikkate alınan sinir yolları ve bir o kadar da önemli olan kullanılan tekniklerin hassasiyetidir.


      Şöyle ki, Benjamin Libet deneyinde, beynin aldığı kararın “ilk anı” olarak EEG’ye yansıyıp de grafiğe aktarıldığı, beynin de gerçekten karar almaya başladığı ilk an olmayabilir. Çünkü, Benjamin Libet deneyimdedir elektrik sinyaller kafatası üzerinden alınırken, fMRI ile alınan ilk ölçümler bir kaç milyon sinir hücresi üzerinden yani daha doğrudan alınmaktadır. Başka türlü söylemek gerekirse, fMRI cihazı, EEG cihazına göre, beynin karar almaya başlamasından daha önce haberdar olmaktadır. Dolayısıyla bu da fMRI ile yapılan ölçümde, karar alınmanın ilk anı ile kararın eyleme geçirilmesi veya kararı “bilinçli” alındığına dair geçen süreyi daha uzun süre gösterecektir. Kaldı ki, fMRI cihazı bile, o sinir hücrelerinin faaliyete geçmesini doğrudan haber almamakta, o hücreleri besleyen kan damarlarındaki oksijen değişikliğine bakarak o hücrede bir faaliyet olup olmadığını anlamaktadır. Bunun için de Beynimiz ve Biz dizisindeki fMRI konulu yazıyı öneririz.


      Elbette ki, sorunuzda olduğu gibi ve verdiğimiz cevabın başında da belirttiğimiz üzere ne kadar çok argüman varsa düşünce ve karar alma süreci de o kadar uzar. Ancak gerek Libet gerekse fMRI deneylerinde olabildiğince basit temeller üzerine kurgulanmıştır ki, ölçülmesi istenilen argümanlar daha kolay ölçülsün diye.

      Sil
    3. Aslına bakılırsa beyin kayıtları bilgisayar gibi aynı yerde tutmuyor ve işlemiyor. Eğer, Beynimiz ve Biz dizisinde Yüzleri Nasıl Tanıyoruz? başlıklı yazıya bakarsanız, söz gelimi önümüzden geçen kırmızı bir arabanın renk bilgisi, şekil bilgisi, hareket bilgisi gibi işlemlerin, beynin başka yerlerinde yapıldığı (karar alındığı) sonra bu kararları belli ve farklı zaman sürelerinde nihai bir karar için bize bir çıktı olarak ürettiğini göreceksiniz. Yani renk, hareket, şekil bütün bunlar farklı yerlerde ve farklı zamanlarda beyin tarafından işlenirler. Ayrıca yine bu dizide Komfabulasyon ve ayrı bir yazı olarak Capgras sendromu konulu yazıkarı okursanız birilerine ait bilgileri duyguları ayrı, gördüklerimizi ayrı, şekilleri ayrı ayrı yerlerde depolanıp işlendiğini göreceksiniz. Özetle bizim tek seferde gördüğümüz sandığımız bir şeye varsayalım bir arkadaşımıza ait bilgiler beynin bir çok yerinde işleniyor, her biri farklı zaman alıyor ve sonra bunlar bir araya geliyor ve biz karar aldık diyoruz. Kaldı ki bu karar alma işin sadece bilinçli kısmı. Halbuki beynimiz, bilinçli kararımızdan çok önce bizi bilinçli karara getirecek kadar kendi kararları almakta ve bizim de bundan pek haberimiz olmamaktadır. Ayrıca,her bir beyin hücresinin aldığımız bu karardan haberi bile yoktur. Yani bir öncekinden aldığı bilgiyi sonrakine gönderir ve ne yaptığı ile de ilgilenmez görünmektedir. Kendi işini yapıp kenara çekilmektedir. Ayrıca, beynimizde aldığımız kararların uzuvlarımıza aktarılıp da bu sinyallerin eyleme geçmesi (söz gelimi elimizi, parmağımızı oynatmamız farklı sürelerde olmaktadır. Diğer bir deyişle, beynimizde aldığımız bu kararlara ait sinyaller 3-4 milisaniyeden 100 milisaniyeye kadar farklılıklar göstermektedir.


