Beynimiz ve Biz: Tren İkilemi ve Ahlak

36 Yorum
Aldığımız kararlarda, irademize ne derece hâkim olabiliyoruz? Aldığımız kararlarda, biz mi beynimizi yönetiyoruz yoksa beynimiz mi bizi?

Düşüncemize yardımcı olmak üzere, konuya, felsefeci Philippa Foot ve Judith Jarvis’in ortaya attığı Vagon İkilemi (Trolley Dilemma) ile bakmaya çalışalım.

Bir tren yolunun yakınlarındasınız. Birden bire bir gürültü ile irkiliyorsunuz. İçinde, sürücüsünün veya kontrol eden bir kişinin olmadığı bir vagonun, tren yolu boyunca hızla yol almakta olduğunu görüyorsunuz. Bir bakıyorsunuz ki, ileride ve tren yolunun üzerinde beş işçi, sırtları, gelen vagona dönük olmak üzere çalışıyorlar. Şehrin gürültüsü nedeniyle, işçilere bağırıp sesinizi duyurup, onları uyarma şansınız da yok. Her hâlükârda vagonun altında kalacaklar. O anda fark ediyorsunuz ki, vagonu diğer raya geçirecek olan bir kolun (levye) hemen yakınındasınız. Eğer kolu çekerseniz, vagon, makas atlayarak diğer raya geçecek ve beş işçi kurtulacak. Ancak, fark ediyorsunuz ki, vagonu makas atlatarak gideceğini düşündüğünüz rayın üzerinde de gelen vagondan habersiz bir işçi çalışıyor. Onu da hiçbir şekilde uyarma şansınız yok. 

Bu durumda iki şeyden birini yapacaksınız. Ya hiçbir şekilde, vagonun makas atlayıp diğer raya geçebilecek kolu çekmeyecek ve böylece vagonun, yolu üzerindeki beş işçiyi altına alarak öldürmesine izin vereceksiniz ya da kolu çekerek, vagonun, makas vasıtasıyla diğer raya geçmesini sağlayacak ve beş kişinin hayatını kurtaracak, buna karşılık bir kişinin hayatını feda edeceksiniz. Hangisini seçerdiniz?

Senaryomuzu burada sonlandırmayıp devam edelim. Bu defa da altından tren yolu geçen bir köprünün üzerindesiniz. Yanınızda hiç tanımadığınız iriyarı bir adam var. Yine, senaryomuz gereği, içinde sürücüsünün olmadığı bir vagonun geldiğini görüyorsunuz. Yine, tren yolu üzerinde, gelen vagondan habersiz beş işçi çalışmaktadır. Beş işçiyi, bir evvelki senaryoda olduğu gibi hiçbir şekilde tehlikeden dolayı uyarmak mümkün değil. Ancak, beş işçiyi kurtarmak için bir imkânınız var. Eğer, tanımadığınız adamı, köprüden ittirir ve aşağı atarsanız, adam, rayların üzerine düşecek, böylece vagon adama takılarak duracak ve beş kişin hayatı kurtulacaktır. (Adamı ittirdiğimiz köprünün korkuluklarının yüksek olmadığı; sizin, adamı ittirecek güçte olduğunuzu; adamın, rayların üzerine düşeceğini ve böylece vagonun da adama takılarak duracağından ve beş kişinin kurtulacağından kesinlikle emin olduğumuzu varsayıyoruz.)

Senaryonun bu ikinci durumunda ne yapardınız? Adamı ittirir ve beş kişinin hayatını kurtarır mıydınız yoksa vagonun geçip gitmesini ve nihayetinde beş kişinin ölmesini mi izlerdiniz?

Aslına bakarsanız her iki senaryoda da beş kişiyi kurtarıp bir kişiyi feda etmek sizin elinizde olduğu ve aynı aritmetik sonuç elde edildiği halde, iki senaryoda neden farklı davranırız?

Bu senaryo, Boston’da Harvard Üniversitesi’nden Marc Hauser tarafından 300 binden fazla kişiye sorulmuş. Birinci senaryoda, hemen hemen büyük bir çoğunluk beş kişiyi kurtarmak için bir kişiyi feda ederek kolu çekerken, ikinci senaryoda ise, çoğunluk denecek sayıda kişi, adamı, köprüden atma düşüncesinden kaçınmış, yani beş kişinin ölümünü izlemiştir. İkinci senaryoda sadece her altı kişiden biri adamı köprüden aşağıya atma düşüncesinde olduğunu belirtmiştir.

Bu senaryo, Amerika’dan Çin’e, göçebe halktan şehirlisine, senaryoları idrak edecek her yaş grubuna, her iki cinse (kadın-erkek), her eğitim seviyesinden kişilere, akademisyenlere, işçilere, inançlı veya ateistlere sorulmuştur. Alınan sonuç her defasında aynıdır. Bir başka deyişle, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, soruya muhatap olanlar birinci senaryo için kolu çekip beş işçiyi kurtarırken, ikinci senaryoda ise (1/6 lık kısım hariç) adamı, köprüden aşağıya atmamayı yani beş işçinin ölümünü izlemeyi tercih etmişlerdir.

Buradaki karar mekanizması, bir insanın ölümünden, kendimizi aktif veya pasif olarak ne derece sorumlu tutacağımız ile ilgilidir. 

Gündelik kararlarımızın büyük bir çoğunluğunu, alnımızın hemen arkasına isabet eden beyin lobumuzun dorsolateral prefrontal korteks denen kısmıyla alırız. İşte bu kısım, aynı zamanda, bizim vagon ikilemimizdeki birinci senaryoyu cevaplamada kullandığımız kısımdır. Bu kısım, gündelik diğer kararlarımızda olduğu gibi, neyi yaparsam daha çok fayda sağlarım diye karar aldığımız kısımdır. Bu nedenle, bu kısım, vagon örneğinin birinci senaryosu için fazlaca tereddütte kalmadan alınan kararın merkezidir. Ancak, tren ikileminin ikinci senaryosu için alınacak karar o kadar da kolay görülmemektedir.

Köprünün üzerindeki tanımadığımız adamı mı, yoksa raylar üzerindeki beş kişiyi mi tercih edeceğimiz konusu önümüze geldiğinde, artık, beynimizin singulat korteks denen yerin ön kısmı devreye girmektedir. Bu kısım, gündelik hayatımızda aldığımız faydacı kararları denetleyen ve gerektiğinde bloke eden yerdir. Diğer bir ifadeyle burasını vicdan, ahlak, edep gibi zihinsel mekanizmalarla bizi yönlendiren bölgesi olarak da adlandırabiliriz. Bu nedenle, adamı köprüden atma senaryosu gündeme geldiğinde; cinayet işleme duygusu, cezalandırılma korkusu, kendimizi katil gibi hissetme ve benzeri duygular ön plana çıkar. 

İki senaryo karşısındaki davranışlarımıza bakarak, bir insana zarar vermek gündeme geldiğinde, o kişiye dokunmadığımızda, o kişiden ne kadar uzakta olduğumuzla, o kişiye zarar verirken kullandığımız mekanizma ne kadar dolaylı ise, bu iş o kadar daha kolay olmaktadır. Onun içindir ki, birini öldürmek için kalbine bıçak saplamak, bir düğmeye basarak (uçaktan bomba atmak vb.) aynı işi yapmaktan daha zordur. Nihayetinde, acımasız bir davranış ne kadar soyutsa, o kadar kolay görünür.

Bu ve buna benzer zihinsel faaliyetlerimizin, hangi düşüncelerimizin beynimizin nerelerini etkilediğini, bu etkilerin nasıl bilindiğine de cevap vermek gerekir. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) denen cihaz, düşünsel faaliyetlerimizin, beynimizin hangi merkez veya merkezilerinde oluştuğunu tespit etmede kullanılmaktadır.

Eğer istersek, birinci senaryoyu da kendi açımızdan, bazı çeşitlemeler katarak zorlaştırabilir veya aksine kolaylaştırabiliriz. Birinci senaryoda, ray üzerinde çalışan tek kişi; bizim arkadaşımız, yakınımız, oğlumuz, kızımız ise ne yapardık? Veya, tek başına çalışan kişi, bizim nefret ettiğimiz bir kişi ise, bu iş daha mı kolay olurdu?

Peki, kaza veya hastalık nedeni ile singulat korteksi (ahlaksal değerleri değerlendiren kısım) hasar görmüş hastalar, her iki senaryo karşısında nasıl davranırlardı? Bu hastalar da, senaryonun birinci kısmı için, normal kişilerden farklı bir düşünüş sergilememişlerdir. Çünkü, bu hastaların karar verme mekanizmaları yani dorsolateral kısımlarında bir sıkıntı söz konusu değildir. Ancak, ikinci senaryo sorulduğunda yine, faydacı bir tutum göstermekte yani adamı köprüden atmaktadırlar. Çünkü, denildiği üzere, insandaki ahlak veya vicdan ile ilişkilendirilecek kısım devre dışıdır. Ve bu nedenle de, kararın yükü yine, dorsolateral kısma düşmüştür. Diğer bir ifade ile, bu kişiler, zeka gerektiren bir problemi kolaylıkla çözebilirken, etik sonuçlar doğuracak kararlar konusunda ahlak duygusundan yoksundurlar. (Burada, ahlak duygusundan yoksun olmayı, ahlaksız olmak anlamında kullanmadığımı belirtmek isterim)

Peki, nasıl oluyor da bunca farklı kategorilerdeki kişilere sorulduğu halde aynı cevap alınıyor olabilir?

Vicdanı, dolayısıyla ahlakı ilgilendiren bu tür kararların kökeninin salt kültürel bir birikim olduğunu söyleyebilir miyiz? Yani sadece öğrenerek kazandığımız unsurlar mıdır? Yoksa, doğuştan gelen zihinsel bir formun, sonradan, içinde bulunduğumuz kültürle işlenmesi sonucu oluşan bir davranış mıdır? Bir başka deyişle, kişiliğimizin de içinde oluştuğu bir davranış şekli olup içinde yaşadığımız kültüre uyum sağlamamız konusunda bizi bu uyum doğrultusunda yönlendiren bir mekanizma mıdır? Hatta bir adım daha giderek, bu tür bir uyum, topluluğun (türün) bir arada bulunmasında ve tabii ki bu vesileyle de çoğalarak devamını sağlamada önemli bir etken midir?

Şu halde, bu tren ikileminin (trolley dilemma) sorulduğu kişilerin belli bir kategoride toplanmaması (farklı kategorilerdeki insanların aynı cevabı vermesi) ve de ülkelerden bağımsız olarak verilen cevaplar bizi, temeli doğuştan gelen, sonradan şu veya bu şekilde içinde bulunulan kültür tarafından işlenen, beyne ait bir mekanizmaya götürmektedir. Diyebiliriz ki, ahlakın oluşmasındaki temel mekanizmayı, sadece ve sadece din, hukuk, gelenek ve görenek gibi doğduktan sonra öğrenilen kurallar silsilesi olarak göstermek, öne sürmek doğru olmayacaktır. Diğer bir ifade ile, sağduyulu ve vicdan denen bir kavrama sahip olmak; din, inançlı olmak veya hukuk sistemi vb. kuralların mutlak varlığı ile değil, o bireyin, doğuştan gelen bir zihinsel sisteminin, ebeveynleri veya toplum tarafından hangi duygu donanımları, ilişkiler ve güvenlik unsuru ile yetiştirilmesine bağlı olabileceği ile açıklanabilir. Acaba bu sürecin çalışmasında, evrimin de bir parmağı var mıdır dersiniz?

Erol

Kaynaklar:
* Ben Kimim, Richard Precht, Pegasus Yayınları, Sh. 175
* Bilim Teknik, Ocak 2012, Sayı 530, Sh. 32

36 yorum:

  1. Zıyafet ıcın cok tesekkur ederım.

    YanıtlaSil
  2. İlginiz için ben teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. Yanlış nedir konusunda kafa yorarken yazıdaki çıkarıma yakın bir şeyler karalamıştım.Çok teşekkürler

    YanıtlaSil
  4. İlginiz için ben teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  5. Oldukça aydınlatıcı bir yazı olmuş, elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  6. Sayın Fatma Özhan, teşekkür ederim. Beni motive ettiniz.

    YanıtlaSil
  7. 2. karede bir alternatif de söz konusudur. Kişi diğer bireyi atmak yerine kendini feda etmeyi de seçebilir.