      Sonuç olarak kesinlikle şunu söyleyebiliriz ki, nasıl ki bilgisayarda (ki bilgisayar insan beyninden çok daha hız çalışıyor. Bunun anlamı daha iyi düşünüyor değil) veriler işlenip de ekrana veya printere gidişi vakit alıyorsa, beynimizde de aldığımızı sandığımız hatta gördüğümüzü, duyduğumuzu sandığımız bir çok şey gerçek zamanlı anı-anına idrak etmiyoruz. Yani anı- anına yaşamıyoruz. Bu şimdiki bilgilerimizle mümkün değil görünüyor. Yani hayatı şu veya bu şekilde gecikmeli olarak yaşıyoruz. Diğer taraftan Libet deneyi veya fMRI gibi deneylere bakarak bir anlamda bizi kader denilen kavrama da itiyor gibi görünmekte ki o da başka bir konu.


      İlginiz için teşekkür ederiz.

      Sil
    4. zahmet edip cevap vermissiniz detayli bir sekilde size ne kadar tesekkür etsem azdir, ustelik sizin gibi özenip soruyu tam olarak bile toparlamadigim halde.ben detaylara cok takilan biriyim incelemeyi severim o yuzden aklima takildi ve sorayim dedim.cevabiniz beni tatmin etti verdiginiz makaleleri de inceleyerek daha da aydinlandigimi anladigimi dusunuyorum . kader konusunda söyle dusunuyorum her insanin tecrübeleri ve genetik malzemesi farklidir. temelde cok benzerlik olmasina ragmen bizi birbirimizden farkli kilan etmenler bunlardir o yuzden farkli kisilikte ve zekaya sahibiyiz.fakat kararlarimizin kesinlikle bilinçsiz(kör rastgele olmayan) degil bizi biz yapan beynimizden cikan kararlardir,dusuncelerdir.insan büyük beyinli bir primat oldugu icin sadece evrime hizmet eden uremeye ve hayatta kalmaya yonelik daha ilkin birer canli degil o yuzden insan özgür olmasa dahi sorumlu olabilecek kapasitede insan beyni boş bir sayfa degil kültüre hizmet eden robot ogrenme makinasi degiliz sadece cunku uygarligi kültürü yaratan da adalet sistemini dinleri kuranda biziz insan sorumludur fakat tamamiyle degil elbette biyolojik bir varligin kültürü biyolojik icgudulerine hizmet etmekte teknoloji bizim hayatta kalma garantimizdir.bu ancak zekasyla sonuclarini tahmin edebilen sorumluluk alabilen canlinin eseridir ..size cok ama cok tesekkür ederim burdaki muameleyi her bilimsel site yapmiyor.cabanizi tum kalbimle destekliyorum.Dünyanin en dürüst varligi bilimdir.bu dürüst cabayi sürdüren siz dürüst insanlari saygiyla selamliyorum tesekkürler..

      Sil
    5. Tekrar merhabalar Sayın Hasan,

      Cümlelerinizle bizi mahcup ettiniz. Hemen belirtmek isteriz ki, sorunuz makul olup cevapları da bizlerin bilgi dağarcığında mevcut ise, sorunuz, olsa olsa bize, cevap verme sorumluluğu doğurur. Bir başka deyişle, sorduğunuz soru, bildiklerimiz arasında ise elbette ki sorunuza cevap vermeliyiz. Çünkü blogun prensipleri de bu doğrultuda. Nihayetinde ilginiz ve hassasiyetiniz için bizler teşekkür ederiz.

      Esenlikler dileriz.

      Sil
  2. kusuruma bakmayın son bir sorum olacak karşı koyamiyorum :) kisacasi bu durumu şöyle özetleyebilir miyiz:yani denekten bir karar vermesi istenecek denek duyu organlarıyla (istedigin zamanda iki dügmeden birine bas) dendigi anda fmri takili iken düşünce ve karar süreci baslayacak. O sirada zaten aktivite gerceklesecek beyinde ve argumanin veya sunulan karar verme probleminin karmasikligina , basitligine göre beyin tarafindan islenip hah iste karar ! dedigimiz ana kadar süre gececek.yani oncelikle beyindeki ilk aktivite duyu organlarindan gelen bilgi sonra gecen süre ve karar biz bunun farkinda degiliz fakat disardaki dikkatli gozlemci bunun farkinda olacaktir zannimca.sizce de ozetle durum bu mudur ?olayi ancak böyle rasyonalize edebiliyorum.yanildigim nokta varsa aydinlatabilir misiniz? cok tesekkür ederim simdiden ... bu durumu belirtmeden edemedim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Sayın Hasan, sizin de son cümlenizde ifade ettiğiniz gibi. Özetle, deneye katılan kişi, bir şeye basmak için karar alıyor. Ancak, bu karar ile beynindeki sinirsel işlemler, kararı alan kişinin kendisinden habersiz başlıyor. Daha açık söylemek gerekirse, deneğin kendisi "karar aldım" dediği andan daha önce beyin karar almaya başlamış oluyor. Ve denek, kendi beyninin başlattığı karardan daha sonraki bir zamanda haberdar oluyor. Yani denek, kendi başlattığı kararın, aslında beyni tarafından başlatıldığının farkında bile değil görünüyor. Deneyin ilginç sonucu da bu zaten. Esen kalınız.

      Sil
    2. cok tesekkür ediyorum Erol bey tekrar saygilarimi sunarim..sağlicakla..

      Sil
  3. acaba her karar mi 6 saniye onceden tahmin edilebiliniyor? yani bilincaltinda verilen kararin bilince ulasmasi 6 saniye sürmüş,nöronlarin iletim hizina bagli olarak tahminimce peki: benim anlamadigim her turlu durumda mi 6 saniye surer bir konu veya olay duyu organlariyla algilanmaya basladigindan itibaren tam 6 saniye sonra mi algiliyoruz her kararda veya dusuncede.. bu sadece bu durumda 6 saniye sürmüs degil mi baska durumlarda milisaniyeler bile alabilir degil mi ? yani bu deneyin 6 saniye once bilincaltinda tahmin edilmesi 1 saniyelik kararlarda olabilir 6 saniye bir kural degildir sanirsam degil mi ? merak ettim de bu sorunun cevabi ne olabilir acaba cevap icin cok tesekkur ediyorum simdiden...zihinsel her durumda 6 saniye bir kural mi yoksa cok kisada surebilir mi ??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar Sayın Adsız.
      Öncelikle kendi kanaatimi söylemek gerekirse, bu 6 saniyelik süre, ilk duyduğumdan itibaren bana olduğundan uzun bir süre olarak diğer bir deyişle biraz spekülatif gelmiştir. Bu tür soruları, deneyi bizzat yapanlara soramadığımız için, bizler de ancak okuduklarımızdan sonuç çıkartmakla yetiniyoruz.

      Diğer taraftan, eğer bu 6 saniyelik sürenin doğru olduğunu varsayarsak, bu süre, deneyin bu düzeneği için geçerli olmalı. Çünkü, her kararın, aynı sürede bilince ulaşması mümkün değildir. Bunu nereden biliyoruz? Öncelikle, sinir iletimleri (impulsları) saniyede 4 metreden 100 metreye kadar değişmektedir. Bu da, bu iletimlerin olduğu sinir yollarının farklı olması hatta sinir hücrelerinin çeşitliğine (nöronlar tek çeşit değildir, görevlerine veya bulundukları yere göre farklılık gösterirler) bağlı olarak değişiklik gösterirler. Şu halde bunun anlamı, saniyede 4 metreden 100 metreye kadar hemen her arlıkta, sinirsel iletişin var anlamı çıkar.