    YanıtlaSil
  8. Yorumunuz için teşekkür ederim. Elbette ki, kişi özgeci bir davranış göstererek kendisini de feda edebilir. Ancak burada önemli olan, problemin sunduğu argümanları (yapısını) aynısıyla koruyarak, kişinin kendisini feda etmeden ve kendisine sunulan alternatiflere mecbur bırakıldığı zaman, zihnin, hangi kararı seçeceğidir. Diyelim ki savaştasınız ve almanız gereken benzer bir karar var. Mesele, kendinizi feda etmek değil, hangisine karar vereceğinizdir. Çünkü, idare ettiğiniz grubun hayatta kalması, sizin hayatta kalmanıza bağlı olabilir. Hatta sadece grubun hayatta kalması değil, sizin aldığınız kararlarla da hedefine varması önem taşıyabilir. Aslına bakılırsa, burada, birinci senaryodaki, gerçekten de bizim serbest irademizle aldığımız bir karardır. Çünkü, iradi kararlar, insanın düşünen beyni denen, beynin alın kısmına yakın tarafı ile yapılır. Yazının ikinci senaryosundakine gösterdiğimiz yaklaşıma ise, pek de bizim aldığımız karar diyemeyiz. Çünkü, singulat korteks denen yer, bizim ilkel beynimizin bir kısmıdır. Bu kısım, bizim ahlak, vicdan, değerler sisteminin kurgulayıcısıdır ki, biz, beynimizin bu kısmını değil, bu kısım bizi yönetir demek daha doğrudur. Rastgele bir zamanda, plajda mayo ile gezme serbestisini veren de bu yerdir, bakkala giderken mayo ile değil, günlük kıyafet giyerek gitmemizi isteyen yer de burasıdır. Beynin birkaç mekanizması ile beraber bizi utandıran yer de. Hani derler ya, kırk kere bir şey söyleyince olurmuş diye. İşte bu kısım yani singulat korteks, genelde doğumumuzdan ergen oluncaya kadar defalarca toplum içinde tekrarlanan davranış biçimlerimizi sorgulanmadan kabul ettiğimiz yerlerden biridir. Bir başka deyişle, bu kısım insanların (ve de hayvanların) "sürü" psikolojisi olarak hareket ettiğimiz (daha doğrusu ettirildiğimiz) yerlerdendir. Bu yer, bizi, tekrarlanan davranışlarla, içinde bulunduğumuz topluma uyum sağlayarak, türün devamını sağlamasında büyük etken oynamış olmalıdır. Beynin, singulat korteks gibi yerleri için, doğuşta formatlanmış bir mekanizmadır diyebiliriz. Ancak, "format" derken genelde, bilgiyi silmek olarak tanımlarız. Hâlbuki bu kısmın formatlanmış olarak doğduğumuzu söylemek demek, beynin bu ve benzeri kısımlarının, içine, kalıplaşmış bilgileri kaydedecek veya yorumlayacak şekilde "biçimlendirilmiş" olması demektir. Tekrarlanan davranışlar (ayıp, günah, töre, ahlak vb) , biçimlendirilmiş bu kısım tarafından etkilenir. Bireyin, içinde doğduğu topluma ait gelenek, görenek ve dini bilgilere sahip olması ve bunları kanıksaması tesadüfün eseri değildir. Böyle bir tesadüf de zaten olamaz. Bu kısımlar (singulat korteks gibi yerler) doğuştan itibaren içinde bulunulan toplum tarafından işlendikten sonra, bir daha kolay kolay geri dönüş yoktur. İşte doğma denen yapılar böyle oluşur. Ancak şu da bir gerçektir ki, insan gibi bir türün bir grup olarak kalmasını ve türün devamını sağlayan da beynin bu kısımlarıdır. Çünkü, henüz düşünen beynin gelişmediği bir zamanda, insanların, bir arada yaşaması için ortak davranış kalıplarının olması gerekirdi. Kalıplaşmış bilgiler, beynim bu gibi yerleri tarafından dönüp dönüp defalarca sorgulanmazlar.

    YanıtlaSil
  9. Aksi halde beyin kaotik bir yapıya girer ve bugünkü modern beynimize ulaşamazdık. Bundan da öte, türümüz devam edip (hayvanlar için de geçerli) hayatta olmazdık. Size komik gelir mi bilmiyorum ama, yorumunuzda belirttiğiniz alternatif öneri olan “kendini feda etme” büyük bir ihtimalle, yine singulat korteksin de devreye girdiği mekanizmanın bir eseridir, düşünen aklın (alın korteksinin) bir eseri değildir. Yani özgecilik, altruistik davranış da türün devamlılığı konusunda önemli bir etkendir. Güncel insan için hala da öyledir. Annenin, çocuğu tehlikede olduğu zaman kendisini feda etmesi, bireylerin, dâhil olduğu grubun çıkarları için, hayatta tutmak için savaşması, beynin bu gibi yerlerin marifetidir. Bir de şu var ki, bizim, singulat korteks gibi alanlarımızı (duygu, vicdan, değerler vb), ele geçirenler, bizleri son derece güzel ikna ederler ve bizleri yönetirler. (Duygu ve vicdan sömürüsü). Görülüyor ki, aslında bir tren ikilemi gibi görünen bir yazının alt iması, içeriğinden çok daha fazladır. Yorumunuz için tekrar teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  10. benim çıkarım şudur .acaba doğrumudur.dindar bir kişi olacağıma ahlaklı bir kişi olmayı yeğlerim

    YanıtlaSil
  11. Ahlak, ahmaklara arkadaş, salaklara eş, solaklara dost, halaklara helak olurmuş. (anonim)

    Ahlak kelimesi dilbilimi kuralına uymayan bir tanımda. Ah, lak kelimesine ön ek. Lak ne bilmiyorum.

    Lak > lah lam laz lab laf.... bunlarıda incelemek gerekir.

    Kelime sadece "la" türevi, yada kök sadece "l" olabilir.

    Allah kelimesi yok. El-lah. E-lah. E-lillah. E-lilah. A-lah. A-lillah. A-lilah. A-leh. A-lalleh. A-lilleh. Kelimelerin başlangıcı belli değil, sonuda yok.

    Bim-Cim-Çim-Dim-Fim-Gim-Kim-Lim-Mim-Nim-Pim-Sim.........

    Ahlak-Halak:

    Din ve Ahlak = Din ve Yaratılış, Din ve Yaratılanlar?

    YanıtlaSil
  12. Çok yararlı bir yazı oldu benim için, teşekkür ediyorum. Ama okurken birinci karede benim yapacağımı düşündüğüm şey ikisinden de farklıydı. Ben kola hiç dokunmamayı tercih ederdim büyük ihtimalle, çünkü bir insanın hayatını belirleme hakkını kendimde göremiyorum. Yani her iki durumda da bir müdahile de bulunmazdım.

    YanıtlaSil
  13. Sayın Adsız,

    İlginiz için ben size teşekkür ederim. Zaten yazıdaki her iki durumda da kolu çekmek veya çekmeme serbestisine sahipsiniz. Bir başka deyişle, sizin dediğiniz gibi kola hiç dokunmadan, sadece bir gözlemci olarak da kalabilirsiniz. Bu tür örneklerde, hangisi yaparsanız daha "doğru" olur gibi bir anlayış söz konusu değildir. Bu tür örnekler, gerek beynimizin yapısı gerekse yetişme, yetiştirilme şeklimize bağlı olarak, böyle bir olay karşısında kaldığımızda çoğunluk nasıl bir tepki verirdi şeklindeki bir anlayıştır. Birinci örnekte, kola dokunarak beş kişiyi kurtarmayı düşünen büyük bir çoğunluk varken kola dokunmayanlar da vardır. Siz de dokunmayanlardansınız. Dediğim gibi, bu tür örnekler, doğru veya yanlış kavramlarını ölçmezler. Yalnız, "insan hayatını belirleme hakkını kendimde görmüyorum" ifadesini sadece bu örnek için kullandığınızı düşünüyorum. Çünkü, insan hayatını pasif kalarak da belirleyebiliriz (yukarıdaki gibi) aktif olarak işin içine katılarak da. Örnek olarak, yangındaki ve kurtarılabilecek şartlarda bir bebeği kurtararak hayatta kalmasını belirlemiş olduğunuz gibi (aktif davranarak), yangın riskini göze almaz ve bebeği kurtarmaz ve bu durumda o bebeğin hayatta kalmama durumunu da belirlemiş olursunuz (kola hiç dokunmamak gibi). Daha genel bir ifade ile, eğer, siz, bir olaydan haberdar olup da o olaya fiziksel olarak müdahale etme imkanlarınız doğmuşsa yani bir şeye müdahale etmek veya etmemek anlamında sizin için hiç ama hiç bir engel yoksa, artık siz, bebeği kurtarma olayında, bebeği kurtarsanız da kurtarmasanız da, bir insanın hayatını belirleyen birisiniz demektir. Yani, bebeği kurtarmakla olduğu gibi, kurtarmamakla da (kolu çekmemek) insan hayatını belirlemiş olursunuz. Aslında yazıya tekrar baktığınızda, konunun temelinin, bir insan hayatını belirleme gibi görünürken, esas kısmın, belirleyici olan kişinin yetişme şekline bakarak, olaya müdahale ederse veya etmezse, o kişinin kendisinin yaşayacağı veya yaşamayacağı sıkıntılardır. Daha da açık söylemek gerekirse, biz böyle durumlarda öncelikle başkasının değil, kendi hayatımızın çizgisini belirlemiş oluyoruz. Yani ne yaparsam benim için daha iyi olur düşüncesidir. Bebek olayı gibi düşünürsek,gecenin bir vakti yolda kaza geçirmiş bir kişiyi gördüğümüzde, ilgili kişiyi hastaneye götürürsem, kazayı ben yapmışım gibi başım derde girer mi girmez mi gibi birincil düşünceler hep kendimize aittir. Yine yazıya dikkat ederseniz, ikinci örnekte, kişiler kendilerini suçlu hissedecekleri için iri adamı köprünün üzerinden atmazlar. Peki bu suçluluğu kim hissettirecek, içinde yaşadığımız topluluklaki diğer kişiler. Yani öncelikle kendimizi düşünürüz. Ancak, olayları, günlük hayattaki kargaşada bunun pek farkında değilizdir. İlginiz için tekrar teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yangından bebek kurtarma örneği ile tren örnekleri arasında benzerlik yoktur. Tren örneğinde hayata karşı hayatlar değiş tokuşu vardır. Bebek örneğinizde ise kişi tereddüt ediyorsa ya kendi canından olmaktan korkuyordur yada umursamayacak kadar kötüdür. İkinci tren örneği ile ilgili açıklamanızda cezalandırılma korkusu devreye girer demişsiniz. Doğal olarak adamı ittiğinizde yasalara göre cinayet ile suçlanma ihtimali her kültürde ve ülkede oldukça yüksektir. Bu bağlamda insanlar adamı köprüden attıklarında cinayet ile suçlanma ihtimalinin yüksek olduğunu bildiklerinden bu fikri tercih etmemeleri doğaldır. Ama aynı şekilde birinci tren senaryosunda kolu çektiğinizde ölecek olan o tek kişinin ailesinin de sizi dava edip suçlu bulunmanızı sağlama ihtimali vardır. Amerika da kesinlikle cinayetten hüküm giyersiniz. Çünkü yasal olarak o kolu hareket ettirme yetkisine sahip değilsiniz. Bu sizin işiniz değil. Kimin ölüp ölmeyeceğine siz karar veremezsiniz. Bu ihtimal insanların aklına gelmediği için kolu oynatıyor olabilirler. Deney sırasında insanlara her iki durumda da yasal olarak cezalandırılmayacağı garantisi verilmediği sürece bu deneyin sonuçlarını doğru olarak yorumlamak mümkün değildir. Denekler ilk tren örneğinde cinayetten yargılanıp suçlu bulunma ihtimallerinin yüksek olduğu söylense sonuçlar kesinlikle ikinci örnekteki gibi olur bence. Fakat her hareketimizde önce kendi çıkarlarımızı düşünürüz tespitiniz kesinlikle doğru. Yardımımızın illa somut bir getirisi olmak zorunda da değildir. Örneğin iki elinde ağır birer poşetle alışverişten dönen yaşlı bir kadına yardım etmek size kendinizi iyi hissettirir hatta yardım etmemiş olanlara karşı bir üstünlük hissi verir yada cennete gitmek için bir puan daha demektir. İnkar etsek de yaşlı kadına yardım etmemize bu tarz getirilere olan ihtiyacımızdır. Yoksa yaşlı kadın umurumuzda değildir.