      Bir şeye karar veriyor olmamızın nedeni, elbette ki, beynimizde farklı sinir yollarının kullanımı ile mümkün olur. Başka türlü söylemek gerekirse, söz gelimi bir havuz probleminin sonucuna bu yoldan değil de şu yoldan gidiyor olmak demek, beynimizde farklı sinir ağlarını kullanıyoruz demektir. Daha açık söylemek gerekirse, eğer o sinir ağı benim beynimde yoksa, bu yoldan çözümü bulurken, şu yoldan çözümü bulamam demektir. Aksi halde, beynimizde bu sinir devreleri olmadığı halde biz yine de havuz problemi için farklı çözümler getirebildiğimizi düşünüyorsak, bu durumda beyindeki sinir devrelerinin öyle veya böyle olmasını araştırmanın hatta kafatasımızın içinde beyin diye bir şey olmasının da bir anlamı olmazdı. Bunu söylememin nedeni, aynı sonuca varıyor olsak dahi, her bir çözüm için beynimizin farklı devrelerini kullanıyoruz demektir. Aynı problemin sonucu için bulmaya çalıştığımız çözümde kullanılan sini hücreleri aynı tipten dahi olsalar, bu devrelerin farklı olması, farklı karar zamanlarına neden olacaktır. Çünkü, aynı veriler kullanılıyor dahi olsa çözüm yolu için kullanılan proses (yani devreler ) farklıdır. Beynimizde bir problemi çözmek için beynimizde işler bellek denilen bir depolama sistemi vardır. Bu bellek, işlemlerin iradi çerçevede nasıl yapılacağını bize söyler, ayrıca, bu problemi çözmek içi kullanılan verilerin (havuz suyunun miktarı, boruların çapları)başka bir bellek vardır. Keza bunların ne anlama geldiğini bildiren semantik bellek denilen depolama sistemi vardır. Yani şunu demek istiyorum. Beyinde bu anlamda bir havuz problemi çözerken, bilgisayardaki gibi veriler ve işlemler gibi değil, çok daha çeşitlidir. Hele bu kararların içine duygusal içerikli bilgiler de girerse bu durumda, işlemler daha da çetrefilleşir. Kim bilir belki de o kararlar o kadar otomatikleşmiştir ki, düşünülenin aksine çok daha çabuk bile çözülebilir yani beyin daha kısa sürede çözüme ulaşır.

      Mesela bir arkadaşınızı gördüğünüzde o arkadaşınızı hemen hatırladığınızda o arkadaşınızın yüzüne ait bilgiler başka bir bellek sisteminde, o arkadaşınızın adı başka bir bellek sisteminde, o arkadaşınızın sizin arkadaşınız olduğuna dair size bu sıcaklığı veren duygular başka bir sistemde depolanır. Dolayısıyla bu kişinin sizin arkadaşınız olduğunu anladığımızda aslında beynimiz bir çok yerden veri toparlayıp bunu bilince iletir ve bunun farkında bile olmayız. Buradan da anlıyoruz ki, hangi olayla ilgili karar vereceksek, o olayın karışıklığı ve dolayısıyla veri çokluğu, bazen de o kararlar daha evvel defalarca alınmış ise, beyin kestirme yollar için yeni nöronal bağlar kurduğundan belki de düşünülenden çok daha kısa zamanda karar verebilir.

      Sil
    2. Sonuç olarak, şunları söylenebilir.
      Ne yaparsak yapalım, nasıl ki, atomda bir elektronun bile çekirdek etrafında bir tur atması için şu veya bu şekilde uzun veya kısa bir zaman ihtiyaç varsa, beynin karar aldım dediği bir zaman aralığı mutlaka olmalıdır. Kaldı ki, beynimiz, bu atomlardan yapılı. Yani bu atomların faaliyetleri, nöronların davranışlarını yönetecektir. Yani atomların organize davranışı, nöronların davranışı belirleyecektir. Başka türlü söylemek gerekirse, atomlar başka nöronlar baka çalışmaz. Aksi halde, nöronlar, atomların faaliyetinden bağımsız olarak çalışıyor olsaydı, yukarıdaki örnekte olduğu gibi, hangi çözüm yolu olursa olsun, beynimizin içindeki sinir devrelerine gerek kalmazdı.

      Şu halde, gerek aldığımız karar, gerek bu kararı için kullanılan veriler, gerekse her kişinin o olayı algılayış biçimine bağlı olarak beyninde oluşturduğu sinir devreleri, aynı kişi bile olsa, aynı deneyi yaparken o andaki ruh hali (hormonlarının karar vermeye etkisi) hava basıncı, ortamın sıcaklığı aklınıza gelecek onlarca neden, deney aynı bile olsa deneyin süresini değiştirebilir. Ve bu süre her zaman 6 saniye olmayabilir.