      Sil
    2. Sayın Ati,

      Siz de, nihayetinde, makaledeki deney için sorulan sorulara cevap veren üç yüz bin kişiden biri olarak düşüncelerinizi belirtiyorsunuz. Burada ölçülmeye çalışılan, bu tür durumlarda, insan davranışını belli bir olay karşısındaki davranış stilini çıkarmaktır.
      Bu tür sorulara verilecek cevaplar için temel faktör; genlerimizle gelen, otonom sinir sisteminin özelliği veya iç salgı bezlerinin az ya da çok çalışması gibi soyaçekimle gelmiş olan fizyolojik özelliklerimizin nedeni olan ve adına mizaç (huy) dediğimiz faktör ile daha çok, çevrenin değer yargılarının, kişideki bedensel, duygusal ve zihinsel etkileriyle oluşan ve adına karakter denen ve hatta bunlara zeka ve yetenekleri de katarak genel anlamda “kişilik “denen yapıdır. Yani “kişiliğimiz”
      Gördüğünüz gibi kişilik dediğimiz kavram, salt aklımızın bir ürünü değildir. Kaldı ki, yazıyı hızlı okuduğunuz için atladığınız düşündüğümüzde, limbik sitem ve singulat korteks olarak isimlendirilen yerler, bizim irademiz dahilinde karar mekanizmamızın olduğu yerler değildir. Yani daha açık söylemek gerekirse, sizin “ben” özgür irademle bu kararı aldım” dediğiniz yer değildir. Tam aksine, aldığınız karar bu kısmın etkisindedir. Daha da açık söylemek gerekirse, beyninizin sadece prefrontal korteks denen yeri, sizin “iradeniz dahilinde karar aldığınızı düşündüğünüz yerdir (!). Eğer Phineas Gage olayını okudu iseniz, ifadelerimi daha iyi anlatabileceğimi düşünürüm. Bu olay, ben söylediğim için değil, üniversitelerin psikoloji, sosyal psikoloji, nöroloji, noropsikoloji derslerinde okutulur. Yani hani “bilim” diyorsunuz ya işte ondan.

      Basit anlamda benimiz iki temel yol ile karar alır. Birincisi, matematik gibi gündelik olarak bize fayda sağlayan ve genelde etik olmayan kararları alın lobumuzla alırız. Diğer kanal ise, alın lobuna beynin diğer kısımlarından gelen duygu, vicdan vb başka yerlerde gelen bilgilerle beslenen kararlar ise birincideki gibi kendi kontrolümüzde değildir. Yani, beynimizin, ön tarafı (düşünen kısım) olan alın lobu haricindeki kararlardaki kontrolümüz, her akşam yatmadan evvel hangi konuda rüya göreceğinize dair verdiğiniz kararın kontrolü kadardır. Özetle, singulat korteksin düşünen beyne (aldığınız kararlara) gönderdiği bilgileri, sanki siz karar alıyormuşçasına sizi yönlendirir. İşte onun içindir ki, insanlar, birinci soruda zorlanmazlarken (alın lobu ile doğrudan alınan karar), ikinci soruda karar verirken zorlanırlar. Tekrarlamak gerekirse, singulat korteks özellikle ön kısmı, bizim vicdan dediğimiz kavramı oluşturan mekanizmalardan biridir. Dolayısıyla hani “vicdanıma danıştım ve karar aldım” dersiniz ya, işte bu deyişle bile, aklınızın vicdanınıza değil, vicdanınızın aklınıza egemen olduğunun ifadesidir bu. Ve vicdan size karar aldırıyorsa ve bu kısım bizim akıl yürütmemizin dışında bir beyin parçası ise, bu kısma gerek genetik gerekse küçüklüğümüzden itibaren “bizim denetleyemediğimiz bilgiler” yerleşmiş demektir. İşte, özellikle ikinci soru için cevap verdiğimizi “sandığımız “ yer burasıdır. Daha açık söylemek gerekirse, vicdanın direktifi ile siz karar alırsınız.

      Diğer taraftan kanuni müeyyidelerden bahsettiğiniz ve sonuna doğru “….Kimin ölüp ölmeyeceğine siz karar veremezsiniz. Bu ihtimal insanların aklına gelmediği için kolu oynatıyor olabilirler.” Şeklinde bitirdiğiniz cümlenizi irdeleyelim izninizle.
      Sizin cümlenizden yaptığım alıntıyı buraya koyarken “…” olarak işaretlememin nedeni, cümlenizin baş tarafını da, okuyup anlayarak yorum yaptığımı, sadece bu kısmı alıntılayıp yorum yapmadığımı belirtmek içindir.

      Sil
    3. (Devam)

      Yine, makalede gözünüzden kaçtığını düşündüğüm şu cümlemi buraya alayım. Demişim ki “Bu senaryo, Amerika’dan Çin’e, göçebe halktan şehirlisine, senaryoları idrak edecek her yaş grubuna, her iki cinse (kadın-erkek), her eğitim seviyesinden kişilere, akademisyenlere, işçilere, inançlı veya ateistlere sorulmuştur. Alınan sonuç her defasında aynıdır.”
      Aklı başında her insan gibi, akademisyenler de dahil olmak ve de inanan inanmayan gibi geniş bir perspektif açısı ile deneyin yapıldığı belirtiliyor Şu halde, diyebilir miyiz ki, üç yüz bin kişiden ve de irade sahibi olmak üzere, aslında sizin aklınıza gelmeyen ama onların aklına gelen argümanlar olmuş olabilir mi? Yani, üç yüz bin kişi deney için karar alırken, neler düşünüp neler düşünmeyeceği akıllarına gelmiştir. Bu konuda rahat olunuz. Kaldı ki, bu kişiler, aklı başında kişiler olduğuna ve nihayetinde kendi ülkelerinde de adam öldürmenin ne demek olduğunu bilerek, adam öldürürlerse katlanacakları müeyyidenin ne olduğunu bilerek (hissederek) aldığı kararlardır bunlar. Sanırım, bu düşünce size makul gelecektir. Kaldı ki kolu çekmek veya çekmemek ile, adamı ittirmek veya ittirmemek şeklinde zorlayıcı bir koşul deneyde mevcut değildir.

      Nihayetinde, deneye katılırsanız, siz de bunca kişiden biri olarak bir karar vereceksiniz; ya çoğunluktan yana olacaksınız ya olmayacaksınız hepsi bu. Yani, her iki soruda da kolu, ister çeker ister çekmezsiniz. Verdiğiniz cevaba göre de kategorilerden birine gireceksiniz.

      “Yangından bebek” kurtarma konusuna gelince. Okurlardan bir Sayın Adsız “Ben kola hiç dokunmamayı tercih ederdim büyük ihtimalle, çünkü bir insanın hayatını belirleme hakkını kendimde göremiyorum” cümlesi için yazılmış bir düşüncedir o. Aslında, tren olayıyla bizatihi bağlantısı vardır. Gelin beraber yorumlayalım.

      Bir eylemi yapmak da bir karardır, yapmamak da bir karardır. Eğer önünüzde sinemaya gitmek veya tiyatroya gitmek şeklinde bir alternatif varsa. Sinemaya gitmek istediğinizde, “gitme eylemi” için aldığınız karar sonucuna göre “sinemaya gidersiniz” . Veya tercihiniz(aldığınız karar) tiyatrodan yanadır ve tiyatroya gidersiniz. Veya canınız istemez ve hiç birine gitmezsiniz. Şu halde arkadaşınız gelip de size, sizin sinema veya tiyatroya gitme eylemi için hangisine karar verdiğinizi sorsa, siz de, “hayır hiç birine gitmiyorum” dediğinizi varsaysak, bu ifadeniz bir “karar” değil midir? “Sinemaya gitmeme” kararı aldığınızı göstermez mi?. Kapınızın önünden, varsayalım ki, sizin tuttuğunuz takımın taraftarları geçse, onların attığı sloganlara siz de katılır ve slogan atarsanız bu sizin kararınızladır. Slogan atmadığınızda da bu sizin kararınızladır. Tabii ki bu kararı alırken, ortamın size sunduğu şartlara bağlı olarak, yukarıda da söylendiği gibi prefrontal korteks vasıtasıyla da alabilirsiniz, vicdanınızın sesini dinleyerek de. Şu halde duyu organlarınız vasıtasıyla bir olaya sahip olduğunuz anda, ona karşı bir eylemde bulunmamak da bulunmak da bir karardır. Ne zaman karar almayız biliyor musunuz, bilmediğimiz, şahit olmadığımız şeyler için. Hatta bu cümle bile tam doğru değildir. Yattığınız anda bile, beyin bugünden yarına bizim haberimiz olmadan birçok kararlar almaktadır.

      Varsayalım ki ben size “bir tane limon düşünmeyin” desem, siz de “düşünmüyorum” dediğinizde bir çelişki yok mudur?. Çünkü, eğer “bir tane limon düşünmüyorum” demekle bile limonu düşünüyor olmalısınız ki, sorulan soruya cevap veriyorsunuz. Öyle değil mi?. Aksi halde, ne sorulduğunu nereden bileceksiniz? Onun içindir ki, küçük çocuklar hızlı koşup da dizleri yaralanmasın diye küçük çocuklara “hızlı koşma, düşersin” ifadesi yerine “yavaş koş” ifadesi ebeveynler tarafından söylemesi, ana okullarında öğretmenlere öğretilir.

      Sil
    4. (Devam)

      Görülüyor ki, sayın Adsızın yukarıdaki yorumlarında “bu hakkı kendimde görmezdim” ifadesi ile bebek örneği anlatılmıştır. Sonuçta, kolu çekmek de bir karardır, çekmemek de bir karardır ve hemen arkasından ekleyelim ki, gereğinde bu karar kendisi riske atarak bebeği kurtarma şeklinde de olabileceği gibi, riske atmayıp bebeğin ölmesi için de karar almış demektir. Bu karar (bebeği ister kurtarsın ister kurtarmasın veya tramvay deneyinde kolu ister çeksin ister çekmesin, insanların (bebeğin)hayatta kalması veya kalmaması için “karar almış” demektir.

      Burada karıştırılmaması gereken şey, bebeği yangından kurtarmamakla veya kolu çekmeyerek beş kişinin hayatını kurtarmamakla bir karar alınması ile bu kararın “sorumluluğunu” üstlenmesi farklı zihinsel mekanizmalardır. Yani, makaleye yorum yapan sayın Adsız, kolu çekmediği için, raylar üzerindeki beş kişinin ve de bebeği kurtarmamışsa bebeğin hayatta kalmamasına dair karar vermiş demektir. Aynısıyla, bu yazıyı bu satıra kadar okuyup da okuma eylemi için siz karar alırken yine, yazının içeriğini saçma bulup da okumazsanız yani okuma eyleminde bulunmazsanız bile, bu yine sizin kararınızla olmuştur.
      Onun için bir kişinin hayatını kurtarıp kurtarmama eyleminde, somut veya duygusal fayda ortaya çıkar. Beş kişiden birinin, hatta deneyi sizin açışınızdan daha da zor hale sokarak, raylar üzerindeki beş kişinin de sizin en yakınınız veya yangındaki bebeğin de ilgili kişinin bebeği olması durumunda, verilmesi zor karar hakkında ne düşünürdünüz? Rayların üzerindeki beş kişinin veya yangındaki bebeğin kendi yakını ve bebeği olmayan için dışarıdan seyredilen ve sizin gibi düşünen bir kişi için kaybedecek bir şey olmadığı için eylemde bulunmama kararı almıştır. Peki ya o beş kişi bizim yakınımızsa ne olacak, kolu çeker miydiniz çekmez miydiniz? Deneyde, ilk soruda raylar üzerindeki beş yakınımızı kurtarmak için, diğer raydaki bir kişiyi feda eder miydiniz? Hatta ve hatta, deneydeki rayların üzerindeki beş kişi bizim yakınımız olmakla diğer raydaki kişi de bizim bir yakınımız ise ne yapardınız? Elbette ki kolu hala çekmeyebilirsiniz. Ancak görülüyor ki, kolu çekip çekmeme kararı giderek zorlaşır ve “insanların hayatları ile ilgili karar bana düşmez” şeklindeki düşünce daha grift hale gelir.

      Sonuç olarak bu deneyin bir katılımcısı iseniz, kanunlar sizi suçlasa da suçlamasa da, bunun bir cinayet olarak düşünseniz de düşünmeseniz de, kolu çekme yetkisine sahip olsanız da olmasanız da ( o anda kolun çevresinde kolu çekmemeniz için sizi engelleyecek kimse olmadığı için her türlü karar yine de size ait) raylar üzerindeki beş kişi yakınınız olsa da olmasa da, bebek o kişiye ait olsa da olmasa da kolu “çekmek” veya “çekmemek” yani her iki halde de “karar” size ait olacaktır. Karar size ait olacağı gibi başkalarının hayatlarını da etkilemişsiniz demektir. Ayrıca, bu karar ile de deneyin öngördüğü iki kategoriden birine gireceksiniz demektir Hatta, buradaki yorumlarınızla bile, deneyin bir katılımcısı olmasanız da, deneyin kategorilerinden birine dahilsiniz demektir. Aradaki tek fark, sizin hangi kategoriye girdiğinizi, deneyi ortaya koyan akademisyenin bundan haberinin olmadığıdır.

      Eylemde bulunmasak da aslında bir karar aldığımızı ve başkalarının hayatlarını etkilediğimizi bir rahibe atfedilen aşağıdaki sözlerle daha iyi anlatabilirim sanırım.
      “Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. sonra yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü yahudi değildim. sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. sonra katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü katolik değildim. ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı.

      Saygılarımla.

      Sil
    5. Sn. Erol,

      Kendimi net ifade edememişim kusura bakmayın. Kimin ölüp ölmeyeceğine karar veremezsiniz derken ölen kişinin yakınlarının avukatının, o kola müdahale yetkisi göreviniz olmadığı için (örneğin tren yolu çalışanı gibi)o kola dokunamaz ve kimin ölüp ölmeyeceğine karar veremezsin şeklinde sizi suçlamakta kullanırlar demek istemiştim.

      Yoksa tabi ki her türlü eylemsizlik de bir karar içerir ve her karar başka yaşamları etkiler. Bu düşüncenize tamamen katılıyorum.

      Yazdığınız uzun açıklama için teşekkür ederim.

      Ama ben hala "Deney sırasında insanlara her iki durumda da yasal olarak cezalandırılmayacağı garantisi verilmediği sürece bu deneyin sonuçlarını doğru olarak yorumlamak mümkün değildir. Denekler ilk tren örneğinde cinayetten yargılanıp suçlu bulunma ihtimallerinin yüksek olduğu söylense sonuçlar kesinlikle ikinci örnekteki gibi olur bence." fikrimde ısrarcıyım.

      Sizin de ifade ettiğiniz ve benim de aynen katıldığım üzere insanlar karar verirken maddi ve manevi kazanç ve kayıplarını, kişilikleri,zekaları ve BİLGİleri doğrultusunda analiz ederek karar verirler.

      Deneyler değişik inançtan, kültürden, ülkelerden eğitimli katılımcılarla oluşmuş geniş bir denek grubuna yapılmış olsa da bu insanların bilgi seviyesinden emin olamazsınız. Bir kararı vermeden önce, aldığımız karar sonrası başımız nasıl bir belaya bulaşır diye düşünürüz. Siz kendiniz ikinci seçenekte (adamı köprüden atma) kararın verilmesinde cezalandırılma etkisinin bir faktör olduğunu belirtiyorsunuz. Ben de diyorum ki birinci seçenekte de bu ihtimal var fakat ikinci seçenekteki kadar net değil ikici seçenekte deneklerin kararında cezalandırılma faktörünün etkisi daha fazla çünkü büyük çoğunluk rızası dışında birini köprüden atmanın iyi bir amaç için bile olsa onları yasalar karşısında şuçlu duruma düşürüceğini bilir. İnsanlar birinci tren senaryosunda verdikleri karar sonrası ikinci tren senaryosundaki gibi suçlu duruma düşüp cezalandırılabileceklerini bilmiyor olabilirler.
      Sonuç olarak sahip olduğumuz bilgiler verdiğimiz kararı etkileyeceğinden ve deneyi yapanlar deneklerin her iki senaryoda alacakları ceza ile ilgili nasıl bir bilgiye sahip olduklarını bilmediklerinden iki testi karşılaştırıp nasıl güvenilir bir sonuca varmayı umuyorlar anlamıyorum.
      Benim önerdiğim şekilde alacakları karar sonrası karşılaşacakları ceza ile ilgili net bir bilgi deneklere verilmediği sürece testin sonuçlarını mantıklı bir şekilde yorumlamak pek mümkün değil gibi duruyor. Çünkü birinci senaryoda denek cezalandırılma ihtimalini bile bile kolu oynatıyorsa kişiliği hakkında farklı yorum, cezalandırılacağını bilmeden oynatıyorsa farklı yorum yapmayı gerektirir.
      Her denek için, verdiği karar sonrası cezalandırılma bilgisini eşitlemediğiniz sürece sevdiği yada sevmediği insanları deneye dahil etseniz de evet karar verme sürecini zorlaştırırsınız ama yine reel bir sonuca ulaşamazsınız.
      Sonuç olarak her iki tren senaryosunda da deneklerin verdikleri karar sonrası karşılaşacakları yasal suçlamayla ilgili sahip oldukları bilgi (ki bu bilginin verilen kararı kesinlikle etkileyeceği kanısındayım) bilinmemekte.
      Ben ikinci senaryoda yasal suçlamayla karşılaşacağının bilinmesi ihtimali daha yüksek ve o sebeple insanlar adamı köprüden atmıyorlar. Birinci senaryoda ise cezalandırılacaklarını düşünemedikleri için kolu çekiyorlar dediğimde ne deneyi yapanlar nede siz hayır sebep bu değil diyemezsiniz.


      Sil
    6. Gerçek anlamda deneklerin vicdan ahlak muhasebesini sorgulamak istiyorsanız, deneyleri, her iki tren senaryosu için verdiğiniz kararı sizden başkası hiç bir şekilde bilmeyecek şeklinde denekleri yönlendirdikten sonra yaparsınız.
      Ceza faktörünü kesin bir şekilde ortadan kaldırmadığınız sürece insanların ahlakı konusunda yapılan testler doğru netice vermez.
      Aynı zamanda kağıt üzerinde verilen cevap ile gerçek hayatta yapılan da aynı olmak zorunda değil. Örneğin "arabanızdan yola çöp atarmısınız?" sorusuna kişi gerçekte arabasından dışarı sıklıkla çöp atan biri olduğu halde doğru cevabın hayır olması gerektiğini bildiği için hayır cevabı verebilir. Profesyonel testlerde bu tip yanıtları tespit edebilmek için kontrol soruları sorulmaktadır ve çelişkili cevaplar değerlendirilmeye alınmamaktadır.

      Sil
    7. Sayın Ati,

      Öncelikle bana güzel bir fikir jimnastiği yaptırdığınız için teşekkür ederim. Size, diğer başlık altındaki yazınıza cevap vermeyi düşünüyordum ama, bu yazınızı görünce, bu başlık altındaki konuya olan konsantrasyonumu bozmadan, öncelikle bu yazınıza cevap veriyorum.
      Yazımın bazı yerlerinde sizden alıntılara verdiğim cevaplar şeklinde, bazı yerlerde de doğrudan yorum yaparak cevap vermeye çalışacağım. Hatta bazı yerlerde bazı konuları tekrarlamış bile olabilirim. Aklıma geldikçe yazacağım. Diğer bir deyişle yazımın bir plan dahilinde yazmadığımı ifade etmek isterim.
      İkinci senaryoda adamı ittirmenin suç olacağını düşünebilen bir kişi, birinci senaryoda bunu düşünemeyeceğini mi söylüyorsunuz? Bunlar aynı kişiler. Dolayısıyla, ikinci senaryoda zaten suçlanacağını bildiği için kolu çekmemekte. Demek ki sizin söylediğiniz olabilecek suç unsurlarını kişiye hatırlatmaya gerek yok. Yani zaten biliyorlar. Aynı bilgiye rağmen neden farklı karar aldığı konusu ise, ana makalede ifade edildiği gibi, bu kararı, beynin farklı yerlerinin aldığıdır.

      Bu deneyi bir daha okuduğunuzda kaçırdığınız esas noktayı yakalayacağınızı düşünüyorum. Öncelikle siz bu fertlerden bir kişisiniz. Yani bunca kitle adına kararını nasıl alınacağı konusunda bir düşünce üretme şansı yok. Yani nasıl isterlerse öyle karar alacaklardır. Aldıkları kararın öyle veya böyle dediğimiz anda, bu bir deney olmaz. Ancak, böyle bir kararda, bunca kitlenin neden böyle bir karar aldığını yorumlayabilirsiniz ki o başka bir şey. Yani, sizin düşünce tarzınıza uygun olmayan bir kararı deney sonucu olarak gördüğümüzde bu karar yanlıştır deme şansı yok.

      Deneyin burada göstermeye çalıştığı ana unsur, hayatımızdaki her kararı “düşünen beynimizle” almadığımızdır. Bir daha ifade etmeme izin verirseniz, biz alnımızın arkasında bulunan ve bizi düşünen adam(!) yapan prefrontal kortekstir. Onun için diğer primatlarda bu kısım gelişmediği için onlar düşünmeye dayalı bir karar veremezler(!). Ancak ben diyorum ki, beynin anterior singulat korteks denen yeri bizim “irade” dediğimiz yerin dışında bir beynin bölümüdür. Hangi kararın beynin neresinin aldığımızı konusunu nasıl biliyorlar diye sorarsanız işlevsel manyetik rezonans ile yapıldığını ifade edebilirim.

      Koşulları belli olan bu deneyin aritmetik olarak sonuçları makaledeki oranlarda çıktığını biliyoruz. Şimdi siz, bu deneyin sonuçları yanlıştır diyebilir misiniz? Varsayalım ki, elinizdeki taşı serbest düşmeye bırakıyorsunuz ve taş da bırakıldığı mesafeyi 12 saniyede alarak yere temas ediyor diyelim. Şimdi siz çıkıp da, hayır aslında 12 saniyede değil de 17 saniyede düşmeliydi deme şansınız olabilir mi? Eğer 17 saniyede düşmesini istiyorsanız başlangıç koşullarını değiştirmeniz gerekir. Deneyci, başlangıç koşullarını koymuş zaten. Böyle bir durumda koşullar belli iken (ne eksik ne fazla) bu koşullar altında elde edilen sonucun neden öyle çıktığına dair ancak yorum yapabiliriz.

      Sil
    8. (Sayfa 2)

      Deneyi yapan kişi katılımcılardan, ne koşul eklemesini ne de koşul çıkarmasını ne de deneyle ilgi sorulan problemin modelini değiştirmesini istiyor. Sordukları şey, kolu çeker misiniz çekmez misiniz? Adamı ittirir misiniz ittirmez misiniz Hep si bu. Öyle değil mi? Ancak, siz katılımcıları, deney önceki ilave koşullarla şartlandırırsanız (ceza, hukuk, avukat vb.) deney, kişilerin öngördüklerinden farklı bir mecraya gideceği çok açık. Deneyin ölçmeye çalıştığı, kim ne biliyor ve hayatı nasıl algılıyorsa, bu bilgi ve algıları çerçevesinde deneye katılarak düşüncelerini sergilemek. Deneydeki gibi uçuk olmasa da benzer bir olay başımıza geldiği zaman ve anlık karar vereceksek, yanımızda hukukçu veya avukat olmuyor ki ona soralım. Şu halde deneyin amacı, o anki bilgilerimiz ve duygularımızla nasıl bir karar alacağımızın ölçütü. Kaldı ki, bunca katılımcının olduğu bu deneyde, doğruyu bizim biliyor olup da, onların yanlış biliyor olması düşüncesinden hareket ederek deneyin ortaya koyduğu koşullarda elde edilen sonucu görmezden gelmek, 300 bin kişiyi biraz saf yerine koymak olur diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

      Dediğim gibi bu tür deneylerde sadece ve sadece konulan koşullarda ne yapacağınız önemlidir. Yani, bu tür deneyler, sizin elinizdeki imkanlarla belirsizlik yaşadığınızda ve dar vakitte ne yapabileceğinizi görmek eğer yapabiliyorsanız inisiyatif kullanabiliyor musunuz gibi ölçümlerdir.

      Bu tür deneylerde modele ilave koşullar koymak, verilecek cevaplarda zorlanmak demektir. Zaten amaç da budur. Deneyci, size, zaten uyaran karşısındaki davranış bilinen bir şeyi neden sorsun ki? Dediğim gibi amaç, ne bildiklerinizle ne yapacağınızı ama deneye ilave koşul getirmeden veya eksiltmeden önümüze ne kondu ise ona göre karar almaktır. Hepsi bu kadar.

      Bakınız, size başka sitelerden tren konusu için yapılmış yorumları tek bir kelimesine ve imla hatalarına bile dokunmadan buraya kopyalıyorum. Yaptığım tek şey cevapları iki gruba ayırmak. Eğer ilgilenirseniz, “Trolley dilemma” adı altında yabancı blog ve sitelerdeki cevapları da inceleyebilirsiniz.