      Ayrıca, bu türden deneylerin yapıldığı fMRI gibi cihazların, sonucu bize bildirmesi de yaklaşık 6 saniye kadar gecikmeli olarak ekrana yansımaktadır. Dediğim gibi, deney ile ilgili bileşenleri net olarak bilmediğimiz için, sadece okuduklarımız bağlı olarak yorum yapabiliyoruz. Nihayetinde, yapılan deneyde yapılan işlemin türüne ve yukarıda bahsettiğimiz bir çok nedene bağlı olarak 6 saniyenin sabit olduğunu söylemek uygun düşmez. 6 saniyeden kısa da olabilir uzun da.
      Daha evvel de ifade ettiğim gibi, sadece ve sadece olayı Libet deneyi veya bu 6 saniyelik deney üzerinden anlamaya çalışırsanız kısıtlı verilerle kısıtlı düşüncelere ulaşırsınız. Eğer Beynimiz ve Biz dizisindeki yazıları okumak için zaman bulursanız, her yazıda bu deney için daha uygun ve alternatifli cevaplar ve yorumlar elde etme şansınız olacaktır. Çünkü Libet deneyinin çözümünde bizler, gündelik hayatta bildiğimiz bilgilerle söz gelimi bilgisayarın çalıştığı gibi düşünüyor ve 6 saniyelik deney için bir yorum yapmaya çalışıyoruz. Halbuki söz gelimi, bu dizideki Capgras sendromunu okursanız duygusal bellek ile yüz tanıma belleğinin ayrı olduğunu, Zekâ, genetik mi, çevre mi yazısını okursanız karar almada akışkan zekâ kristal zekâ gibi ve daha bir çok kavramları, Tren ikilemi başlıklı yazıyı okursanız beynimizde birden fazla karar aldığımız yer olduğu gibi kavramlara ulaşır ve daha geniş düşünürsünüz.
      Esen kalmanız dileklerimle

      Sil
  4. bu düşünceli mükemmel ve tatmin edici cevabiniz icin tesekkür ediyorum.David eagleman in incognito adli kitabini okumustum bir rakipler takimi olarak beyin adli bolumde noronlarin rekabet.ettigi ve karar verme sureclerinde bir rekabet oldugunu anlatiyordu nerdeyse her kararda bir engelleme baskilama ve bastirma davranisi gosteren noronlar oldugundan bahsediyor ve baskin gelen nöronlar karari iletiyor bilince bu durum olabilir karar verilmeden once kisi kendini test edebilir hani istegini bastirir deney yapani yaniltmak isteyebilir kisi bunlari denerken farkinda bile olmayabilir ve kararini verir.david eagleman fmri la test yaptigi deneklerinde karar vermeden once deneklerin surekli kararda gidip geldigini gozlemlemis belkide o sirada olan nöronlarin rekabetidir. sizde boyle dusunuyor musunuz acaba gercekten aktivite sirasinda bir rekabet mi soz konusu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar Sayın Adsız. Beynimizde, sizin de dediğiniz gibi bir karar alırken bazı nöronlar o karada çalışırken bazı nöronlar o nöronların çalışmasını engellerler. Ancak bu, bizim karar alırken veya kararlarımızı değiştiren nöronlarımızı irade dahilinde etkilediğimiz için değil, o nöronların yapısı gereğidir. Ayrıca bazı nörotransmitterler nöronların çalışmasını hızlandırırsan bazıları da yavaşlatır (GABA gibi). Söz gelimi bir araba sağdan sola doğru geçiyorken görselliğin oluştuğu oksipital lobdaki bazı nöronlar sadece sağdan sola hareket eden nesnelerden etkilenip çalıştığı halde, hemen yanındaki başka bir nöron, sadece soldan sağa hareket eden nesnelerden etkilenir ve çalışırken diğeri nötr kalabilir. Yani nöronların bu çalışmaları bizim irademizden bağımsızdır.

      Sil
  5. Eeg ve fmri yin birlikte paralel olarak yürütüldüğü calismalar çalışmalar var ve bu çalışmalarda hep rastlanılan elektrik aktivitenin arttığı bölgelerde fmri cihazindada paralel olarak o bölgeler aktiflesiyor yani yukarda belirttiğiniz gibi yöntem hassasiyetinden doğan bir zaman farkı söz konusu değil bu fark eğer incelerseniz benjamin libet deneyinin parmağı istek geldiğinde kaldırmaktır. Haynesin deneyinde ise durum deneklerin bir seçime zorlamaktir seçim daha karmaşık olduğu için eeg ve fmri da birinde yarım sanıye iken aktivite diğerinde 6 saniye sürmesi cihaz hassasiyeti değil deney farkıdır.yoksa yaniliyor muyum bu konudaki görüşüm doğru mu sizce değerli görüşleriniz için teşekkür ederim şimdiden cevaplarsaniz çok memnun olurum...