      Birinci Grup

      *Hiçbir şey yapmazdım aga kendimi tehlikeye atamam.
      *Müdahale etmezdim sanırım kimseyi kurtaramıyorsam tehlikede olan adama niye zarar vereyim ki.
      *Bende bilemedim ya o 1 kişi etrafına dünyaya vs. 5 hatta 5bin kişiden daha faydalı olacak biriyse...
      *Ne dicemi bilemedim :S
      *:p zaten güvendeysek rotayı neden değiştiriyoruz :p dümdüz devam etsin.
      *Beş kişinin Orada ne işi var. Rotayı çevirmek , tek kişinin ölümüne benim sebep olmam demek. Diğer türlü trenin rotası zaten belli . Bazen dengeleri bozmamak lazım
      *o diger 1 kisi padisahın sol tassagından mı dusmus.trenı salardım onun ustune
      *5 kişinin ölmesindense 1 kişinin ölmesini tercih ederim
      *o bir kişi şansına küssün

      Sil
    9. (Sayfa 3)

      *1 kişi öldü ama 5 kişiyi kurtardım yada o ölen bir kişinin katili benim hissi... insan ölümünden kendinizi ne derecede sorumlu tutacağınızla alakalı...
      *5 kişiye 1 kişinin ölmesi mantiklı görünmektedir. 1 kisinin oldugu rotaya cevirirsem o ölucek bu sefer vicdan azabından biterim. 5 kişinın kaderi der mudahale etmezdm
      *Bu arada yorumları okudum da? Sanki soru anlaşılmamış gibi cevaplar verilmiş. Buradaki ayrıntılara takılmış bir çok kişi Soru da önemli olan. 5 Kişiyi kurtarmak için başka bir kişiyi feda edermisiniz, burdan bakmalı soruya..
      *arkadaşlar. sadece 2 yol bulunmakta ve size fikriniz soruluyor. ya 1 kişi yada 5 herkes gibi benimde sorularım var nasıl kacamayacak durumdalarda benım rayı degıstırıp trenı yonlendırmek gıbı bır zamanım var. sonuc olarak; her seyı kenara bırakırsak o 6 kısının hepsi trenın farkında gıttıgı yolun farkında o 5 kısının kendı kararı cunku ordan gecmeye kımse onları zorlamadı ama o 1 ksı belkıde o grubun mensubu ama acele etmeyıp 1 ray kadar gerıde kaldı. dogru olan 5 kısının ölmesı cunku enınde sonunda olacak olandır bu suclu 1000 kısıdense suçsuz ve dıkkatlı olan 1 kısıyı tercıh ederım.
      *Vay o treninde makinistinde o bes kişisinde o bir kişinizde benimde oh be rüya imiş saat altı otuz kahvaltı ve is zamanı günaydın yasam
      *beş kişinin hayatını kurtarabilecek durumdayken bişey yapmıyorsak onların ölümünden de biz sorumluyuz demektir, evet bir denge var düzende, bizim orada olmamızın da bir sebebi var demekki, beş kişi yerine o bir kişinin ölmesini tercih ederdim
      *trenin rotasını değiştirmek diğer Tüm tren ve yolcuların da hayatını riske eder. O beş kişi yanlış zaman ve yanlış yerde bulunmuşlar.. Belkide bilinçli olarak tercihleri budur. Talep olmadan yardım kişinin özgür iradesine müdahale olabilir. Tren aynı rotada devam eder..

      İkinci Grup

      *3. raydan giderim burada 2 ray olduğunu kim söylemiş.
      *Hepsi ölsün diye vagonları ayırır tek tek üstlerine yollarken gülümserek el sallardım
      *Büyük sorumluluk ölmeyi tercih ederdim daha iyi birinin ölümüne sebep olmak kötü ama beş kişinin ölümünü izlemek daha kötü ...
      *O bir kişinin yüzünü görmediysem kesinlikle değiştirmezdim, bir tanıdık olabilir sonuçta. Onun dışında müdahale eder miydim bilemiyorum. Sonuçta doğa kanunu kader vs oynamamak lazım.
      *Rayları tekrar tekrar değiştirir trene balans yaptırırdım, ve tren devrilirdi. Tren devrildiğinde de içinde bulunan 1000'e yakın insanı öldürmüş olurdum ve mutlu son. Sonra rayları tekrar tekrar değiştirip kalan 6 kişinin ayaklarını parçalamaya çalışırdım.
      *yönünü değiştirmez tren geçtikten sonra kalan tek kişiyide ben öldürürdüm
      *belki trenin icindeki yolcu olasılgınıda duşunmek gerekli..
      *eğer kı kısının trenın yönünü değıstırmeye yetkısı varsa trenı durdurmaya da vardır. Tren durursa kımsede ölmemış olur
      *raylardan görevli olan ben isem rayları değiştirirdim , ama görevli değilsem kimsenin kaderine müdahale edemem,,, db
      *Ne 5 kisinin ölümüne göz yumabilirim ne de bir kişiyi feda edebilirim bu benim hakkım değil. Trenin rotasını değiştirir 5 kişiyi kurtarırım diğer bir kisiyi de kendi hayatım pahasına olsun raydan çıkartmaya çalışırım böylelikle hem vicdan azabı çekmem hem de 6 kisinin hayatını kurtarmış olurum. Ölsem bile büyük bir sevap kazanmış oldum zaten gam yemem.
      *kimsenin kaçma durumu yoksa treni durdurmak lazım. sonucta böyle bir şans var! yok eger frenleri de tutmicaksa o zaman trendkilerinde hayatı tehlikede ki bu noktada kimseye sebep olmamak lazım!

      Sil
    10. (Sayfa 4)

      *genemi kahraman olmak bana kaldı der geçerdim 5 kişiyi kurtarır var gücümle bir kişıye koşardım ulaşamazsamda kendimi trenin önüne atardım yapardım bişey o tren duracak o kadar
      *tren yolcu treni ise ve yonunu degistrdigin de trene zarar verecekse degistirmem su acidan bakarsak herkes birgun olecek onun icin beenim buna mudahale.etmem dogru olmaz
      *O beşini öldürdükten sonra rayı değiştiririm o bir kişiyi öldürür böylece kimseye haksızlık olmaz
      *50 yıllık hayatımda gördüğüm en uçuk ikilem. en iyisi tren gelirken kumandaya basıp muhteşem yüzyıl'ı zaplamak

      Her ne kadar kişiler kendine has esprilerini belirterek düşüncelerini paylaşmışlar ve ben yanlış gruplamadıysam, birinci gruptakilerin, deneycinin verdiği kurala uyarak yani herhangi bir kural veya benzeri bir düşünce üretmeden kararlarını açıklamışlardır. Yani, Deneycinin ve deneyin kurallarına uymuşlardır. Deneycinin de istediği sadece ve sadece budur. Buna karşılık, ikinci gruptakiler ise, deneycinin kurallarına uymamışlar, zor durumdan “kaçınmak” için kendi koşullarını deneye ithal etmişlerdir. Dolayısıyla, bu ve benzer deneylerin amacı, deneyde verilen koşullardan başkaca hiçbir koşul ilave etmeden ve çıkartmadan deney için cevap vermektir. Aksi halde, herkes kendisine göre bir koşul üretir ve cevap verirse standart nasıl sağlanır öğle değil mi? Çünkü bu tür deney ile, nasıl soralım ki istediğimiz sonucu alalım şeklindeki bir deney değil nihayetinde. Sadece kitlenin var olan bilgi, algı, eğilimleri ile koşulları belli olan bir durumda nasıl davranacağıdır. Kimse, verdiği cevaba bakarak, neden öyle söyledin, yanlış söyledin, öyle değil de böyle söyleseydin daha iyi olurdu diye bir söylem ile karşılaşmayacağından emin, iki şıktan birine cevap verecektir.

      Dolayısıyla kolu çekmek için yetkiniz var mı yok mu diye bir koşulu, deneyci alternatif bir düşünce olarak ilave etmediği için böyle bir düşünceyi deneyin içine katmıyoruz. Varsayalım ki üniversite sınavına girdiniz ve sorular önünüzce, bir soruyu anlamadınız. Dönüp de sınav gözetmenine, soryu anlamadığınızı sorma şansınız da yok. Ne yapacaksınız? Mantığınıza ters gelse de o koşulları kullanacaksınız Ya soruya cevap vereceksiniz (kolu çekeceksiniz) ya da tereddüt ettiğiniz için (kanunlar, cezalandırma, avukat) kolu çekmeyeceksiniz. Başka şansınız var mı? Ancak sınavdan çıktıktan sonra yorumunuzu nasıl isterseniz yapınız. Ama ya çekecek ya çekmeyeceksiniz. Koşullar bu kadar
      Tekrar etmek gerekirse, temel faktör şu. Elinizdeki mevcut koşullara göre, kimseye danışma şansı olmadığı, dar zamanda hatta belirsizlik ortamında var olan koşullarla ne yapacağınız veya ne yapmayacağınızdır.

      Sil
    11. (SAyfa 5)

      Tren deneyinin ikinci senaryosunda çok önemli bir faktörü sanırım göz ardı ederek, hem birinci hem de ikinci senaryoyu aynı değerler altında karar verdiğinizi düşünüyorsunuz. Dikkat ederseniz, singulat korteksi arızalı kişilerin verdiği kararlar daha farklı. Buradan da, singulat korteksi hasar almamış kişilerin verdiği kararı, birincide olduğu gibi salt düşünen beyinleri ile almadığı, singulat korteks denen yerleri ile alındığını apaçık ifade edilmeye çalışılıyor. Sizin atladığınız yer burası. Yani hayatımızdaki her kararı, fizik problemi çözer gibi karar veren bir beynimiz olmadığını söylemek istiyorum. Umarım anlatabilmişimdir. Ayrıca bu singulat korteksi hasarlı kişiler için de halk lisanı ile deli filan da değiller. Daha açık söylemek gerekirse bu kişiler mental bozukluk niyetine DSM-IV (Diagnostic and Statictical Manual of Mental Disorders) Ruhsal bozuklukların tanısal ve İstatiksel Elkitabı) manualine girmiyorlar. Bu ifade ile, aldığımız kararların hepsini düşünen aklımızla almadığımızı göstermek içindir.

      Şimdi sizin bir sözünüzü buraya alıntılayalım. Ve biraz daha akla yakın bir iki bir şey söyleyelim. Şöyle demişsiniz

      “Deneyler değişik inançtan, kültürden, ülkelerden eğitimli katılımcılarla oluşmuş geniş bir denek grubuna yapılmış olsa da bu insanların bilgi seviyesinden emin olamazsınız. Bir kararı vermeden önce, aldığımız karar sonrası başımız nasıl bir belaya bulaşır diye düşünürüz.”

      Sizi, daha kolay karar verdirmek üzere örneği biraz daraltalım. Bu 300 bin kişinin arasından IQ’ları ortalamanın üzerinde olanları, davranışları da psikolog ve psikiyatr nezdinde denetlenmiş ve varsayalım ki artık sağduyulu olduğundan kesinlikle emin, kanunu nizamı, hukuku, saygısı, sevgisi hepsi yerinde olan, diğer bir ifade ile sizin ortaya koyduğunuz kriterlerin yerine geldiği ve artık başkaca da bir şey söyleyemeyeceğimiz on beş bin kişi elenerek çıkmış olsun. Ve birinci senaryoda kolu çekenlerin oranı da %95 olsun. Buna göre kolu çekmeyenlerin oranı % 5 ve sayısal olarak da 300.000x0,05=15.000 olur. Şimdi elimizde iki adet 15.000 kişiden oluşan bir kitle var. (Psikolog denetiminden geçen 15.000 kişi ile kolu çekmeyen 15.000 kişinin eşit olmasını bilerek seçtim ki sezgisel de olsa hesap yapıp düşünürken kolay olsun).

      Bir tanesi, elemelerden geçen ve artık verdiği kararlardan dolayı bahanemizin olmadığı bir kitle, diğeri ise, 300.000 kişiden kolu hiçbir şekilde çekmeyen bir kitle. Ancak bilinen bir şey var ki, bu iki kitlenin arakesiti var. Yani, her şeyi ile aklı başında olan 15.000 kişinin içinde, kolu çekmeyenler de var demektir bu. Bilirsiniz istatistikte “örneklem teorisi” vardır. Şimdi bu teoriye göre size sormak isterim. Zeka, sağduyu, psikolog ve psikiyatr denetiminden geçen bu 15.000 kişi ile kolu çekmeyen 15.000 kişinin hepsinin aynı kişiler olma ihtimali nedir? Kabaca böyle bir hesabı yapmak isterseniz 300.000’in 15.000 li kombinasyonudur. Peki bunun anlamı nedir? Bunun anlamı, psikologların denetiminden geçen ve zekası ortalamanın üzerinde olan ve , kendi verdiği karardan emin olan 15.000 kişinin hiç birinin kolu çekmeyeceği anlamı çıkar. Sizce yukarıdaki hesabın sonucu olarak ne çıkar dersiniz? Kaldı ki bırakın 300.000 içindeki 15.000in kombinasyonunu yapmak bir kenara, 300 kişi ile 15 kişinin kombinasyonunu yaptığınızda bile ne kadar büyük bir sayı yani son derece düşük bir ihtimal çıkacaktır. Hatta isterseniz, Bu 15.000 kişilik grubun hiçbirinin kolu çekmediğine dair hesap yapmak yerine, yarısının çektiği ve yarısının çekmediği şeklinde bir hesap yaptığınızı varsaysak elde edeceğiniz ihtimal son derece düşük çıkacaktır. Peki bu işlemleri buraya yazmakla ne demek istiyorum?

      Sil
    12. (Sayfa 6)

      Öncelikle elimde net bir ana kitle sonucu var. Nedir? Birinci deneyde kolu çekenlerin oranın %95 olduğu. Bunu değiştirebilir miyiz? Hayır. Artık bu 300 bin kişi içinden rastgele, hangi miktarda örnekleme yaparsam yapayım, bu oran benim karşıma çıkacaktır. Şu halde siz, bu 300.000 kişiden yukarıdaki hesaba göre aklı başında, kanun nizamı sizden benden daha iyi bilen ve başına neler geleceğini çok iyi idrak eden ve hatta kağıt üzerinde bile olsa bu 15.000 kişinin içinde kolu çekmeyecek ve en iyi ihtimalle 1000 kişi bulacaksınız demektir. Diğer bir ifade ile 14.000 kişi kolu çekecektir. Sanırım, matematik anlamda da ve kağıt üzerinde de olsa ve sizin kurallarınızla da olsa bir şeyleri biraz açıklığa kavuşturmuş olduğumu düşünüyorum. O halde tekrarlayacak olursam, sizin kriterlerinize göre seçilmiş 15.000 kişi içinde kolu çekmeyeceklerin oranı kabaca ana kitledeki orana uygun olacaktır. Eğer siz, bu aklı başında kitlenin içindeki kolu çekmeyeceklerin sayısını artırmaya çalışırsanız bunun giderek düşen bir olasılık olduğunu göreceksiniz. Özetle, aklı başında bir kitlenin 300.000 kişiden seçilen 15.000 kişinin oluşturduğu kitle içindeki dağılımı, ana kitle oranına uygun kalacaktır. Sanırım, artık bunca hesaptan sonra, bu seçilmiş ve her şeyiyle aklı başında dediğimiz kişilerin, sizinle, aynı düşüncede olmasını beklemiyorsunuzdur umarım.
      Nihayetinde bu deney, kağıt üzerinde ve değil, insanların aldığı kararların salt özgür iradeleri ile almadığını, duruma göre beynin özgür irade dediğimiz alanı ile (alın lobu) yerine göre de özgür irademizle aldığımızı “sandığımız” singulat korteks veya beynin irade harici mekanizmaları ile aldığımızı(!) anlatmak istiyor.

      Yine bildiğinizi düşündüğüm, yapılmış bir deneye örnek vereyim.
      ABD, 600 insanın ölümüne yol açması beklenen görülmedik bir Asya salgınına hazırlanmaktadır. Salgınla başa çıkmak için, iki farklı program öneriliyor. Programların sonuçlarına ilişkin, kesin olarak yapılan hesapların şöyle olduğunu varsayalım. Eğer A programı benimsenirse 200 insan kurtarılacaktır. B programı benimsenirse üçte bir olasılıkla 600 insan kurtarılacak, üçte iki olasılıkla da hiç kimse kurtarılmayacaktır. Bu soru çok sayıda bilimciye sorulduğunda % 72’si A seçeneğini yani güvenli seçeneği seçerken, %28’i B seçeneğini yani riskli seçeneği tercih etmişti. Başka bir deyişle doktorlar, herkesin ölmesi riskini almaktansa kesinlikle belli sayıda insanları kurtarmayı tercih etmişlerdi.
      Bir de şu senaryoya bakalım.
      ABD, 600 insanın ölümüne yol açması beklenen görülmedik bir Asya salgınına hazırlanıyor. Salgınla başa çıkmak için iki farklı program öneriliyor. Programların sonuçlarına ilişkin, kesin bilimsel hesapların şöyle olduğu varsayılıyor. C programı benimsendiği takdirde 400 insan ölecektir. D programı benimsendiği takdirde ise üçte bir olasılıkla hiç kimse ölmeyecek, üçte iki olasılıkla da 600 insan ölecektir. Siz olsaydınız hangi programı seçerdiniz.
      Senaryo, hayatta kalanlar üzerinden değil de, ölenler üzerinden tarif edildiğinde doktorlar önceki kararlarını değiştirmişlerdi. Yalnızca %22’si C seçeneğini tercih etmiş, % 78’i ise D seçeneğini tercih etmişlerdi.


      Sil
    13. (Sayfa 7)

      Her iki senaryoya baktığınızda, aslında birinci senaryonun gerek A gerek se B sonuçları ile, ikinci senaryonun gerek C ve gerekse D sonuçlarının aynı olduğunu yani hangi senaryonun hangi şıkkını seçerseniz seçin, aynı miktar insan ölecek ve aynı miktar insan hayatta kalacaktır. Peki bu deney kimler üzerine yapılmış? Doktorlar. Doktorlar kim? Bu işin uzmanları. Demek ki önemli olan sizin bahsettiğiniz gibi hukuk, kanun, avukat veya yakınının sizi savcılığa vermesi değil, hayata bakıştaki algılayıştır. Eh bundan da güzel bir örnek olmaz diye düşünüyorum. Tabii ki, Tren olayı ile ilişkisini burada ifade etmeme gerek yok sanırım.
      Şu halde artık elimizde şu bilgiler var.
      1-Tren olayının birinci senaryosunda alın lobumuz olan prefrontal korteks ile karar veriyoruz. Alın lobumuz bizim irademiz yani özgür irademizin olduğu alan. 2+2=4 dedirten yer burası
      2-Tren olayını ikinci senaryosundaki kararımızın temel etmeni singulat korteks.(Limbik sistem) Yani burası ne derse onu yapıyoruz. Şu halde bu kısım için özgür iradeden pek söz edilemez. Bu kısmın aldığı kararlar için, olsa olsa, bu kararı neden aldığımıza dair bir yığın gerekçe gösterir kendimizi haklı çıkarmaya çalışırız. Buna rasyonalizasyon denir. Bu kısım bize 2+2=4 dedirtmez.
      3-Sizin, tren senaryosunun birinci kısmında kolu çeken bu kişilerin, aklı başında olup, bir sürü elemeden geçirip de “suçlanacağını bilmediği için veya mahkemeye verileceğini bilmediği için kolu çekiyor” diyemeyeceğimiz sağduyulu 15.000 kişiyi seçtik.
      4-Bu 15.000 aklı başında insanların içinde, ne yaparsanız yapın, kolu çekecek büyük bir çoğunluğun olduğunu gösterdik
      5-Deneycinin koyduğu kuralın dışında başkaca hiçbir kural ithal veya ihraç etmeden deneye katıldık
      6-Beynin hangi alanlarının hangi kararları aldığını fMRI denen cihazla biliyoruz.

      Şimdi, yukarıdaki bilgiler ışığındaki yazılarınızdan alıntıladığım düşüncelerinizi cevaplamaya çalışayım
      Şöyle demişsiniz.

      “Siz kendiniz ikinci seçenekte (adamı köprüden atma) kararın verilmesinde cezalandırılma etkisinin bir faktör olduğunu belirtiyorsunuz. Ben de diyorum ki birinci seçenekte de bu ihtimal var fakat ikinci seçenekteki kadar net değil ikiciseçenekte deneklerin kararında cezalandırılma faktörünün etkisi daha fazla çünkü büyük çoğunluk rızası dışında birini köprüden atmanın iyi bir amaç için bile olsa onları yasalar karşısında şuçlu duruma düşürüceğini bilir. İnsanlar birinci tren senaryosunda verdikleri karar sonrası ikinci tren senaryosundaki gibi suçlu duruma düşüp cezalandırılabileceklerini bilmiyor olabilirler”.
      Yukarıdaki cümlelerinize cevap olarak artık rahatlıkla diyebiliriz ki, birinci seçenek için beyin düşünen beyin ile (faydacı) karar alırken, ikincisindeki kararı için singulat korteksin zorlaması ile karar alıyor. Daha doğrusu karar almıyor aldırılıyoruz. İşte onun içindir ki, singulat korteks ve benzeri yerler bizim vicdanımızı oluşturan yerlerden bir yerdir. Onun içindir ki, ikinci deneyde adamı atarken suç unsuru veya cinayet gibi hissiyatımız fazladır. Çünkü, bu kısım bizim entelektüel bilgimizim ve irademizin dışındadır. İkinci kısımdaki suç unsurunun belirgin olması son derece makuldür çünkü bizi duygusal olarak rahatsız eder. Aslında, adamı ittirmenin birinciye göre daha net gibi görünmesinin sebebi, mantıksal olduğu için değil, vicdansal olduğu, ahlaksal olduğu için, sizi zorladığı içindir. Dolayısıyla bu netlik, sizin mantığınızın bir netliği değildir. Duygusal olarak, özgür düşüncenizin esareti altında olduğunuz içindir. Onun içindir ki singulat korteksi bizim özgür irademiz ile karar almamıza yardımcı olan yerlerin içinde bir yer değildir. Çok kötü bir benzetme olacak ama aslında nasıl ki içgüdülerimiz aklımızın bir eseri değilse (karnımızın acıkması) singulat korteks de duygusal içgüdü gibi davranarak sizi o davranışa zorlamaktadır. İşte sizin net dediğiniz algı buradan gelmektedir.

      Sil
    14. (Sayfa 8)

      Onun içindir ki, matematik ve mantıksal şeylerin yani muhakeme gibi fonksiyonları düşünen beynimiz yani alın lobumuz ile yaparken, singulat korteks denen yer ile matematik işlem yapamayız. Onun içindir ki, anneler, çocuklarını özgür iradeleri ile değil annelik içgüdüsü ile doğururlar. Eğer siz, her kadından oksitosin denen hormonu çeker alırsanız, o kadına çocuk doğurtamazsınız. Nasıl ki, yakın zamanda, tecavüz eden kişilere, erkeklik hormonunu inhibe edecek karşı hormon verildiğinde, kişide cinsel istek kalmayacaksa, annenin de çocuk doğurmama isteği benzer şekilde bu tür mekanizmalardan kaynaklanır. Dolayısıyla, ikincide alınan karar, özgür iradenin bir kararı değildir.
      Artık, yine yukarıdaki cümlenizin sonundaki “…suçlu duruma düşüp cezalandırılabileceklerini bilmiyor olabilirler” diyemeyiz. Neden, çünkü size en aklı başında bir 15.000 kişi ile de aynı sonucu alacağımızı matematik olarak gösterdiğimizi sanırım kabul edersiniz.

      “Sonuç olarak sahip olduğumuz bilgiler verdiğimiz kararı etkileyeceğinden ve deneyi yapanlar deneklerin her iki senaryoda alacakları ceza ile ilgili nasıl bir bilgiye sahip olduklarını bilmediklerinden iki testi karşılaştırıp nasıl güvenilir bir sonuca varmayı umuyorlar anlamıyorum.”

      Yukarıdaki cümlelerinize cevap olarak yine aynı şeyleri cevap olarak söylemek uygun olacaktır. Kaldı ki, bu kişiler ortaya bir deney koyarken, elde edecekleri sonuçlara karşılık “bilimsel” olarak gelebilecek itirazları önleyecek şekilde çalışmalar yaparlar. Bilindiği üzere bu tür çalışmalar yapılırken sadece aritmetik oranları kullanıp bir sonuca ulaşmıyor; faktör analizi, anova, kovaryans, F-testi gibi tekniklerden yararlanıyorlar. Eğer özellikle, üniversitelerin sosyal psikoloji, eğitim bilimleri ve benzer fakültelerine giderseniz, bitirme tezlerinde bu tür tekniklerin kullanıldığını zaten biliyor olmalısınız. (Ben, akademisyen arkadaşım vasıtasıyla bolca gördüğümü de söyleyeyim bu arada).

      Kaldı ki, Amerika’dan çıkıp da ülkemize kadar gelen, Dünya’ya yayılan böyle bir düşünce ile sosyal psikoloji dalında tezlerini yayınlarlarken işin içinde “rezil” olmak ve kariyerlerini kaybetmek var. Dolayısıyla, siz olsaydınız böyle deneylerin sonuçlarını başka meslek grupları tarafından nasıl karşılanacağını düşünerek yayınlamış olmaları sizce de makul değil midir?

      Yayınlanan bu tür yapay deneylerin elbette ki eleştirel tarafları vardır. Ancak, bu tür deneylerin tespit ettiği ana faktörler bir o kadar önemlidir. Eleştiriler, bu faktörlerin alt parametreleri ile ilgili olacaktır. Gelecek eleştirilere göre deneye ait algılarda düzeltmeler yapılacaktır. Ancak, beynin neresinin neyi düşündüğü konusu fMRI ile de deney oranları ile belirlenen ana faktör ortadadır. Karl Popper’in yaptığı gibi, deneyi olabildiğince “yanlışlama” yoluna istediğiniz ölçekte gidebilirsiniz.

      “Benim önerdiğim şekilde alacakları karar sonrası karşılaşacakları ceza ile ilgili net bir bilgi deneklere verilmediği sürece testin sonuçlarını mantıklı bir şekilde yorumlamak pek mümkün değil gibi duruyor. Çünkü birinci senaryoda denek cezalandırılma ihtimalini bile bile kolu oynatıyorsa kişiliği hakkında farklı yorum, cezalandırılacağını bilmeden oynatıyorsa farklı yorum yapmayı gerektirir. “

      Yine burada da söylediğinize karşılık olarak bunca kişinin “kişiliği” için bir yorum şansı kalmıyor. Çünkü, bunu hem, buradaki istatistiği örnekleme ile daraltarak, en aklı başında insanlarla denediğimizde aynı sonucun çıkacağını sanırım tekrar etmekte yarar var. Size garip gelir mi bilmiyorum ama, hani siz ceza üzerine fazlaca durduğunuz için söylemek isterim, ola ki bu 300.000 kişiden hukukçuları bile seçsek aynı orana yakın sonuçlar elde edilir. Doktorlara kendi mesleki deneyimleri ile karar alma olayının sunulduğu hastalık deneyini hatırlayınız. Demek ki bu mesleki bir olay değil)

      Sil
    15. (Sayfa 9)

      “Her denek için, verdiği karar sonrası cezalandırılma bilgisini eşitlemediğiniz sürece sevdiği yada sevmediği insanları deneye dahil etseniz de evet karar verme sürecini zorlaştırırsınız ama yine reel bir sonuca ulaşamazsınız.”