    YanıtlaSil
  6. Herhangi bir durumda beyindeki olaylar hem eegde hemde fmri da tüm detayiyla grafiğe yansımaz mi? Eeg nin ve fmri yin aynı anda birlikte yurutuldugu paralel olan çalışmalarda her iki yöntemdede zamansal olarakta paralel etkinlesmeler oluyor yani eegde fmri kadar sağlam bir yöntem tek farkı birisi elektriksel aktivite diğeri ise bold yöntemi beyindeki metabolik olaylar kafama takılan bu oldu açıkçası

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söyle bur ornek vereyim mesela bir denek bir konu hakkinda karar verecek ve bu karar verilene dek dışardaki gözlemci saniyeleri saysin ve yaklaşık 10 saniyede karar verdiğini varsayalım. Fakat daha sonra de cihazına bakıldığında beyinde 2 saniye önce aktivite oluştuğunu farzedelim oysa durum farklı ve 10 saniye sürmüştü.o zaman biz fmri dan baktığımızda fmri daha iyi ve doğrudan gözlemliyorsa dışardaki adamın olctugu 10 saniyeyle beyindeki metabolik sürecde karar vermesinden 10 saniye öncesine dayanması gerekmez mi böyle mi düşünmeliyiz yoksa?çok merak ettim bu durumu yardımcı olursanız sevinirim sayın admin...

      Sil
  7. Toparlayacak olursam siz yukardaki yazınızda şöyle ifade etmişsiniz haynes deneyini eegde yapsaydık aktivite daha öncesini göstermeyebilirdi demissiniz.o yüzden bu kesin mi emin olmak istedim. bir kisi karar verirken iki butondan birine basarken EEG ile deney yapan kişinin beyin aktivitesini 2 saniye oncesinde görüyor. Fmri ile deney yapan kişide beyin aktivitesini 6 saniye once görüyor. Dışardan kisiye test start verildikten sonra kronometre ile ölçen bir gözlemci de soru sorulduktan 10 saniye sonra butona bastığını kararı verdiğini söylüyor. Bu durum çelişki yaratmaz mi ?? böyle bir durumu nasıl yorumlayabiliriz acaba gece gece aklıma takıldı. Cevap için sabırsızlık duyuyorum teşekkür ederim şimdiden..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Adsız Merhabalar,

      EEG ve fMRI’nın çalışma prensipleri farklı olduğu gibi, algılama derinliği, bu derinlikteki hassasiyeti ve ölüçüm zamanları farklıdır.

      EEG ölçümleri, beynin çok derinlerine gitmez. Diğer bir deyişle beynimizin ortasına yakın yerde bulunan, korku ve kaygılarımızın merkezi olan amigdalanın sinyallerini “doğrudan” alamaz. Buna karşılık fMRI cihazının ölçümlediği sinyaller için bir derinlik sınırı söz konusu değildir. Bunun anlamı, EEG’nin ulaşamadığı yerlere fMRI ulaşabilir demektir. Buradan da şu anlamı çıkartabiliriz. Beynin derinlerdeki ilgili hücreler karar almaya başladığı anda bu sinyalleri ilk gören fMRI iken, EEG cihazı bu sinyallerden bihaberdir. Görülüyor ki, fMRI cihazı, sinyalleri daha erkenden algıladığı için EEG ile tespit edilen 0,5 (yarım) saniyelik fark aslında fMRI ile tespit edilene göre 6 saniyedir. Ancak, bu 6 saniyenin nereden geldiğini bilmiyorum. Sadece, deneyi yapan kişinin söylemine bakarak buna karar veriyoruz. Halbuki, Libet deneyinde deney düzeneği açık olduğu için 0,5 saniyelik farkın nereden geldiğini biliyoruz. Belki, 6 saniyelik farkı ortaya koyan kişinin yaptığı deneye ilişkin makale mevcuttur ve oradan okumak gerekir. Ancak ben okumadım ve bilmiyorum.

      Diğer taraftan cihazların (özellikle fMRI ve benzerleri) hassasiyeti geliştikçe 6 saniyelik bu sürenin daha da arttığı görülebilir. Belki 6 saniyelik bu süre 10 saniye olmayabilir ama virgülden sonraki ondalıklar dağa iyi hesaplanabilir. Söz gelimi 6 saniye değil de 6,8 saniye olabilir. Bunun nedeni şudur. Bildiğiniz üzere fMRI Tesla denen bir birim ile gücü belli olmaktadır. fMRI ile ilgili makaleyi okuduğunuza göre (okuduğunuz anlaşılıyor) diyelim ki beynimizde 1 milimetreküplük bir yer düşünelim. Bu küçük hacim içinde birkaç yüz bin sinir hücresi vardır. Bir karar anında bu hacimdeki hücrelerin hepsi aynı anda çalışmaz. Kimi çalışırken kimi dinlenme aşamasındadır. Yani o an için aktif değildir. Başka türlü söylemek gerekirse, dinlenme anında olan o sinir hücresi de o karar için çalışmaktadır. Daha toptan bir düşünceyle söylemek gerekirse, 1 milimetreküpteki sinir hücrelerinin hepsi aynı anda o karar için görev aldıkları halde o an için bazıları faaliyette iken bazıları dinlenmededir. Dolayısıyla bu hacimdeki sinir hücrelerinin tükettiği oksijen de bir azalıp bir çoğalarak değişmektedir. Şimdi sizin fMRI, tam da, o hacimdeki hücrelerin varsayalım ki büyük bir çoğunluğu o anda dinlenme anındayken bir sinyal göndermiş olsa, aslında o karar için çalışmakta olan sinir hücrelerini sanki karar almıyormuş (çalışmıyormuş) gibi gösterebilir. Bunun önlemek için de fMRI tekrar tekrar sinyal göndererek bunu önlemeye çalışır. Ancak bu hassasiyet kaybıdır.

      Sil
    2. Dolayısıyla fMRI’nin Tesla değeri ne kadar yüksekse, gönderdiği sinyaller de o derece yoğun olur. Böylece daha evvel varsayalım beynin 1 milimetreküplük bir yerini belli bir hassasiyetle ölçebilirken bu defa yine varsayalım ki daha küçük bir hacimdeki sinir hücrelerince ulaşmak mümkün olacaktır. Bu ise yukarıdaki hassasiyetten daha hassas ölçüme yol açacaktır. Ta ki tek bir sinir hücresini kontrol edene kadar. Hemen söyleyelim ki, bahsi geçen 6 saniye yuvarlanmış, ortalama bir değerdir. Nihayetinde, beyin faaliyetlerini ölçen cihazların hassasiyeti arttıkça ( EEG böyle bir faaliyet için yetersiz bir cihazdır. Libet Deneyinin EEG ile yapılmasının nedeni, o zamanlarda fMRI veya benzeri ileri cihazların henüz mevcut olmamasındandır) ifade edildiği gibi 6 saniyelik süre daha da artabilir.

      6 saniyelik süre belki çok uzun gibi gelebilir. Ancak, bilgisayarlar bile verileri işleyip o verilerden son bir veri (karar veya kararlar) elde etmesi için belli bir zaman tüketmesi gerekir. Kaldı ki, son bilgisayarlar beyinden daha hızlı çalışmaktadır. Ancak hızlı çalışması beynin yaptığı her şeyi yapar anlamı çıkmaz. Buna göre belki de günlük hayatta söz gelimi karşımızdaki ile konuşurken, konuştuğumuz konuta ait kelime ve kavramlar, daha kendimizin bile haberi olmadan 6-7 saniye öncesinden beynimizin art alanında çoktan hazırlanmış ve ağzımızdan çıkmayı bekliyor olabilir. Çünkü konuşma esnasında hiç birimiz bir sonraki söyleyeceğimiz kelinenin ne olduğunu bilinçli olarak oturup da düşünmüyor. Nihayetinde, beyin, çok hızlı çalışan bir organ olmadığı için (bilgisayarlar daha hızlı) 6-7 saniyelik süre makul olabilir. Ancak bu süreyi refleks dediğimiz mekanizmalardan ayırt etmek kazım. Çünkü, gözümüze doğru gelen bir taş olduğunda, gözkapağının hemen kapanması farklı sinir yollarını izler. Düşünme ve karar verme beynimizin ön tarafı iken olurken gözkapağını bir tehlike karşısında kapatmak bilincimizden bağımsız ve beyin sapından gelen komutla evrimsel süre içinde kazanılmış olup, gözümüzü böyle tehlikelerden koruna görevi bilinç sistemine verilmemiş, bu görevi beyin sapında bırakmış. Çünkü beyin sapı, bilince göre çok daha hızlı karar vermektedir.