      İfadenizi de artık kendi gerçekliği içinde daha makul olarak cevaplandığını düşünebilir miyiz?

      “Sonuç olarak her iki tren senaryosunda da deneklerin verdikleri karar sonrası karşılaşacakları yasal suçlamayla ilgili sahip oldukları bilgi (ki bu bilginin verilen kararı kesinlikle etkileyeceği kanısındayım) bilinmemekte.”

      Bu düşüncenize cevap olarak da, işi uzmanına kadar götürdük artık bilinmemek diye bir şeyden bahsedemeyiz desem bana katılır mısınız? Bir şehir oluşturacak kadar bir sayı olan 300.000 kişiden sanırım, sırf bizim düşüncemize uymuyor ve deneye uygun cevap vermiyor demek pek makul olmasa gerek.

      “Ben ikinci senaryoda yasal suçlamayla karşılaşacağının bilinmesi ihtimali daha yüksek ve o sebeple insanlar adamı köprüden atmıyorlar. Birinci senaryoda ise cezalandırılacaklarını düşünemedikleri için kolu çekiyorlar dediğimde ne deneyi yapanlar nede siz hayır sebep bu değil diyemezsiniz. “

      Bu cümlenize de verilecek cevap yukarıdakilerinin aynı olacaktır. Birinci deneyde de, ikinci deneyde de aynı insanlar, aynı bilgiye sahip olarak kolu çekiyor veya çekmiyor; adamı ittiriyor veya ittirmiyor. Kaldı ki, “cezalandırılmadıklarını düşünemedikleri için” ifadesini de artık kullanamayız. Çünkü, iki nedenden dolayı kullanamayız. Birincisi, tren deneyi hukukçulara da yaptırılsa aynı sonucu alacaksınız. Neden, çünkü, örnekleme olarak baktığınızda, (haydi sizi kırmamak için hukukçuların, kolu çekmeme oranını biraz daha düşürelim) bunun entelektüel bilgilerimizle kanun veya hukuk bilmekle bir ilişkisi çok fazla değildir. Kaldı ki, 300 bin kişiden 15 bin kişiye indirdiğimiz örneğimize baktığınızda artık denebilecek bir mazeret kalmadığının hakkını teslim etmek gerekir. Öyle değil mi? Ve yine doktorlar ile yapılan ve sadece bir ikisini paylaştığım yüzlerce deney, her şeyin düz mantıkla düşünüldüğü gibi olduğunu göstermiyor olduğuna siz de katılacaksınız.

      İkinci sebep olarak da yukarıda açıklandığı üzere, tren olayındaki birinci senaryoda beynin farklı kısmı ile karar alırken, adam ittirmede başka kısmı ile karar almıyoruz peki ne yapıyoruz? Karar aldırtılıyoruz. Aradaki önemli fark bu.

      “Gerçek anlamda deneklerin vicdan ahlak muhasebesini sorgulamak istiyorsanız, deneyleri, her iki tren senaryosu için verdiğiniz kararı sizden başkası hiç bir şekilde bilmeyecek şeklinde denekleri yönlendirdikten sonra yaparsınız.”

      Varsayalım ki, dediğiniz gibi, deneklerin vereceği kararı, sadece deneyi yapan kişinin bildiğini düşünelim. Birinci senaryo için güttüğümüz düşünce olarak neyin değişebileceğini umuyor olabilriz? Birinci senaryoda katılımcıların büyük bir çoğunluğu zaten “kolu çekeceklerini” söylüyorlar. Öyle değil mi? Eğer, deneye katılanlar, aldığı kararı herkesin duyduğu bir ortamda iken “kolu çekeceğini” söylüyorsa, bunu kimseden çekinmeden serbestçe söylüyor demektir. Diğer bir ifade ile, sadece deneyi yapan kişiye söyledikleri zaman, kolu çekenler, “kolu çekmem” diye düşüncelerini değiştirler mi? Çünkü insan, utanacak ve çekinecek bir şeyi varsa gizli yapar. Kaldı ki, burada, ulu orta “kolu” çekerim diyebilen bir kişi, deneyciye gizli söylediğinde neden dolayı “kolu çekmezdim” desin ki? Öyle değil mi?

      Sil
    16. (Sayfa 10)


      “Ceza faktörünü kesin bir şekilde ortadan kaldırmadığınız sürece insanların ahlakı konusunda yapılan testler doğru netice vermez.”

      Yine burada da sadece uzman kişiler üzerinden tren deneyini değerlendirdiğimizi düşünürsek, aklı başında bu kişiler için aldığı karara bakarak, cezanın kaldırılıp kaldırılmadığı kolu çekerlerse yükümlülüklerinin ne olacağını bilemeyeceğini söyleyemeyiz. Çünkü örneklem olarak aklı başında kişilerle yaptığımızda da benzer bir sonuç alacağımızı söylemiştir. Neden, Çünkü, ana kitlenin oranı, örnekleme de yansıyacaktır. Örneklemdeki ana kitle oranı ne kadar saparsa, böyle bir örneklemin ana kitle içinden seçilme ihtimali giderek küçülür. Sırf bizim düşüncemize uysun diye bir örneklem seçmek doğru olmaz. Bir başka neden de, yukarıda elde ettiğimiz temel sonuçlarda, deneycinin koyduğu koşullarla götürmekti.

      Şimdi şöyle düşünelim. Varsayalım ki, uzmanlara ahlaki testler(!) hazırlatıp 1000 kişilik yetişkin bir gruba ahlaki testler (!) uygulatmayı düşünüyorsunuz. Eğer siz, test yapmadan evvel, neyin ahlaki neyin ceza içeren olduğunu söylerseniz, o test sizce sağlıklı olur mu? Amaç, o kişinin, o zaman kadar ahlak anlamında neyi nasıl anladığını ölçmek mi, yoksa testler sizin istediğiniz gibi çıksın diye, aslında adamın ahlak yapısına uymayan ama sizi hoşnut eden cevaplar vermesini mi beklemek. Varsayın ki, bu 1000 kişiye sizin ahlak anlayışınızı anlattınız (öğrettiniz demiyorum) kaçı, kendi ahlak anlayışından vazgeçip de sizinkini kabul edecektir? Zaten onun içindir ki, Dünyada kişi sayısı kadar kişilik vardır denir. Kaldı ki, bu tür testler, kişinin hiç haberi olmadan yapılır. Eğer siz, 1000 kişi üzerinde depresyon ilacı deneyecekseniz, başka bir 1000 kişilik kontrol grubuna da plasebo verecekseniz. Plasebo verdiğinizi söyler misiniz? O zaman ilacın gerçekten tesir mi ettiğini yoksa psikolojik mi olduğunu nasıl anlarsınız? Şu halde bu tür deneylerde hele ahlaka dayalı ve kişiliğinin bir parçası olmuş konularda bilgi verilmez. Bu bir anlamda, bir arkadaşınızın size bir konu hakkındaki soru sorması ile göstereceğiniz davranış ile, ola ki bir TV nin kamerası gelse de onun karşısında aynı soruya vereceğiniz cevap için takındığınız vücut dili ve diğer yaklaşımlarda gösterdiğiniz fark gibidir. Yani doğal süreç yok olur.

      Bakınız, yukarıda diğer sitelerdeki tren ikilemi konusundaki yorum yazanlardan biri aşağıdaki gibi bir soru sormuş. Ben de aynı soruyu hiç bozmadan size yöneltiyorum. Şöyle demiş kişi:

      “Bir kişinin ölmesi ile çok kişinin ölmesi arasında bir fark yoktur. belki 5 kişi öldüğünde acı daha çok yüreğe düşecektir ama bunu rakamlara dökmek acıyı rakamlara dökmek ne kadar doğru olur? Ben müdahalede bulunmazdım...Peki bu 5 kişi 5 milyon kişiye 1 kişi olsa ne olurdu? Sanırım o zaman değiştirirdim? Bu da benim çelişkim oluyor”

      Ben de soruyu şu şekilde değiştireyim, sadece ve sadece sisin düşüncelerinizi ve prensiplerinizi dikkate alarak (cezalandırılma, avukat, raydaki tek kişinin yakının sizi mahkemeye vermesi, kolu çekmeye yetkili olmayışınız vb kriterlerinizi kastediyorum) birinci senaryoda rayların üzerinde beş kişi değil de 6 kişi , 7 kişi , 15 kişi, 50 kişi 100 kişi veya kaç kişi olduğunda elinizin hemen altındaki kolu çekerek, rayın üzerindeki onca kişinin hayatını kurtarıp, diğer rayın üzerindeki tek kişiyi feda ederdiniz? Ne dersiniz? Kolu hala çekmezseniz bu defa kolu çekmeyen kişinin kişilik konusunda sizin yaptığınız sorgulama gündeme gelir. Eğer belli bir sayıdan sonra çekerseniz bunu neye göre karar veriyorsunuz? Gördüğünüz gibi, tabii ki ne düşündüğünüzü bilmediğim için, artık, kanun , nizam veya benzeri prensiplerin nereye kadar ayakta duracağı da ayrı bir konu.

      Sil
    17. (Sayfa 11)

      Şimdi ben size tekrar sorayım.
      Tren probleminin sadece birinci senaryosunun koşullarını değiştirerek bir başka senaryo üretelim.
      Bu senaryoda “siz” olarak ifade etmeye çalıştığım, sembolik bir kişidir. Yani sizinle bir ilgisi yoktur. Ancak, bu kişinin yerinde biz olsaydık ne yapardık diye sormak isterim. Ancak bu cevabı verirken, kendimizi olabildiğince o kişin yerine koyalım. Çünkü o zaman, daha anlamlı olacaktır.

      Senaryo Koşulları.
      1-Kontrolsüz vagon, beş kişinin olduğu raydakilerin üzerine gitmektedir. Bu beş kişi sizin öz be öz çocuklarınızdır. Kolu çekmezseniz mutlaka ölçekler. (Mutlaka dedikten sonra, artık, başka alternatif üretemezsiniz demektir)
      2-Diğer rayda da sizin öz be öz bir çocuğunuz vardır.
      3-Kolu çekme yetkiniz yok. Kolu çekerseniz ceza alacaksınız. Cezanın karşılığı da idam.
      4-Treni fark ettiğiniz anda, karar vermeniz için bir dakika vaktiniz var. Bu zaman içinde hiç ama hiç kimseden ne bir yardım, ne bir fikir danışma veya benzeri hiçbir fiziki, insani desteğiniz yok.
      5-Bu deneyi, ister kâğıt üzerinde düşünebilirsiniz, ister gerçek hayatta. Ne isterseniz öyle olsun.
      6-Yukarıdaki koşullara ilave olarak başka hiçbir ama hiçbir koşul ekleme fırsatı olmayacaktır. Bu deneyde ne kadar belirsizlik varsa üstesinden gelecek ve karar verecek yegâne kişisiniz (Bir dakika içinde).
      Bu senaryoda görülüyor ki, sizin daha evvel engel olarak koyduğunuz ölecek kişilerin yakını biziz, avukat tutacak olan biziz, ceza alacak biziz. Ve karar vermek durumunda olan bizi..

      Şimdi soruyorum. Başka hiç ama hiçbir koşulu ekleyemediğiniz bu problemdeki kararınız ne olurdu?
      Vereceğiniz kararlardan biri olarak “saçma” deyip problemi bir daha düşünmemek üzere kenara atmaktır. Diğeri ise bunca muhakemeden sonra sizin vereceğiniz karardır.
      Bu arada, kağıt üzerinde olmayan ve 1912 de batan Titanic’ten denize dökülen ve tıka basa insanların dolduğu filikalardan sorumlu olan kişilerin, filikalar batmasın diye, filikaların kenarına tutunan ve filikalara çıkmaya çalışanların ellerine küreklerle vurulan kişileri düşündüğümüzde, kağıt üzerinde olmayan bu tür deneyleri yaşamıyor olmamız ayrı bir şans.

      Saygılarımla.

      Sil
    18. Sn. Erol,

      Fikirlerime değer vererek böyle uzun bir cevap yazma zahmetine girdiğiniz için saygılarımı ve teşekkürlerimi sunarım. (her ne kadar diğer başlıktaki yorumuma karşın sorduğunuz iki soruyu zekama ve bilgi birikimime hakaret olarak algılasam da)

      1- ben tren ikileminde her iki senaryo neticesinde alınan cevapların yanlış olduğuna dair bir beyanda bulunmadım. Sadece cevapların doğru bir şekilde yorumlanmasında sıkıntı yaşanabileceğini ifade ettim.

      İlk senaryoda büyük çoğunluk kolu çekerim cevabı verdiyse sonuç budur. İkinci senaryoda çoğunluk adamı atmam diyorsa sonuç budur. Fakat her iki senaryo için deneklerin bu kararları hangi sebepten dolayı aldıklarını NET olarak bilmiyorsak deneklere bu soru sorulmadıysa ve farklı kategorideki insanların cevaplarındaki sapmalar istatistiksel olarak değerlendirilmediyse sonuç hakkında sağlıklı bir yorum yapamayız demek istiyorum.

      2- Benim, yazımda bu tarz testlerde insanlara öncesinde ahlakı ve/veya cezayı öğreterek onları istediğimiz sonucu almak adına yönlendirmek ile ilgili bir beyanım olmadı.
      Anlaşılması daha kolay bir örnekle ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım.
      Bir caddede elinde sigarası ile yürüyen bir denek var. Amacımız denek sigarasını bitirdiğinde izmariti ne yaptığına bakarak deneğin kişiliği hakkında bir sonuca varmak. Bu deneği kalabalık bir caddede yürütürsek ve bu denek izmariti yere değilde çöp kovasına atarsa (hatta varsayılım ki sigarayı bittirme süresini öyle bir ayarladık ki en yakın çöp kavası 100 metre gibi uzak bir mesafede olsun) nasıl bir yorum yapabiliriz. Deneyi bu şekilde kurguladığınızda bu adamın kişiliği hakkında hiç bir kesin sonuca varamazsınız. Çünkü denek gerçekten topluma saygısı olan çevreyi kirletmenin yanlış olduğunun bilincinde olan biri olduğu için 100 metre yürüyerek izmariti çöp kovasına atmış olabileceği gibi, aslında çevreyi kirletip kirletmediğini umursamayan ama izmariti yere attığını görenler tarafından ayıplanma, uyarılma riskini göze alamayacak kadar korkak olması sebebiyle 100 metre boyunca izmariti taşıyıp çöp kovasına atmış da olabilir. Yani elimizde izmaritin çöp kovasına atıldığı sonucu vardır ve bu doğrudur. Ama adamın kişiliği ile ilgili bir sonuç elimizde yoktur. Yani amaca göre bu deney boşa gitmiştir.
      Aynı deneyi, denek tamamen boş bir sokakta her hangi biri tarafından görülmeyeceğinin garantisi altında yürürken yapsaydık ve denek yine izmariti 100 metre yürüyüp çöp kovasına atsaydı siz o zaman yüksek ihtimalle deneğin çevreye duyarlı bir kişi olduğu sonucuna, yere atması durumunda ise çevreyi umursamadığı sonucuna varmaz mıydınız? ben varırdım.
      İşte sizin deney sonuçlarına müdahale olarak anladığınız ama aslında sonuca müdahale olmayıp sonucu yorumlamamızı kolaylaştıracak şekilde deney şartlarını ayarlamaktı benim anlatmak istediğim. Umarım bu sefer başarmışımdır.

      Sil
    19. tekrar tren ikilemine dönersek;

      Demişsiniz ki;
      "Öncelikle elimde net bir ana kitle sonucu var. Nedir? Birinci deneyde kolu çekenlerin oranın %95 olduğu. Bunu değiştirebilir miyiz? Hayır. Artık bu 300 bin kişi içinden rastgele, hangi miktarda örnekleme yaparsam yapayım, bu oran benim karşıma çıkacaktır. Şu halde siz, bu 300.000 kişiden yukarıdaki hesaba göre aklı başında, kanun nizamı sizden benden daha iyi bilen ve başına neler geleceğini çok iyi idrak eden ve hatta kağıt üzerinde bile olsa bu 15.000 kişinin içinde kolu çekmeyecek ve en iyi ihtimalle 1000 kişi bulacaksınız demektir. Diğer bir ifade ile 14.000 kişi kolu çekecektir. Sanırım, matematik anlamda da ve kağıt üzerinde de olsa ve sizin kurallarınızla da olsa bir şeyleri biraz açıklığa kavuşturmuş olduğumu düşünüyorum. O halde tekrarlayacak olursam, sizin kriterlerinize göre seçilmiş 15.000 kişi içinde kolu çekmeyeceklerin oranı kabaca ana kitledeki orana uygun olacaktır. Eğer siz, bu aklı başında kitlenin içindeki kolu çekmeyeceklerin sayısını artırmaya çalışırsanız bunun giderek düşen bir olasılık olduğunu göreceksiniz. Özetle, aklı başında bir kitlenin 300.000 kişiden seçilen 15.000 kişinin oluşturduğu kitle içindeki dağılımı, ana kitle oranına uygun kalacaktır. Sanırım, artık bunca hesaptan sonra, bu seçilmiş ve her şeyiyle aklı başında dediğimiz kişilerin, sizinle, aynı düşüncede olmasını beklemiyorsunuzdur umarım."
      Ama bu olasılık hesaplarını yaparken atladığınız önemli bir etken var. Bu sebeple bu çıkarımınız tamamen gerçek dışı. Dolayısıyla bu çıkarımınızın doğruluğunu baz alarak yaptığınız açıklamalarda anlamsızlaşmakta.
      Nerede hata yaptığınızı realistik bir örnekle açıklamaya çalışacağım;
      Türkiye milletvekili seçimlerinde X partisi Türkiye genelinde %15 oy almıştır. Sizin mantığınızla Türkiye'deki illerin hepsinde bu parti %15'e yakın bir oy almak zorundadır. Ama bakıyoruz ki bu parti bir ilde %70 oy almış. Araştırıyoruz ve görüyoruz ki bu il bu partinin genel başkanının memleketi ve genel başkan buradan aday olmuş.
      Seçimlerde bu tarz sonuçlarla karşılaşıyor muyuz karşılaşıyoruz bunu inkar edemezsiniz.
      Mantık hatanız şurada başlıyor diyorsunu ki "300.000 kişi arasında rastgele 15000 kişi seçiyorsunuz" ben 300.000 kişi içinde rastgele 15000 kişi seçmiyorum seçseydim dediğiniz doğru olurdu ama ben aklı aşında kanun nizam bilen 15000 kişi seçiyorum (daha kolay anlaşılması açısından 15000 amerikalı hakimi seçiyorum - İlk yazımda Amerika'da çok büyük ihtimal suçlu bulunursunuz örneği verdiğim için)
      Bu durumda, siz ana yazınızda ikinci senaryoda adamın atılmasının yasal anlamda suç teşkil edecek olmasının farkında olunmasının kararı etkileyen faktörlerden olduğunu belirttiğinizden, ben de Amerikalı hakimlerin birinci senaryo da da kolun çekilmesi durumunda yasal anlamda suç teşkil edeceğini ikinci senaryodaki ile AYNI KESİNLİKLE bileceklerini varsaydığımdan, genele baktığımızda kolu çekmeme oranı % 5 olmasına rağmen Amerikalı hakim grubunda bu oran %80 olursa şaşırılacak bir durum yoktur ve bu ihtimal yüksektir diyorum ve ispatladığımı düşünüyorum.Genel seçim ile kıyaslamanız için; ben X partisi genel başkanının aynı zamanda aday da olduğu memleketinin halkını seçiyorum böyle bilinçli bir seçim yaptığım için genel dağılıma göre çok farklı bir yüzdeyle karşılaşıyorum (%15 - %70). Yani sizin sayısal örneklemenizden devam edersek 15000 amerikalı hakimin 12000'i kolu çekmemiş olabilir ve bu ihtimal sizin dediğiniz gibi çok düşük olmayıp yüksek bir ihtimaldir. Çünkü ikinci seçenekte adamı ittiğinizde yasalar karşısında suçlu duruma düşecek olmanızın farkıdalığının adamı itmemek adına verilen kararı destekleyen unsurlardan biri olduğunu siz kendiniz belirtiyorsunuz.
      Ve bu ihtimalden yola çıkarak birinci senaryoya cevap veren tüm deneklere kolu çektikleri taktirde cezalandırılacakları bilgisi verilirse sonuç belki ikinci senaryodaki gibi olur ihtimalinin azımsanmayacak oranda yüksek bir ihtimal olduğunu gösterdiğimi umuyorum.

      Sil
    20. demişsiniz ki;
      "Onun içindir ki, matematik ve mantıksal şeylerin yani muhakeme gibi fonksiyonları düşünen beynimiz yani alın lobumuz ile yaparken, singulat korteks denen yer ile matematik işlem yapamayız."
      Siz ana yazınızda her ne kadar birinci senaryo için karar verirken alın lobunu, ikinci senaryoda ise singulat korteksi kullanıyoruz demiş olsanız ise;
      Her iki tren senaryosunda 300.000'i aşan sayıda deneğin hepsinin beyni, karar verme sürecinde fMRI ile taranıp beynin hangi bölgesi ile karar verdikleri tespit edildi mi? bilmiyorum. Yazınızda bu konuda net bir bilgi yok.
      Tarandıysa, birinci senaryoda tüm denekler verdikleri karardan bağımsız olarak alın lobu ile mi karar verdiler? yada ikinci senaryoda tüm denekler verdikleri karardan bağımsız olarak singulat korteks ile mi karar verdiler?
      Yoksa birinci senaryoda kolu çekmeyenler singulat korteks ile, çekenler alın lobu ile, ikinci senaryoda ise tam tersi bir durum mu söz konusu. Yada tamamen karışık bir durum mu söz konusu;
      Yazınızda bu konuda net bir bilgi yok.
      Hangi bölgenin nasıl tetiklendiği muallaktadır.
      Deneklere hangi kararı niçin verdikleri sorulup bu cevaplar kategorize edilmediği, yaş,ırk,inanç,meslek, eğitim seviyesi, ülke vb. akla gelebilecek alt kategoriler şeklinde bu sonuçlar analiz edilmediği sürece varabileceğimiz tek gerçek sonuç beynimizde karar mekanizmamızı etkileyen EN AZ 2 farklı bölge vardır olur.

      Saygılarımla,

      Sil
  14. Daha iyi bir örneklendirme yapılarak soru sorulsaydı, daha faydalı olurdu diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  15. Ben buradaki yorum yapan arkadaşlar kadar psikoleji konusunda derin bir bilgiye sahip degilim .birincide kolu cekerdim cünki makinistim ve sorumluluk sahibiyim ve secim yapmam gerekiyor o yüzden bir kisiyi beşe karsı feda edecegim beş kişinin hayatına karşilık bir kişi 1. Sorumluluk duygusu .ikincisinde ise ben sorumlu degilim insani olarak elimden birşey gelecekse eger kendimi atardim .başkasinin canina kast etmez buna hakkım olmazdı . 2. Vicdanı karardır. Zaten öyle durumlarda ya mantikla yada vicdanla karar vermek zorunda kalır insanlar sonrasında neler olacagini pek düşünmezler sahsen ben düşünmezdim . Ve vicdan hissi yaratılışdan fıtratımızda vardır. ALLAH CC ÖYLE Yaratmış insanlari.bu din ırk yada egitimle alakalı bir şey degildir diye düşünüyorum .Sorumluluk sahibi iseniz durum degisiyor . Aradaki fark bence bu

    YanıtlaSil
  16. Bu deneyde sanki kader ve Allahu tealanin varligı irdeleniyor gibi bir algıda olustu bende. İnsanlar kendileri karar veriyorsa madem neden ceza yada ödül var diyecekler ve Allahın varlıgını inkara gidecekler bir şekilde haşa. Evet insan (cüz i ihtiyariyla) kücük bir secme hakki ile var edilmiş ve akıl verilmiş düsünme yetisi verilmiş ve bazı kararları kendi aldigi için sorumludur.bu deneyde oldugu gibi secme hakkın var. Ama yinede ecel Allahın takdirindedir.ben makinisttim ve beşe karşi biri sececegimi Rabbim biliyordu ve kolu cevirdim o kişinin ölününe bu olay dolayisiyla ben sebeb oldum . Yok cevirmeme kararı verdim yine biliyordu beş kişinin vakti gelmisti ve yine ben sebeb oldum dolayisiýla o sebebden perde önündeki sorumlu benim ve ceza yada ödülü hak ediyorum. Sebebler Müsebbini gösterir.ecel geliŕ ve musebbib sebebe bağlar olayları. Sözün özü her insan kendi karar verir kücük bir secme hakkiyla deneyde oldugu gibi o yüzden de sonuclarina katlanmak zorundadır.herşeyi bir düzen üzere yaratan ve sebeblere baglayan ALLAHA HAMD OLSUN.hiç bir şey tesadufi olamaz bu deneyi yapan bilim adamlarıda denek insanlarin yaratılış fıtratindaki saf vicdan ve sorumluluk duygusuyla kisiliklerine göre cevap verdigini bir tesaduf eseri cevap vermediklerini anlamiştır umarım.Aklın vicdanın varsa sorumlusun yoksa hayvanlara ödül veya ceza vaad etmiyor Allahü teala.

    YanıtlaSil