      Görülüyor ki sizin “Herhangi bir durumda beyindeki olaylar hem eegde hemde fmri da tüm detayiyla grafiğe yansımaz mi?” Sorunuza karşılık, gerek hassasiyet gerek daha ileri zaman (0,5 saniye yerine 6 saniye) ölçümü anlamında EEG cihazı, şimdiki teknolojik yapısı ile Libet Deneyine daha fazla destek veremez gibi görülmektedir. EEG yerine, başka yöntemlerle çalışan diğer ileri görüntüleme teknikleri ile fMRI birlikte ortak çalışmadı uygun olabilir. Bu türden makale(ler) varsa da ben bilmiyorum.

      Sil
    3. Diğer taraftan “Söyle bur ornek vereyim mesela bir denek bir konu hakkinda karar verecek ve bu karar verilene dek dışardaki gözlemci saniyeleri saysin….” şeklindeki sorunuz, saniyeleri sayan dış bir gözlemci olduğu müddetçe haklı gibi görünebilir. Ancak, fMRI ve benzeri ileri görüntüleme cihazları aslında artık dışarıdan bir gözlemcinin veya deneye katılan kişinin kendisinin saniyeleri saymasına gerek bıraktırmıyor, bizzat cihazın kendisi yapıyor. Dolayısıyla, sorduğunuz sorunun muallakta kalan (ortada kalan) cevabını da vermiş daha doğrusu sorunuzun geçersizliğini ortaya koymuş oluyor.


      Özetleyecek ve basit bir modelle gösterecek olursak şöyle diyebiliriz. Diyelim ki, bizim karşımızda bir tahta perde var. (Bahçeyi diğer bahçeden ayıran bir tahta perde). Şimdi, tahta perdenin arkasında ve tahta perdenin hemen yanında ve tahta perdeye paralel olarak bir çocuk koşmaya başlasın. Normal bir göz, çocuk tahta perdenin arkasında koşarken görmez. Ne zaman ki, tahta perde biter ve çocuk koşmaya devam ederse, çocuğun koştuğuna hükmedebiliriz. Ancak, tahta perdenin bittiği yerden itibaren çocuğun koştuğunu net olarak söyleyebiliriz. Buna karşılık, bir kızılötesi cihaz iken ölçüm yapsak, çocuğun, tahta perdenin arkasında koşmaya başladığını da görürdük.

      Benzetmemize devam edersek, çocuk, tahta perdenin arkasından çıktığı anda yarım saniye sonra koşusunu bitirsin. İşte bu EEG’nin algıladığımız. Buna karşılık gözümüzle görmediğimiz durumda, kızıl ötesi algılayıcı, çocuğun tahta perde arkasındaki koşusunu görebilmektedir. Varsayalım ki, çocuğun tahta perde arkasında koşuya başladığı yer ile, tahta perdeden çıktığı ve gözümüzde gördüğümüz yere kadar olan koşma zamanı 5,5 saniye (beş buçuk saniye) olarak varsayalım. Bu durumda 0,5 + 5,5 = 6 saniye olur. Bu da fMRI’nın tespit ettiği olur. Özetle, EEG, karar alma süreci çoktan başladığı halde , karara ait sürecin sadece son yarım saniyesini görebilirken, fMRI, kararın alındığı andan kararın bitişi anın sonuna kadar süreci görebilmektedir. Dolayısıyla. EEG, sürecindeki sadece bir kısmını görebildiği, fMRI tamamını görebildiği için karar alma süreci sanki yarım saniyeden 6 saniyeye çıkmış gibi görünmektedir. Nihayetinde EEG, karar sürecinin tamamını gözlemekte yetersiz bir cihazdır.

      Esenlikle kalınız.

      Sil
  8. Cevabiniz için çok teşekkür ederim bir cevap hiç bu kadar iyi olamazdı açıklayıcı ve tatmin edici..

    YanıtlaSil